Pazartesi, Aralık 05, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -22-


2008

Dostlarım,

Benim en korktuğum şey nedir biliyor musunuz?..

Haber akışını durması ve korkunun hâkim olması..

Şu anda bu henüz korktuğum korku tam manasıyla olmadı yinede bu korkunun hâkim olmaması için hepimizin çaba göstermesi gerek…

Aşağıda da biraz değineceğim gibi dış istihbarat her şeyde olduğu gibi medyamızı da örümcek ağı misali çember altına almış durumda…

Bu kurum ve kuruluşlara ne ad verilirse verilsin bunlar artık istisnalar hariç Türk medyası olmaktan çıkmış…

Bu medya grupları sayesinde dış ülkelerden gelen istihbarat ajanları tarafından yönlendirilen her türlü bilgiyi önce kendi memleketlerindeki istihbarat senaryo yapıcı kesimlere gönderen, onların senaryoları kapsamında teknolojinin ilerlediği çağımızda, İstediği haberleri yaptıran istemediğini pas geçiren bir gurup haline Türkiye’deki çoğu medya ve istihbarat olgusu içinde yürütülmektedir…

Bir süredir hep izliyorum, burnuma kötü kokular geliyor dostlar…

Eskizine nazaran yavaşlayan haber ve taraflı yorumlar burnuma gelen kokuları daha fazla belirgin hale getiriyor demekte mümkün…

Bundan on sene önce haber kaynakları çok hızlı çalışıyordu, bunu gören istihbarat ve bunlara bağlı çalışan dış güçler medya ve çalışanlarını tekelci bir ortama getirmek için yavaş,  yavaş bu gurupların arasına sızdılar…

Reklam ve güç sağlayarak Türk medyasını eleri altına alma çalışmaları yaptılar..

Şimdiki AKP’nin geleceğini de 30 yıldır planlayan bu kişi ve gruplar bu planlarını yürürlüğe atı sene önce koymaya başladılar…

Şu bu şerefsiz oyuncuların 2009-2010 yıları arasında ne yapacaklarını kestirmek güç değildir…

Bu şereften yoksun kişi ve bağlı bulundukları kurumlar, yaptıkları karşı devrim operasyonlarına ek olarak bu gücü kullanmaya karar verdiler…

Zaten bu medya patronlarını da bu ortamı hazırlamak için Türkiye’de fazla uğraşmak gerekmezdi, ekonomik yönden bunları ele almak çok basit ve kolay bir operasyondu, daha sonra bankalar ve diğer kurum ve kuruluşlara girip el altına almak daha kolaylaşacaktı…

Hazırlıklar tama ve yolunda gidiyor bu operasyondan kimsenin haberi olmuyor veya susturuluyordu…

Medya patronları istisnalar hariç bu operasyonlara hazırdı…

O istisnaları da bir şekilde susturabilirlerdi, planla ve projeler bu yönde gelişiyordu…

Ne yazık ki bende o istisnalardan biriyim, nesli tükenen dinozorda diyebilirsiniz ama dünya değişiyor ve nesiler geldikçe bizim neslimiz tükenmez, boyutlarımız küçülür, bazen küçülmek büyümenin göstergesidir…

Bu olguda dış ve iç istihbaratçıların ele aldıkları medya patronları saf ve acımasız olması gerekirdi..

Saflığını dış güçler bir ölçüde kapatır, acımasızlığını da iç güçleri yıkması için kullanacaklardı ve bunu belirlediler..

O yukarıda belirdiğim şerefsiz patronları da daha önceden bu ortama yavaş, yavaş dış istihbarat ve Türkiye’deki taşeronları hazırlamışlardı…

Şimdi ise haber vermek için korku hâkim olmaya başladı buda bu senaryonun yan bir göstergesi olarak gözüme çarpıyor..

Çoğu yazar dostlarım üzülerek söylüyorum;

Kaleminizden ateş yerine duman çıkmasını daha iyi mi görüyorsunuz?..

Sisli duman içinde kalmış bir Türkiye havası estiriyorsunuz memnunsusunuz zannederim satılmış kalemle yazmak hoş oluyor, öyle değimli?..

Yazıklar olsun…

Kurtlar bulutlu havayı sever…

Ekonomik potansiyel durum haberci ve kurumlarını zor durumda bıraktı, bununda yan bir etkisi olduğunu unutmamak gerekiyor kanaatindeyim…

Birde unutulmaması gereken bir şey daha var, her haber ve yorum magazin haberi gibi ekonomik güce bağlı verilemez, bu böyle gitmez, bazen reyting almayabilirsiniz, aldığınız zamanları düşünün dostlar sizi bu memleket bir yerlere getirdi...

İnsanda yürek olmalı, yürek…

Yüreği olmayan benim gözümde haberciliği bırakmalı…

Saygılı habercilik reyting işi olmadığını hatırlamalıyız dostlarım…

Eski anıları hatırlıyorum da içim sızlıyor…

Teknolojinin bu kadar fazla olmadığı zamanlarda, atlama haberleri yetiştirirken Yayın Yönetmenimiz ve bölüm şefimizle nasıl fikir savaşı verdiğimizi hatırlayın, bilmiyorsanız büyüklerinize sorun onlar size bu işin inceliklerini anlatırlar, bilmemek ayıp değil örenmemek ayıptır sayın meslektaşlarım…

Eski anılarımda, o zaman reyting kelimesi yoktu haber vardı dostlarım haber…

Beni tanıyan tanır, tanımayanlar için:

Ben okullu değilim, ben alaylıyım, bu sözcüğü zevkle söylüyorum.

Ben bu yerlere mürekkep kokuları duyarak daktilo başında uyuyarak, şimdide teknoloji gereği bilgisayarın başında uyuyarak ailemi bile ikinci plana atarak öğrendim…

Kısaca benim eğitimimde Bilgisayarı olmadığı çağlada bu işi öğrendim…

Genç arkadaşlarımın işi daha kolay görünüyor, dikkat etmeleri ve haber yapmaları gerekiyor gördükleriniz duyduklarınızı analiz ediniz doğru kelimeler kullanarak abartmadan yazıya dökün yazılı belgeler hiç kaybolmaz, biri okumazsa biri okur, o ona, oda ona söyler..

Ve ben okudum ama her şeyi okudum tarafsız olmayı başardım ama tek taraflı olduğum şey neydi biliyor musunuz?...

Türk olmaktı ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sonuna kadar bağlı olmak korkmadan ve bu milleti satmadan yazı yazmak, işte bu benim taraflılığım, ne yapayım bana büyüklerim böyle öğreti..

Bende beden bir şeyler örenmek isteyenlere, arkadaşlarıma tecrübelerimi ve büyüklerimden gördüklerimi elimden geldiğince öğrettim, hâlâda öğretiyorum ve öğreniyorum..

Guruluyum, haysiyetimden taviz vermeden en iyisi kendimi satmadım ülkemi satmak için yine kalemimi kullanmadım.. 

O benim duyduğum zevki unutan, örenmemek isteyen ve bu işi tek para için yapan dostlarıma bir meslektaş tavsiyesi;

Bu satış işini basında ve Tv. Kanallarında ben medya mensubuyum elimde sarı basın kartım var diye bu benim mesleğim diye yapanlar:

Ya davranışlarını düzenlesin ya da bu mesleği bırakın..

Bu dostunuzun ve sizden büyük ağabeyinizin tavsiyesi fazla onlar için yıpranmayın hem de biran önce bu işi bırakın gidin tuvalet temizliğin daha yaralı olursunuz, arkadaşlar.. Kedinize çeki düzen verin olmuyor yapmayın, dostlarım, yoksa tarih sizleri nasıl yargılayacağını en iyi kendinizde bilirsiniz..

Benimki bir hatırlatma, birde bu ekonomiye bağlı kalamini satanlar var ya bu daha büyük bir felaket, bunu da hesabını ilerde halka vereceklerdir dostlarım...

Kızgınım ama bu kızgınlığım çerçevesinde saygısızca hakaret etmiyorum yazar ve yorucular fikir ve düşünce üretir ne kadar fikirlerini beğenmesek de onlarda insandır ve insan çiğ süt emmiştir…

Umutluyum, umudun kaybolduğu yerde ben olamam, dostlar..

Bu memlekette Atatürk’e bağlı okulu veya alaylı çok daha kuvvetli bir haberci ordusu var, biraz duraklasak da yine varız, yine biz, yine sizlerdeniz…

Önümüze egeler çıkabilir arkadaşlar hiç umudunuzu kaybetmeyin…

Önceleri çok sesli koro idik, şimdi tek sesli solist olarak ortaya çıkan bazı ender korkusuz yazar ve düşünürümüz olduğunu görüyorum, korkularından korkmayanların doğacağını da biliyorum…

Bu tür yazar ve düşünürün arkasında duranların çoğaldığı bir gerçektir, azaldığını söyleyenleri gördükçe inanın üzülüyorum…

Kendimize ve kalemlerimize bir çeki düzen vermenin zamanı geldi...

Tepkisiz kalan halkımızı sizler, “ ben yazarım ” diyenler uyandıracak, buna mecbursunuz arkadaşlar, siz susarsanız onlar konuşup halkımızı uyuturlar, önümüzde seçimler var, olanlar malumunuz yapmayın adam olun, adam olmak demek eleştirmek demek değildir çözüm yolları göstermek ve bunu uygulatmaktır dostlar…

Ya bu deveyi güdeceksiniz ya güdeceksiniz bu diyardan gitmek yok arkadaşlar, ben kendim gibi sizlere güveniyorum…

Korkunun ecele faydası yok…

Bugün varız yarın yok olabiliriz…

Maksat yazılarımız yok olmaması bunu için savaş vermeğe değmez mi arkadaşlar…

O yazıları bir okuyan bir daha okutmayı başardığınız zaman neleri başardığınızı düşünün ona göre yazılarınızı yazın dostlar…

Gerçeği bir gün okuyucularınızın da görebileceğini unutmayın ve pes etmeğin, okuyucularınız okuduklarını başkasına okuyucularınız da okutur, emek, düşünce, fikir ile tarih böyle yazılır…

Susarak, kalem kırarak, kalemini satarak tarih yazılmaz, böyle tarih yazanları tarih sayfaları bile kabul etmez dostlar…. 

Haberci veya haberci olan veya yorum yapmak isteyen arkadaşlar; yalan ve abartılı haberler ile halk aydınlatılamaz…

Magazin şimdiki çağlalarda gerekli görünse de, ülkemizin bulunduğu bu zaman diliminde yaradan çok zarar getiren bir uğraş olarak görülüyor..

Buna ayırdığınız zamanı asıl halk tabakasına inerek haber yapmanız dana iyi bir uğraş olacaktır..

Magazinci arkadaşlarım sizlere de ihtiyacımız var, çok güzel sançtı denilen kesimi takip ediyorsunuz,  hatta bazılarını siz sanatçı yapıyorsunuz daha sonra bunlar yorumcu olarak TV. lerde boy gösteriyor..

Magazinciler Çok Daha ilerside bu sözde sanatçıları millet vekili pozisyonlarında sokuyorsunuz işte bu adımla oylara bölünüyor, ve siyasi odaklar sizi kullanarak bazı yerlere geliyor kullanılmak hoş bir duygumu?..

Olanlar oluyor veya o adımı atanlar işte şimdiki siyasetin temel taşlarını oluşturdular…

Şimdiki olalar ve haberler bu kadar lüks tüketime halkı alıştıran kim arkadaşlar?..

İşte sizlerden isteğim şimdi halkı benzer bir biçimde ters tepki koyması için nasıl 40 senede karşı devrime bilerek veya bilmeyerek hizmet ettiğisiniz şimdide halka yardım edin ve halkı uyandırın, uyutmayı bilen uyandırmayı da bilir, ne dersiniz dostlar?...

Herkese yanlış yolda bile olsa şu anda ihtiyacımız vardır, bunu unutmayalım, dostlar…

Ülkemizi bu şerefsiz satılmış sözde dindar görünen kesimden kurtarmak bir vatan borcudur…

Daha sonra birbirimizi suçlar hatalarımızdan ders çıkarırız ve o dersten doğruları buluruz, bu kapasite bizlerde var..

Komik bir şey daha var dostlarım, kapasitesi olmayan kişiler bizi yönetiyor, bizde kullanılarak yönetiliyoruz, bunu fakında bile olmayan arkadaşlarımız var, işte trajikomik olay bu arkadaşlar…

Üzülüyorum…

Ulusumuz böylemi olmalıydı….

Utanıyorum dostlarım ya siz !!! ???…

Dostlarıma dost,

Düşmanlarıma dostça yaklaşırım ve onlara da dostluk elimi uzatırım dostum derim, ne yapayım bu benim tarzım.

Değişemiyorum, değişime ayak uyduramıyorum, ben böyleyim dostlar..

Düşmanlarıma güvenemem yalnız onları dinlerdim, şimdide dinliyorum çünkü fikrini bilmediğim düşmanla uğraşmak “ havanda su dövmeye “ benzer.

Karşı tarafın fikrini bilirseniz ona göre strateji belirlersiniz..

Karşı görüş fikirde ve olanın düşüncesini bilmez ve saygı göstermezseniz karşı görüşteki insanları ikna edemezsiniz…

Karşı görüşte olara göre kendinizi hazırlamanız gerekir, kedinizi hazırlamasanız onların tuzaklarına düşersiniz,  karşı görüşün fikirleri hep doğru sizinki yanlıştır diye lanse edebilirler..

Haberci olarak o satılmış kişilerin başındaki şerefsiz insanları da ne olursa olsun görmeniz gerekir. Kendinizi hazırlamazsanız yine o şerefsizleri deşifre edemezsiniz…

Kendinize özeleştir yaparsınız…

Biraz bu öz eleştiri konusuna değineceğim…

Bazılarınız kendinize “ artık ben, tek ben” dersiniz…

Benlik olgusu sizi bir noktada durdurmaz, bir zaman gelir bu benlik olgusu sessizce ve habersizce sizden daha çabuk vurur…

Yine düşünürsünüz, bunların ne olduğunu biliyorum ama ne yapacağımı bilemiyorum da diyebilirsiniz…

Bu düşündüğünüz olgu ikilem yaratır, sizin fikirleriniz ne kadar doğru olursa olsun bunları duyuramamak sizi üzer, bazen de pes bile etmeği düşünürsünüz…

Sizi “ bu ben, o onlar “ demek ve kendinize aşırı güvenmeniz sonunda sizi bu yönde ikilime sokar son derece dikkatli olmanız gerekir..

İşte biz haberciler her şeyi bilmek zorundayız, daha çokta kendimizi ve çevremizi bilmek zorundayız..

Bu bildiklerimizi analiz ettikten sonra yazıya döküp halkı aydınlatma yegane görevimiz olmalı..

Habercilik öz veri ve kaynak ister…

İşte habercinin yegane sermayesi güven ve karşısındakine güve sağlamasıdır,  bunun yanında haber kaynaklarını son derece iyi tanımalı,  gerektiğinde ölüm pahasına bu kaynakları açıklamalıdır…

Habercide insandır, öyle bir zaman gelir ki kendinizi o fikirlerden üstün ve yeterli görürsünüz..

İşte yeterlilik ile yeterli olmamanın yanılgısı burada ortaya çıkar dostlar…

Düşmanınızı hiç küçük görmemeniz gerekir…

Kaşı taraf sizi hiç küçük görmez, hatta sizden korktuğunu bile belli eder…

Bu belirtme örnek olarak bazen ailenizi sizin bile uzaktan yakından tanımadığınız kişiler hakkınızda bu tanımadığınız kişileri öyle güzel bir tezgah kurarak, bir toplantı salonunda bir toplulukta aile bireylerinizin yanına sokularak dolduruşa getirebilirler, bunu sonucunda kısaca aileniz bile size cephe alabilir…

Habercide insandır dedik ya, devamında sizi ve dostlarınızı zor durumda bırakmak için şerefsizce demediğiniz şeyleri söyletenler, bazen de yaptığınız işten rahatsız olan kesim ve kurumlar hakkınızda yanlış haberler vererek siz psikolojik baskı altına alabilirler…

Habercide insandır, onunda zaafları ve koruma ve kolama içgüdüsü vardır, bu içgüdüyü ne kadar bastırabilirse bir haberci, o kadarda kendini yıpratır...

Habercide insandır, yukarıda belirttiğim gibi; hani onlarda sizden korkuyorlardı demiştim, işte sizde bu korkuyu bir noktaya kadar kullanabilirsiniz, maksat korkuturken arkanızı kollamanızdır.

Bu olguda kollamayı unuttuğunuz takdirde ve onları yok sayarsanız ve görmemezlikten gelirseniz, yanılmış olursunuz, sizin bu zaafınızdan yaralanarak en uymadığınız zaman acımasız olarak vurabilirler…

Bu vurma fikir yönünden olursa amenna ama savaş verdiğiniz fikir bilimsel kaşı tarafın fikri manevi olursa ve de bu fikirleri düşünce bazında savunamıyorsa,  fikrin bitiği zaman silahların konuştuğunu da çok iyi bilirler, habercide insandır…

Habercide insandır, bir fakla haberci isterse kaleminde ateş çıkarır, he tarafı yakar, haberci isterse kaleminden ışık çıkarır her tarafı aydınlatır, ama kaleminden duman çıkarmaması gerekir….

Habercide insandır, haberci Kendini üstün,  karşı tarafı alt tabaka olarak gördüğü zaman, şimdiki gibi bazı habercilerin yaptığı gibi kendini onların yerine koymadığı zaman diliminde işte olar habercinin ve sizi yerinize konuşur,  geçmiş ve gelecek bu olguda şekillenir…

Üstün olmak, üstün olmamakla aynı şeydir, bu aradaki ufak nüans farkı bir noktada kaçırdığınız zaman, haberci ve siz başlarken yitirdiğiniz değerleriniz ile yenildiniz demektir..

Üstünlük bilgi, beceri ve saygıdan gelir dostlarım..

Üstünlük  göreceli bir kavram olarak kabul edilirse bende düşmanlarımla aramda  mesafe bırakırım çünkü “ Su uyur Düşman uyumaz

Türk ulusu Uyamaması…

Hiç yorum yok: