2008
Ben biraz geriye dönerek size gördüğüm bir olayı şu
anda anlatmak istiyorum:
Kadınlarımız; evde karı dışarıda sömürülen işçi, köyde
sırtında küfe ile çalışan, karnında bizleri büyüten, karnından bebeği sırtından
sopayı esirgemediğimiz, en ufak bir şeyde kartal gibi üzerimize titreyen,
dövülen, yatakta karı olarak sarıldığımız, sevgililerimiz, kadınlarımız…
İşte onlara yönelik yapılan işlem türban…
Bilindiği gibi YÖK kanunun 17 maddesi uyarınca
Üniversitelere Türbanlı öğrenci alınması yasaktır…
Kayıtların başladığı günlerde, Hacettepe Beytepe
kampusunu bilenleriniz varsa kampus içinde Zeki Kırtasiye denilen bir yer
vardır onun tam karşısında Kütüphane bölümü mevcuttur..
İşte tam bu bölgede iki tane türbanlı kişi bayan
öğrencileri çevirerek onlara yurt tavsiye ettikleri gözüme çarptı.
Sonra konuştuğum öğrenciler şunları söyledi “ hocam
yurt fiyatları çok ucuz,” bir başkası şunları ekledi “ hocam yalnız bir şatları
var, oda yurda ve buraya türban takarak gelmemiz” dediler.
Bende türban takmanın yasal bir sakıncası olduğunu
elimden geldiğince yeni öğrencilerimize aktardım bu arda yine bir bayan öğrenci
“ bakın hocam onunda kolayını bulmuşlar” diye bana yoldan geçen iki öğrenci
gösterdi…
Hava çok sıcaktı bunu belirteyim, bu sıcak havaya
rağmen üzerlerinde uzun palto olan ve birinin başında kapüşon kazak ve
kafasında kapüşon olan birde aynı giyim tarzı ile dolaşan ve
kafasında saçları görünmeyecek şekilde mavi denizci şapkasına benzeyen iki
kişiyi göstererek konuşmasına devam etti “ Hocam ne yaparsanız yapın bunların
kökü sağlam yine bir yolunu bulup buraya gelirler” dediler…
Evet öğrenci arkadaşımız haklıydı bunları kökten yani
bu olayı yaratan kişilerden hesap sorulması, kökten bu işi halletmek gerek, bu
arada bizim köklerimizi kuvvetlendirmemiz gerek böyle giderse torağımız onların
egemenliği altına girer diye düşündüm…
Bunun üzerine bende koruma görevlileri ile o iki sözde provakator örencilerin yanına giderek
“arkadaşlar burası bir eğitim kurumu lütfen burada siyaset yapmayı ve burayı
terk edin” dedim, aldığım cevap aynen şu idi “ Biz burayı terk edelimde herkes
komünist mi olsun” dediler…
Dostlarım biz bunları hayata hazırlayacağız işimiz
geçekten zor. Üniversiteye gelmeden önce buların kafası şöyle çalışıyordu,
kominizim = Kemalsizim = dinsizlik, türban takarak dinimiz yaymamız gerek
herkesi dinimize davet edin. Diyen bir zihniyetin ürünleri olarak bu dönem
üniversiteye başladılar, utanan utansın, daha fazla denecek ne var bilmiyorum
dostlarım…
Hocanın o… yerde cemaat s.. diye bir değim vardır,
hatırlarsanız laik olan Müslüman olmaz diyen sayın denilen RTE vardı ben
mutasyona uğradım demeği unutmuştu….
İşte kafaları yıkanan ilerde çocuklarımızın anası
olacak veya bu ülkede bazı şimdiki gibi üs mertebelerde bulunacak iki genç
beyini nasıl ve kimler tarafından yıkandığını sizlerde benim kadar biliyorsunuz
adi şereften yoksun bu kişi F. G. Başkası olamaz ve de onun müritleri olan ve
onlar çıkarları için kucak açan şimdiki yönetim..
Biraz daha geriye giderek bir olay daha size anlatmak
istiyorum bu iç yazışma olduğu için adları ve bölüm bende saklı kalacaktır…
Türban davasının en hızlı olduğu zamanlar sayın
denilen Prof. Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN (YÖK Başkanı) yaptığı uygulamalardan ötürü
tüm üniversiteler bir kaus dolu bir hale getirdi ve ne yapacaklarını tam
anlamıyla üniversite yönetimleri bilemedikleri günlerde 18 Mart 2008 yılında,
ben bir çalıştığım Hacettepe yönetimine bir uyarı yazısı yazmıştım işte o
yazı…
18-Mart-2008
Hacettepe Üniversitesi …….
Başkanlığına
……/Ankara
YÖK Kanununun 17. maddesi
uyarınca türbanlı Öğrencilerimizin Kampus içine girmesi yasaktır…
YÖK Kanununun 17. maddesi
uyarınca Bende bir devlet memuru olduğum için yasalara uymak zorundayım, yasada
herhangi bir düzenleme olmaz ise yasaların devlet personeline verdiği yetki
üzerine sorumlusu bulunduğum Beytepe …… Bilgisayar laboratuar bölümüne
türbanlı öğrenci almıyorum.
Din simsarları Türkiye
Cumhuriyetinin laik Üniter Devlet yapısına ve de en kötüsü geç beyinleri din
ile sömürülmesi, bu olguda öncelikle üniversitelerimizde türban konusunu bahane
ederek, kısaca devlete saldırıldığı bir gerçek olarak görünmektedir…
Bazı devlet kurumlarında
bu türban davası özel amaçlar, geleceğe yönelik pirim yapma yolu ile yönetim
kademelerinde bu olgu sıklıkla kullanıldığı görünmektedir…
Bu olgu görüş ve düşünce
çerçevesinde olayın yasal ve tehdit olmadan çözülmesi bir Tük vatandaşı olarak
arzumdur…
Bu hassas dönemde, bu
kadar hassas bir olguda her Türk vatandaşı ve bu ülkede çalışan öğretim
görevlileri, çalıştıkları eğitim kurumlarında devlet memuru olanların
gelecekleri için taşın altına elini koymalarını umuyorum…
Hangi kademede olursa
olsun demokratik toplumlarda kimse hukuktan üstün değildir ve hukuku kendi
amaçları doğrultusunda kullanamaz, devlet memurunun yasalara uyması gerekir…
Şu anda kimseyi suçlamak
veya kutlamak istemiyorum, yalnız yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum, bu olguda
fikirlerinize ihtiyacım vardır…
17-Mart-2008
tarihinde Beytepe ……. Müdürü …… saat 11.15 de beni odasına çağırarak türbanlı
öğrenciler için yaptığım uygulama hakkında; böyle bir uygulama yapmamam
gerektiği konusunda beni sözlü olarak uyardı…
Benim yaptığım ters bir
uygulama ise yasal olarak böyle bir sözlü uyarıyı yapan …..’ nın yetkisi
var ise bağlı bulunduğu Beytepe ……. Başkanlığından yazılı bir açıklama,
Beytepe ….. Başkanlığının yetkisi yok ise bağlı bulunduğu Hacettepe
Üniversite rektörlüğünden yazılı bir açıklama bekliyorum…
Bana yasal olarak, Beytepe
…… Bilgisayar laboratuarına türbanlı Öğrencilerin girip giremeyeceği konusunda
da yazılı bir talimat verilmesini istiyorum…
Bu talimat doğrultusunda
yasal olarak devlet memurunun YÖK’e bağlı olarak çalışan Hacettepe
Üniversitesinde yasa gereğince Beytepe kampustaki Dersliklere ve Bilgisayar
laboratuarlarına türbanlı öğrencilerin girişlerini düzenleme yasası var ise,
bende devlet memuru olarak bu yasa hakkında yapması gerekli işlemleri yasaların
gösterdiği biçimde uygulaya bilirim…
Bu dilekçenin sonucuna
göre devlet memurunun yetki ve sorumluluğunu yerine getireceğimi bildiririm…
Saygılarımla…
Yazı ile başkanlığı uyardım bundan 15 – 20
gün sonra rektörlükten talimat geldi hiçbir türbanlı öğrenci dersliklere
ve bölümüme alınmayacak….
Bu yazı yerine ulaştığını zannediyorum
fakat yasalar gereği yapılması gereken bana yazılı bir dönüş olmalıydı ama
olmadı, sorumlusu olduğum bilgisayar laboratuar başka bir yere taşındı ve beni
unvanım ve görevim dışında daha pasif bir göreve başkalığımca alındım…
Yukarıdaki uygulamalar benim bireysel
çabalarım ile olmuştur, bunu yanında sonuçları bir devlet üniversitesinde
çalıştığım için beni hiç şaşırmadı, taşın altına elimi koyduğum zaman bunu
biliyordum zaten.
Onun için olmuştur diye düşünmekten
kendimi alamıyorum, buda Türkiye’de olağan olmasa da olağan sayılacak şeylerden
biri, şimdiki devlet yönetiminde kurumlara yansıyan bir işlem olarak kabul
etmekten başka bir çözüm şu anda görünmüyor...
Not: 15-8-2009 tarihinde Bilgisayar laboratuar bölümü
Kapatldı ve de ben Üniversitesinden Zorunlu emekli oldum…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder