Cuma, Aralık 02, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -8-

Adamlar,
Yasalar ve onu uygulayanlara saygımız var mı?;

Gündem yargı ve gençliğimiz üzerine oynanan oyunlar.

Yazıma başlarken Bertolt BRECHT bir sözü ile başlamak istiyorum : Büyük sıçrayışı geçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugünü yarına dünle beslenerek yol alınır... 

12 Nisan 2008 'de ANKARA Tandoğan meydanındaydım, dostlar orada tek gördüğüm halkımızın isyanıydı bu isyan bu topluluk konuşmacıları dinlemiyor ve isyan ediyordu, kime niye olduğunu artık yazmayacağım çünkü bu isyan sonucu tüm aydın geçinen kesim ve ben suçluydum bizler halkı dinlemedik halkı bir koyun gibi gördük hep öğüt verdik hiç çözüm üretmedik...    

Ben bunların  siz adamlara bu oluşum devam ederse olacakları altı haftadır uyardım ve  bildirdim...

Üzülerek görüyorum ve artık üzülmek istemiyorum, bana olay ve gündem, olayların akışına göre normal geliyor dostlar...

Yazılarımı takip edenler ne demek istediğimi bilirler...

10 Nisan 2008 günlerden perşembe hafta sonu gündemi belirlendi ve hafta başı gündemi yaratıldı...

Artık gündemi yaratmak için şerefsiz kişiler TBMM ithal bile ediliyor, eskiden gündem gündemi yaratırdı fakat şimdi dışarıdan Türkiye gündemi yaratılıyor, örneğin şerefsiz bir sayın olan ve de yabancı olan BARROSO önce yurtdışından gündemi belirledi daha sonra utanmadan TBMM'de konuşma yaptı...

Yapılacak veya düzetilecek yasalar hakkında yorum yaparak ders verdi, ve bizim milletimizin seçtiği sözde millet vekilleri de bu anası belli babası belirsiz sayını dinlediler, aslında babası belli araştırsak bu cesareti ancak bir Türk geninden gelen kişi yapabilir, bilmem anlatabiliyor muyum?..

Osmanlılardan kalan bir gen onlara geçmiş bir nedenle, sonradan kırma oldukları için atalarının meclisinde atalarına hakaret ediyorlar, şerefi ve haysiyetsiz genleri analarından aldıkları muhtemeldir...

İşte dostlar AB böyle kırma köpeklerden oluşmuş bir birlik ve bunları dileyip tepki vermeyen siyasi oluşumun ne olduğunu sizlere bırakıyorum...

Faşist terörü adapte etmek isteyen ve de sömürge oluşumu olan AB komisyon başkanı sayın denilen köpek BARROSO : Türkiye tarihinde Avrupa'nın geleceği nitelediğindendir ve NATO sistemi içerisinde bir mihenk taşıdır..

Demiş dostlar, inanan inansın ben bu köpek Allah bir dese inanmam...

Bu köpeğin din imanı sömürmek, sömürücü köpeklerin sözcülüğünü ve komisyon başkanlığını yapan bir köpeğe güvenilmez...

Yukarıda aktardığım köpek BARROSO yabancı...

Bu olgu içinde dört ayaklı köpekler alınmasın benim bahsettiğim iki ayaklı köpeklerdir, iki ayaklı bu tür köpekler yurdumuzda vardır adı da faşist köpeklerdir, bu türe özenen sempatizanlarında vardır, o nedenle dört ayaklı köpekler iki ayaklı köpeklerden daha şerefli ve yediği tasa sıçmayan hayvan türüdür...

Birde aldığımız kapalı kapılar ardında söylenen bir dedikodu habere göre yeni bir bakanlık kurulacakmış adı da ÇALIŞMAMA VE YALAN SÖYLEME Bakanlığı olacakmış, başına da şimdiki Çalışma bakanı sayın denilen F. Ç. getirilecekmiş...

Yukarıda belirttiğim F. Ç. kürsü dokunulmazlığına sığınarak doğruları yalan ile sıvamayı çok iyi biliyormuş o nedenle kurulacak  ÇALIŞMAMA VE YALAN SÖYLEME bakanlığına AB destekli kredide verilebilirmiş...

Bu 10 Nisan 2008 günlerden perşembe günü bu iki ayaklı yabancı olan iki ayaklı köpekten sonra üçlü bir zirvede toplandı...

08 Nisan 2008 salı kapatılma korkusu olan AKP karar verdi, bu karara göre Konya Millet vekili Hüsnü Tuna'ya uyarı cezası verdi..

AKP'yi çok eleştiren Turan Çömez hakkında ise AKP'den ihraç kararı verdi...

Döküntüler ile çürüyenler arasında kalan bir iktidar partisi AKP, Türkiye'yi yönetmeye çalışıyor korku dağları yaklaştı...

Gelelim yardımcı uşak olan MHP'nin Genel merkez Kararına, aşağıda irdeleyeceğimiz Akdeniz üniversitesi olayları için alınan kararı...

MHP Antalya il Yönetimi, Akdeniz üniversitesindeki olay nedeniyle genel merkez kararıyla görevden alındı...

Bu arada YÖK sanki gerilimi kendisi çıkarmamış gibi Üniversitelere talimat vererek güvenliğin artırılmasını istedi, geç kalan ve gerilimi tırmandıran bu YÖK kurumu başındaki sayın kişi ne yapacağını şaşırdı, yaptıklarının ve yapacaklarının sorumlusunu yine üniversitelere yüklemeye uğraşacaktır.

Korkunun ecele faydası yok, AKP ve MHP, onun bilimsel olarak sözde çalışan YÖK, ne yaparsanız yapın bu milleti ve gençliğimizi ihraç edemeyeceksiniz Türkiye tek ve bağımsız olarak payidar kalacaktır...

Her zaman adam olanların adam gibi söylediklerini ve bu sözü özlerinde hissettiklerini unutmayın: "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"

Maymun diye tabir ettiğiniz bu ulus, sizlere, sayınlara, yalnız şunu söylüyor Maymun gözünü açtı...

Aydınlarımızı siz sayınlar sayesinde önce zorla tutuklama oyunu oynadınız...

Bu oyundan sonrası yazmak bile benim için zor geliyor, cinayetleri planlayanlara dış istihbarat teşkilatları ile gizli görüşmeler yaptınız...

Bu duyumlar umarım yanlışıdır, yanlış değil ise yakında bu görüşmelerin meyvesini alacağınızı umuyorsunuz...

Çok acı ben utanıyorum ve elimden gelen bu adamları uyarmak, son derece dikkatli olun, bana gelince dizi yazımı başlığı gibi davranacağım, Korkusu olan namert olsun, bugün varız yarın yoksuz bizi unutma ey halkım...

Sayınlar maymunlar cehennemine hoş geldiniz...

Sayınlar, bu cehennemi siz sayınlar yarattınız, hayırlı olsun...

Umuyorum adam olan adamlar bu cehennemi fazla hasar görmeden cennette çevirirler...

İşte o zaman insan oğlu cennet saydığım bu vatan üzerinde yaşayabilir...

Umudum hiç kaybolmadı, şunu biliyorum, adam olan adamlar bu ulusun içinde çok var, onları yok etmek imkansız...

Adamlarda umudunuzu kaybetmeyin, bu olgunun olacağını söyleyen en büyük liderimiz  Mustafa Kemal Atatürk'e güvenin onu söyledikleri bir bir çıkıyor...   

07 Nisan 2008 pazartesi Uzun süren M.K.Y.K toplantısından sonra açıklama yapıldı...

Bu açıklamaya göre; R.T.E'in tayin edeceği çalışma gruplarınca mahkeme sürecini kendi mecrasında yürütülmesine karar verildi...

Açıklaması yapıldı bakalım kendi mecrası nasıl bir oluşum sergileyecek...  

Bakın geçtiğimiz hafta başında çıkan bir başka habere:

07 Nisan 2008 pazartesi günü şerefsiz F.G. beraatını Yargıtay Cumhuriyet başsavcılığı, F.G. verilen beraat kararını onaylayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararına itiraz etti..

[ F.G'in amacı şeriat !!!!
 “Laik düzeni yıkmak amacıyla örgüt oluşturan ve yöneten sanığın eyleminin TCK’nın 313. maddesi unsurları itibariyle tartışılıp değerlendirildiğinde cürüm işlemek için teşekkül meydana getirilmesi suçunda aranan delillerin yeterli ve kesin olduğu görülmüştür.


İTİRAZ NE ANLAMA GELİYOR?



F.G bu davadan beraat ederse, yeni delil olmadan aynı suçlamayla dava açılamaz. Ama “çete” suçlaması yapılırsa, TCK değişikliği nedeniyle zaman aşımına girer ve dava düşer. Bu durumda, G’in Türkiye’ye dönmesi halinde, aynı suçlamayla yeniden dava açmak mümkün olabilecek.


BAŞSAVCININ SUÇLAMALARI

 F. G’in kitaplarından ve çeşitli konuşmalarından alıntılar yapılan itirazda, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün 21 Nisan 1999 tarihli raporu, Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın aynı dönemdeki raporları, tanık anlatımları, yurt dışındaki “Nurculuk” faaliyetleriyle ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazı ve belgeleri ile genel müdürlüğün “Fethullah Gülen örgütü” ile ilgili şirketler, okullar, dershaneler ve vakıflar hakkındaki tespitlerine yer verildi.

CÜRÜM İŞLEMEK İÇİN TEŞEKKÜL OLUŞTURMAK
Kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi laik düzeni yıkmak amacıyla örgütlenen sanığın eylemlerinin cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak

SUÇ, SOYUT TEHLİKE SUÇUDUR
Yasa koyucu hazırlık hareketlerini amaçlanan suçu önlemek için cezalandırmaktadır. Suç, soyut tehlike suçudur. Suç işlemek için teşekkülün oluşturulması yeterli olup, amaçlanan suç ya da suçların işlenip işlenmemesi önemli değildir. Teşekkülün oluşturulması ile suç tamamlanmış olur. Teşekkül mensuplarının suç işlemek için anlaşmış olmaları yeterlidir. Yasa koyucunun amacı, basit bir birleşme olmayıp, kamu için tehlike yaratacak birleşmeyi cezalandırmaktır.

F G’in kurucusu ve lideri olduğu örgütün eylemleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS), ‘toplanma ve örgütlenme özgürlüğü’nü içeren 11. maddesi kapsamında.

F. G.  ÖRGÜTLENMESİNİN NİHAİ AMACI
Şeriat düzeni getirmek amacının, Avrupa kamu düzenine aykırı olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 4. maddesine göre değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan devletin yönetim şekline ve Cumhuriyet’in temelini oluşturan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkeleri ile öngörülen Anayasal düzene aykırı olduğu.

HUKUKTAN HİMAYE TALEP EDEMEZ
F. G örgütlenmesinin nihai amacı göz önüne alındığında, dosyada toplanan delillerle sabit olan ‘ışık evleri’ tabir edilen yerlerde toplantılar yapmaları, buralarda çeşitli örgütsel faaliyetlerde bulunmaları, ülke genelinde ve yurt dışında örgütlenmeleri ve faaliyetleri sözleşmenin 11. maddesi (toplanma ve örgütlenme özgürlüğü) kapsamında değerlendirilemez, insan hakları, demokrasiyle bağdaşmaz ve hukuktan himaye talep edemez.

Sanığın cebir ve şiddet kullanarak baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, niteliklerini ve laik düzeni değiştirmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek amacına yönelik olarak suç işlemek üzere terör örgütü kurduğu veya yönettiği yolunda mahkumiyetine yeterli kesin delil bulunmadığı.



DELİLLER YETERLİ VE KESİN
Laik düzeni yıkmak amacıyla örgüt oluşturan ve yöneten sanığın eyleminin 765 sayılı TCK’nın 313/2-4. maddesi unsurları itibariyle tartışılıp değerlendirildiğinde cürüm işlemek için teşekkül meydana getirilmesi suçunda aranan delillerin yeterli ve kesin olduğu görülmüştür.

Sanık F. G’in ülke içinde oluşturup, daha sonra ülke dışında organize edip yönettiği örgütün, Türkiye’de mevcut Anayasal düzeni değiştirmek ve laiklik ilkesini de kaldırarak, yerine şeriat esaslarına dayalı devlet kurmak amacında olduğu, aşamaları, tebliğ, cemaat ve cihat temelinde, yurt içinde ve dışında dershane, okul, üniversite, yurt, hazırlık kursları ve kurduğu şirketler aracılığıyla eğitimli bir kadro ve ekonomik bir güç oluşturarak, yönetimde teşkilatlanmayı, devlet idaresini ele geçirmeyi hedeflediği, sanık F. G’in yurt dışına çıktığı 21 Mart 1999 tarihinden sonra da aynı amaç doğrultusunda faaliyetlerini sürdürdüğü, teşekkülün varlığını koruduğu sonucuna varılmıştır. cürüm işlemek için teşekkül meydana getirmek ve bu teşekkülü yönetmek.


AMAÇ ANAYASAL DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK
Sanık ve oluşturduğu teşekkülün nihai amacı, yazılarında ve konuşmalarında da belirtildiği üzere cebir ve şiddet de kullanmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilga (Anayasal düzeni değiştirmek, Anayasa’nın ihlali) ile şeriat esaslarına dayalı bir devlet kurmaktır. Sanık F. G, suça konu örgütün kurucusu ve lideridir. Sanığın kurduğu örgütte, sürekliliğin varlığı ile üye sayısının yasada belirtilenin (üç kişi) çok üzerinde olduğunda kuşku yoktur.]



Yukarıda ki bilgi şunu gösteriyor yargı ve hukuk herkes için çalışıyor, şerefsizlerin bile olsalar, hatta yanlış bir olgu bile olsa o yanlışlığı düzelten, böyle şerefsizlerin bile hak ve hukuklarını savunan yine bizim yargımız ve yasalarımız…

Tarafsız olarak çalışmadıklarını söylenmeye cesaret eden sayınlar ve bizim yargımız…

AB'nin uşaklığına soyunan ve onların hakaretlerine göz yuman hükümetimiz, onların Türkiye'deki yandaşları olan medya ve bizim yargımız...

Verilen her kararı bilinçsizce eleştiri yağmuruna tutan AB'yi haklı gösteren, yine bizim uşak olmuş medyamız ve yargı yönünden bağımsız kalmaya uğraşan adam gibi adam olan yargıçlarımız…

Yürütme ve yargı arasındaki ince çizgiyi bilmeyen ve yanlış bilgilendirilen halkımız…

İbadet ettiği için AKP'nin yasalar önüne çıkarıldığını söyleten F.G müritlerine güvenen bilinçsiz halkımız ve Türk milletinin bağımsızlığını korumaya çalışan yasalarımız uygulayan tarafsız Cumhuriyet Savcılarımız…

Yasalara güvenmeyin onlar Allahsız ve gavur dedirtilen ve bunları gözler önünde yapan F.G’nin müritlerine müsemma gösteren sayınlarımız, Hayır bunlar içimizden gelen evlatlarımız diye Cumhuriyet Savcılarını korumaya ve kollamaya çalışan NOK Çalışan personeli gibi, bazı aydın düşünen adam gibi adam olan bizler...

Yasa ve hukuku beğenmesek de, beğensek de, şerefsiz olan olanlar olsa da, şerefimizi koruyan ve kollayan yargı mensuplarına, herkese gerekli ve tarafsız bir oluşuma yani yargıya saygı duymamız gerekli…

Yukarıda belirttiğim gereksim sonunda yargı işini yapana kadar susmayı bilmemiz en önemli ve gerekli olgudur, yargılama sonucunda olumlu veya olumsuz kişisel yorumlarımızı yargıyı yıpratmadan yapabiliriz…

İki hafta önce belirttirdiğim cinayet ve öğrenci olayları olması olasılığı hakkında uyarmalarımıza rağmen bu uyarımız ne yazık ki dikkate alınmadı…

Tek tük de olsa üniversitelerimize önceden veya sonradan sokulan Provokatörler sayesinde yapılan senaryolar ve de buna bağlı olarak yapılmış oluşumlar hız kazanmıştır.

Bu oluşuma bütün Akademik çalışan öğretim görevlisi olan adamların dikkat ile bu oluşumları takip etmesi gerekir…

Bu oluşumlara bakacak olursak ve de biraz hafızamızı zorlarsak, 1980 önceki öğrenci olaylarının güncel yapışmış ve din simsarı olan provokatörler tarafından desteklenen senaryolar olduğunu göreceksiniz…

Yine bir hafta sonuydu,  yine hedef gençlerimizdi,  06 Nisan 2008 Üniversitede bilim yerine silahlar konuştu!

Birde bu habere bakalım manşet NELER OLUYOR diye verilen bir haber...

Yazımı takip eden kişiler köpek her zaman köpek olduğunu belirttiğimi çok iyi bilirler...

Yazılarımdaki satır aralarını okuyanlar verdiğim olumsuz olayların olacak olaylara dikkat edilmesi hususunda verdiğim mesajı adam olan adamlar almıştır, fakat önlemlerin yetersiz kaldığını belirtmek isterim...

Neler olduğunu ve olacakları da bilirler yinede olayların önüne geçememişlerdir, bu bizim eksikliğimizi gösterir...

Daha köpekleri adamların eğitemediği görülüyor acil eğitim gerekir çünkü kuduz köpekler köpeklerin arasında o köpekler dolaşıyor, bu kuduz köpekler aslında köpekleri eğitiyor, bunlar aramızda...

Köpeklere güvenilmez, eğitimli köpekler kendi sahibini ısırmaz ve yediği tabağa sıçmaz..

1980 öncesi ne ise şimdide o, köpekler faal durumda ortaya çıktılar adamlar dikkat edelim kurt ulur kervan gider..

Bu kervanın başında olan kim onu tespit etmeli ve stratejiyi ona göre yapmalıyız..

Bu kervanın önünü ya temizlemeliyiz, yada başka kervanlarla bu kervanın önüne geçmeliyiz...

Kervanın önü temizlenmez ise veya başka bir kervan ile onları geçmezsek, arkası temizlenir, arkadan gelen kurtlara ve köpeklere teslim olur, arkamızı korumak ve arkadan vuranlara engel olmak zorundayız...


[ Akdeniz Üniversitesi’nde 3 hafta önce başlayan gerginlik tırmandı. Silahların patladığı kavgada 7 kişi yaralandı. 34 kişi gözaltına alındı

Akdeniz Üniversitesi öğrenci yurdunda, karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgada silahlar konuştu. Olaylarda, 7 öğrenci yaralandı, 34 kişi gözaltına alındı. Bir hafta önce Fatih Polis Merkezi’ne giden sol görüşlü öğrenci grubu, “Sağ görüşlü öğrenciler bize saldıracak. Bize yardımcı olun” diyerek şikâyette bulunmuştu.
Kampustaki Kredi ve Yurtlar Kurumu’na ait yurtta dün saat 16.30’da, karşıt görüşlü öğrenciler arasında kavga çıktı. Sivil polisler 150’şer kişiden oluşan iki grubun kavgasını ayırmakta güçlük çekince çevik kuvvet devreye girdi. Panzerlerle müdahale edilen olaylarda 7 öğrenci yaralandı.

İki kişi ateş açtı
80 kişilik sol görüşlü grup ile sağ görüşlü 60 öğrenci, yerleşke içinde karşılaşınca yeniden kavgaya tutuştu. Kavga sırasında iki kişi tabancayla öğrencilere 8-10 el ateş açtı. Polis yetkilileri, öğrenci olmadığı anlaşılan kişilerden Ömer U.’nun daha önce de benzeri olaylara karıştığı yönünde bilgiler bulunduğunu söyledi.
MHP Antalya il binasını basan polis gençleri sorguladı. MHP İl Başkanı Mustafa Akar, “Ateş açan kişinin partiye girip çıktığı doğru. Fakat kendisinin yönetimimizle alakası yoktur” dedi.
Rektör Prof. Dr. Mustafa Akaydın da “Öğrenci olmayan bir grup, olaylara müdahil olmuştur. Onlar tarafından silah kullanılmıştır. Yaralanmalar bıçak ve kesici alet yarasıdır” diye konuştu.


Kimliği tespit edildi
Akdeniz üniversitesinde çıkan olaylarda silah çeken kişinin 5 kez gözaltına alındığı ortaya çıktı.

Antalya Emniyet Müdürü Feyzullah Arslan, Akdeniz Üniversitesi'nde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavga ile ilgili alınan önlemlerle dün yaşanan olayların tekrarlanmayacağına inanıyorum dedi

YURT KAPISINDA PANZERLER BEKLİYOR
Antalya Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet ekipleri olayların çıktığı Kredi ve Yurtlar Kurumu'na bağlı öğrenci yurdu önünde güvenlik önlemi alırken, iki panzer yurt önünde bekletiliyor.

Üniversite güvenlik görevlileri de yerleşkeye girişlerde kontrolleri sıklaştırdı. Görevliler, alana girenlere kimlik kontrolü yaptı.

Antalya Emniyet Müdürü Feyzullah Arslan, öğrenci yurduna gelerek yetkililerden olaylar hakkında bilgi aldı. Güvenlik önlemlerini inceleyen Arslan, çıkışta gazetecilere yaptığı açıklamada, alınan önlemlerle dün yaşanan olayların tekrarlanmayacağına inandığını söyledi.

5 KEZ GÖZALTINA ALINMIŞ
Dünkü olaylar sırasında tabancayla ateş açan kişinin kimliğinin de tespit edildiğini belirten Arslan, ''Bu kişinin bulunması için arama çalışmaları sürüyor. Bu kişi daha önce 5 kez gözaltına alınmış, intihar teşebbüsünde bulunmuştu'' diye konuştu.

SİLAHLARDAN BİRİ KURU SIKI
Öte yandan, Antalya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ekipleri tarafından gözaltına alınanların sayısının 40'a ulaştığı kaydedildi. Olaylarda kullanılan silahlardan birinin kuru sıkı, diğerinin ise 9 milimetre çapında olduğunun belirlendiği bildirildi.]


Ve bu köpek yakalandı tasma takıldı sonucu göreceğiz...

Dostlar, yalnız üzüldüğüm bir konu var ben 1980 öncesinde yaşamış bir kişiyim hâlâ sahipleri köpekleri eğitememiş sonradan çıkıp eleştiren kesimleri Provokatör diye suçlayan sayınlar çıkıyor...

Peki siz köpeklerinizi tasmasından tutabiliyor musunuz?..

Tasmasından tutmadığınız köpeklerinizden yoksa Provokatör olarak seçtiğiniz köpeklerinizden vazgeçip halkı yine eskisi gibi Kaos ortamına sokmak amacı ile çalışmalar mı yapıyorsunuz?..

köpeklerinizden teröristleri yaratıp onları dış istihbarat odaklarına pazarlayıp çıkarınız için mi halka yalan söylüyorsunuz, acaba Provokatör kim?...

Terör artık gizlendiği yuvalardan çıkıp eskisine nazaran daha fazla tavır değiştirdiği ve büyük şehirlerde yani metropollerde odaklandığı biliniyor..

Bu odaklanma sonucu:

1.    Yasaları delerek işlerini yaptırmayı düşünen sayınların sayıları çoğaldı…

2.    Ülkenin her tarafında kadrolaşmanın ve bu kadrolaşma sonucu Kaos ortamı çoğaldı…

3.    İş yerlerinde çalışan personele psikolojik baskı yolu ile işten soğutma ve emekliliğe zorlama kanun ve düzenlemelerin yürütme kanalı ile yapılması oluşturuldu…

4.    Yürütme ve yargının karşı karşıya getirilerek yargıyı yıpratma politikaların en öncelikli plan olarak hükümet tarafından uygulamaya başlandı...

5.    Milli eğitim politikalarının güncel siyasi oluşuma göre hazırlanıp genç beyinlere adapte edilmesi başlandı…

6.    Bilim alanında eğitimli akademisyenlerin özellikle dürüst ve bilim adamlarının yerlerinin değiştirilmesi, bu yolla bölücülük yapan uşak akademik kariyer sahibi olan sayınlara yer açılması için üniversitelerimize kadro verilmemesi olgusu dış baskılar sonucu çoğaldı…

7.    Hükümetin politikalarını tasvip etmeyen bilim adamlarımızın, Bilimsel araştırma yapanların engelleyecek, köstek olacak politik hazırlıklar başlandı, kendi yapay dış baskılar ile adapte edilen bilim ile ilgisi olmayan çıkarları için çalışanlara en büyük destek, çalışmayan için çalışmayan kişi ve gurupları tespit ve yok etme işlemlerinin politik uygulamalar oluşumu hayata geçirildi...

8. 7. Şıktaki oluşum olduktan sonra Yok edildikten bilim adamlarımızdan sonra onların yerlerinde  çalışacak ve politikalarını destekleyecek kişilerin yerlerini  hazırlandı, için politikalarını benimsemeyen bilim adamlarının araştırmaları sonuçlanmadan, kendi yandaşlarına bildirim olgusunun oluşturulması çalışmaları yapıldı, buna karşı duran yetişmiş akademisyenlerin akademik kariyerlerinin ve hayatlarının sona ermesi için dış istihbaratlar yolu ile çalışmalarının yapıldı…

9.     Bilim insan için yapılır tezine karşı tez yaratarak,  bilim politik çıkarlar için yapılır tezini savunacak kişi ve grupları kadrolarında gözle görülür bir artış sağlandı.

10. (6) ,(7) , (8) ,(9) Şıklarda belirtilen olgu çerçevesinde taraflı olarak güncel araştırma yapanları taraftar veya değil diye ikiye ayırmak yolu ile üniversitelerde bölünmeleri yaratma politikaları üretmek oluşumu başladı...

11. Yapılan bilim araştırmalara para kaynağı aktarmamak için şeytani politik oyunlar tezgahlandı, ekonomik ve politik siyaset bu oyunların ana temasını oluşturmuştur, diğer yandan bölücü sözde akademisyen grubular, taraftarlarına kaynak aktarmak amacı ile alternatif politik çalışmalar yapıldı, başlamış araştırmaların başında olan bilim adamlarını seçerek yapılan veya yapacak olan araştırmaları kişi bazında ayrım yaparak destek kredisi kesildi...   

12.   Göz göre, göre gençlerimizi hedef aldığı bir olguyu destekleyerek yeni baştan kaos ortamı hazırlama girişimi meyvelerini vermeğe başladı.

13.  Uyuşturucu ve kadın ticaretinin yas dışı kumar ve oyun salonları kurulması, geliştirmesi için yasa dışı kongreler ve toplantılar, ileriye dönük kara para aklama politik çalışmalar ve dış istihbaratların sorumluluğunda kapalı kapılar ardında sürdürülmeye başlandı.

14.  1980 önceki durumun aynen de olmasa bezer senaryoların bölücü din simsarları yardımı ile dış istihbaratların parmağı olduğu da ön görüler arasında olduğu biliniyor...

15.   Adamlar dikkat etmezse ülke 1880 önceki devirden daha büyük tehlikelere gebe olduğumuz bilmemiz gereken en önemli olgu şimdiki siyasi oluşum ve destek veren siyasi medya olduğu da bilgiler arasındadır...   

Bakın hafta başında bir haber daha vardı, yine yasa, yine Anayasa tartışması gündeme girdi...

Ben bu ANAYASA sözünü duyduğum zaman aklıma şu geliyor, hani sayın dediğimiz R.T.E var ya, o sayın hakaret hitap sanatıdır diyor ya, bakın nasıl kendine Müslüman sayın denilen R.T.E...

Bir insanda BİLGİ kavramı yok ise; 20 tane okul bitirse bile, dışarıya bağımlı olur ve onların uşaklığına soyunur...

Bir insanda SEVGİ kavramı yok ise; o insan kendini, yalnız kendini sever, aynaya bakmadan kendini öven, sanki dünyanın hâkimi kendisiymiş gibi davranan, herkesi kullanmayı amaç edinen, kendini tanımayan kısaca bir terimle açıklamak gerekirse "Kendine Müslüman" olan kişidir…


Bir insanda SAYGI kavramı yok veya gelişmemiş
bir zihniyetin kavramlarını taşıyorsa en yüksek mertebede  olursa olsun devlet ve siyasi tabiyesi oluşumu olamaz, işte günümüzde yaşadığımız trajikomik olaylarda böyle rastlanır acı ama gerçek;

Başbakan Mustafa Kemal Öncel adlı bir vatandaşa "Artistlik yapma lan" diye hitap etti.
 


Başbakan sayın denilen RTE: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.

Vatandaş Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.

Başbakan sayın denilen RTE: Artistlik yapma

Vatandaş Kemal Öncel: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.

Başbakan sayın denilen RTE: İyi bir sanatçısın.

Vatandaş Kemal Öncel: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?

Başbakan sayın denilen RTE: Lan terbiyesizlik yapma.

Vatandaş Kemal Öncel: Lan mı?

Başbakan sayın denilen RTE: Evet.

Vatandaş Kemal Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.

Başbakan sayın denilen RTE: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?

Vatandaş Kemal Öncel: Ne zaman?

Başbakan sayın denilen RTE: Şimdi.

Vatandaş Kemal Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.

Başbakan sayın denilen RTE: Hadi ananı al git buradan.

Vatandaş Kemal Öncel, bu diyalogun bitmesinin ardından polisler tarafından götürülürken de şunları söyledi:

"Lan diye hitap etme. Ayıp be! Kim vuruyor, kim vuruyor? Kolum ameliyatlı. 'Sayın Başbakan' diye hitap ettim, 'lan' diye hitap etti. Benim karşıma çıkacak güce sahip değil, hangi yüzle geldi buraya? Benim adım Mustafa Kemal Öncel. Takip edin, beni takip edin. Halkın sesi oldum."
gündemimize girer (referandum, anayasa değişikliği paketinde yapılan yorumlar örnek olarak gösterilebilinir.).


Bu saygıyı göstermeyenlere ancak bizim gibi NOK araştırmacıları terbiye ölçüsünde yorum yaparak ders verir...

Bir insanda YETENEK yok ise; bu göreceli bir kavramdır anlamı ise değişik biçimlerde açıklanır.

Yetenek; Yalnız argo konuşarak veya halk dilinde konuştum diyerek yetenekler ispat edilmez.

sayın denilen R.T.E hitabet sanatından bahsediyor kendisini sanatçı yerine koyan bu sayın ANANI ALDA GİT kelimesini kullanan sanatçılara dava açıyor bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demekten başka bir söz söyleyemediğimi,

İşte hatırlatır bu ANAYASA sözcüğü bana...

301'inci madde değişiyor
Devlet Bakanı sayınlardan biri, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesiyle ilgili değişiklik teklifinin 07 Nisan 2008 pazartesi günü AKP grubu tarafından TBMM Başkanlığına sunulacağını açıklamıştı.

Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada şunları söylemişti; toplantıda 301. maddenin de gündeme geldiğini belirmiş ve şöyle bir söylev yapmıştı, Sosyal Güvenlik Yasa tasarısının arkasından Meclis'ten geçecek. Bugün gruptaki arkadaşlar teklif olarak verebilir. 301. madde artık ülke gündeminden düşürülecek” dedi. Teklifte suçun unsurları bakımından bir değişikliğin söz konusu olmadığını belirten Çiçek, bazı sivil toplum örgütleri ile akademisyenlerin madde hakkındaki, Türklük yerine Türk milleti, Cumhuriyet yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti demenin daha uygun olacağı şeklindeki önerilerinin dikkate alındığı belirtmişti...


Bu günün görüntüsü yarını aynasıdır dostlar şimdi dikkate alınmayan Türklük yerine Türk milleti, Cumhuriyet yerine Türkiye Cumhuriyeti Devleti sözcüğünün dikkate alındığı demek ilerde dikkate alabiliriz demektir....

Sözlükleri kullananlar ilerde yapacaklarını da anlatırlar...

İZİN YETKİSİ CUMHURBAŞKANINA


Yani noter olan kişi cumhurbaşkanı onurlandırmayı biliyor sayın denilen Çiçek...

Sayın denilen Çiçek şöyle devam etmişti:

Burada önemli olan husus bu tür davaların açılmasına veya kaldığı yerden devamı hususunun izne bağlanmış olmasıdır. Geçmişte de vardı, bu maddenin eski numarası 159'du ve takip eden davalara Adalet Bakanı izin veriyordu. Burada kamuoyunun bilmesi gereken husus izni verecek makam, suçun oluşup oluşmadığına karar vermiyor. ‘Böyle bir davanın açılmasında kamu yararı var mıdır yok mudur?' onu dikkate alacak. Kamu yararı açısından bir değerlendirme yapacak. Yoksa ister Adalet Bakanı, ister Cumhurbaşkanı ister bir başka şekil… İlk önce bize mahsus denildi ama Batı ülkelerinde de farklı bir çözüm var. Çünkü burada parlamento var devletin emniyet ve askeri makamları var, yargı makamları var. Oralarda diyelim Anayasa Mahkemesi'ne bir şey söz konusu olduğunda o izni Anayasa Mahkemesi veriyor. Parlamentolarına vaki bir suç söz konusuyla orada parlamento başkanı veriyor. Böyle farklı uygulamalar da var ama Türkiye'de bunu geçmişte olduğu gibi tek elden yürütmek daha doğru olacağı kanaatiyle arkadaşlarımız böyle bir taslak üzerinde çalıştı. Ağırlık kanaat Cumhurbaşkanının vermesidir. Zannediyorum o şekliyle verecekler."

4 kanun imzaya açıldı...


Acaba imzayı Latin harfleri kullanarak mı atacaklar yoksa Arap harfleri kullanarak mı atacaklar ?..

şimdilik Latin harfleri olacak herhalde çünkü işlerine şimdilik demokrasiyi kullanmak geliyor hani sayın denilen R.T.E demişti ya demokrasi amaç değil bir araçtır... 

Cemil Çiçek, ayrıca Gelir İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Değişikliği Tasarısı, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun Yürürlükten Kaldırılmasıyla İlgili Tasarı, Devlet Sırları Kanunu Tasarısı ve Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı'nın imzaya açıldığını bildirdi.


Devlet Sırları Kanunu ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kimlere karşı kullanacaklar bu belirsiz...

Söz konusu tasarılardan ilkinin Gelir İdaresi Başkanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Değişliği Tasarısı olduğunu belirten Çiçek, iktidarları döneminde ekonomiyi kayıtlı hale getirebilmek için önemli çalışmalar yapıldığını, bunların başında "vergi denetiminde etkinlik ve verginin artırılması, uygulamada birliğinin sağlanması ve denetim elemanlarının eş güdüm ve işbirliği içinde çalışmalarını sürdürmesinin" geldiğini kaydetti.

Şimdi bu tasarıyla tüm denetim elemanlarını tek kurul altında toplamayı amaçlayan bir düzenleme yaptıklarını belirten Çiçek, Türkiye'de denetim elemanları konusunun çok başlılık arz ettiğini ifade etti.

Maliye Bakanlığı'nda doğrudan bakana bağlı bir Maliye Teftiş Kurulu olduğunu, bir de Hesap Uzmanları Kurulu bulunduğunu söyleyen Çiçek, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesi içerisinde merkezde gelirler kontrolörleri, taşrada vergi denetmeleri olduğunu, kadro sayısına bakıldığında Maliye Teftiş Kurulu'nda 127 Maliye Müfettişi, 300 hesap uzmanı ve 316 da gelirler kontrolörü olmak üzere toplam 743 denetim elemanı bulunduğunu söyledi.

Çiçek, "Taşrada ise vergi dairesi başkanlıkları emrinde 2779 vergi denetmeni bulunmaktadır. Türkiye'de denetimler bu çerçevede yapılıyor. Bunların hepsini tek çatı altında toplayan bir düzenlemeyi getiriyoruz. Böylece istiyoruz ki; bu farklılıklardan kaynaklanan bir kısım sıkıntılar ortadan kalkmış olsun" dedi.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu

İkinci tasarının Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun yürürlükten kaldırılmasıyla ilgili olduğunu dile getiren Çiçek, ekonomik gelişmelere paralel olarak zaman zaman vergi kanununda değişiklikler yapıldığını, veraset yoluyla intikal eden malların vergiye esas alınacak değerleri üzerindeki bir kısım tespitlerden kaynaklanan zaman zaman mükellefle Maliye arasında ihtilaflar çıktığını söyledi.

Çiçek, "Hem intikal yapılmasını geciktirmekte, işin malikiyle fiilen kullananlar arasında sıkıntılara ve bir çok hukuki uyuşmazlıklara sebebiyet vermektedir. Bütün bu uyuşmazlıklara rağmen acaba bu sıkıntıları çekmeye değer mi diye baktığımızda astarı yüzünden pahalı olan bir kanun haline gelmiştir. Dolayısıyla bu kanunu yürürlükten kaldıran bir düzenlemedir" dedi.

Bugün Bakanlar Kurulu'nda iki tasarı üzerinde daha durduklarını kaydeden Çiçek, bunlardan birinin geçen hükümet döneminde hazırlanan devlet sırlarıyla ilgili kanun olduğunu hatırlattı.

"Bunlar birbiriyle bütünlük arz eden üç tasarıdır" diyen Çiçek, "Bunlardan birincisi Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, ikincisi Ticari Sır Kanunu onu da TBMM'ye sevkettik. Üçüncüsü de Devlet Sırları Kanunudur. Bununla kamu idaresinde denetimi daha açık daha şeffaf hale getirebilmek, işlemlerin kamu tarafından bilinebilir olmasını temin için bu alanlarda da bir önemli düzenleme yapmak gerekiyor" dedi.

"AB standartlarına uygun hale gelecek"


Uşak bir hükümet olunca Türk ulusunun toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını bile AB'ye peşkeş çeken bir hükümet ortamı olunca bu söz doğrudur dostlar tüm yasalar AB standartlarına uygun hale gelecek hayırlısı Allahtan...

Dördüncü tasarının Kişisel Verilerin Korunması Kanun Tasarısı olduğunu belirten Çiçek, bununla ilgili Türkiye'de mevzuat birliği olmadığını, her kurumun kendi yönünden bu verileri tespit ettiğini, hatta mevzuat boşlukları olduğunu kaydetti.

Çiçek,
"Ayrıca bu iki tasarı doğrudan doğruya temel hak ve özgürlüklerle de alakalı olduğu için bunların AB standartlarına uygun hale getirilmesi gerekiyordu" dedi.


AB dese ki dostlar artık bizim gaydamızı yemek için yasa çıkarın dese bu hükümet Allah bilir bu yasayı da çıkarıp imzaya sunar...

"Özellikle kişisel verilerin korunması, aynı zamanda örgütlü suçlarda, hem terör örgütleri hem mafya tipi örgütlenmeler dahil örgütlü suçlarla ilgili de ele alınması gereken bir tasarıydı" diyen Çiçek, bu hazırlıkların da tamamlandığını, bugün imzaya açacaklarını belirtti.


Sayın denilen Çiçek siz mafya ve tüm terör örgütleri ile uyumlu çalışıyorsunuz aman dikkatli olun bindiğiniz dalı kesmeyin, sonra çıkıp bu yalanları nasıl halka açık açık söyleyebilirsiniz iktidara gelirken kimlere ne sözler verdiniz birde bunları açıklayıp halkın imzasına sunun...

İki tasarının bir özelliği daha bulunduğunu söyleyen Çiçek, "Bunlar aynı zamanda AB müktesebatıyla da doğrudan alakalıdır. Bir 10'uncu pakettir, vesairedir bir beklentiye sokuluyor kamuoyu. Sonra da bunun gereği yapılmamış oluyor. Bu da Türkiye'yi hem dışarıda hem içeride, hükümet AB konusunda bir şey yapmıyormuş gibi çok da haklı olmayan bir noktaya getiriyor" diye konuştu.

Şimdiye kadar 9 uyum paketi hazırladıklarını belirten Çiçek, çeşitli kanunlar hazırladıklarını fakat bunları numaralandırmadıklarını ama gazetecilerin isterlerse bu kanunlara numara koyabileceklerini söyledi.

TCK'nın 301'inci maddesi nedeniyle
Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi isimlerin de aralarında olduğu pek çok gazeteci-yazar hakkında dava açılmış, bu davalar hem yurtiçinde, hem AB cephesinde "ifade özgürlüğünün kısıtlanması" eleştirilerine yol açmıştı.


Acaba ifade özgürlüğünün kısıtlanması AKP'nin birinci ana politikası değil mi?..

Bu Sayın denilen Cemil Çiçek kimi kandırıyor?...

301'İNCİ MADDE
 


Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama

MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.



(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.



(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.


(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.


Hiç yorum yok: