Pazartesi, Aralık 05, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -23-

2008 

Dostlarım merhaba,



Geçen yazıma gösterdiğiniz ilgiden gerçekten teşekkür ederim…

Şimdi biraz daha gerçek olaylarla yüzleşmenin zamanı…

Bu yüzleşme can sıkabilir ama ben ve grubum” çıkmayan canda umut vardır” felsefesinden ilerleyerek bildiklerimizi ve gördüklerimizi can siper hane vaziyette yazmak zorundayız bu bizim vatan ve namus borcumuzdur dostlarım…

Herkes bu borcunu bir şekilde ödüyor, bizde hem kırsalda hem de şehirde gördüklerimizi duyduklarımız analiz ederek yurdumuza zarar vermeden yazmaya çalışıyoruz bu dizi sürdükçe umut vardır…

Umudun bittiği yerde fikirler ve düşünceler biter fikir ve düşüncesi olmayan toplumlar uşak olmaya mahkûmdurlar…  

Ulusal bağımsızlığımız tehlike içinde…

Bu gün 30 ARALIK 2008 yeni yılla çok az kaldı…

Hâlâ uğraştığımız konu;  beyaz eşya seçer gibi rektör seçiliyor, bu rektör türbana evet diyen sayın sayılan bir dünyalı, insan demeğe bin şahit gerek çünkü insan bazı mevkile için milletini satmaz, satışa ortak olmaz…

Ekonomimiz çökmüş durumda…

Reel sektörün durumu içler acısı bir ortamda, şu anda ne yapacağını yabancı istihbarat senaryolarına indekslemiş ve bağlamış durumda…

Senenin sonunda bankalar ne yapacağını şaşırdı, icra ve geri ödemesiz borçlar kapımızda, bazıları çıkıp dese de inanmayın ekonomi çok iyi gidiyormuş, yalan, yalan billahi yalan…

Limanlarımız ve tersanelerimiz üzerinde bir el var,  görünen ve görünmeyen güçler tarafından el değiştiriliyor…

Yönetim ihanet içinde, ulus susturulmuş…

Medya ve kurumları dış istihbaratların elinin altıda…

Bu sözde medya her türlü pisliği ört pas ediyorlar görülen tehlikeyi görünmez, görülmeyen sözde tehlikeyi abartıp görünür yapıyorlar..

Ve susturulmuş halkımızın kafasına yıllardır değişik senaryolar üreterek beyin yıkama işlevini son derece bu kartel medyası ve yan kuruluşları başarılı bir vaziyette götürüyorlar…

Kullanılmış ve gözü paradan başka bir şey görmeyen bu ülke sayesinde sanatçı kimliğine kavuşan bazı sanatçılarımızı da ne yazık ki satın alan bu dış istihbarat ajanları veya medya patronları olduğunu göz ardı etmememiz gerekir…

Yukarıdaki olgu çerçevesinde, en acısı bunu fark etmeyen veya görmemezlikten gelen uşaklığı kabul eden sözde sançtı kimliği sayesinde sanatçılar yorumcu, yorumcular sanatçı olduğu bir olgu içindeyiz…

Siyaset bilimini bilmeyen kişiler sanatçı kimlikleri veya başka tanınmış kimliklerle siyaset aranası içine atılıyor, sonrası bakın nasıl gelişiyor…

Bu sanatçı topluluğunun yanlarına gelecek dış istihbarat elemanlarının bile tanımıyor ve bunları danışman olarak yanlarına alıyorlar…

Ve onarın yerine bu danışmanlar siyaseti yönetiyorlar….

Kısaca bizlerin seçtiği siyasetçiler değil atanmışlar Türkiye’yi yönetiyor bizde onların yaptığı bu dış istihbarat senaryoları ile yılardır o veya bu şekilde yönetiliyoruz…  

Ben bu filimi her seçimde görüyorum artık bıktım, o kurum ve kuruluşlar tek bir elden yönetiliyor dostlar…

Ama sözde değişik siyaseti ayrı yönlerdeymiş gibi o sanatçıları koyun gibi güdüyorlar…

Bu olgu tek sanatçılar için geçerli olmadığında bilmemiz gerekir, bu olguyu tanınmış  olan ve bir yerlere gelmiş olan kişilerin kafa yapısını tahlil ve analiz ettikten sonra onları da siyaset arenasına dış istihbarat elemanları yolu ile sokuyorlar…  

Bu istihbarat elemanları, inanın onlar kendilerine gelen talimat doğrultusunda hareket eden dış ülkelerin birer piyonu, onlar bazen birbirlerini bilir, bazen hiç tanımaz, ama aldıkları emirler hep aynı güçten geldiğini bilirler…   

Bu güç sayesinde bilinçsiz halkımız bakın neler yapıyor…

Kadınlarımız, köyde, kentte varoş edebiyatı ile baskı altında…

Çocuklarımız eğitim yerine her yıl siyasi odakların oyuncağı oluyor, körpecik beyinleri yavaş,  yavaş yıkanıyor, bunları yapanlar yukarıda da belirdiğim üzere, seçilenler ve atananlar olduğunu da biliyoruz...

Gençlerimizi uyuşturucu ve beyaz kadın tacirleri yönlendiriyor..

Bu ölüm tacirleri, büyük şehirlerde görünen ve görünmeyen terör odakları olarak da bu tür devlete karşı olması muhtemel gençler üzerinde genetik yapılarını değiştirecek oynanan senaryoların bir faaliyetle içinde uzun süredir devam ettiğinde biliyoruz…

Evet, bunlar yukarıda belirttiğim üstün halk diye düşündükleri aile, yaşam tabakasını eleri altına almak için benim kabul etmediğim oların tabiri ile “ alt tabakayı ” çeşitli vaatlerle kandırıyorlar..

Bizler ise susuyoruz ve aydın geçinen kesimler çeşitli senaryolar üreterek bu “ Narko – Terör “ senaryosunu görmememizi sağlamaya uğraşıyorlar…

İşte size yapılmış ve yürürlükte olan bir senaryo biz bu kadar aciz miyiz dedirten, benim için ise çok komik bir kampanya başlattılar oda “özür” kampanyası…

Bir iki haftadır bu senaryo uygulanıyor arkada gelişen senaryoları ben ve grubum çok iyi tahlil ediyoruz ve bu ölçüde her yönden bu şerefsizleri takip ediyoruz…

Elimizden geleni yaptığımız halde ne yazık ki bizler bu ortamda genç nesil yetişiyoruz, “ Narko – Terör ” iş başında…

Hiç yorum yok: