Salı, Aralık 06, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -36-

2008-2009

Şimdi dik değil kırılmış ama Türkiye’de din simsarlığı yaparak kırılan hayallerini pohpohlayıcıların sayesinde düzetmeye uğraşan bir sayın denilen RTE’mız var ne yazık ki..

İç siyasetle dış siyaset apayrı eğitim isteyen, bilimsel bir platformda süzgeçten geçmesi gerekir, bu siyaset din simsarlığı yaparak olmaz veya ben böyle bir siyasetçiğim gibi sözlerle dış siyaset bu kadar yönetilir…

Herkes gibi bende İsrail yönetimine ve onun Cumhurbaşkanı olan Şimon Peres'le sempati duymuyorum…

Ama kızgın bile olsam dış ülkelerden gelen veya gittiğimde kişilerle bu tarz konuşmazdım…

Bu olguda cümleleri öyle bir şekilde düzenlerim ki, onların kendi cümleleri ile onları mat ederim…

Yine bu ortamda bilgi eksikliğim olsa bile, bazı olguları bilmesem bile Türkiye’nin menfaatleri söz konusu olunca boş konuşmam boşlukları doldururum…

İşte buda zekâ ve kabiliyet ve anında karar verme mekanizmasını doğru bir biçimde kullandırmakla olur…

Bu ortamda yoksa uşak danışmanların verdiği dokümanlarla ben konuşmazdım o dokümanları okur kendi fikirlerimi içine sokarak kısa ve öz cümleler kullanırdım, çünkü bilirdim ki o köpek sayılacak vampir monitörün ban daha az vakit vereceğini anlardım…

Bir olguyu özümlemeden bir ortama çıkmak işte böyle sonuçlar doğurur…

Üzgünüm ama görülen olgu bundan ibaret…

Birde madalyonu görünmeyen karanlılar içinde yapılan tezgahları kısaca ayın öbür tarafını da görmek gerek…

İçerde yoğun bir sözde Ergenekon davası denilen bir olgu…

Ekonomik yönden batakta kalan bir Türkiye.

Evet birde bunları söyleyen yazarları oyalamak için yapılmış sahtekar din simsarlığı olgusu içinde karşı devrim politikaları….

Artık dışarıdan gelecek müdahalelere açık Türkiye’yi oyalamak için yapılmış politik senaryonun bir parçası…

Ülkemizde istihbarat servislerince oluşturulan anti politik düzenlemeleri saklayacak bir uygulama olarak bu İsrail  + Davos zirvesinde olan olaylar…

Tahminlerim doru çıkarsa:

  1. Bu hafta sonunu Davos zirvesi yomları ile geçireceğiz..
  2. Ergenekon davası için gizli operasyonlar hazırlığı hafta sonu yapılacak…
  3. İsrail  +  Davos olayları ve yorumları önümüzdeki hafta sıkıcı olur ise önümüzdeki hafta sonuna yakın başka bir Ergenekon dalgası gelebilir…
  4. Yukarıdaki tahminlerim doğru çıkmazsa bu hafta sonunda bir ufak Ergenekon dalgası gündemi değiştirmek amacı ile çıkabilir…  

Bu değişen gündemdeki haftada arşivleri karıştırırken SESAR tarafından 25 Nisan 2007 tarihinde bize gönderilen “GİZLİ” SERVİSLERİN AÇIK FAALİYETLERİ başlığı atında bir fikir yazısı gözüme çarptı, bazı alıntılar yaparak bu haftaki yazı dizime devam ediyorum…

Biliyor musunuz?...

İstihbarat servislerini ajanları 1981-2007 arasında tüm Türkiye’ deki en başta Başbakanlık, bakanlık, bakanlar ve, yerel yönetimde çalışan kişiler arasına girmiş, ve Başkomutanlık makamına kadar gelmişlerdir, acı ama gerçek…

Gerçeklerlerden kaçtığımız sürece daha nice olaylar gündemimizde…

Bakın..

Zaman tünelinde biraz geriye gidelim…

Yakın geçmişte hedef saptırma olarak gösterilen bir açıklamaya bakalım…

Emekli MİT teorisyenlerinden şimdi Vatan gazetesinde yorum yapan Mahir Kaynak, bir zanlar tv ekranlarına çıkarak, Abdullah Gül’ün İngiliz gizli servisi adına çalıştığını açıkladı…

Herkes şakırlıkla,  ben ise bekle ve gör diyerek “Savcılar ve devlet nasıl bir uygulama yapacak?” diye çok merak etmiştik.

Çünkü insan insanı, hayvan hayvanı, kısaca bir varlık kendi varlığını yani kendi cinsini tanır, ve ona göre önlem alır, “köpek köpeği ısırmaz” diye bir değim olsa bile bulunduğu ortama başka köpeği sokmaz, bu hayvansal bir iç güdüdür, bunun yanında erkek köpeği susturmak veya dikkatini dağıtmak için çoğu zaman dişi köpeklerde kullanılır…

Yukarıda belirttiğim olgu olur iken hatırlarsanız  Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olmadan şunu ima etmiş ve sonradanda yalanlamıştı “medyada çalışan herkes ajandır..” diye bir cümle sarf etmişti…

Bular senaryo gereği hedef saptırma olarak da görülüyordu…

Birde baktık ki bu bilinçsiz merakın boş olduğunu ve senaryonun acı yüzünü eski olaylara bakarak anladık.

Derler ya Osmanlı toplumundan geliyoruz işte Osmanlı’nın son dönemlerinde olduğu büyükelçileri aldırmayın, konsolos ve maslahatgüzarları da aldırmayın derken şunu gördük…

Bakınız Büyükelçilik ve konsolosluk katipleri başbakan, bakan ve Büyükşehir Belediye Başkanı makamına atayabiliyordu…

Bu olguda çıkarları doğrultusunda o zamanlar devletin mührünü de verebiliyordu…

“Devleti sattı bunlar!” diyen uşak ve çıkar dostlukları sayesinde yine geçen yazımda belirttiğim senaryoları yapmak amacı ile karşı devrim odakları var olduğunu defalarca ben ve diğer bilinçli yazar ve çizerler söyledik…

Bizler susmayacağız susturamayacaklar…

Bu olgu içinde, vatandaş ise Türk Telekom’un her ay biraz daha kabaran faturaları yüzünden AKP’ye, AKP’liler’e lanet üstüne lanet okumaya devam ederken yine bu uşak ve adi satılmış devlet yönetiminde olanlar susuyordu, susmakla kalmayıp onları destekleyen medya sayesinde oy potansiyellerini yükselme senaryoları yapıyorlardı…   

Şimdiki Doğalgaz krizinde olduğu politikalar o zamlarda senaryo gereğince yürütülüyordu… 

Son iki senede ve geçtiğimiz haftaya kadar gördük ki AKP’nin ihanetine TSK dışında ülke ve sözde aydın devlet adamları seyirci kaldı.

Ve TSK’yı yok etmeye çalışan kesimler Ergenekon davası ile bu senaryoda da beli bir başarı kazandılar…

Eskiden TSK’nın her çıkışı ise yine  “Darbeciler yine konuşuyorlar!” diyen uşak ve topluluklarını çığırtkanları olan medya ve kurumları şimdi Ergenekoncular denilerek, sözde “Demokrasi”, “AB”, “ABD”, “borsa”, “piyasalar” gibi Batı’nın milleti uyutmak amacı ile kullandığı kavramları senaryo gereğince halkın beynine soktular..

1981 yılından 2000’li yıllara kadar oluşan oluşum çerçevesinde, bugün AKP’ye el veren dış istihbarat teşkilatları, bunlar  CIA, MOSSAD, MI6 ve BND’ ler sayesinde bizim MİT yenilginin acısın çok büyük ölçekte halkın zararına kullandılar, destek verenlerin amaçları ve senaryoları bu olgu idi, emperyalizme, vahşi vampir kapitalizme uşak olan hükümet, Batı’nın kan emici vampirlerine destek verenler insanlık düşmanı haline gelmişlerdir.

Ve Davos'ta bu vampirler insan kılığında Türkiye’ye ve onun sayın denilen başbakanına oluşum üzerine böyle davranmışlardır, unutmayın tarih 29 Ocak 2009 da olan bu yanlış politikaları oluşumu dışarıda bizi bu duruma düşürdü , hâlâ uyuyalı mı ey halkım…

TSK’yı halkın düşmanı olarak tanıtmayı bir ölçüde senaryo gereği başarmışlardır, yazıklar olsun demekten başka bir söz şu anda söyleyemiyorum…

Evet şerefsizlere ve hâlâ susanlara yazıklar olsun…

Birde AKP’nin bizzat iktidar olması için kendisi, AKP’nin besledikleri oluşumlar tarafından bir ölçüde katır misali beslenenler, Batı, AB, Soros ve sair aparatları tarafından verilen rol icabı senaryo gereği uşak ve yerinde, emir aldıkları zaman kullanılmak için satın alınanlar, Yabancı gizli servisler tarafından eğitilenler ve sonra ülkeye sokulanlar, Türk ve İslam düşmanı olanların arasından seçilenler, Sözde soykırım ve İstiklal Savaşı intikamcıları oluşumunu destekleyenler, Sahte İslamcılar türeten medya ve kurumları, Ve de insan ve İslamcı kılığındaki iblisler; 

AKP’ye, Gül’e, RTE’ye, Arınç’a ve şimdi ayrılan Şener’e onlar övgü düzmekte çünkü pohpohlamakla bunları daha iyi bir şekilde yönlendireceklerini biliyorlar…

Bilmedikleri bir şey var oda halkım sizler Atatürkçülere bizlere şimdilik Ergenekoncu diyorlar , işte bizleri yönetemiyorlar…

İlerde adımız değişir ama ideallerimiz, Atatürk ve ona bağlılığımız değişmez biz bu Millet için varız yerinde ideallerimiz uğruna zorda kalırsak akrep misali kendimizi sokar ve öldürürüz uşak ve şerefsiz yaşamaktan ölüm daha iğidir…

Her ortamda da oluruz bizi yok etmekle bitiremezsiniz…

İstediğiniz kadar çabalayın biz buradayız ve ölümüz bile sizi ve bu şerefsiz oluşumunuzu yok eder sayın denilen sayınlar…

Bunları bu şerefsizleri yakından izledik!

TBMM’de yapılan yemine ne kadar uydukları malumunuz dostlar, sonrada bunu değişik platformlarda değişik konuşma biçimlerde her ortamda hatırlatan herkese Ergenekoncu diyen bir zihniyet Türkiye’yi polis devleti halinde yönetmeğe uğraşan uşak bir hükümetimiz var…  

Geçen yazımda biraz değindiğim gibi senaryolar muhtelif ama tek bir olgu var oda gizli servislerin Türk Devletinin tüm kademelerine girmesi..

Türkiye’de karşı casusluk MİT’in ana görevlerinden biridir…

Bu olgu çerçevesinde MİT bu kapsamda AKP, RTE, Gül ve diğerlerinin faaliyetlerini hep gizlemiş ve “ihanet kabinesi” aracılığıyla yabancı gizli servislere, Türk Devleti’nin yönetimini yanlış analizler yolu ile ülkeyi çıkmaz bir durumda dış ülkelere peşkeş çeker duruma getirmiştir..

Bunu yanında yine MİT’in bu kapsamdaki stratejisi hep soru işareti olmuştur ve olmaya devam edece gibi görünüyor..

Sönmez Köksal ve Şenkal Atasagun ve Emre Taner’in, “MİT’in bloke edildiği ve susturulduğunu” Türk Milleti’ne ve Türk Devleti’ne adalet önünde anlatma ve bunu tarafsızca Türk ulusunu yararını gözeterek üst düzeye yayınlamak yükümlüdür, bir yanda da sapla samanı bir arada tutmaması gerekir kanaatindeyim…

Dün kalan olaylar ve Bugün CIA, MI6, BND ve MOSSAD Türkiye’yi kolayca elde etmenin zevkin tatmaktadır…

1980’lerden başlayarak adım, adım elde edilen Türkiye’nin düşürenler istihbarat olgusunu son derece olumlu kullanmışlardır…

Türkiye serüvenine göz yumanlara hesap sormaktan kaçına ve sorgulamayı yapması gerek  Türk Devleti yüce yargısını vazifesidir, fakat o yüce yargı şimdi sözde Ergenekon davası ile uğraşıyor..

Bu vazife Ergenekon davası değildir..

Gelen mesajda şu cümleye yer veriliyor :

“28 Şubat’ın Çevir Bir’leri ve 28 Şubat’ın RTE gibi ürünlerini “JİNSA Kardeşliği” altında birleştirenlerin ne olduğunun ortaya çıkmadan, bu ihanetlerin sonu gelmeyecektir.”

Bu Ergenekon davası bu gizemi kapatmak için yaratılmış bir olgudur senaryo gereği hedef saptırmak olgusu oluşmuştur günümüzde bu olgu devam etmektedir…

Bombaların çıkması intiharların olduğunu söylenmesine rağmen bunu tetikleyenlerin ortada dolaşması senaryonun bir ürünü olarak görüyorum herkes birbirinden şüphelendiği ortam çok güzel tezgâhlanmıştır işte bir tezgah daha oda hükümetin ve yerel yönetimlerin başta kalması için oluşmuş çok kapsamlı beklide RTE’nın bile haberi olmadan gelişen Davos zirvesi tezgahı

Bu senaryolar kapsamında yeri geldiğinde en çetin operasyonları tereyağından kıl çeker gibi kolayca yapan MİT’i, AKP ve hatta 57-58. Hükümet’in ihanetleri esnasında bu günler geldik..

Cephanelikler ortaya çıktı, kimin ne zaman ne amaçla koyduğu bir muamma olan bu cephaneliklerin yanında her tarafa silahlar bırakıldı, sözde itirafçıları sözlerine itibar gösteren medya sayesinde intiharlar ve intihar girişimleri oldu…

Sizler bunları nasıl görüyorsunuz bilmem ama ben büyük bir tezgahın içinde olduğumuzdan eminim..

Neyin ne zaman hangi tarihte yapılacağı artık senaryo gereği bilinmektedir fakat bunu bilen kişiler ve kurumlar sınırlı ve çok gizli operasyonlarla emir komut zinciri içinde çalışıyorlardır…

Neyin susturduğu, birim zamanda gün ışığına çıkarılmalıdır!

MİT’in medyadaki kalemlerinin AKP için sarf ettiği insanüstü çabayı da, ayrıca sorgulamak gerekiyor!

Yine mesajda şöyle bir cümle vardı ; “Hilmi Özkök’ün Çevik Bir’leşmesini de görmemezlikten gelmemeliyiz! “

Yine dün ve bugün “gizli servislerin eğitim alanı haline gelmiş bir Türkiye’yi görmekteyiz…

Bu bizlerin ve Türk Devleti’nin en büyük ayıbıdır!

İstiyorsak bu ayıbın temizliğinin başlaması gereken yerlerde AKP ve uzantıları ile medyanın bir kısmını temiz toplum için deşifre etmemiz gerekmektedir işte bu pislikler buralarda oluşum içinde ikamet etme durmaktadır…

Ergenekon davası ile bu ayıp kapatılmaya çalışılıyor, asıl ayıp ve rezillik bu başı bozuk davda, kimin ne olduğu beli olmayan tek sansasyon yaratmak için kullanılan devlet olanakları ve bizlerin verdiği vergilerle iş yapan ve lüks arabalarda hava atan sayınlara da dikkat edilmesi gereklidir…

Hukuku hiçe sayan bu sayınların yanında saf tutan dinci şerefsiz medya bakınca bu kişileri az çok tanıyabilirsiniz…

Olgular böyle iken SESAR 25 Nisan 2007 tarihinde bize gönderdiği  “GİZLİ” SERVİSLERİN AÇIK FAALİYETLERİ başlığı atında bir fikir yazısından alıntı yaparak yazımıza devam edelim…

Yazıya göre MİT’İN YENİLGİSİ MİT, RTE’nin Cumhurbaşkanlığı’nı gerçekleştiremeyerek yenilmiştir!

Yazıda böyle deniyor, evet MİT bu işlemde parmağı olduğu bir geçek, fakat bu gerçekler göründüğü gibi olmuyor, bu hedef saptırma olarak kayıtlara geçti..

RTE’nin cumhurbaşkanlığı işlemi olsa idi dışarıda halkı gayyana getirecek ve uşaklığı din simsarlığı ile birlikte yürütecek kimse kalmazdı, bunun yanında eğitim düzeyi yüksek ve bir sürü alternatif projelere imza atan, şimdi bile RTE’den daha tehlikeli olan A. Gül cumhurbaşkanı seçtirdiler…

Bu kanıya nereden vardım?...

Geçmiş yazılarımda bu yargımı yazmıştım, tekraren yazacağım, diyorum ya gerçek göründüğü gibi olmuyor acı ama gerçek bu…

Yıllar önce A. GÜL Erbakan ile çalıştığı devrelerde bir bayan öğretmen tesadüfen bir telefon ediyor…

Telefonun içeriği bayan örencilere burs ve onlara daha iyi imkanlar sağlamak amacı güden bu telefonu ardından alınan cevap aynen şöyle, cevabı veren şimdiki A. GÜL...

  • Hanımefendi yaptığınız işleri taktir ediyorum, fakat bizler yıllardır bu işi yapıyoruz…

Diyen ses şimdiki cumhurbaşkanı A. GÜL imiş daha sonraki zamanlarda bu bayan öğretmen İstanbul’ dan  adaya arkadaşları ile hafta sonunu geçirmek için gitmiş…

Vapurdan indiği zaman karşıda oturan 17-18 yaşları arasında 4 bayan olan kişiyi görmüş,  hava çok sıcakmış, fakat o zamanlarda türban diye de bir şey yokmuş, yalnız kızların başında yazmaları varmış, ve terledikleri için yüzlerini siliyorlarmış, ve büyük bir haritanın başında tartışıyorlarmış…

Bizim öğretmenin dikkati bu olgu çekmiş ve yanlarına giderek,

  • Çocuklar ne yapıyorsunuz…

Diye sormuş kısaca aldığı yanıt şu olmuş,

  • Biz dünyadaki ülkelerin ekonomik, kürlüler, politik yapılarını inceliyoruz..

Demişler sene 1981 konuşmalarının arasında Milli görüş teşkilatına bağlı olduklarını da söylemişler, o yıllarda Erbakan yasaklı siyasetçi idi..

İşte gerçek bu gerçekler arasında şimdiki yazımıza dönelim…           

MİT’in en arzu etmediği insan Çankaya yolundadır!

MİT’in koruduğu RTE ise Çankaya yolcusu ile birlikte Yüce Divan yolu da açılacaktı ve kısa sürede bu olgudan kurtulabileceğini gelen mesajdan anlıyoruz!

Bu bilgileri kimin ne için verdiği ve hedef saptırmak amacıyla mı verildiği sizlerin yorumuna bırakıyorum ama o yıllarda bu mesaj internet de dolaşıyordu bu mesaj doğru ise kim bunları örtbas ediyordu şimdiki Ergenekon davası bu ölçülerde devam ettiriliyor….

Mesajdan ; Prof. Dr. Mahir Kaynak tarafından İngiliz ajanı olduğu deşifre edilen Gül’e Türk Devleti’ni nasıl teslim edeceğiz diye düşüne dursunlar?

“CIA, MOSSAD, MI6 ve BND’nin aparatı olan AKP’ye devleti nasıl teslim etti isek Gül’e de öyle ederiz!” mi diyorlardı?

Mesaj çok iç açıcı olmamakla birlikte geçekleri çarpıtarak doğru olan bilgileri doğru biçimde vermiyor düşüncesindeyim…

Sebebi bu söylemlerin doruluk olasılığı yüksek bir olasılık…

Bu olguda fakat niye o yıllarda  bunun üzerine gidilmedi, işte asıl Ergenekon davası teknoloji ile başladığını gösteren bu olgu olduğunu düşünüyorum..

Geçekler saklanarak psikolojik savaş yapıldığı kanısındayım….

Bunu tahlil emek şimdiki durumda zor olmasa gerek…

Buyurunuz deneyiniz o zaman demişler miydi acaba?!

Evet deneniyorlardı gerçekleri bile söyleseler veya bunları yasalar bile bu halk suskun ve umursamaz kalabiliyordu bunu kullanan kesimler şimdi Davos'ta buluna monitör ile bağlantısı var mıydı?...

Ve halkımızı deme tahtasının olarak görenleri nasıl aramızdan ayırt edebiliriz, kim düşman kim dost..

Senaryo gereğince ortak çalışmanın bir gereği olarak da bu operasyon görülmektedir…

Ancak RTE’nin ve Gül’ün aynı merkezlere ait olması önemsiz gibi görünse bile RTE’nin cumhurbaşkanlığına en çok İngiliz medyasının karşı çıktığını hatırlatalım.

Yine mesajda çarpıcı bir geçek göz önüne seriliyor oda “İngilizler’ in “ajanı” olarak MİT Mensubu Prof. Dr. Mahir Kaynak’ın deşifre ettiği Gül’ün, MİT, CIA, MOSSAD, ve BND’ye çalım atanların başarısı olarak değerlendirilmesi abartı olmaz.” Mesajı veriliyor…

İngilizler’ in İslam dünyasındaki aparatlarından yetiştirilen, ABD, Almanya ve İsrail aparatlarını da iyi bilen Gül’ün MI6 adına Çankaya Köşkü’nü dolduracağını hesap edenler bu operasyonu başardılar diye yazı devam ediyor…

Ve Davos'ta bunun olası intikamı alındı içerde AKP yükseldi ama dışarıda Türkiye büyük kayıplara uğradı..

RTE ve AKP Hükümeti’nin Richard Perle, Graham Fuller, Alon Liel, Zapsu gibi isimler üzerinden CIA, MOSSAD ve BND’nin paralelinde bulunması ile işgal tamamlanmış olacak iddia eden bu yazı şu anda mantıklı geliyor..

Yazının devamında şunlar yazılıyor..

T.B.M.M.’nin “işgal Meclisi”ne dönüşmesi ile Yasama ilk önce kaybettiğimiz kalemiz oldu.

Evet doğru kayıplarımızdan ders çıkarmayı öğrenmemiz gerekir kanaatindeyim…

Yazıda sonuç olarak “İngiliz sinsiliği Gül ile en kritik hamlesini yapmış, MİT de MI6, CIA, MOSSAD ve BND’ye ne yazık ki yenilmiştir”. Diye mesaj veriyordu işte yukarıda belirttiğim gibi şimdiki  Davos ortamı oluştu… 

Diyen yazını üzerinden yaklaşık bir sene geçdi…

Şimdi 1 numara aranıyor arşivlere baktığımda bir numarayı bulmak elemi cihan olmak olmasa gerek…

Yazı mantıklı ise kararı sizlere bırakıyorum ve devam ediyorum…

Durmak yol yola devam edelim, bakalım daha ne cinayetler ve cephanelikler göstererek halkımızı kandıracaklartır…

Ergenekon davası hukuk davası değil bir istihbarat oyununu senaryosu olarak söylemek zorundayım…

Yazıda şu cümle vardı; Bu yoldaki her galibiyetin mağlubiyet olacağını ve MİT’in nitelikli karşı hamlelerle gereğini yapacağını biliyoruz ancak “Bile bile lades!” durumuna gelmesiden üzülmemek de elde değil!

Evet, üzülüyoruz benim her yazımda yazdığım bir cümle var;

“Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz” Mustafa Kemal Atatürk..

İşte önümüzde Ergenekon davası ve bulunan silahlar ve iftiralar, bunlarda psikolojik istihbaratın bir göstergesidir…

Olan olaylar olmamış gibi olmayan olaylar olmuş gibi göstergesi olarak da görmek mümkündür, istihbarat olayını bilenler beni daha iyi anlaya bilirler…

Benim ve diğer arkadaşlarımın yazdıkları olay ve görüşler bu psikolojik istihbaratı desteklememesi gerek…

Son olarak tek düşünmemiz gereken husus, halkın ve milletin menfaatlerini düşünerek yazıp çizmemiz gerekir…

Her yazı bir belge olarak sonunda bilirler veya bizlerden sonra gelecek nesiller tarafından kullanılacaktır, bu olguya son derece dikkat etmemiz gerekir…

Gönderilen yazının sondan bir önceki paragrafı şöyle…

TÜRKİYE, DÜŞÜRÜLDÜ MÜ? 

MİT’in “RTE ekibi’nin arkasında durmasının haklı görülebilecek gerekçeleri yanında, “TSK’nın ve ( eski ) Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın en başından beri emperyalizmin yeni oyunlarına ve hamlelerine karşı teyakkuz hali”, Türkiye’nin en büyük güvencesi olmuştur! TSK’nın, Yaşar Paşa’nın, Ergin Paşa’nın ve kuvvet komutanlarının Türkiye’nin hakları, bekası, tam bağımsızlığı, İslam’ın İslam’a karşı kullanılması, Türkiye’nin üniter devlet ve millet yapısı konusundaki “duruşları” ve karşı hamleleri birçok operasyonu bertaraf etmiştir ve edecektir.

Bu yazıyı yazan arkadaşım Ocak 2009’ da ki olayları tahmin etmesi ve analiz etmesi zor olmuştur…

Bu günde yaşayan tezgahı bilmesi olanak dışı görünse de bazı bilgilere ulaşmış görünüyor, bu dün olduğu gibi bu günde kalır ise geleceği görmek zor olur..

Günüde ileriyi yaşayan devamlı yaşar ve analizleri unutulmaz, işte önümüzde bulunan en büyük devlet adamı Atatürk, yaşadığı zaman diliminde bu günleri bize gösteren kişi..

Atatürk’ü bu yakın tarihimizde gördüğümüz olayları bize aktardığı için saygıyla anıyoruz…

Aslında tüm ülkemiz bir Atatürk olması gerek bir zaman diliminde yaşıyoruz dostlar….

Paragrafın sonu ise şöyle bitiyor.

AKP’nin üzerinden ülkemize karşı yürütülen işgal ve imha hareketine karşı MİT’in, TSK’ların, siyasi partilerin, yani örgütlü siyasetin aciz kaldığı ve kalacağı belli olmuştur. Bundan böyle AKP üzerinden yürütülen işgal ve imha hareketine karşı daha topyekun bir mücadele zaruret kazanmıştır. Bu mücadeleyi “demokrasi”, “AB”, “uluslararası camia”, “uluslararası sistemin dışına çıkmamak”, “küresel sistemle uyumlu olmak” gibi kavramlarla ya da TSK’yı “darbeci” olarak nitelendirmekle engellemek isteyecek iç ve dış servis uzantılarına bir daha açıktan söylüyoruz!

MASKENİZ DÜŞTÜ, YÜZÜNÜZ GÖRÜNÜYOR!

YANİ TÜRKİYE, TEORİK OLARAK DÜŞÜRÜLMÜŞ,  PRATİK OLARAK KURTULMUŞ DURUMDADIR!

İYİ Kİ TSK’MIZ, İYİ Kİ UYANIK PAŞALARIMIZ,  İYİ Kİ ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ VE BURSA NUTKU GİBİ BİRER KILAVUZUMUZ, İYİ Kİ TÜRK MİLLETİ GİBİ BİR MİLLETİMİZ, İYİ Kİ İSLAM DİNİ GİBİ BİR DİNİMİZ, VE YİNE İYİ Kİ SAHTE İSLAMCILARIMIZ,  VE AKILSIZ DÜŞMANLARIMIZ VAR!

Dostlarım,

Yukarıdaki yazıya bende bazı yorumlar katarak size sundum…

Evet yazan arkadaşımız son derece günlük analizleri doğru ve benimde aldığım duyumlarla bu analiz yazısı uyuşuyor…

Yalnız son cümleleri biraz daha uyumlu olması gerekiyordu, maskeleri düştü, yüzünüz görünüyor demekle maske düşmez maskenin altında daha çok maske olduğunu hatırlamamız gereken bir zaman diliminde yaşıyoruz…

Türkiye teorik olarak düşmüş, pratik olarak kurtulmuş durumdadır, demek çok ileri görüş sahibi olması ve çok itici, ve iddialı bir sözcük olmaktan öteye gidemez çünkü Türkiye yıllardan beri bu tür Psikolojik istihbarat olayları ile oyalanmıştır, Türkiye hiçbir zaman kurtarılmamıştır bir istisna dışında oda Atatürk’ün geçekleştirdiği kurtuluş savaşıdır, bizlere düşen topyekun o savaşı tekraren yapmamız gereken bu teknoloji çağında, bu zaman dilimin de yaşadığımızı unutmamalıyız, çükü teknoloji geliştikçe istihbarat olanakları gelişiyor…

Evet iyi ki TSK’ mız iyi ki uyanık paşalarımız var diyen cümle yapısına şunu ilave etmem gerek bizler yeterince TSK ya sahip çıkabiliyor muyuz, yoksa şimdiki gibi Ergenekon davasında olduğu üzere emekli personelimize sahip çıkamıyor muyuz, bu sahiplenme ne ölçüde dış istihbaratların gözetiminde niye oluyor?…

Devamında iyi ki Atatürk’ün gençliğe Hitabesi ve bursa nutku gibi birer kılavuzumuz olduğunu söylemekle bunu hatim etmek ayrı şeylerdir, bunu şunu için söylüyorum geçmişte yapılan 20 Nisan 2007 Ankara Tandoğan’da binlerce kişi var iken hiçbir şey olmamış gibi gençler o haftada üniversitelerde rock konserinde metal işareti yapan insan topluğunu gördüm. 

Bahar şenliği yapan bu gençler bizim gençlerimiz değimiydi?..

Bilemiyorum ne yapıyorlardı…

İşte bir öğrenci üniversiteye geldiği yaş en fazla 20 dir.

Bu şunu gösterir bu kılavuzu en az 50 senedir geçlerimize okutmuyoruz veya okutup analiz ettirmiyoruz bu biz ana babaların hatasıdır bu hata işte Davos'ta yanlış seçimle başa getirdiğimiz bir başbakana yapılan hakarettir.

Yukarıda bekittiğim gibi kurtulmak kurtulmamaktan geçiyor bize 50 senedir üzerimizde bulunan bu kara örtüyü kaldırmamız gerekir, evlerden çıkıp ampulleri sömürmezsek karanlıkta dans ederiz aynı üniversitede ki rock konserinde gençlerimizin yaptığı gibi….

İyi ki Türk milleti gibi bir mitlimiz, olduğunu yazarak yazısına arkadaşımız devam ediyor, evet Türk milleti büyüktür bu milleti korumak ve kollamak herkesin kutsal görevidir çünkü bu ülkeden başka bir ülkede Türk kimliği ile yaşanmaz, şu çerçevede din simsarları ve karşı devrim odakları ülkemizi örümcek ağı gibi sarmış durumda ülkenin her yeri işkal altında bunu da açık açık söylememiz gerekir kimi kandırıyoruz…

İyi ki İslam dini gibi bir dinimiz, var diyor arkadaşımız evet dinimiz en mükemmel dindir kuranda ilk cümlesi nedir “OKU OKU” biz neyi okuyoruz neyi biliyoruz kulaktan dolma bilgilerle dindar hatta katil oluyoruz…

Neymiş efendim dinimizi kurtarıyormuşuz, bırakın bu işleri, din öyle kurtarılmaz din bilim irfan ile birleşirse kurtulur, bunu yolu Laik Türkiye cumhuriyetinden geçer, bölünen bir ülkede ne din ne iman kalır…

Ve iyi ki sahte İslamcılarımız, var diyor arkadaşımız yazısında, evet var bu doğru ama bunlara karşı yeterince önlem almadığımızda bir geçektir dostlar…

Sistemi kullanarak ve çoğu dış ajanlar olan bu sahte dincileri her ne olsa olsun deşifre etmemiz gerekir…

Son olarak arkadaşımız Akılsız Düşmanlarımız var diyor, herhalde askerlikte yemek hanelerde yazılan yazıları atlamış olacak o yazı aynen şöyledir; “Su uyur Düşman uymaz” der bunu açıklaması muhtelif olabilir fakat şunu bilmemiz gerekir düşmanlarımız bu teknoloji çağında iki dakikada bir beli senaryonun üzerine senaryo üretiyor.

Yapılan senaryolardan ders alarak daha geçekçi sayılabilecek senaryolar üretiyorlar, bizimde karşı senaryo üretmemiz gerekir, akıl bunu icap ettirir…

Arkadaşlar kendinize dikkat edin şubatın gelişi ocaktan belli.

Bir daha ki yazı dizimde buluşmak üzere…

Kaleminiz güçlü fikirleriniz açık olsun..

Hiç yorum yok: