Cumartesi, Aralık 03, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -13-


2008



Ben biraz geriye dönerek size gördüğüm bir olayı şu anda anlatmak istiyorum:

Kadınlarımız; evde karı dışarıda sömürülen işçi, köyde sırtında küfe ile çalışan, karnında bizleri büyüten, karnından bebeği sırtından sopayı esirgemediğimiz, en ufak bir şeyde kartal gibi üzerimize titreyen, dövülen, yatakta karı olarak sarıldığımız, sevgililerimiz, kadınlarımız…

İşte onlara yönelik yapılan işlem türban…

Bilindiği gibi YÖK kanunun 17 maddesi uyarınca Üniversitelere Türbanlı öğrenci alınması yasaktır…

Kayıtların başladığı günlerde, Hacettepe Beytepe kampusunu bilenleriniz varsa kampus içinde Zeki Kırtasiye denilen  bir yer vardır onun tam karşısında Kütüphane bölümü mevcuttur..   

İşte tam bu bölgede iki tane türbanlı kişi bayan öğrencileri çevirerek onlara yurt tavsiye ettikleri gözüme çarptı.

Sonra konuştuğum öğrenciler şunları söyledi “ hocam yurt fiyatları çok ucuz,” bir başkası şunları ekledi “ hocam yalnız bir şatları var, oda yurda ve buraya türban takarak gelmemiz” dediler.

Bende türban takmanın yasal bir sakıncası olduğunu elimden geldiğince yeni öğrencilerimize aktardım bu arda yine bir bayan öğrenci “ bakın hocam onunda kolayını bulmuşlar” diye bana yoldan geçen iki öğrenci gösterdi…

Hava çok sıcaktı bunu belirteyim, bu sıcak havaya rağmen üzerlerinde uzun palto olan ve birinin başında kapüşon kazak ve kafasında   kapüşon olan birde aynı giyim tarzı ile dolaşan ve kafasında saçları görünmeyecek şekilde mavi denizci şapkasına benzeyen iki kişiyi göstererek konuşmasına devam etti “ Hocam ne yaparsanız yapın bunların kökü sağlam yine bir yolunu bulup buraya gelirler” dediler…

Evet öğrenci arkadaşımız haklıydı bunları kökten yani bu olayı yaratan kişilerden hesap sorulması, kökten bu işi halletmek gerek, bu arada bizim köklerimizi kuvvetlendirmemiz gerek böyle giderse torağımız onların egemenliği altına girer diye düşündüm…   

Bunun üzerine bende koruma görevlileri ile o iki sözde provakator örencilerin yanına giderek “arkadaşlar burası bir eğitim kurumu lütfen burada siyaset yapmayı ve burayı terk edin” dedim, aldığım cevap aynen şu idi “ Biz burayı terk edelimde herkes komünist mi olsun” dediler…

Dostlarım biz bunları hayata hazırlayacağız işimiz geçekten zor. Üniversiteye gelmeden önce buların kafası şöyle çalışıyordu, kominizim = Kemalsizim = dinsizlik, türban takarak dinimiz yaymamız gerek herkesi dinimize davet edin. Diyen bir zihniyetin ürünleri olarak bu dönem üniversiteye başladılar, utanan utansın, daha fazla denecek ne var bilmiyorum dostlarım…

Hocanın o… yerde cemaat s.. diye bir değim vardır, hatırlarsanız laik olan Müslüman olmaz diyen sayın denilen RTE vardı ben mutasyona uğradım demeği unutmuştu….  

İşte kafaları yıkanan ilerde çocuklarımızın anası olacak veya bu ülkede bazı şimdiki gibi üs mertebelerde bulunacak iki genç beyini nasıl ve kimler tarafından yıkandığını sizlerde benim kadar biliyorsunuz adi şereften yoksun bu kişi F. G. Başkası olamaz ve de onun müritleri olan ve onlar çıkarları için kucak açan şimdiki yönetim..

Biraz daha geriye giderek bir olay daha size anlatmak istiyorum bu iç yazışma olduğu için adları ve bölüm bende saklı kalacaktır…

 Türban davasının en hızlı olduğu zamanlar sayın denilen Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN (YÖK Başkanı) yaptığı uygulamalardan ötürü tüm üniversiteler bir kaus dolu bir hale getirdi ve ne yapacaklarını tam anlamıyla üniversite yönetimleri bilemedikleri günlerde 18 Mart 2008 yılında,  ben bir çalıştığım Hacettepe yönetimine bir uyarı yazısı yazmıştım işte o yazı…

18-Mart-2008

Hacettepe Üniversitesi ……. Başkanlığına

                                                                       ……/Ankara

 

YÖK Kanununun 17. maddesi uyarınca türbanlı Öğrencilerimizin Kampus içine girmesi yasaktır…

YÖK Kanununun 17. maddesi uyarınca Bende bir devlet memuru olduğum için yasalara uymak zorundayım, yasada herhangi bir düzenleme olmaz ise yasaların devlet personeline verdiği yetki üzerine sorumlusu bulunduğum Beytepe …… Bilgisayar laboratuar bölümüne türbanlı öğrenci almıyorum.

Din simsarları Türkiye Cumhuriyetinin laik Üniter Devlet yapısına ve de en kötüsü geç beyinleri din ile sömürülmesi, bu olguda öncelikle üniversitelerimizde türban konusunu bahane ederek, kısaca devlete saldırıldığı bir gerçek olarak görünmektedir…

Bazı devlet kurumlarında bu türban davası özel amaçlar, geleceğe yönelik pirim yapma yolu ile yönetim kademelerinde bu olgu sıklıkla kullanıldığı görünmektedir…

Bu olgu görüş ve düşünce çerçevesinde olayın yasal ve tehdit olmadan çözülmesi bir Tük vatandaşı olarak arzumdur…

Bu hassas dönemde, bu kadar hassas bir olguda her Türk vatandaşı ve bu ülkede çalışan öğretim görevlileri, çalıştıkları eğitim kurumlarında devlet memuru olanların gelecekleri için taşın altına elini koymalarını umuyorum…

Hangi kademede olursa olsun demokratik toplumlarda kimse hukuktan üstün değildir ve hukuku kendi amaçları doğrultusunda kullanamaz, devlet memurunun yasalara uyması gerekir…

Şu anda kimseyi suçlamak veya kutlamak istemiyorum, yalnız yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum, bu olguda fikirlerinize ihtiyacım vardır…

 17-Mart-2008 tarihinde Beytepe ……. Müdürü …… saat 11.15 de beni odasına çağırarak türbanlı öğrenciler için yaptığım uygulama hakkında; böyle bir uygulama yapmamam gerektiği konusunda beni sözlü olarak uyardı…

Benim yaptığım ters bir uygulama ise yasal olarak böyle bir sözlü uyarıyı yapan …..’ nın  yetkisi var ise bağlı bulunduğu  Beytepe ……. Başkanlığından yazılı bir açıklama, Beytepe ….. Başkanlığının  yetkisi yok ise bağlı bulunduğu Hacettepe Üniversite rektörlüğünden yazılı bir açıklama bekliyorum…

Bana yasal olarak, Beytepe …… Bilgisayar laboratuarına türbanlı Öğrencilerin girip giremeyeceği konusunda da yazılı bir talimat verilmesini istiyorum…

Bu talimat doğrultusunda yasal olarak devlet memurunun YÖK’e bağlı olarak çalışan Hacettepe Üniversitesinde yasa gereğince Beytepe kampustaki Dersliklere ve Bilgisayar laboratuarlarına türbanlı öğrencilerin girişlerini düzenleme yasası var ise, bende devlet memuru olarak bu yasa hakkında yapması gerekli işlemleri yasaların gösterdiği biçimde uygulaya bilirim…

Bu dilekçenin sonucuna göre devlet memurunun yetki ve sorumluluğunu yerine getireceğimi bildiririm…

Saygılarımla… 

Yazı ile başkanlığı uyardım bundan 15 – 20  gün sonra rektörlükten talimat  geldi hiçbir türbanlı öğrenci dersliklere ve bölümüme alınmayacak….

Bu yazı yerine ulaştığını zannediyorum fakat yasalar gereği yapılması gereken bana yazılı bir dönüş olmalıydı ama olmadı, sorumlusu olduğum bilgisayar laboratuar başka bir yere taşındı ve beni unvanım ve görevim dışında daha pasif bir göreve başkalığımca alındım…

Yukarıdaki uygulamalar benim bireysel çabalarım ile olmuştur, bunu yanında sonuçları bir devlet üniversitesinde çalıştığım için beni hiç şaşırmadı, taşın altına elimi koyduğum zaman bunu biliyordum zaten.

Onun için olmuştur diye düşünmekten kendimi alamıyorum, buda Türkiye’de olağan olmasa da olağan sayılacak şeylerden biri, şimdiki devlet yönetiminde kurumlara yansıyan bir işlem olarak kabul etmekten başka bir çözüm şu anda görünmüyor...
Not: 15-8-2009 tarihinde Bilgisayar laboratuar bölümü Kapatldı ve de ben Üniversitesinden Zorunlu emekli oldum…

Hiç yorum yok: