BEYİN FIRTINASINDA JİMNASTİK
04-10-2010
Saygın okurlarım,
Herkes gibi bende insanım, siyasi görüşüm ne olsa olsun herkes gibi bazı şeyleri görürüm ama herkes gibi siyasi görüşümü kullanarak sizlere yazı yazmam buda benim sitilim…
İnsanoğlu bazı şeyleri çabuk unutur, kalıcı olan şeyler belgelerde saklıdır…
Belgeler insanın gerçekten beyninde depolana bilir mi?
Bence evet ama en kolay çözülecek organ beyin…
Beynine yıllar süren bilgiler zaman içinde işlenir…
Beynimizde fırtına misali öğrendiğiniz bilgiler ne olur?
Okudukça zaman içinde bilgiler oradan oraya sizi sürükler, bazen bu okuduğunuz fikir ve yorumlar sizleri çok uzaklara geçmişinize götürü, sizlerde fikirleri alıp üzerinde düşünmeye başlarsınız. Bazen de fırtınaya kapılıp önünüzü bile göremezsiniz fakat o fırtına bitiği zaman her taraf aydınlık olur.
Her aydınlığın bir karanlığı olduğu gibi her karanlığın bir aydınlığı vardır, karanlıktan aydınlığa geçerken gözleriniz kamaşır ve beyninizde bir oda daha açılır. Bu odaya yeni bilgiler depolanmaya başlar, buna kozmik oda diyenlerde vardır…
Ben size karanlıktan aydınlığa geçişte elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorum, fikir ve düşünceler ancak böyle paylaşılır, o düşünceden yola çıkarak kendi düşüncenizi ve duygularınızı yaratabilirsiniz…
Başkaları size yola devam bile dese durup o yol sizin yolunuz mu diye düşünürsünüz, benim için bu bile yeterli arkadaşlar…
Kısa bir süre önce bir büyüğüm bana şunu dedi “ Yazı yazmak çok güzel, çok güzelde yazabilirsin, senin yazıların nerde başlayıp nerde bitiği belli olmuyor, kısa ve öz yaz ”. Bazı dostlarımda “yazıların güncel değil o nedenle kimse yazılarını okumayabilir” diyorlar fikirlerine saygım var…
Güncel yazı yamak bu günü kurtarmaktır…
Geçmişimizi bilmek, geçmişte yaşamak değildir, olayları ve olguları bilip bu günü planlamaktır…
Benim bakış açım ile dostlarımın bakış açıları özleşmeye bilir ama tek bir fark vardır oda bu ulus için ne yapacağımız veya ne yapmadığımızdır…
Evet, ben Türkiye’yi yazıyorum ve de olguların nerde başlayıp bittiği ülkemizde belli olunca o büyüğümün dediği gibi umarım bende yazı yazarım, ve günü kurtarmak için güncel yorumlar yaparım…
Yazılarım uzun olabilir arkadaşlar, yazılarımın her cümlesinin, her kelimesinin arkasında duruyorum, acaba bunları yayınlayanlarda bu cümle ve kelimelerin arkasında durur mu dostlar?
Anlayış ve bakış açısı bir yazarın en büyük güvencesidir, bu güvence ancak doğru bakış açısını okuyucularına verdiği sürece geçerliliğini korur…
Ben Türkiye’yim, kısa ve öz değilim arkadaşlar, ben uzun tehlikeli bölgelerden geldim bulunduğum konum kısa ve kısacık bir bölge değil, yüzölçümü 814.578 km2 olan, İz düşüm alanı ise 779.452 km2 olan bir bölgede yazıyorum.
“Türkiye’m, Türkiye’m, benim cennetim, benim eşsiz milletim”, diyen şarkı ile büyüdüm ama şimdi bu coğrafyada bu şarkı yerine hangi şarkılar okunuyor?
Anlamak istiyorum ama anlayamıyorum, saygı ve sevgi kalmadı bu bölgede acı ve hüzün var bu bölgede…
Türkiye’yi, bu bölgeyi almak isteyen o kadar kişi ve gurup var ki dostlar, şarkılar gibi bende bunları da anlamak istiyorum…
İşte bu dedenle Türkiye’yi anlamak ve Türkiye’nin karşısında olan dost görünüp düşman olanları bir çırpıda kısa ve öz yazamam. Hadi yazdım diyelim o zaman kısa ve öz politikalar üretirim kendimi ve okuyucularımı kandırırım veya yapılan günü kurtaran o politikalara elde olmadan destek veririm.
Biz, siz, onlar, bu memlekette yaşan herkes yıllardır bu kısa vadeli kendimize göre öz kısa anlaşılır, hatta halk dili ile konuştum diyerek konuşanlara güveniyorsak ve bunları dinleyip bölünmeyi kabul ediyorsak. Bazılarımız bu bölünme politikalarına destek veriyorsak veya susmayı tercih ediyorsak, sözde politikacılarımız ile birlik olup o politikacılarımızın kendi çıkarları için politika üretmelerini seyrediyorsak, bence buda bir yanlış var…
Halkım ben buradayım siz nerdesiniz, yazar diyen arkadaşlarımız, Sustuk sustuk yazmadık sonuç; bölüme ve faşist bir düzene boyun eğmedik mi? …
Artık ben yeter diyorum…
Her yazarın bir sitili vardır, yazarın yazılarını takip edenle imzasını koymasa da o tanırlar…
Yazarlar kelime ve cümleler ile oynarlar…
Bizler aslında büyük bir oyuncuyuz hayat oyun değimlidir, bizler çocukken misket oynardık, şimdiki çocuklar bilgisayarda oyun oynuyorlar, beyin fırtınasını buralarda geçiriyorlar…
Sanal alem değimiz yerde her şey yazılır ve her şey oynanır bazen dürüst, bazen sahte kelimeler koyarak bizlerde yazılarımızı yazarız, çoğu zaman kendi bakış açımızla geçeği sizlere anlatmaya çalışırız, beynimizde fırtınalar eserken önümüz görmeden kedi düşüncemizi sizlere empoze etmek için değişik yazı sitilleri uygularız, bazen bu oyunlar tutar bazen de oyun içinde oyun oynarız…
Gerçeği yalnız geçeği bilmek onu görmek değildir arkadaşlar, o gördüğünüz bilgi ve belgeler ile hakkında tarafsız olarak yorum yapmaktır…
Bu belgeler yurt savunmasında ve geçmişinde önemli yerler ve mevkilerde olanların adını ve yerlerini kapsaya bilir. Reyting almak için kişi ile ilgili belge ve yurt savunması ile ilgili belgeler açıklanmalıdır…
Bu benim şahsi görüşüm ben yorumcuyum bilgileri toplar ve onlar üzerinden yorum yaparım gerçeği bulmak doğru veya yanlışı göstermek bana kalmaz, bu yorumlarımın yanlış olduğunu bana ispat eden her kim olursa olsun onunla fikir yönünden tartışırım ama önüne belgeleri vermem. Kimsede bana bu belgeleri nereden aldın diye soramaz. Sorsa da ben söylemem fikrimin yanlış olduğunu ispat ederse ancak özür dilerim, ben tek araştırdığım belgeler üzerinde tarafsız yorum yaparım…
Herkes beni tarafın çekmek ister ama tek bir tarafım olabilir benim oda Türkiye ve üzerinde yaşayan halk…
Şimdi fırtınaya kapılıp biraz gerilere gidelim…
1970-1980 yılları arasında bir sürü olay yaşanmıştır, bu olayların geçtiği senelerde sol ve sağ denilen terör olayları doruk noktasına çıkmış ve herkes kendine taraftar elde etmek için bazı oyunlar yapmaktaydı…
İşte bir dahaki yazımda size bu oyunlardan oluşan istihbarat oyunlarını yorumsal olarak yazacağım…
Saygılar…
Rogg & Nok Genel Yayın Yönetmeni
Cessur Demirali Gürsu
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder