Pazartesi, Aralık 19, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -82- " Sizi Neyiniz Var " BEN EMEKLİ OLMUŞTUM

BEN EMEKLİ OLMUŞTUM
16.10.2010
Saygın okurlarım,
Önceki yazılarıma biraz mola veriyorum şu anda yazacaklarım yazmadıklarımdan daha önemli….
Kadınlarımız; evde karı dışarıda sömürülen işçi, köyde sırtında küfe ile çalışan, karnında bizleri büyüten, karnından bebeği sırtından sopayı esirgemediğimiz, en ufak bir şeyde kartal gibi üzerimize titreyen, dövülen, yatakta karı olarak sarıldığımız, sevgililerimiz, kadınlarımız…
İşte onlara yönelik yapılan işlem türban…
Yıl 18 Mart 2008 Çanakkale’nin kurtuluş günü idi ben Hacettepe üniversitesinde çalışıyordum dostlarım, size anlatacağım olaydan yaklaşık bir yıl sonra ben mecburen emekli oldum, üzerime gelen psikolojik baskıya daha fazla direnemedim, ya bu yıllarımı verdiğim güzide eğitim merkezinden şerefimle emekli olacaktım yada bazı kişileri o zamanlar!!! Neyse geçmişte kaldı, ama olgu geçmişte kalmadı…    
O zamanlar belki şimdide bilindiği gibi YÖK kanunun 17 maddesi uyarınca Üniversitelere Türbanlı öğrenci alınması yasaktır…
2008 yıllının üniversitede kayıtların başladığı günlerde görüşüm şimdiki görüşümle aynı ve netti, etrafımızda olan olaylarla ilgilenme şansım vardı, çünkü ben güzide bir üniversitenin elemanı idim…
Hacettepe Beytepe kampusunu bilenleriniz varsa kampus içinde “Zeki” Kırtasiye denilen  bir yer vardır onun tam karşısında Kütüphane bölümü mevcuttur..   
İşte tam bu bölgede öğrenci oldukları şüpheli iki tane türbanlı bayan, öğrencilerimizi  çevirerek onlara yurt tavsiye ettikleri gözledim, ne oluyor orda diye yanlarına yaklaştım, olayı görünce yanlarından uzaklaşan öğrencilere sordum “ ne oluyor burada” dedim…
Her konuştuğum öğrenciler şunları söyledi “ hocam yurt fiyatları çok ucuz,” yanında bulan bir başka örencimde şunları ekledi “ hocam yalnız bir şatları var, oda yurda ve buraya türban takarak gelmemiz” dediler.
Bende kızdığımı beli etmeden üniversitelerde türban takmanın yasalarca engellendiğini bu tür oyunlar gelmemelerini elimden geldiğince yeni öğrencilerimize aktardım…
Aslında bunu tüm öğretim elamanlarının yapması gereken bir olgu olarak da görüyordum ama o sıralar tek o çevrede ben vardım…
Bu arda yine bir bayan öğrenci ile konuşurken bana  “ bakın hocam onunda kolayını bulmuşlar bize de önerdiler  ” diye bana yoldan geçen iki öğrenci gösterdi…
Ogün Hava çok sıcaktı…
Bu sıcak havaya rağmen üzerlerinde uzun palto olan ve birinin başında kapüşon kazak ve kafasında   kapüşon olan bir bayan öğrenci, birde aynı giyim tarzı ile dolaşan kafasında saçları görünmeyecek şekilde mavi denizci şapkasına benzeyen iki kişiyi göstererek konuşmasına devam etti “ Hocam ne yaparsanız yapın bunların kökü sağlam yine bizler olmasa da bir yolunu bulup buraya gelirler” dedi…
Evet, öğrenci arkadaşımız haklıydı bunları kökten yani bu olayı yaratan kişilerden hesap sorulması, kökten bu işi halletmek gerek, bu arada bizim köklerimizi kuvvetlendirmemiz gerek tahtakurulularını köklerimizden uzak tutmamız gerek yoksa böyle giderse toprağım taşımız onların egemenliği altına girer diye düşündüm…   
Bunun üzerine bende sözde örenci kılığındaki o iki provakatorun yanına gittim, “arkadaşlar burası bir eğitim kurumu lütfen burada siyaset yapmayı ve burayı terk edin” dedim. Çok sinirlendiğimden herhalde biraz sesim yüksek çıktı koruma görevlileri yanıma geldi, bu iki türbanlı kişi pişkin pişkin gülerek bana şu cevabı vermişlerdi, aldığım cevap aynen şu idi “ Biz burayı terk edelimde herkes komünist mi olsun”…
Dostlarım biz bunları hayata hazırlayacağız işimiz geçekten zor. Üniversiteye gelmeden önce buların kafası şöyle yıkanıyor, “ kominizim = Kemalsizim = dinsizlik”, “ türban takarak dinimiz o mukaddes saydığımız duyguları yaymamız gerek bunu içinde her şey mubahtır, nasıl olursa olsun herkesi dindar ediniz ” , “amacınız ne olursa olsun asıl amaca ulaşana kadar kendinizi saklayınız ”, “ kendinizi Atatürkçü veya Kemalist gibi lanse ediniz ” . Diyen bir zihniyetin ürünleri olarak size aktardığım dönem üniversiteye başladılar, utanan utansın, daha fazla denecek ne var bilmiyorum dostlarım…
“Hocanın o… yerde cemaat s..” diye bir değim vardır, hatırlarsanız laik olan Müslüman olmaz diyen sayın denilen birisi vardı, bunun yanında ben mutasyona uğradım demeği de unutmuştu…  
İşte kafaları yıkanan ilerde çocuklarımızın anası olacak veya bu ülkede bazı şimdiki gibi üs mertebelerde bulunacak iki genç beyini nasıl ve kimler tarafından yıkandığını sizlerde benim kadar biliyorsunuz…
Şereften yoksun bu kişi bana kıza bilir. Varsı kızsın yalanlarını artık hiç umurumda değil, bana yutturamaz ve bu zat, zat zut konuşan ve uşakları dün Kanal D televizyonunda 14 Ekim de başlayan 15  ekim 2010 tarih de saat 3:30 da biten  32 günde konuşan Fethullah Gülen’den Başkası olamaz ve de onun müritleri cemaat üyeleri, birde ortalığı boş bulan bizimkiler çıkarları için onlara kucak açan şimdiki yönetim..
Biraz daha geriye giderek bir olay daha size anlatmak istiyorum benim ile o zamanlar çalıştığım kurumun iç yazışması olduğu için ve adı geçen şahısların hala görevde oldukları için adları ve bölümü emekli olduğum kuruma saygımdan yazmayacağım…
Ama olguyu takibiniz için ana hatları ile bu yazıyı yazacağım…
Türban davasının en hızlı olduğu zamanlar sayın denilen Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN (YÖK Başkanı) yaptığı uygulamalardan ötürü tüm üniversiteler bir kaos dolu bir hale getirdi, yine arka gizli odalarda bir şeyler oluyor ki yine 2010 zamanında yine bu olaylar patlak verdi Cumhurbaşkanlığının resepsiyonu bir perdeleme olarak bazı olayları gelecekte göreceğiz…
2008 yılarında 2010 yılındaki gibi ne yapacaklarını tam anlamıyla üniversite yönetimleri bilemedikleri günlerde 18 Mart 2008 yılında,  ben bir çalıştığım Hacettepe yönetimine o zamanlar bir uyarı yazısı yazmıştım işte o yazı…
18-Mart-2008
[ Hacettepe Üniversitesi ……. Başkanlığına
                                                                       ……/Ankara
 
YÖK Kanununun 17. maddesi uyarınca türbanlı Öğrencilerimizin Kampus içine girmesi yasaktır…
YÖK Kanununun 17. maddesi uyarınca Bende bir devlet memuru olduğum için yasalara uymak zorundayım, yasada herhangi bir düzenleme olmaz ise yasaların devlet personeline verdiği yetki üzerine sorumlusu bulunduğum Beytepe …… Bilgisayar laboratuar bölümüne türbanlı öğrenci almıyorum.
Din simsarları Türkiye Cumhuriyetinin laik Üniter Devlet yapısına ve de en kötüsü geç beyinleri din ile sömürülmesi, bu olguda öncelikle üniversitelerimizde türban konusunu bahane ederek, kısaca devlete saldırıldığı bir gerçek olarak görünmektedir…
Bazı devlet kurumlarında bu türban davası özel amaçlar, geleceğe yönelik pirim yapma yolu ile yönetim kademelerinde bu olgu sıklıkla kullanıldığı yine görünmektedir…
Bu olgu görüş ve düşünce çerçevesinde olayın yasal ve tehdit olmadan çözülmesi bir Tük vatandaşı olarak arzumdur…
Bu hassas dönemde, bu kadar hassas bir olguda her Türk vatandaşı ve bu ülkede çalışan öğretim görevlileri, çalıştıkları eğitim kurumlarında devlet memuru olanların gelecekleri için taşın altına elini koymalarını umuyorum…
Hangi kademede olursa olsun demokratik toplumlarda kimse hukuktan üstün değildir ve hukuku kendi amaçları doğrultusunda kullanamaz, devlet memurunun yasalara uyması gerekir…
Şu anda kimseyi suçlamak veya kutlamak istemiyorum, yalnız yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum, bu olguda fikirlerinize ihtiyacım vardır…
 17-Mart-2008 tarihinde Beytepe ……. …… …… saat 11.15 de beni odasına çağırarak türbanlı öğrenciler için yaptığım uygulama hakkında; böyle bir uygulama yapmamam gerektiği konusunda beni sözlü olarak uyardı…
Benim yaptığım ters bir uygulama ise yasal olarak böyle bir sözlü uyarıyı yapan …..’ nın  yetkisi var ise bağlı bulunduğu  Beytepe ……. Başkanlığından yazılı bir açıklama, Beytepe ….. Başkanlığının  yetkisi yok ise bağlı bulunduğu Hacettepe Üniversite rektörlüğünden yazılı bir açıklama bekliyorum…
Bana yasal olarak, Beytepe …… Bilgisayar laboratuarına türbanlı Öğrencilerin girip giremeyeceği konusunda da yazılı bir talimat verilmesini istiyorum…
Bu talimat doğrultusunda yasal olarak devlet memurunun YÖK’e bağlı olarak çalışan Hacettepe Üniversitesinde yasa gereğince Beytepe kampustaki Dersliklere ve Bilgisayar laboratuarlarına türbanlı öğrencilerin girişlerini düzenleme yasası var ise, bende devlet memuru olarak bu yasa hakkında yapması gerekli işlemleri yasaların gösterdiği biçimde uygulaya bilirim…
Bu dilekçenin sonucuna göre devlet memurunun yetki ve sorumluluğunu yerine getireceğimi bildiririm…
Saygılarımla… ] 
Yazı ile başkanlığı uyardım bundan 15 – 20  gün sonra rektörlükten talimat  geldi hiçbir türbanlı öğrenci dersliklere ve bölümüme alınmayacak.
Birkaç ay sonra bölümdeki Bilgisayar laboratuarları kapatıldı üzerimde psikolojik baskılar uygulanmaya başlandı sonradan görme bir yönetim ile yönetilmeye başlanan bölümde ben dedim oldu politikaları hâkim oldu bu yönetim den önceki yönetimde bulunan bir çok kişi ya istifa etti ya da benim gibi emekliğe zorlandı...
Yıl 2010 ben emekli oldum, bu yazı kime deydi kime değmedi mi siz karar verin artık kelimelerim tükendi yazmak istediklerim var ama yazamıyorum beni anlayın…
Bu arada GÜL ve ÖZCAN,
Ben 15.08.2009 tarihi itibarı ile emekli oldum ve yazı yazıyorum, şimdi ne yapacaksınız görelim, siz ve cemaat üyeleri ne kadar büyüksünüz, bu ülkede ne kadar yer kaplıyorsunuz merak ediyorum, benim ve bizi gibilerin haysiyet ve şerefi var, sizi neyiniz var…
Saygılar…
Cessur Demirali Gürsu
Rogg & Nok Genel Yayın Yönetmeni 

Hiç yorum yok: