Cuma, Aralık 09, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -45-

2009

Okurlarım,

Umut var !!!

Bırakın ufak insanlar kendilerin tatmin ersinler !!!

Bir numaralı adam onların ve onların tatmin duygusun anlarlar…

Son yazımda uyarı yazısını yazarken İçimde bir umut vardı, demiştim, bu siyasi odakların ve istihbarat oluşumlarını hukuk ve yasaları kullanacaklarını da biliyordum diyerek yazıma devam etmiştim…

Olaylar öyle gelişiyor ki inanın bunları analiz etmekte grubum zorlanıyoruz fakat zor iş güzel iştir ve umutlu olmak kadar umutsuz olmakta bir düşünce ve fikir biçimidir…

17 Nisan 2009 tarihine geldiğimiz yer…
Tüm bilim adamlarımız teker, teker habise giriyor, bu gün onlara yarın bize…
Ben yazıyorum ve yazacağım sonuna kadar…
Bakın anlaşılır bir denklem ile yazıma başlıyorum, bu denklem değiş biçimlerde çözülür ama doğrusunu siz bulun…
Not: Bu denklemi ufak olmayı kabul eden insanlar zor çözer bu denklemi onlar için kolay iş bilim adamlarını ve düşünürleri değişik yönden susturmaktır…
Umut veya umutsuzluk = umut çıkıyor…
Hapiste ölmek veya Laboratuarda ve kütüphanede insanlık için çalışarak ölmek = iyi bir uğraş için ölmek çıkıyor…
Umut * iyi bir uğraş için ölmek = Türk ulusu çıkıyor…
İşte sonuç umutluyum çünkü bilim adamlarımız hapiste ama bizlere öğrettikleri bilgileri nasıl habise sokacaksınız…
Ufak insanlar bu denklemi özümleyin…
Bir öğretim elemanı en az 10 kişiyi bilgilendirse demek ki 10 * 5 = 50 kişi yaklaşık bu ülkede var.
Onlarda 10 kişisi öğretim üyesi 40 iş sektöründe şu anda çalışıyorsa çalıştırdığı elemanlara bu bilgilerden bazılarını veriyor ise sonucu siz tahmin edin…
Hangi hapishane bu kadar kişiyi alabilir?..
Ufak insanlar bilmem anlata bildim mi?...
Anlatamıyorsam biraz daha açalım anlayışınız kıttır sizin ufak insanlar….   
Büyük insanların yani bilim adamların yaptığı da Türk ulusuna karşı darbe imiş dostlar…
Güler’ misin, ağlar mısın, yoksa susup seyreder misin?….  
Arkadaşlar umutluyum benim yaptığım analize göre bu kadar kişi darbe yapar ise tükürükleri ile bu ufak adamları boğar…
Teşekkürler darbeci denilen bilim adamlarımıza…

Ülkemize habisineler sığmayacak kadar darbeci yetiştirmişsiniz, sizlere minnettarız…

Bu günü bize gösteren bu hükümete de, siz darbeci bilim adamlarına bu değeri verdiği için ve bizleri umutlandırdığı için teşekkürler….

İnanın umudumuz kırılacaktı, derler ya çekirge bir sıçrar iki sıçrar, yazarlarımızı habise koydunuz, umudumuz kırılmaya başlamıştı…

Medya karşı görüşte olanları darbeci niteliği verdiniz korkar göründük zannederek polis devleti kurmaya kalktınız…

ATATÜRK doğru söylemiş çocuklarımızı öğretmenlerine emanet etmiş sonradan bu eğitimi alan gençlere emanet etmiş, bakalım hangi hapishanenin bu kadar kapasitesi var ki bu darbecileri misafir edecek?..

Ya bu darbeci olan bilim adamları bilim ile darbe yapar, yâda bu ufak adamlar yukarıda belirtilen büyük bilim adamlarını katlederler…
Yalnız katletmeyle biteceklerini zannetmiyorum, hadi tahminlerim yanlış çıktı diyelim, olgu böyle olunca ülkede kimse kalmaz onlarda şimdiki dış istihbarat patronlarının ufak insanlar ve Türkiye’deki uzantıları onların ayakkabısını dileri ile yalayarak onlara fare onlara uşaklık yaparlar…
İsyan etmeyin arkadaşlar bir gün gelir doğruları onlarda görürler…
Yukarıda belirttiğim fareler yasayı yapıyoruz diye yasa ile terörü besleyenler bu  işin tacirleri hatta yatak odalarına girip belge arayan ufak insanlar ilerde o odalarında bile hizmetçi olarak çalışamayacakları doğaldır..
Hiçbir kuvvet bilim adamlarına böyle davran bir ufak insanı tuvaletini bile temizletmez ancak ayağına paspas olarak kullanır…
Hasta bir insanın hasta yatağından kaldırarak sorgulayan veya hasta olmasına yardım eden ufak insanların sayesinde yine ufak insanlar büyük insanlara tuzak kurarlar…
İşte ufak olmak budur her şeyi ben bilir demek büyük olmak demek değildir, “Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz”,  bunu söyleyen büyük insan Mustafa Kemal ATATÜRK, işte büyüklük budur…
Evet ben susmuyorum yazıma kaldığım yerden devam ediyorum…
2006 – 2007 yıllarında uyarı  yazımda şu tespiti yapmıştım ; bu satranç oyununda oynamak veya oynatmak gerekiyordu, fakat oynayacak oyuncu yeterince iyi değildi hatta  yok bile denilebilirdi , günümüzde ve şimdide aynı oyun oynanıyor…
Satranç tahtası yenilendi ama aynı kurallar geçerli…
Mart 1963 tarihinden itibaren Ada’da göreve başlayan Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Türkleri Rumlara karşı koruyamamıştır, Türk’e Türk’ten başka dost yoktur, demiştim…
Ve ilave ederek; o zamanlar kendini Türk hissetmek büyük bir onur ve olgu idi..
İlerde bu olgu ve onur bazı dostlarımız ve şimdiki siyasete bulunan kişiler, Türkiye ve KKTC deki sayın politikacılarımızın bu onuru nasıl kaybedildiğini Tarih kitaplarını nasıl yazdırıp ve okutulduklarını  gelecek yazılarımda sergileyeceğim…
Türklerin katledilmelerine de seyirci kalan yine Birleşmiş Milletlerdi…
Şimdi bunları unutturmaya çalışan AB, ABD var, sözde soykırım yapmışız, sözde devleti yıkmak için derin devlet oluşumu bizim bilim adamlarımız yapmış, bunun adı da Ergenekon davası imiş…
Ben bunlara gülüyorum çünkü ben olayların içinde olarak şunu söylüyorum bunlar oyalama taktikleridir arkasında saklanan gerçek böl sonra yok et politikalarını uygulayan dış istihbarat teşkilatlarının göstermelik senaryosudur, bu böyle biline…   
Diye yazdım şimdi daha iyi anlaşır oldu…
2009 yılarında nasıl bir senaryo ile Türkiye ve KKTC politik yönden karıştırıldığı bu geçtiğimiz senelerde anlaşıldı işte ben bu yazıyı yazarken olacak olayları sanki görmüştüm… 
Yazım devamında; Kıbrıs’ta görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyen, barışın sağlanmasında etkinlik gösteremeyen BM. Barış Gücü, Rumların etkisine girerek kendisine duyulan güveni tamamen o zamanlarda ve şimdi bile yitirmiştir en azından benim ve grubumun güvenini yitirdi, tarafsı bir güç olması gerekirken taraflı bir güç olarak faaliyetlerini sürdürmektedir...
Ve de bu güven yitirmesinin sebebi ise 1980 döneminden sonra bu gün 17 Nisan 2009 tarihinde ölümünü andığımız Turgut Özal’ın yaptığı politikaların ve dönemin sözü ile “Benim Memurum işini bilir” demesiyle birlikte yaptığı dış ve iç politikaların şimdi ceremesini çekiyoruz… 
Devam edelim; 1967 yılında, Yunanistan’da ihtilal olmuş, fakat onlar Yunan toplumu olduğu ve Türlere karşı bir numaralı piyon vazifesi gördükleri için bu darbeyi az hasarlarla atlatmaya şimdiki dost dediğimiz devletleler maddi manevi yardım yaparak sağlamışlardır…
Türkiye’nin önündeki süreç de ekonomik ve politik olarak sürülecek bir ülke vardı oda Yunanistan, bir numaralı yine söylediğim gibi piyon olan Yunan toplumu gelecekte ve günümüzde olacaktı, o zamanlar bir cunta hükümeti kurulmuştu.
 

Makarios’un cumhurbaşkanı seçildikten sonra…

  KGB ile kısaca Sovyetler Birliği ile siyasi ve askeri işbirliğine yönelmesinin…

  İzlediği siyaset ile de Dünya Bağlantısızlar hareketinin bir önderi durumuna gelmesinin…

  Adanın bir an önce kendisine bağlanıp Enosis  hayalinin gerçekleşmesini isteyen Makarios…

Günümüzdeki Barzani CIA ilişkisi gibi piyon olarak Makarios kullanılıyordu…Zaten istihbarat servislerin yaptığı bir numaralı oyun budur, önce kullan sonra amacına ulaşınca yok et… 

%75 doğruluk payı olan bir olay daha var barış harekatı sırasında KGB Türk ordusuna yardım etmiştir...

O zamanki cuntacı hükümetin ve yandaşlarının Makarios’un yaptığı bu politik oyun hoşuna gitmiyordu...

  Makarios, aldığı dış yardımlarla ekonomik olarak, Bağlantısızlar yanında yer almakla da siyasi açıdan kendini yeterli görüp, şimdilik Kıbrıs’ın sadece Rumlar tarafından temsil edilen bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmasını istiyordu.

  Makarios alınan istihbarat bilgilerine göre; Madalyonu ters yüzünü düşünüyordu olaylar geliştikçe şunu düşünüyordu, “Olaylar  geliştikçe benim yanımda olan  benim koruyan Yunan halkı ve batı toplumu beni yalnız bırakımı?..” bu endişe içindeydi Yunan halkının nabzını tutmak o kadar kolay olmayacağını kendiside iyi biliyordu bu bir belirsizlik olgusu içindeydi, bunu kendisi ve bazı yakın çalışma arkadaşlarından başkası bilmiyordu.

  Makarios Bağlantısız Devletlerin de desteğini almıştı…

  Enosis, Makarios için uzun vadede düşünülecek bir konu haline gelmişti, uzun vadede politikasını nasıl yapacağını henüz tam anlamı ile planlamamıştı… 

Aynı günümüzdeki Barzani gibi davranıyordu…

Dikkatli bir analiz yaparsak RUM, ERMENİ, KÜRT toplumu aynı davranışları ve benzer genetik özelikleri taşımaktadır…

Örnek verecek olursak; her üç toplumda;

  Kindar…

  Acımasız…

  Öldürme tutkusu hat sefada olan…

  Çabuk dolduruşa gelen…

  Belli bir düzende belli bir ölçüde hanin olan…

  Yediği ekmeğe tüküren…

  Kaşı toplumları yıkmaya çalışan…

  Beli bir ırk yapısında durmadan başka ırklarla devamlı çatışan…

  TÜRK DÜŞMANLIĞINI KÖRÜKLEYEN…
Bu üç ırktır genetik yönden benzerlikler gösterirler…
Ama en azından ben bu toplumlara saygı duyuyorum…
Saygı duymam demek onların yaptıklarını kabul etmem demek değildir…
Bu özelliklerini bastırdıkları zaman insan olacaklarına da bazıları hariç inanmak istiyorum…
İnsan çıplak doğar arkadaşlar ve de çıplak ölür…
Bu olguda insan insana her konuda fikir ve düşünce bazında saygı duyması gerekir yalnız bu saygı duymak şeref ve haysiyetinden fedakârlık etmesi hiçbir bireyden beklenmemelidir…
Bu bir toplumun iç yapısını sarsacak biçimde silahlı propagandaya gelirse işte Türk ulusu o zaman kendini korumayı da  bilir..  
Bu anlamsız kin ve nefretten uzaklaşıp aynı topraklar üzerinde barışçı bir ülke olarak yaşayacağımızı umut ediyorum…
Bu ülke bizlerin, hepimizin aramıza sokulan nifak tohumları sayesinde bizi bölmeye ve parçalamaya uğraşan kişilere karşı hep birlikte duracağımızı da umut ediyorum… 
Bu üç ırkın bazı insan şeklindeki şeytanları ne yazık ki hayvansal içgüdüleri ön planda olsa da yinede  insandır ve biz Türk toplumu olarak hâlâ onları bir insan olarak görmeğe devam ediyoruz…
Ve öylede göreceğiz her zaman herkesle dost olan bu millet bu tür genetik yapısı bozuk ırklarla dost olmayı başarmıştır.
Bizim genetik yapımızda güçsüze vurmak yoktur silahı görmeden silah çıkarmayız fakat çıkardığımız zamanda yerine koymayız, ya ölür ya da öldürürüz biz toplum olarak savaşçı bir toplum değiliz bizim ilkemiz YURTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ tır.
Ne mutlu Türküm Diyene…
İşte biz buyuz ama karşımızdaki olan topluluklara kendimiz anlatamadığımızdan o zamanki yazıyı yazmıştım bunları bilip kendimizi toparlamamız gerektiğini de biliyordum…
Devam ettim…. 
Evet Makarios günümüzdeki Barzani bir derebeylik veya ağlık gibi düşünürdü, tarih tekerrürden ibarettir.
Kendi topladıkları toplumları anlamsız bir kin düşmanlık içinde politik çıkarları uruna sürükleyen bu tür kişi ve topluluklar tarihi kara sayfalarına yazılmaya mahkumdur.
Kıbrıs’ı o günlerinde Makarios, soydaşlarımız olan Türkler ekonomik yönden tamamen çöktürüp Kıbrıs’ı terk ederlerse, Türkiye’nin müdahale nedeni kalmayacağını düşüne bu zihniyet ve yandaşları, politikasını buna göre kurmuştur…
Şimdiki Musul Kerkük de Kürtlerin Azerbaycan’da Ermenilerin uyguladığı politikanın aynısını uygulamaya konulmuştur, Enosis kendiliğinden gerçekleşeceğine Makarios inanıyordu yine tıpkı Barzani ve Talabani gibi ama yanıldılar ve yanılmaya devam ediyorlar....
O zamanlarda KGB’nin direktifi doğrultusunda Makarios  doğru bir politika izlemesi çok önemliydi, ve oyunu kuralına göre oynamaya karar verdi burada Barzani’nin tersine acele edip Türkiye’nin tepkisini çekmeye gayret gösterdi.
Çünkü o esnalarda Türkiye’den gelen mesajlar Türk toplumunun tepkisiydi 2009 daki gibi uşak bir hükümet ve piyonları Türkiye’ de henüz daha faal durumda değildi ve şimdiki gibi tepkileri susturacak bir yapay devlet politikası Türkiye’de yerleşmemişti…   
Bu durum, Enosis’i bir an önce hayata geçirmek isteyen ve CIA direktif alarak işlerini yürüten Yunan hükümetinin bu politik yapı hoşuna gitmiyordu.
Yine Bu tarihlerde yeni oluşum gösteren İsrail'i unutmamak gerekiyor Yahudi toplumu bunları dikkat ile izliyordu.
Yunan hükümetinin ve yandaşlarının görüşüne göre; Ada’daki Türk halkına karşı siyasi ve askeri üstünlük Yunanlılar tarafından sağlandığı halde Enosis’in bir türlü hayata geçirilememesinden endişe duyuyor bu işte Makarios sorumlu olduğunu düşünüyordu.
Bu yazımda şu tespitine yer vermiştim; Bu nedenlerle Makarios ile Yunan hükümetinin arası açılmıştı, çükü planlar ve senaryolar tekraren yapılacaktı ada artık istihbarat oyunlarının denediği şimdiki gibi bir bölge haline gelmişti.
Yazımın devamında ise; 15 Temmuz 1974 yılına gelelim bu yılda, Yunan hükümeti desteğinde Yunanlı subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusu(RMM) ile EOKA  Kıbrıs’ta darbe yaptı.
Aynı yakın zamanlarda ABD nin Irak' ta yaptığı müdahaleye benziyor burada bir ayrıcalık vardı S. Hüseyin öldürüldü o zamanlarda  Makarios adadan kaçtı veya kaçırıldı, kaçırılması daha doğal bir sonuç olarak görülüyor...
Olaylar ne kadar birbirlerine benziyor diye düşünmeyin çünkü 2000 - 2009 da olan olayların tüm kayıtları o zamanki olan olaylarla bire bir eşleşiyor demek ki bir arpa yol alanlar onar bizler onları takip eden kişiler olarak bunları bir kere daha sizlere yazıyoruz, ne zaman akıllanacağız bunu tahmin edemiyorum…
Devam edelim; Eli kanlı başka bir katil olan Sampson’u  cumhurbaşkanı yaptılar, Irak'ta ise Talabani maşası ise Barzani oldu, EOKA yerinede PKK var şimdi…
Evet tarih geri dönüyor gibi geliyor başka yerlerde başka mazeretlerle yapılmış…
Müdahaleler, teknoloji gelişti savaş araçları değişti ama aynı oyun oynanıyor, şimdi bir soru biz bu oyunun neresindeyiz?...
O zamanlarda o oluşum Kıbrıs’ta çok çabuk hareket etmeleri gerekiyordu.
Türkiye, Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974 tarihinde yapılan darbe ilgili olarak diğer garantör devlet olan İngiltere’den Londra ve Zürih garanti antlaşmaları gereği, birlikte müdahale edilmesini istemiş, fakat İngiltere Türkiye’nin bu isteğini geri çevirmiştir.
Türkiye o zamanlar Gazeteci yazar Bülent ECEVİT idaresinde CHP hükümeti Türkiye’yi idare ediyordu ve bu bir koalisyon hükümeti idi  MSP hükümetin yanında olduğu halde  Bülent ECEVİT o zaman ki MSP lideri olan N. Erbakana güvenemiyordu…
Bülent ECEVİT, Genelkurmay başkanına şifreli bir mesaj vererek "AYŞE TATİLE ÇIKSIN" dedi ve bütün sorumluluğu üzerine alarak siyasi bir karar verdi...
Bu olup bittiye son vermek için tek başına Kıbrıs’a Türk ordusu müdahale etmeye karar vermişti.
Sonrasında ambargolar ve dış baskılara son derece dirayetli olarak sabretti işte böyle bir başbakana şu anda ihtiyaç vardır ama ne yazık ki şimdi başımızda RTE var ve Cumhurbaşkanlığı tartışmaları şu günlerde sürüyor üzücü ve kritik durumdan geçiyoruz dostlar.
Diye uyardım…
Devam ettim….
Bu tarihi gelişim içinde Kıbrıs hiçbir zaman Yunan adası olmamıştır.
2009 tarihinde ne yazık ki bu AKP sayesinde bu tartışılır hale gelmiştir.
Yakında doğu bölgemiz içinde bu tür tartışmaları daha sonra anmamak için son derece dikkatli olmamız gerekir bilim adamlarımız içeri alınırken bu iş daha zor olacaktır…
Ama biz bununda üstesinden geliriz Çağdaş Yaşam olanaklarımız elimizden alınsa bile Atatürk’ün şu sözü “Türk milleti çalışkandır” Türk milleti akıllıdır dostlar… 
Devam ediyorum….
Yunanistan, Yunanlı şair Rigos tarafından ortaya atılan, Megalo idea (büyük ülkü) fikri çerçevesinde, Büyük Yunanistan’ı kurma hayali içinde Beyni yıkanan Yunan halkının Kıbrıs’ı da topraklarına katma gayreti içinde idi…
Yunanlı dostlarımız tarih boyunca dolduruşa gelen ve piyon olarak kullanılan bir ırktır bunu örneği Anadolu’yu işkal etmesinden başlar ve de bu güne kadar gelir, her zaman savaşta bizden dayak yiyen bu toplum bizlerle dost olmayı becerememiştir, yüzümüze gülüp bizi arkadan vurmayı tercih etmiştir,  bu olguyu düşünerek mantıklı bir biçimde dost olmayı öğrenmeğe gayret göstermesini Yunan halkından umuyoruz çünkü bizler ÇILGIN TÜKLERİZ ve nerde ne yapacağımız belli olmaz…

Hiç yorum yok: