Cuma, Aralık 09, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -43-

2009


Okurlarım,
2006 sonu 2007 başında yazdığım uyarı yazısına devam ediyorum, bu uyarılar yıllar içinde hiç değişmemede devam ediyor bir arpa yol bile kaydetmediğimiz yanı mehter takımı gibi 2 ileri 1 geri adım ata, ata yürümüşüz zaten alışkan olan toplumumuz birde AKP’nin  adımları arasındaki boşluklardan yararlanan dış güçler aramıza sızmış ve bizi büyük çıkmazlar içene sokmuştur….
İşte o yazımdan örnekler…
Kıbrıs ta bulunuyoruz,  jeopolitik önemini bizlerce çok büyük olan adayı biraz daha irdelemeye çalışalım…
Bilmemek ayıp değil örenmemek ayıptır diyerek bakalım neler görüp neler öğreneceğiz.....
Kıbrıs jeopolitik önemi nedeni ile tarih boyunca çeşitli devletlerin saldırısına  uğramıştır.
Kıbrıs, M.Ö. 1450 yılından itibaren; Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Büyük İskender (Ptoleme Egemenliği), Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlılar (Aslan Yürekli Richard), Venedikliler ve Osmanlılar idaresinde kalmıştır.



300 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan Kıbrıs, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlıları destekleme karşılığında 1878’de İngiltere’ye geçici olarak bırakılmıştır buda şimdiki AKP ve başındaki RTE iktidarın yaptığı yanlış politikalar sayesinde, günümüzde görülen KKTC. Ortaya çıkmıştır…
 Yanlışlıklar o boyutla ulaşmıştır ki artık mazeretler uydurularak politikaların uyguluyordur…
Oluşum çerçevesinde jeopolitik bir yapıya sahip olan bir bölge ne surette olursa olsun başka bir devletin veya pahtın idaresine verilmemesi 1877-78 yıllarında Osmanlıları kandıranlar şimdi değişik boyutlarda bunu gereksim olduğunu AKP ye değişik yolardan empoze ediyorlar bunun göstergesi AB dir…
Bu senaryoyu dış güçler bunu son derece iyi kullanmayı başardılar…
Ve bu ölçüde politik yönden ivme kazanmaları bu 1877-78 yıllarına yani o dönemine, politikalarına denk gelmiştir…
İngiltere, I. Dünya Savaşı’nın başında, Kıbrıs’ı bir oldu-bittiye getirerek ilhak ettiğini açıklamıştır, bu olayı gelecek yazılarımızda daha detaylı olarak sonuçlarını yazmaya çalışacağım…
Politikalar değişse bile amaç değişmiyor yıl 2009 yazıyı yazdığım tarihten bu yana yaklaşık 3 sene geçti dostlar, nerdeydik nerelere geldik…
 CDH  (Cour Europeenne des Droits de l’Homme) Avrupa İnsan Hakları Adalet Divanı dahil tüm yasal platformlarda Türkiye üstü kapalı suçlandı…
Yazımın devamında şunlar vardı; Kıbrıs İngiltere’nin idaresi altında iken, Kıbrıs kilisesi, adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan Enosis (birleşme) çabasını yoğunlaştırarak sürdürdü.
Enosis hayali Kıbrıs sorununun temelini teşkil eder.
Enosis’i gerçekleştirmek için 1955’te EOKA adında bir terör örgütü İngiltere’nin denetiminde  kuruldu.
Bu örgüt İngilizlere ve Türklere karşı silahlı şiddet hareketlerine başladı fakat bunların hepsi bir düzmece idi asıl hedef İngilizler olmayıp TÜRKİYE VE SOYDAŞLARIMIZDI.
Bu saldırılara ve bu teröre  karşılık Türk soydaşlarımız tarafında TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) kuruldu ve EOKA ile mücadeleye başlandı.
Kıbrıs, Londra ve Zürih Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla 1960 yılında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı, zamanlama bakımından dış istihbarat güçleri için çok mükemmel oldu…
İlk önce yakın komşumuz KGB  (Komitet Gossudarrstvennoi Bezopastnosti) Sovyet Gizli Haber Alma Teşkilatı soğuk savaş döneminde önce Türkiye’de daha sonra şimdiki KKTC üst faaliyetlerini yükseltmiş, bir duyuma göre Türkiye’ye barış harekâtı yaparken yardımcı olmuştur…
Yine bize komşu olan MOSSAD  İsrail Gizli Haber Alma Örgütü ve büyük abisi CIA  (Central Intelligence Agency) ABD Merkezî Haber Alma Teşkilatı Türkiye için koordinasyonu sağlayan bizim MİT  Millî İstihbarat Teşkilatı Türkiye içinde ve KKTC de faal olarak çalışıyorlardı…
O zamanlar planlar tekraren masaya kondu, uzun zamanlı olgu içinde ve fark edilmeden yapılacak bu planlar sayesinde şimdiki politik gelişmelerin kapısı açılacaktı…
Uzun vade gözler Türkiye’nin üzerine çevrildi siyasi yönden zayıf olan bir Ulusu yıkma senaryoları ve buna uygun planlar iki pahtı kendi çıkarları doğrultusunda yapıldı.
Bu arada Türkiye’de ihtilal olmuştu tam zamanında Türkiye’nin politik yönden güçsüz ve karışıklık veremeyeceği anda jeopolitik bir adada bağımsız bir ülke kurdular, bu ülke piyon olarak kullanılacak hangi pahtın siyasi gücü dünyada kabul görürse onun hizmetinde olacaktı ve bir müddet fark edilmeden bu senaryo hayata geçirildi…
Bu ülke artık bir piyon gibi Türkiye’nin üzerine sürülebilirdi…
Şimdiki Kürdistan davasına tıpa tıp bezeyen bir senaryonun alt yapısı hazırlamış ve oyuncular oynamıştı ve dış güçler bu politik satranç oyunu kazanmışlardı...
İşte tarihimizi irdelemeden günümüze bakamayız sözün bitiği yer burası…
Bir tarafsız gözle bakıldığında bunu görmek ve göstergesi olarak Kıbrıs’ ta yapılan yanlışlıkları görebiliriz…
Günümüzde bu yanlışlıklar hâlâ devam ediyor, politik çıkarlar için Kıbrıs politikamızda yapılanıyor...  
Yukarıda belirtilen olgu çerçevesinde senaryodaki plan doğrultusunda o zamanlar Kıbrıs’ ta Bu antlaşmaya göre; hükümetin ve icra unsurların %70’i Rum, %30’u Türklerden teşkil edilecek, Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk’ten oluşacaktı.
Bir papaz olan Makarios (asıl adı:Mihail Hristodolu Muskos) Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu.
Garanti Antlaşmaları ile, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldular. İngiltere, iki askeri üs(Agratur-Dikelya) elde etti. Adada Türkiye 650, Yunanistan ise 950 kişilik kuvvet bulundurabilecekti. Garanti antlaşmasına göre, Makarios Türklere verilen hakları çok görerek Türkleri tamamen yok etmeye çalıştı bu olgu çerçevesinde bir noktada başarılıda olduğunda söylersek yanlış olmaz, şimdiki durum onun haklı çıkartacak biçimde gelişiyor…
Evet, yazımın acı ama gerçek bölümü bu idi...
Yine yazıma devam etmiştim; O zamanlar kısa vadeli planlar için yine piyon olarak istihbarat kuruluşları senaryo gereğince Yunanistan’ı seçti ve plan dahilide Yunanistan adaya gizlice çok sayıda asker ve tehcizat göndermeye başladı…
Yukarıda belirttiğim gibi MİT siyasi yönden sesiz kaldı çünkü bu işi organize eden MOSSAD ve  CIA eli vardı KGB açığa çıkmamak için olayları uzaktan takip ediyordu, çoğu zaman müdahil bile olmuştu…
Kıbrıslı Türkleri ortadan kaldırmak ve Türk toplumuna gözdağı vermek için yapılan bu plan dâhilinde ve Enosis’i gerçekleştirmek için hazırlanan, “Akritas Planı”nını uygulamaya koymak üzere EOKA çeteleri ve Yunan askerleri 25 Aralık 1963’de saldırıya geçerek çocuk, kadın, yaşlılarda dâhil olmak üzere binlerce Türk’ü vahşice katlettiler…
Zamanı çok iyi ayarlamışlardı çünkü noel zamanında yaparlarsa Hıristiyan kökenli ulusları ve toplumunu arkalarına alacaklarını hesap etmişlerdi, bir ölçüde haçlı seferi olmasını planlıyorlardı.
Türk istihbarat teşkilatları bunları yakından takip ediyordu…
Fakat belirsiz siyasi politikalar yüzünden karşı istihbarat işlerini uygun zamanda yapamadılar fakat Rumların Erenköy’e de saldırmaları üzerine, Türk jetleri Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşu yaptılar. Panikleyen Rumlar saldırılarına son vermek zorunda kaldılar.
Türkleri katletmek için Kanlı Noel olarak tarihe geçen bu vahşet karşısında Batılı devletler her zamanki gibi seyirci kaldılar buda planın bir parçası idi bir ölçüde Hıristiyan toplumunu denemek amacı güden bu katliam, sonuç ve yapı bakımından başarıya ulaşmıştı.
Evet, dostlar buları yazarken sanki o günleri bir daha yaşıyor gibi oluyorum ama yazımın devamında o zamanlar teskere krizinden yara alan ABD o zamanlardaki Kerkük Musul davası ve TÜRK askerinin başına çuval geçirilmesi tarihi bilmeyen geleceğini göremez derler ve bu o zamanlar bir sınanma idi şimdi ne oldu…
Bu arada RTE askerlere karşı son derece terbiyesiz sözler söylemeye devam etmeye o yazımı yazdığım zamanlarda devam ediyordu, süreç bu tür politik oyunlara açık bir Türkiye portesi çiziyor ve dış politikada hep ama hep sınıfta kalacağımız kesindir dikkat!!!!....
Demiştim haklı çıkmaktan utanıyorum…

Hiç yorum yok: