Cuma, Aralık 16, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -75- EĞİTİMİN ÜZERİNDE İSTİHBARAT OLGULARI HÂKİM

EĞİTİMİN ÜZERİNDE İSTİHBARAT OLGULARI HÂKİM

06.10.2010

Yüzölçümü 814.578 km2 olan, İz düşüm alanı ise 779.452 km2 olan bir bölgeyi savunmak kadar onunu için savaşmakta gerekir, bu savaş silahla, topla tüfekle olduğu kadar eğitim ve öğretimle olur, ulusal bir eğitim politikası yanında dünya standartları ile uyuşan bir eğitim politikası uygulamak şart ve gereklidir…

Bölgemiz doğusundan batısına çok önemli bir konuma sahip olması göz önde bulundurulursa:

Bölgeler halinde açılım denen adi politikalar uygulanırsa…

Daha önceden verilmemiş bir eğitim üzerine politikalar üretilirse…

Din ve manevi baskılar ile Milli eğitim politikaları her sene değişime uğrarsa…

Yaşadığımız zaman diliminde, sonumuz kopya skandalları ile oluşsan bir ülke haline geliriz…

Ülkemiz yıllardır ve son 14 yıldır eğitim konusunda başarı bir kalıcı politikalar üretemedi…

Bu kısa zaman zarfında doğan çocuklarımız 14 yaşına bastı…

Batıda parası olan kurslara yazdırdı doğu bunları örnek alarak sözde kurslar açtı bunları çoğu PKK ile ortak payda buluşan Fethullah Gülen ve cemaatinin gizli ve açık kursları oldu…

Doğuya buda yetmedi….

1960 ‘dan bu yana süre gelen istihbarat örgütleri tarafında eğitim politikalarımız ve sistemimiz uygun koşullarda çalıştırılmadığı için ve de bu nedenle eskiden gelen bozuk eğitim sistemimizle eğitim vermediğimiz kişiler şimdi veli olarak o çocuklarımızın ana ve babaları.

Geçtiğimiz yaklaşık 30 yılla dağılan PKK terör örgütü ile uğraşan halkın çocuklarını biz aydınlar el birliği ile çocuklarımız PKK dene şerefsiz terör örgütünün kucağına atık…

Şimdi Açılım maçılım, Anayasa Babayasa, türban mürban diyerek doğudaki halkımızı şerefsizlere emanet ettik…

Dur demezsek batı ve doğu arasında kalan çocuklarımız değişik fraksiyonlara ve örgütlere ister istemez üye olacaklardır aynı eskiden yapılan oyun tekrarlanıyor biz çocuklarımıza bakmaz onların geleceği ile ilgilenmezsek oyun içinde oyun oynadığımız göremeyiz…

 Burada suçlu aramayalım asıl suçlular bizleriz, en azından 20 senedir susanlar, soruyorum hiç mahcup olmayacak yüz kaldı mı sizlerde, utanmadan günlük politik yazılar yazarak bu milleti daha ne kadar uyutacaksınız, bunu yanında istihbarat servislerinin verdiği haber ve yorumları daha ne kadar yayınlayacaksınız?

Ben utanıyorum…

Yayıncı ve gazete sahipleri, Genel Yayın Yönetmenliği yapan ama haberin nerden alınacağını bilmeyen, haberin kaynağına inmeden verilen haberi eleştiren kişiler utanıyor mu bunu bilemiyorum?  

1970-1980 yılları arasına tekrar dönersek;  batıda okuyan çocuklarımız sağ, sol davası ön plana atılarak kullanılmaya başlandı, 1976-1979 yılarında liseler dahil olmak üzere sol ve sağ çatışmaları bir öndeki yazıda belirttiğim ekip denetiminde yoğunlaştırıldı yine bu ekip PKK ve Apo isimlerini sol camiada duyulmasını sağladı, sağ görüşlü olalar ile  PKK ve Apo ile araları bozulması sağlandı operasyon bir ölçüde başladı…

Sol görüşlü olan kesim dar bakış açısı ile batının gözü ile doğuda eğitim eksikliğini konuşuyordu, sol kesim yani batıda oluşan etik kimliği ile sol görüşlüğüm diyenler yavaş yavaş doğuya bakıyor ve politikalarını ezilen halkın temsilcisi olarak lanse edilen Apo ve PKK ile birlikte görmeğe başladılar.

Bu arada silahlı ve silahsız propaganda eylem yapmaları için üniversitedeki sol gurupla ikiye bölündürüldü “Dev sol ve Dev yol”  olarak görünen bu iki ana gurup aralarında çoğu zaman da bu istihbarat ajanları tarafından kavgalar çıkarılıyordu.

Silahlı eylem taraftarları PKK ile yakın iş birliğine sokuldu, diğer az abrasif olan kesim liselerde eğitim çalışmalarına yine bu istihbarat ajanları denetiminde propaganda uygulamalarına ağlık vermesi talimatı verildi…

Nasıl ezilen halk doğuda var ise ve ezilen halk temsilcisi olan PKK var ise batıda da sol örgütler aynı şeyleri aşağı yukarı yapıyorlardı…

Bilhassa 1976-1979 yılarında daha belirgin olarak tüm ülkedeki, terör olayları bir merkezden idare edildiği belli idi bunu görmek ancak geniş açı ile Türkiye’de oluşan fotoğrafa bakarak şimdiki olayları analiz ederek görüle bilir…



Bu senaristtin senaryoya koyduğu Aktörler tarafından son derece gizili olarak yapıldı,  hepsi bir halkanın parçası idi bu parçalardan hiç biri kopmamalı ve ilerde bu halkalara daha kuvvetli halkalar ilave edilmesi gerekliydi..

Sol, sağ, PKK, Asala, Rum Yunan ortaklığı, gibi sayamayacağım bir sürü olgu geleceğe yönelik kaos planının bir parçası olarak parçalama operasyona dahil edildi…

Günümüzde hâlâ türban tartışmalarını sürdürenler var, bu olgulara dikkat edersek geçmişi ve geleceği irdelersek istihbarat ajanlarının veya uşaklarının nerelerde olduğunu geniş bakış açımızla görebiliriz bunların olacağını ben bildirdim ama o yazım sorunlu olduğu için yayınlanmadı, misafirlerin arasında TBMM başkanı Mehmet Ali Şahin bir tarafta AKP’li Keçiören belediğe başkanı  Mustafa Ak vardı

İsteyen araştırıp bu yazının tamamını bulabilir , Ankara Keçiören’de yapılan bir açılışa gitmiştim izlenimlerim arasında 19 EYLÜL PAZAR GÜNÜ SAAT:13.00’de şunları yazmıştım:

“ İsterseniz biz Kopya davasını irdeleyelim, YÖK olayı; AKP nin başa getirdiği sayın denilen Prof.Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN zamanında olmadı mı?

Güncel olaylardan bir olan YÖK olayını irdelediğimiz zaman yukarda bahsi geçen zat hâlâ nasıl görevde duruyor, istifa etmesi gerekmez mi? Uygar ve demokratik ülkelerde böyle olmaz mı, hatta Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun bile istifa etmesi gerekmez mi diye soruyorum?…

Bu YÖK de bulunan zat yoksa eskiden olduğu gibi, hatırlarsanız bir türban davası olmuş eski maliye bakanı KEMAL UNAKITAN kamaralar önünde ne demişti, “isterse yapmasın”, yine YÖK başkanı olan bu zat, zat zut konuşarak orada YÖK’ü ve üniversiteleri karıştırmıştı. Bu bir değil birkaç olayından biri idi. Türban davası gibi yine bir uyarı vererek görevde mi kalacak?

Bu sayın denilen Prof.Dr. Yusuf Ziya ÖZCAN kapalı kapılar ardında açık kapı bırakıp oradan girişlerini sağlatan ve bu olayı tezgâhlayan kişilerden biri olabilir mi?

Diye insan düşünüyor çünkü burası Türkiye ve bölgemiz Ankara, bu soruların sorulmadığı yer Keçiören, Eskipazar dayanışma deneği açılışı olan lokalinin önü…

Ve de bu soruların sorulmasını beklerdim, sorulsa bile cevapları muhtelif olacaktı bunu çok iyi biliyorum…

Keşke sorulsaydı ama sorular önceden hazırlandığı için soru soracak kabiliyete kişi orada yoktu…

İngilizler bizim medyayı eleştirmekte haklılar, “ Türk gibi başla İngiliz gibi bittir” diye bir deyim vardır…

Bir konuyu bir olguyu eleştirmek kolaydır ama sonuna kadar götürmek zordur,  Türkiye’de medya patronları ile uğraşmak haberci olmaktan daha zordur…

Türkiye’de her branşta olduğu gibi medyada okulda öğretiliyor bizim gibi alaylı çok az kaldı…

Bu muhabirlik işi her şey gibi okulda öretildiği gibi kalıyor, mevzun olan genç arkadaşlarımızın parasını düzenli alamıyor, buda susmayı ve dediklerini yapmayı gerektiriyor, bu düzeni böyle yapan yine dış güçlerdir, bu tür haberci topluluğu ülkemizde var olduğu sürece bizde haberleri patronların soruları ve cevapları biçiminde öğreniriz… 

İşte benim izlenim bu oldu

Bazı şeyler bilinir ama yazılmaz…

Bazılarımız bu oyuna geldik zaten hep oyuna gelen bizler oluyoruz, oyun içinde oyun oynanıyor, ama ben bu tuzağa düşecek kadar saf bir yazar değilim saygın okurlarım…

Bu olay, bu zaman diliminde oldu haftaya sizi ve bizi ne tür olayların beklediğini kestirmek kolay ama bunları yazmak zor…

Artık önceki senelerde geçen istihbarat olaylarını detaylı olarak incelemem gerek diye düşünüyorum…”

Diye yazmıştım…

Biliyorsunuz Abdullah Gül biz habercilileri ajan olarak lanse etmiş sonradan kıvırarak “ben öyle demek istemedim demişti” artık tüm haberciler haber yapmak veya yayınlamak için istihbaratçılardan feyiz bekliyor…

Abdullah Gül bu olguya ne diyecek merak ediyorum…

Bu yüzden mi Doç. Dr. Bahriye Üçok’lar gibi aydınlarımız öldürdü o zamanlarda beyimiz ne işle meşguldü acaba!!!

Kasım 1988'de Ankara’nın o soğuk zamanında ortalığı ısıtmak için televizyonda yapılan bir açık oturumda, "İslâm'da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığı" iddialarına dayanan açıklamalarını yaptı.. bundan sonra ne oldu biliyor musunuz?

Şimdiki olguların başlangıcını belirleyen  "İslâmî Hareket" adlı örgüt yoğun tehdit etmeye başladı, fikre ve düşünceye saygısı olmayan bu kişiler bu iktidar döneminde yollara çıkan kara çarşaflı sarıklı kişilerden başkası değildir…

İşte bu olgu kaynak gösterilmeli ki saygın eğitmenimiz Doç. Dr. Bahriye Üçok, 6 Ekim 1990 günü Ankara'nın Çankaya ilçesindeki Köroğlu Caddesi'nde bulunan evine, Ekspres Kargo ile ulaştırılan ve gönderici olarak İlmî Araştırmalar Vakfı'nın göründüğü kitap paketini olduğunu sanarak saat 16:25 civarlarında işinden dönen Doç. Dr. Bahriye Üçok kapısının önünde bu paketi açmaya çalışır o zamanlar ne düşündüğü belli olmamakla birlikte bir eğitmene kitap gönderilmesi ona geçek dışı veya olumsuz bir hareket olmadığını ve tehdit olarak algılamayacağını sanarak paketi açmıştır, paketin içine yerleştirilmiş olan bomba patladı.

Tekraren soruyorum o zamanlarda o zaman diliminde beyimiz ne işle meşguldü acaba!!!



Bir dahaki yazımda:  1970-1980 yılarında artık sözde bir bölgede koyu milliyetçi kesim, bir bölgede sosyalizmi savunanlar olarak ön plana ortaya çıkıyordu…

Saygılar…

Rogg & Nok Genel Yayın Yönetmeni 

 Cessur Demirali Gürsu 

Hiç yorum yok: