2008-2009
Dostlar,
Ettik olarak davranmak istersek bir operasyon sırasında hastaya tüm geçekleri olası riskleri söylemek gerekir, bu operasyon ister büyük ister küçük osun hastaya bu riskleri bildirilerek operasyon yapılmalıdır…
Bu olgudan devam edecek olursak hastanın moralini düzeltmek veya bozmak teşhis koyan cerrahın işi olmalıdır, bu çerçevede hastaya doru biçimde tedavi etmek ve operasyon sırasında olası tehlikeleri bertaraf etmek ve önlem almak yine operasyon yapan cerrahın işidir…
Doktorluğun bir yemini vardır, bu yemin doğrultusunda hastanı sırını başka kimseye söylememekle de yükümlüdür…
Biz ROGG & NOK habercileri işe başlarken bakın şöyle bir yemin ettik:
Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma bu yemin eden her kim olursa olsun yeminini arkasında durmaz ise onun peşinde olacağıma hiç bir siyasi güdüme girmeden tarafsız olarak bu suçları yayınlayacağıma ve kesinlikle kimseden destek almadan tek halkın düşüncelerini yaşatacağıma kanımın son damlasına kadar bu milletin hizmetinde olacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim.
Dedik…
Ve siyasi ve ekonomik yönden gördüğümüz sakıncalı durumları aynen şöyle yazdık:
Yönetmek; özellikle bir sistemi, bir ülkeyi yönetmek; ESTETİK, BİLGİ, SEVGİ, SAYGI ve YETENEK gerektiren zor bir sanattır.
Özellikle siyasi dengeleri; bu olağanüstü değerler üzerine kurmak, çok daha zor ancak, politik açıdan mutlak olması gereken bir olgudur.
Söz konusu temel özellikler olmaz ise; politik yıkımlara, sosyolojik patlamalara, ekonomik problemlere ve dış etkilere zemin hazırlayan zincirleme oluşumlar başlar.
Biz NOK lar olarak yinede uyarmak zorundayız.
Özellikle siyasi dengeleri; bu olağanüstü değerler üzerine kurmak, çok daha zor ancak, politik açıdan mutlak olması gereken bir olgudur.
Söz konusu temel özellikler olmaz ise; politik yıkımlara, sosyolojik patlamalara, ekonomik problemlere ve dış etkilere zemin hazırlayan zincirleme oluşumlar başlar.
Biz NOK lar olarak yinede uyarmak zorundayız.
Açık istihbarat ve gizli istihbarat servisleri, bu servisler ne ad verilirse verilsin yurdumuzda faaliyet gösteren bu oluşumlar, ona bağlı çalışan tüm kurum ve kuruluşların Türkiye'ye bakış açıları bu ESTETİK, BİLGİ, SEVGİ, SAYGI ve YETENEK kavramları üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu kavramları örneklerle açıklayalım;
Örnek olarak bir insanda ESTETİK yok ise; dışarıdan doktor getirse bile ruhundaki ESTETİK kavramını değiştiremez.
Bir insanda BİLGİ kavramı yok ise; 20 tane okul bitirse bile, dışarıya bağımlı olur ve onların uşaklığına soyunur...
Bir insanda SEVGİ kavramı yok ise; o insan kendini, yalnız kendini sever, aynaya bakmadan kendini öven, sanki dünyanın hâkimi kendisiymiş gibi davranan, herkesi kullanmayı amaç edinen, kendini tanımayan kısaca bir terimle açıklamak gerekirse "Kendine Müslüman" olan kişidir…
Bir insanda SAYGI kavramı yok veya gelişmemiş bir zihniyetin kavramlarını taşıyorsa en yüksek mertebede olursa olsun devlet ve siyasi tabiyesi oluşumu olamaz.
Bu saygıyı göstermeyenlere ancak bizim gibi NOK araştırmacıları terbiye ölçüsünde yorum yaparak ders verir...
Bir insanda YETENEK yok ise; bu göreceli bir kavramdır anlamı ise değişik biçimlerde açıklanır.
Yetenek; Yalnız argo konuşarak veya halk dilinde konuştum diyerek yetenekler ispat edilmez.
Yetenek deneyim ve fikre saygı olgu olarak görülebilinir fakat bunu yalnız konuşmak ile ispat edemezsiniz davranış ve yaptıklarınız sizin yetenekli veya yeteneksiz olduğunuz ortaya çıkarır.
Bu olgudan mahrum olan kendine yetenekliyim diye lanse eden bir kişi ancak hitap konusunda yalan, riya konularında, halkı ayaklandırma konusunda, tam olmasa da biraz yeteneği var denir. “
Yukarıda belirdiğim olguları ben yazmaktan sizde okumaktan bıktınız fakat bu olgu böyle devam ederse bunları tekrar, tekrar yazacağım dostlarım…
Son olarak 30 Ocak 2009 günü Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak, Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda “Türkiye'nin tüm ülkelerle yürüttüğü ikili askeri ilişkilerde milli menfaatler doğrultusunda hareket etmek esastır” dedi.
Yine bizim sayın denilen başbakanımız Davos'tan gelince açıklaması sırasında kendi değimi ile koyun olmadığını söyledi, yalnız kuzu olduğunu itiraf edemedi…
Buna rağmen ben sayın denilen RTE’nın düştüğü o çirkin duruma sahtekarlıkla başbakan olsa bile yine de Türkiye’nin başbakanı olduğu için üzüldüm, üzülmem demek onun yaptığı işleri eleştirmeme demek değildir dostlarım, RTE kendisinin yaptığı politikalarla hem kendini hem de Türkiye Cumhuriyetini bu duruma getirmiş bir adamdır….
Kuzu olduğundan etrafını saran Köpeklerle baş edecek kabiliyeti bile olmadığını bir kere daha belli etti…
Ve bu adam Türkiye’nin başbakanı olarak ve siyaset yapmak için Davos’a bu milletin vergileri ile gitti, yanda rahibe kılıklı eşi de vardı, bu rahibe kılıklı eşi bile sinirinden ağlamış, eee siz Türkiye’de olduğunuz gibi herkesi koyun gibi görmemeniz gerek, Türkiye halkı sabırlıdır, o nedenle saygısından sizlere tepki göstermedi ama dışarıda durumlar değişik platformlarda Türkiye’de yaptığız din simsarlığına dönük siyaset işte Türkiye’nin böyle durumlara düşmesine sebebiyet veriyor derler ya “ Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur” işte yaptığınız ve eşinizin ve sizin Türkiye’de yaptığı yanlış ve din simsarlığı babında yapılan politikaların işte sonucu bu olmuştur…
Hiç üzülmeyin sizin de bu olguda büyük payınız var hanımefendi….
Türkiye’ye iner inmez pohpohlanmaya başladınız, iç siyaset için malzeme buldunuz, tabii ki bunu bir siyaset uşak ortamı kullanacaktı, ve kullanıp kullanıldınız, işte bu tür uşak siyasetin düştüğü durum, ve Türkiye’nin şimdiki durumu, çok vahim bunu anlamamız gerek, kimseyi aldatmaya ve uyutmaya artık hakkımız yok…
Başbakan sayın denilen fakat dış ülkelerde sayın sayılmayan RTE' ın Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'le tartışması şu anda başkalarının pkk terör örgütü savunması gibi dünyada Hamas’ın terör örgütü listesinde olduğunu bile, bile onu savunması politik açıdan Türkiye’yi çıkmaz bir sokağa sokmuştur…
Sayın denilen RTE ve yanında buluna uşak danışmanları politikacı olmadığını bir kere daha kanıtları ile ispat etmiş bir adamlar veya kadınlardır…
Kendisi sayın denilen RTE Kasımpaşa’da olduğu gibi konuşmayı bir matah zanneden bir adamdır..
Karşısında dünya ülkelerinin bakanları ve siyaset üstü kişileri varken bile böyle davranması özür kabul edilemez…
Bakın Şimon Peres telefon açarak üzgünüm demesi bile üzüldüğünü göstermez bu timsah gözyaşları dökmekle aynı derecede önem taşıyan bir telefon görüşmesi olarak algıladım…
Siyasetçi sabırla ve metanetle sözlerini seçerek konuşur, ve öyle sözcükler bulması gerekir ki lafı uzatmadan tek bir söz söyleyerek karşısındaki kişi veya kurumu kaşı tavır almayacak biçimde mat etmesi gerekir…
Evet yönetici adi ve şerefsiz olabilir ve de öyle olduğu bilinen bir şerefsiz yöneticinin önünde bile konuşurken kendine el teması yapan bir yöneticinin elini sıkarak susturması gerekirdi o esnada o yöneticinin eli bir daha Türk başbakanına elini süremeyeceğini tüm dinleyicilere göstermesi gerekirdi, yoksa ben küstüm siz arkadaşım değilsiniz demek gibi ben bir daha Davos'a gelmeyeceğim demekle oturumu terk etmesi dik bir duruş sayılmaz…
Eğer korkmuyorsa ve şu söz gibi “HOROZ ÇÖPLÜĞÜNDE ÖTER” sözcüğü Türk dış siyasetinde geçerli olmadığını göstermesi gerekirdi…
Bu tür davransaydı işte o zaman dik durmuş olurdu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder