Pazartesi, Ekim 01, 2012

H. M. Y. S. M. V. B. S. B V. M. K. A. (Utanıyorum)


H. M. Y. S. M. V. B. S. B V. M. K. A.
Birinci Bölüm, ikinci Kısım, On üçüncü Anlatım, Sözcük Sayısı 898
Halk Olma Olgusu Ve İsyan Kokusu
(Utanıyorum)
Saygın okurlarım,
Önceki yazımlarda “Söz uçar yazı kalır” demiştim, işte 2010 yılında benim yazdığım yazıları size tekraren aktaracağım bu zaman diliminde, geçmişe bakmamız daha yaralı olacaktır…
Geçmişi bilmeden geleceği kuramayız…
Bu geçmiş bir salisede olur, bir asırda…
Bir bakarsın su gibi akmış gitmiş…
Bir bakarsınız bataklık olmuş, sizi içine çekmiş…
Bir bakasınız sizi ve çevrenizi ulusunuzu batıran zaman bir olgu olmuş…
Bunları unutmaya çalışan siyasi oluşumda olan herkes artık sizleri bulunduğunuz zaman diliminde dinlemez olmuştur, çıkar ve öncelik hep onları olmuştur…
Sizler bunları unuturken tek unutmayan yazılardır…
Bizler bunları unutmamamız gerekir desek bile unuturuz, bunları hatırlatan yazılar ve de yazdıklarımız olacaktır…
Doğruları ve yanlışlarımızı ancak geçmişimize bakarak böyle bulabiliriz, belki düzetir belki düzetmeğiz…
Yinede yaşamaya, ölünceye kadar devam ederiz, bizler ölürüz ama yine yazılarımız baki kalır…
Belki bir kişi okur diye yazarız…
Umut dünyası bu dünya….
Bizler bu gün varız yarın yokuz, maksat hoş bir seda bırakmak, “bu zaman diliminde hoş bir seda bırakmak olacak iş mi?” diyeniz çıkabilir…
Kötünün iyisini bulabiliriz, fakat kötü daima kötüdür, kötüyü iyi yapmak geçek olarak zor bir iştir, “iş kişini ayasıdır” derler ama iyi kötü yamak kadar kolay bir olguda olamaz…
Örneğin ben devamlı düşünmek ve fikir vermek yanında olurken bazen kendimi çıkmaz yolda buluyorum, çırpındıkça çıkmaza batıyorum, çamur etrafımı sardıkça, çamurdan çıkmaya çalıştıkça, daha fazla battığımın farkına varıyorum ve kötü olmakla ile iyi olmak arasındaki farkı fark ettiğim zaman şunu görüyorum. Fark bir klavye, bir ekran, gözlüğüm ve onu anlayan ve yazan elerim…
Tek dostum benim ve beynim, beynimin dostu ise yazılarım…
Bazen beynim bu dost sandığı yazılar ile savaşıyor sanki iki düşman gibi bir birlerini suçluyor…
Düşmanım düşmanı benim dostumdur…
Dönüp yazdıklarımı okuyorum dostlarım…  
Yazılarımı, inanın biraz güncel olarak düzelmeyi bile zor yapıyorum…
Beynim isyanları oynuyor, hep burnuma isyan kokuları geliyor, düşünüyorum bu koku benden mi geliyor yoksa tanıdığı bir kokuda onumu duyuyor ve kokluyorum, belkide bu koku uzaktan geliyor, ama yakınlaştığını da hissediyorum, o an içime bir korku düşüyor, bu kıvılcım kimleri yakacak diye düşünüyorum…  
Siyasi olarak yazı okuyanlar ve yazanlar daha önce yazdıkların okumalarını, tekraren okumalarını tavsiye ediyorum, çünkü ben böyle yapıyorum…
Ben kendimi eleştiriyorum da, ya sizler kendinize yazarlar ve aydın diyenler, kendinizi bir kere olsun eleştiriyor musunuz? Bu soruda tartışma çıkarı “düşman bile sorulmaz” derler fakat ben samimiyetimle sordum işte şüphe duymak benim işim, sizlerde benden şüphe duyabilirsiniz araştırabilirsiniz, “kolay gelsin sizlere” diyebilirim…
“Yoksa siz hâlâ Muz Cumhuriyetinde mi yaşıyorsunuz?” diye de sorabilirim…
“Yoksa ananızı aldınız da buradan gittiniz mi?” diye de sorabilirim bildiğiniz gibi bu halk dili imiş, “işte kaşınızda Memiş acaba onu kimler yemiş” diye de yazabilirim, “bunlar halk dili canım kızılmaz” der geçerim…
Zaman çabuk geçiyor dostlar her şey mazide kalıyor, ama yazılar arşivde kalıyor…
Yakında seçim varmış biliyor musunuz?
Bu yazıl belgeleri açıklanmaması için; eskiden evleri basıp bunları yakıyorlardı, şimdiki zaman diliminde teknoloji çok ilerledi bir tuşla o haberleri yazanı veya haber toplayanın evleri basılıp habise sokuyor orda artık o basılan yakıyorlar, bular gazeteci, fikir adamları, Askeri personel gibi genelde 3 ayrılıyor…
Eskiden halk için konuşana komünist diyip tutuklanıyordu, şimdi darbeci diye tutuklanıyor, kısaca arada “k” ile “d” harfi arasında kalan halk oluyor ve oda  ”h” oluyor pekâlâ bu “h” ’ler için kendini tehlikeye atanlar. Bu olguyu yapmaktan çekinmeyenleri, kısaca onları içeri tıkılanlar ve tıktıkları zaman “terör örgütü kurup onu yönetenler” veya “darbeci” damgası vuranlar terörist olana “sayın” diyenler kimleri koruyor diye ban sormayın, artık ben yazmaktan bıktım, zannederim sizde benim yazdıklarımı okumaktan bıktınız…
Yine yazıyorum “Söz uçar Yazı kalır” işte bizlere kalan yazılardan sizlere bir demet, bu demet, demek değildir gül demeti, gülen olmadan okuyun…
İşte böyle bir şey…      
Sene 11 Mart 2010
Evet, saygın dostlar,
Herkes birbirine “Türkiye’de neler oluyor? “ diye soruyor…
Ben sizlere ise “Türkiye’de neler olmuyor?”  sorusunu soruyorum…
Bu iki soru olgusu da birbirini tamamlayan sorulardır.
Bakınızı;
  1.         Türkiye’de halkın tepkisi var mı?
  2.         Türkiye’de Milli İstihbarat Teşkilatı çalışıyor mu?
  3.         Türkiye’de İç ve dış düşmanlara karşı kuracak bir emniyet örgütü Türkiye’de var mı?
  4.         Türkiye’de siyaset ulus için mi yapılıyor, yoksa kendi çıkarlarını korumak için mi yapılıyor?
  5.         Türkiye’de Hukuk sistemi Halk için mi çalışıyor, yoksa bireysel siyaset için mi çalışıyor?
  6.        Medya organları Türk Ulusunun haber alması için mi faaliyet gösteriyor, yoksa diğer ulusların Türkiye İçin yaptığı senaryoların reklamını yapmak ve bu senaryoları destelemek için mi faaliyet gösteriyor?
Saygın dostlar,
Ben 2009 yılının Kasım sonu ve devam eden olayları takip ederek ve her yazımı da olduğu gibi yine Aralık sonunda da ve de takip eden tüm yazıların sonuna şu ibareyi koymuştum…
Pekiyi bunu ben nereden biliyordum…
At gözlüğü takmadan araştırma yapıyordum…
Hiçbir siyasi partinin sözcülüğünü yapmadan yazıyorum…
Okuyan var mıydı bilemiyordum ve de takip etmiyorum reyting olgusuna inanmıyorum bir kişi okusa yeter diyorum…
Beş veya altı ay önceden başlayarak ne yazıp anlatmıştım;
“ Yılbaşından sonra önümüzde atı ay var bu altı ayda dikkatli olmaz isek son altı ayda sonumuzun gelmesi yakındır son derece dikkatli politikalar izlememiz gerek, bir zaman diliminde yaşıyoruz…
 “ Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz” bunu söyleyen Mustafa Kemal ATATÜRK, lütfen ulusumuz için mazeret uydurmayalım son derece dikkatli olalım...
Demiştim….
Şimdi ise yukarıdaki soruları soran halkımızın içinden geliyorum…
Sene 01-10-2012…
Yine halk aynı tonda aynı şarkıyı okuyor, haykırıyor ama bu şarkıyı duyan olmuyor çünkü herkesin kulağına ölü toprağı dökülmüş, birbirlerini bile halk duymuyor, şimdiki zaman dilimi böyle…
 Ben bu filimi görmüştüm diyen tekrar gözleri kör oluncaya kadar oturup seyrediyor…
Gözleri kör olsun…
Ve ben bir şey başaramadığım için, o şeyin ne olduğunu bildiğim için ama o şeyi yapmaktan kaçındığım için geçekten bu zaman diliminde utanıyorum…
Saygılar…
Rogg & Nok Genel Yayın Yönetmeni
Cessur Demirali Gürsu
On üçüncü Anlatım sonu
İkinci Kısım devam edecektir
Birinci Bölüm Devam Edecektir

Hiç yorum yok: