2009
DOĞU YORUMSAL RAPORU
(1)
Rapora katılan ROGG & NOK araştırma elamanları 58 kişi.
Bir olguyu bozmak çok kolaydır, yapmak ise zaman ve mekân topluluğu
ister, kısaca yapmak zor iştir...
Daha sonraki dizimde sizleler K.G.T' dan da söz edeceğim dostlar,
şimdi araştırmamızdan seçtiğim bir bölümü aktarıyorum...
Bu bölümü yıllar öncede yayınlamıştık...
Araştırma süresi 10.11.2000 - günümüz...
Soruşturma bölgesi 400 köy 10 ilçe 8 mezra 4 il.
Doğu-Batı Anadolu, Güney doğu Anadolu ve Marmara, ege kıyı ve
bölgeleri 6 il 10 varoş bölgesi...
Araştırmaya katılan kişi 2587, araştırmaya katılan kurum ve kuruluşlar 8 adet.
Yaş ortatalaması katılım sayısına göre 12-48...
Katılım dili çoğunlukla Kürtçe ve TÜRKÇE olarak ikiye ayrılmasına
rağmen arada Arapça, farsça ve İbranice, İngilizce konuşan kişilerde
olmuştur...
Detaylar:
ROGG & NOK elemanlarından gelen raporlar doğrultusunda yazılan bu yazı
inanın hiç birimizi mutlu etmedi, gitmediğimiz vatan toprağı bizim
değildir dostlar...
Geçtiğimiz 9 senelerde olan katliamlar çerçevesinde kalarak olayları
sanki beynimizden kazınmış, yok edilmişti ve bu olgu TBMM. girdiler ve
hâlâ faal halde son katliam için yorum yapan utanmaz sayınlar mevcut.
Utanmak veya utanmamak işte tüm mesele bu, rezillik...
Cumhurbaşkanımız ve eşi dindar...
Din simsarlığı yapan hükümet ve yandaşları...
Bu memleketi bu duruma sizle sayınlar getirdiler...
Töre ve terör cinayetleri üzerinde getirim ede edenler durmadan hep oy
peşinde koştular...
Bölmek ve bölünmek için her türlü tezgâhı kulandılar...
Yabancı istihbarat servislerinden dolaylı olarak yardım aldılar...
Son olarak 44 cana, canımıza kıydılar onlar yaptılar...
Sorumlu tetikçi olanlar değil...
Ne kadar tarafsız davransak da biz bir yerde TÜRK olduğumuzdan bu tür
olaylar bizi içten içe mutsuz etmiştir Kürt Türk ayrımı son 9 senede
büyük boyutlar ulaştırılmıştır..
2001 yılının 10 Kasımdan bu yana kendi web sitemizde olsun diğer web
sitelerinde bu gördüğümüz ve göreceğimiz olaylarından geleceğini ve
bunların toplamının Petrosavaş olasılığını artıracağını
belirtmiştik...
Bu şüphelerimiz doğrultusunda bir sürü olasılık hesabından da bahsettik...
Bu olguyu anlatmamıza karşın hiç bir önlem alınmadığını gördük isyan
etmeden ve halkımızı ve kişi hak ve özgürlüklerini ön planda tutarak,
siyasi ve devlet terbiyesinden taviz vermedik ve vermeyeceğiz çünkü
biz TÜRKÜZ ve dünyaya TÜRK olmanın ne kadar cesaret ve özveri
istediğini gösterdik...
Bu olgulara inanmayan kesim ve kurumlar bizi eleştirmekten öteye gitmediler...
Evet, eleştirilmek çok güzel bir şey çalışmalarımızda saygılı olan tüm
eleştirileri kabul ettik fakat sonuç olarak yine olumsuz davranışlar
devam etti ve ne yazık ki bu olumsuz davranışlar devam ettiği takdirde
yine buna benzer oluşumlar ve olaylar gündemimizi zorlayacaktır...
Her yazımızda belirdiğimiz şu olguyu tekraren belirtelim...
Her zaman dediğimiz gibi tek bir söz: HİÇBİR MAZERET BAŞARININ YERİNİ
TUTAMAZ. (M.Kemal ATATÜRK)
( 01. Kısım )
Düşünce ve fikir okuyucuları ve bizi tanıyan, tanımayanlar işte o rapor;
Yukarıda belirdiğimiz kavram ve düşünceler olgusunda doğu bölgemizde
bizlerin gördüğü şeyleri sizlere anlatmak istiyoruz...
Fakat bunları anlatırken hiç bir surette konuştuğumuz kişi ve
kurumların adını ve yerini belirtmeyeceğiz çünkü bazı kavram ve
düşünceler bazı kişiler tarafından yanlış anlaşılıp bir olguyu ters
yöne çekebileceklerinden...
Olgunun sonunda ters tepki ve olacağından çekiniyoruz bu çekincemizin
ölçüleri sonunda bu yalnız ve yalnız bizim düşüncemiz olduğunu kabul
etmenizi dileriz...
Yakın tarihimizde nevruz kutlamalarında bayrak yakılmasını görmüştük
bu aslında bizlere bir uyarı ve tepkimizi ölçme provokasyonu olmuştur
niye doğu bölgemiz diye sormuştuk, yanıt ise Kürt toplumu ile TÜRK
toplumu arasındaki anlamsız savaş denmişti.
Daha önceleri doğuda panzer ve tankların geçtiği zaman tüm batı
toplumu bize uyarılar göndermişti...
Sonradan yine kendileri doğuyu destekleyecek sözler ve kişisel
eylemler yapmışlardı.
Kendileri PKK terör örgütünü himaye etmiş ve onlara destek
sağlamışlardı daha sonraları bu olayları o boyuta getirdiler ki batıya
yani kendi toplumlarına gidecek uyuşturucu trafiğinden bile pay
almalarını bile sağladılar...
Emniyet teşkilatımızdaki en iyi çalışan ve hâlâ çalışan NARKOTİK büro
elemanları bunları defalarca değişik ortamlarda uyarı niteliğinde tüm
organlara bildirdiler, mafya terör ve istihbarat çalışmaları son
derece yoğun iken bizlerin aklına devamlı değişik oyunları oynama
olgusunu sokan kişi ve organlar şimdi yeni bir oyun tezgahlıyorlar,
oyun adı özgür olmamak.
Bu olgu gün geçtikçe halkın beynine sokuldu en rahat uygulama alanı
ise doğu bölgemizdeki halk topluluğu idi.
Hükümetler yüzleri batıya çevirmiş doğuda hiç bir yatırıma sıcak
bakmıyorlardı hatta sınır bölgelerimiz bile henüz daha öyle sınır
karakollarımıza bile doğru düzgün yatırım yapmayan hükümetlerimiz
şimdileri sınır güvenliğini özel şirketlere vermeği düşünüyorlar...
Askerle sınırı koruyan Türk Ordusunu pasifsize etmeye çalışanlar önce
Şemdinli iddianamesi ile Türkiye'nin nabzını tuttular biz olay olur
olmaz bölgeye bir ekip yolladık bu ekibin bildirdikleri doğrultusunda
araştırmayı daha derinleştirdik birbirimize sorduğumuz soru her zaman
şu olmuştu "Niye doğu niye Van bölgesi Hakkari ve Yüksekova" bu
sorunun cevabını hepimiz biliyorduk.
Tarihini bilmeyen bir ulus, ulus devlet değildir;
Tarih yapmak demek tarihi bilmekten tarihten ders almaktan geçer;
Tarihini bilmeden bir devlet tarih yapamaz ancak başkalarının
tarihinde yer alır;
Yukarıdaki olgular çerçevesinde bizler de biraz tarih sayfalarını karıştırdık.
ROGG & NOK araştırmacıları olarak şunu gördük; Tarih 24 saat sonrası
veya bir saniye sonrası...
İşte ülkemizde tarih sayfalarına girecek olayları böyle bir olguya yerleştirdik...
Her araştırma bir emek ister...
Bu emeğe saygı duymayan bir toplum ETİK kuramlardan yoksun demektir...
Birde bu toplumun iç yapısında oluşan toplumu kaos içine sokan
uzantısı medya varsa o toplum fikir uşaklığına soyunur...
Bir fikri savunmak diğer fikir ve görüşlere saygı duymadan ve onların
ne yapmak istediklerini bilmeden geçer...
Hiç bir araştırma doğru ve dürüst yukarıdaki olgu olmaz ise yapılamaz.
Hatırlarsanız yıllar önce VAN GÖLÜ CANAVARI diye trajikomik bir olay olmuştu.
Kimi bu olaya güldü, kimi gidip yerinde inceleme yaptı herkesin
gözünden kaçan bir olay vardı..
Medya sansasyon yaptı...
İstihbarat olguları ise çalışmalar yapıyordu...
Bu çalışmalar Türk ve Kürt halkının eğitim ve olaylara bakış
çerçevesinde, her zamanki gibi bölgenin nabzını tuttular..
Çıkardığı bir söylenti idi çünkü o bölgedeki halkın davranışlarına
göre önümüzdeki senaryo oluşumları hazırlanıyordu.
Daha nice oluşum senaryoları hazırlandı.
Hep doğu halkı üzerinde oynanan bu senaryoların devamı bayrak yakılması oldu.
Bu da Türk ulusunun ve doğuda yaşayan grubun nabzını tutmak olmuştu.
Hareketlere göre senaryolar gelişiyordu.
Bu olgular çerçevesinde başka bir ek olgu senaryosu daha yapılıyordu.
Aslında bu senaryo en mühim ve oluşumu destekleyen ve biz Rogg
araştırmacıların PETROSAVAŞ dediğimiz oluşum hazırlanıyordu...
Bu senaryolara yardımcı olarak senaryolar gündeme getiriliyordu.
Farkında olmadan hepimiz bu senaryoların bir oyuncusu olmuştuk ve
olmayanlarında olacağı kesin olarak görünüyordu.
Bizler yani ROGG & NOK grubu bu günü yaşarken önce geçmişimize bakarız
sonradan bu bakış açımıza göre geleceği planlamamız gerekiyordu...
Araştırmamız sırasında bol, bol genç nesil ile konuştuk bakın önemli
konuşmalardan ayrıtılar...
Bu ayrıntıyı o zamanlar tam manası ile gösteremedik, suçluyuz, biz
sustukça onlar konuştular, din ve etnik ayrımcılığı gündeme
getirdikten sonra rant elde ederek Türkiye'yi bu duruma getirdiler...
Bir kış öğleden sonrasıydı araştırma yapmak için doğuda .... köyüne
doğru gidiyorduk hava çok soğuk olmasına rağmen güneş yine de biraz
olsun ısıtıyordu...
Bir ara yanımdaki köy koruyucusuna..
- daha ne kadar yolumuz var?..
diye sordum o da gülerek...
- akşama doğru varırız..
diyerek parmağı ile ileriyi gösterdi ve ilerde yalnız bir tepe vardı
ve yol izi yoktu.
Biraz daha gittik.
Tepenin yamacına gelince karşımızda oynayan iki çocuk gördüm, ikisi de
tahtaları silah yapmış birbirlerini kovalıyordu.
Ben bunlarla konuşmak istedim fakat koruyucu buna sıcak bakmadı.
Yine de ben yanlarına gittim.
10-11 yaşında bir erkek çocuğu ve ondan biraz büyük olan bir kız
çocuğu ile konuşmaya başladım ama fazla Türkçe bilmiyorlardı.
Ben de Kürtçe konuştum.
Bu arada teybimi kayıt durumuna getirmiştim çünkü bu yaptıkları oyun
bana çok ilginç gelmişti.
Yolu izi beli olmayan bir köy ve 3 - 4 saatlik mesafede oynayan bir
kız bir erkekle gerçekten ilginç bir konuşma olacaktı, daha doğrusu
ben öyle tahmin ediyordum.
Bakalım neler olacaktı. Şimdi o teypten aldığım sesleri sizlere
tercüme ederek sunuyorum...
Araştırmacı bayan eleman
-merhaba
Kç
- merhaba abla
erkek çocuğu yanımıza koştu. Bir bana bir de koruyucuya ters, ters
bakarak ve de Kürtçe konuşarak.
eç
- ne var sen de kimsin?
Araştırmacı bayan eleman
- sen Türkçe biliyor musun?
eç
- sana ne sen öğretmen misin asker misin?
Araştırmacı bayan eleman
- sen bana niye sordun?
Eç
- çünkü aynen böyle soruyorlar onlar
Araştırmacı bayan eleman
- kim onlar?
Eç
- Türkler
Araştırmacı bayan eleman
- sen Türk değil misin?
Eç kızarak
- sana ne
Araştırmacı bayan eleman
- kızma merak ettim
Eç
- ben kürdüm
Benim bu cevabı beklediğimi o da biliyordu ve benim tepkimi bekler
gibi kaşlarını çattı ama ben hiç bir tepki vermeden hatta biraz da
gülerek
- iyi olabilir bende Türküm ne yapacağız şimdi?
Diye sordum o arada kız çocuğu lafa karıştı
- ayvayı yedik. Ya bizi öldürürse bunlar
eç
- yok ya bunlarda o kadar yürek yok, baksana yanında aşağı köyden
korucu ile gelmiş.
Araştırmacı bayan eleman
- ya ben kimseyi öldürmek için gelmedim ne diyorsunuz
kç
- o zaman sen Amerikalısın öyle değil mi?
Araştırmacı bayan eleman
- yok ben araştırmacıyım
eç
- o ne? Neyi araştırıyorsun?
Araştırmacı bayan eleman
- dostluğu küçüğüm
kç
- ne bu dostluk?
Araştırmacı bayan eleman
- insanı insana vurmayan bir ortam arıyorum burada öyle bir ortam
var mı varsa beni götürür müsünüz?
Eç
- ne dediğinden bir şey anlamadım ama abla sen nereye gidiyorsun?
Araştırmacı bayan eleman
- tepenin ardındaki köye
kç
- bizim köye mi?
Araştırmacı bayan eleman
- siz orda mı oturuyorsunuz?
eç
- evet
Araştırmacı bayan eleman
- beni oraya götürür müsünüz?
eç
- olur ama bu adam gelmesin
Araştırmacı bayan eleman
- niye gelmesin?
Kız çoğu kulağıma
- abla bunun silahı var korkuyoruz
Araştırmacı bayan eleman
- olur onu gönderirim
dedim ve koruyucunun yanına giderek onların duymayacağı biçimde,
- sen bizi uzaktan takip et köye girdiğimizde ... haber verirsin
koruyucu
- bunu yapamam başınıza bir hal gediği zaman ... ben hesap
veririm bu olmaz bayan,
Araştırmacı bayan eleman
- ben kendimi korurum sana ne diyorsam onu yap lütfen
koruyucu
- peki son bir uyarı. Burası onların bölgesi. Başınıza her an bir
şey gelebilir.
Araştırmacı bayan eleman
- bunu biliyorum. ondan beni uzaktan takip et diyorum. Seninle
olunca dikkat çekiyoruz. Hatta bu çocuklar bile oyunun parçası
olabilir.
korucu
- Sen bilirsin ama bunlarla uğraşılmaz bunu bil. Hadi eyvallah.
Bana on dakika müsaade et, öyle gidin olmaz mı? Ben şu ağaçların
arkasında kaybolunca gidersiniz. Hiç arkana bakma, belli etme...
Araştırmacı bayan eleman
- Sen beni bu çocuklarla karıştırdın herhalde. Bunları biliyorum.
Hadi uğurlar ola.
Dedim ve ters yönlere hızlı, hızlı yürümeye başladık. Ben çocukların
yanına giderek:
- Bakın gönderdim memnun oldunuz mu?
kç
- Abla sen Türk olamazsın.
Araştırmacı bayan eleman
- Niye her zaman bana bunu söylüyorsunuz?
kç
- Buraya gelen Türkler ya silahlı ya da deminki gibi koruyucu ile
gelirler de ondan.
Araştırmacı bayan eleman
- Niye burası Türkiye değil mi?
kç
- Hayır burası Kürdistan abla.
Eç
- Kendini hala Türkiye'de mi sanıyorsun aptal?
Araştırmacı bayan eleman
- Öyle konuşma istersen. Hem sen okuyor musun?
eç
- Okuyordum.
Araştırmacı bayan eleman
- Eee..
eç
- Öğretmen okuldan kovdu.
Araştırmacı bayan eleman
- Niye?
eç
- ... sene önce okul açıldı. Daha bu sene bir öğretmen geldi.
Araştırmacı bayan eleman
- Ne olmuş gelmiş ya.
Eç
- Geldi ama biz Türkçe bilmiyorduk. O bize Türkçe konuşmayı
öğretmeden andı öğretti.
Araştırmacı bayan eleman
- Ne andı?
Erkek çocuğu temiz bir Türkçe ile aşağıdaki andın bir parçasını bana
okudu. Çok şaşırmıştım.
- Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam; Küçüklerimi korumak,
büyüklerimi saymaktır.
Araştırmacı bayan eleman
- Hani Türkçe bilmiyordun nasıl bunu söyledin?
eç
- Bir sene bunu öğretti de ondan.
Araştırmacı bayan eleman
- Ne güzel öğrenmişsin işte.
Erkek çocuğu kızgın bir tavırla Kürtçe konuşmaya devam etti ve
konuşmasının sonuna doğru ağlamaya başladı...
- Yaa sen öyle zannet. Bak benim bir abim vardı. Dağda
Kürdistan'ı kurtarmak için savaşıyordu ama Türk askerleri gelip onu
öldürdü. Ölüleri bizim okulun önüne getirerek muhtar amcaya tanıyıp
tanımadığını sordular. İkisi bizim köydendi. Biri benim abim, biri
onun ablasıydı. Sonra hemen onları alıp götürdüler. Sonra da biz
okula girerken hep yaptığımız andı okuttu öğretmen, ben de Kürdüm,
doğruyum, çalışkanım dedim. Öğretmen senin bir daha bu okula geldiğini
görmeyeceğim dedi ve beni okuldan attı tamam mı...
ve ağlamaya başladı....
Araştırmacı bayan eleman
- Sen hani asker olacaktın hiç asker ağlar mı?
Eç
- ne askeri ben askerleri öldüreceğim be.
Araştırmacı bayan eleman
- sen ölümü biliyor musun küçüğüm?
dedim ve oraya oturularak erkek çocuğunu kucağıma aldım ve daha fazla
ağlamasına dayanamadım. Benim de gözlerimden yaşlar geliyordu. Bu
kadar küçük bir çocuğun bunları görmesi ve bunlara kafasında yorum
yapması beni geçekten çok üzmüştü ama bir taraftan da bu ulusu bu
terör belasından kurtarmaya uğraşan ve bu uğurda şehit olan asker
ailelerin feryatları gözümün önüne geliyordu.
Allah kimdi bunun sorumlusu, kim bizi bize vurduran ve bu hale
düşüren, ortamı hazırlayıp ortadan kaybolan kim?
Bu kişi ve grupların içimden hepsine lanet okumak geliyordu içimden
ama bunları araştırmamda şattı...
O arada kız çocuğu lafa girdi
kç
- Ben biliyorum.
Araştırmacı bayan eleman bozuntuya vermeden sormuş:
- Ne o zaman bana anlatır mısın?
kç
- Nefes almamak, konuşamamak.
Araştırmacı bayan eleman
- Sen hiç ölü gördün mü?
kç
- Gördüm .. söyledi ya ablam öldü.
Araştırmacı bayan eleman
- Nerde?
kç
- Onun abisini dağda askerler öldürmüş. Köye getirdiler, hepimiz gördük.
Araştırmacı bayan eleman
- Kim getirdi?
Erkek çocuğu lafa girdi büyük bir edayla:
- Kim olacak bizimkiler.
Araştırmacı bayan eleman
- Kim sizinkiler?
eç
- Bizimkiler işte.
Araştırmacı bayan eleman
- Her neyse. İsterseniz yola koyulalım. Hava birazdan kararacak.
kç
- Korkuyor musun?
Araştırmacı bayan eleman
- Yok ama sizi merak ederler. Ondan.
eç
- Numara yapma. Korktun işte korktun.
diye koşmaya başladı. Arkasından kız çocuğu da koştu. Kısa bir süre
sonra ortadan kayboldular. Sadece ufak, belli belirsiz ayak izleri
kaldı. Orada ben yalnız kalmıştım. Güneş yavaş, yavaş sıcaklığını
kaybettiriyordu. Ben yürümeye devam ettim. Bu arada teybimi de
kapatmayı unuttuğumu fark ettim ve kapattım.....
Bir yandan da korkuyordum ama beni uzaktan takip eden koruyucu aklıma
geldi biraz kedimi güvende hissettim ve bir gün önce aşırı bir kar
yaşı olmuştu şimdide hava soğuktu yüzüm kardan ve rüzgardan yanmış
gibi acıyordu fakat çocukların ayak izleri hala belirgindi bende o
ayak izlerini takip ederek yürümeye karar verdim.
Hem yürüyor hemen de düşünmekten kedimi alamıyordum ben büyük şehirde
doğmuştum ama hiç ölü görmemiştim hatta halam ölmüştü ben herhalde o
kız çoğunun yaşlarında olduğum halde bana yinede ölüyü
göstermemişlerdi.
Sebebini sorunca sen daha bunları anlamazsın demişlerdi, bende neyi
anlayıp neyi anlamayacağımı o sıralar çözememiştim ama şimdi bunun ne
olduğunu çözmeye başladım.
Bunları düşünürken birde erkek çocuğunun şu sözlerini hatırladım
"Kürdüm doğruyum çalışkanım" dediği için öğretmeni tarafından okula
sokulmadığını ve gülerken ağlamaya başlamamasını hatırladım.
Bizim askerlerimiz öldüğünde TÜRK anne ve babaların yapmak istediğini
de bu olmalıydı ama bu tezgaha gelen işte bunu öğretmen olmuştu ne
yapmıştı veya ne yapmak istiyordu yanlış veya doğru onun doğrusuda
buydu veya bana öyle geliyordu.
Belki kedi düşüncesinde bu öğretmen haklı olabilirdi fakat böyle
yapmakla bir teröristi daha sokaklara saldığını bilemezdi veya
umursamıyordu bunlar hepsi bir varsayım olarak düşünüyordum.
Bu çocuklar 10 - 15 yıl sonra dağlara o ağabey ve ablalarının yanına
katılacak potansiyel bir terörist olacakları son derece açıktı.
Yukarıdaki olgunun çözümü vardı fakat önce o öğretmeni dinleyip niye
böyle yaptığını öğrenmem lazımdı.
Bu soruları öğrenmenin yolu bu köyden geçiyordu fakat hava kararmaya
ve rüzgarın hızlanması nedeniyle izler kaybolmaya başlamıştı arkama
bakacaktım ama koruyucunun dediği gibi eğer bu bir oyunsa bu oyunu
doğru oynayıp arkama bakmamam lazımdı yürümeğe devam ettim ama
gerçekten yorulmuş ve birazda korkuyordum hava karmaya yüz tuttu tam o
sırada arkadan o kız çocuğunun sesini duydum hemen teybimi açtım beni
çağıyordu. Bu bir mucize gibi geldi bana çünkü artık onları
bulacağımdan ümidi kesmiştim yanına doru ilerledim.
Kç
- abla yanlış yöne gidiyorsun orası sınır sen beni takip et orda
mayın var dün asksalsın biri ölecekti
Araştırmacı bayan eleman
- ne mayını burada sınır yok ki
kç
- bizimkiler koydular köye giriş çıkışları kontrol etmek için
Araştırmacı bayan eleman
- kimler, kimler
kç
- biliyorsun onlar işte
Araştırmacı bayan eleman
- bilmiyorum ama yinede sağ ol neden gideceğiz
dedim ve aklıma koruyucu buradan geçerse diye düşündüm ne
yapabilirdim, o anda aklıma hiç bir şey gelmiyordu bekleyelim desem
şüphelenir ve koruyucu gediğinde bana bir daha güvenmezdi gitsem ya o
mayına koruyucu basarsa ve ölürse ne olacaktı.
Bir şey yapmam lazımdı arkama bakamıyordum şüphe çekmemem gerekiyordu
zaten patlama olduğunda bana yine güvenmezdi bu çocuk, işler iğice
çığırından çıkmadan bir şeyler yapmam gerekiyordu ama ne?
Bir bilebilseydim sonradan aklıma telefon geldi telefon edip
uyarabilirdim ama yine şüphe çekemiydi deneyecektim.
Araştırmacı bayan eleman
- baksana burada telefonlar çekiyor mu
kız çocuğu yüzüme ters, ters baktı ve,
- kime haber vereceksin
Araştırmacı bayan eleman
- senin sevgilin var mı
kç
- oda ne ben daha çocuğum
Araştırmacı bayan eleman
- ama benim var şimdi o beni merak ediyordur havada karardı
kç
- biraz merak etsin nerdeyse geldik zaten buradan telefon çekmiyor
ben şüphe çekmemek için bu fikrimden vazgeçtim fakat bende uydu
telefonu vardı ve her yerden çekiyordu neyse fazla üzerinde durmadım
yalnız şunu sordum,
- daha ne kadar yolumuz kaldı
kç
- bak ilerde
ileriye baktım bir iki sönük ışık fark ettim acaba burası o köy mü
idi, yoksa beni başka bir yere mi getirmişti.
- ya sana bir şey soracağım yanındaki .. arkadaşın nerde
kız çocuğu gülerek
- o bizi arkadan takip ediyor senin korucu amca takip ettiği gibi
ben iyice şaşırmış ve korkmaya o an başlamıştım çünkü bunlar nerden
biliyorlardı koruyucunun beni takip ettiğini korktuğumu saklamaya
karar verdim ve,
- nerden çıkardın o gitti
kç
- sen öyle zannet 3 saatten beri seni takip ediyor
Araştırmacı bayan eleman
- nerden biliyorsun
kç
- biz biliriz neyse geldik seni muhtar amcanın yanına götüreyim mi?
Araştırmacı bayan eleman
- anlamadım ama götür bakalım
dedim ve beni muhtarın evine götürdü gerçekten doğunun
misafirperverliği ile beni karşıladılar hemen önüme sıcak çay
getirdiler sanki kendimi evimde gibi hissetmem için önümde pervane
oldular aslına bakarsanız bizim insanlığı ve dostluğu unuttuğumuzu
fark ettim fazla zengin bir köy olmamasına rağmen yinede gönülleri
zengin bu köylülerle üç haftamı geçirdim çünkü yollar kapanmış ve çığ
tehlikesi olduğu için beni bırakmadılar sonradan koruyucularla beni
ilçeye gönderdiler yalnız bu arada aklıma takılan soruları analiz
etmem için bana çok zaman kalmıştı önce şu meşhur öğretmen ile
görüştüm duyduklarımı ona aktardım o da bana şunları söyledi bunları
banda alamadım çünkü pilim bitmişti yalnız not tuttum şimdi o notlara
dayanarak sorularımı cevaplarını bildiriyorum.
İlk sorum şu olmuştu
- acaba Kürtçe biliyor musunuz.
Oda bana gülerek ve biraz esprili bir dilde konuşmaya başladı
- siz Türkçe biliyor musunuz bak ben arıyorum
diyerek ezberine YUSUF YANÇ' ın şiirini okumaya başladı ben çok
beğendim bakalım sizde beyenecek misiniz?...
- ARIYORUM
Karaman oğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;
Bu günden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda,
Türkçeden başka dil konuşulmaya diye,
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri
Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım, merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showman, radyo sunucusunun discjokey,
Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbasının poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross
Ucuzluğun damping olduğuna kananınız var mı?
İlan tahtasının billboard, sayı tabelasının skorboard,
Bilgi akışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome,
Çıkışında good-bye okuyanınız var mı?
Korumanın, muhafızın body-guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?
Seki'nin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin, hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İş hanımızı plaza, bedestenimizi galleria,
Sergi yerlerimizi center room, show room,
Büyük şehirlerimizi , mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast-food,
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkiyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezintisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air-bag,
Pekalayı, olur'u okey diye söyleyeniniz var mı?
Çarpıcı, önemli haberler flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri oley oley
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe-show levhasının altında,
Acının da acısı, neskaaaave içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün, el diline özendiğine içi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik.
Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
Karaman oğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?
YUSUF YANÇ
Tabi ki şaka yapıyorum fakat ben buraya .. .. .... yılında tayin
edildim ve daha Türkçe bilmediğimi fark ettim çünkü bize anlatılan
dersler ile burada gördüğümüz şeyler aynı değil.
Bence buralara önce bu etnik grubun yaşam tarzlarını ve dilerini
öğretmeleri gerekir sonra bizleri buralara tayin etmeleri gerekir
bilmem anlatabiliyor muyum.
Ben burada bu .. senede hem Türkçeyi hemen de Mecburen Kürtçeyi
öğrendim ve ilk .. yıl çok zorlandım bu arada doğuda askerliğini yapan
kardeşimde .. yılında pkk terörüne kurban verdim ilçe milli eğitim
müdürlüğünden tayinimi istedim ama .. aydır cevap gelmedi ve sonunda
cevap geldi isterseniz bir bakın.
Dedi ve gelen mektubu gösterdi son paragrafı şöyle bitiyordu..
Şu anda yerinize gönderecek personel olmadığı için görevinizi
sürdürmenizi istiyoruz.
Başınız sağ olsun....
İlçe milli eğitim müdürlüğü
.................
Bu raporu yazarken başka bir ROGG & NOK araştırmacı arkadaşın yazdığı
yaklaşık dört sene evvel yaşanmış bir yazıyı hatırladım onu aynen
yazıyorum o yıllarda sömestre tatili bitiminde sayın denen
başbakanımızın yaptığı Bursa konuşması sırasındaki milli eğitim
politikalarını anlatan başbakanımız konuşması üzerine yazılan bir
yazı...
Şu anda ben gülüyorum ağlanacak halimize sizler...
"Devletten sağlam Kiracı Bulunabilinir mi"?
Bu sözü eğitim politikalarını anlatırken okul yapımı için söylediniz
sayın denilen R. T. ERDOĞAN.
Güzel tabi'i ki devletten sağlam kiracı bulunmaz fakat bu hükümetin
politikası ile düşünürsek; Milli Eğitim Bakanlığı politikası bakın
nasıl çalışıyor bir örnek size.
Ankara'da A. Ş. D. İlköğretim okulu.
Bu okul bağış ile yapılmıştır ve bir devlet okuludur;
V .E. 'nin eşi CHP Millet Vekili.
V. E. bir İlköğretim öğretmeni.
Ankara'da ders yılı ortasında V. E. Kadrolu öğretmen olmadığı için ve
de kadrolu öğretmen okula yarı yıl tatilinden sonra tayin ile geldiği
için sınıfına Kadrolu öğretmen A. G. Y. sınıfın başına getirildi.
V. E. Bu sınıfı birinci sınıftan üçüncü sınıfın ortasına kadar
öğrencilerini büyük bir özveri, güven ortamında başarılı bir şekilde
ve elinden geldiğince Atatürk ilke ve inkılaplarını çocuklarına
öğretmeyi göz önünde bulundurarak öğrencilerini yetiştirmiş bir
öğretmendi.
Ders yılı ortasında Ankara'daki A. Ş. D. İlköğretim okuluna kadrolu
olarak tayin edilen A. G. Y öğretmen, dileriz meslektaşı V. E.'nin
yaptığı gibi güzel çalışmalar yapar ve başarıyı yakalar.
Bu arada şuada dikkat çekmekte fayda görüyoruz; AB ye giriş sürecinde
demek ki bizim öğretmen fazlalığımız var.
Doğuda ve güney doğu ilerimiz ve köylerinde öğretmenlerimiz tamam,
onun için Ankara' ya dönem ortasında eğitim veren öğretmen var iken
öğretmen tayini çıkıyor....
Yazı bu kadardı.
Yıl 2009 Mayıs ayındayız ben bu arkadaşımla konuşmuştum çocuklarının
6. Sınıfta döküldüklerini belirtti...
Araştırmacı bayan elemanımızın o yıllarda gönderdiği rapora dönelim
Köyümüze dönelim evet birde şu soruyu sormuştum,
- .. erkek çocuğunu tanıyor musun?
Oda
- sen tanışmışsın herhalde
Araştırmacı bayan eleman
- beni onlar getirdiler.
Dedim ve anlattıklarını anlattım bir ara şöyle beni bir süzdü sonra
kendi açısından olayı anlatmaya başladı.
- bakın ben köy çocuğuyum ve bu milletin efendisi köylüdür demiş
ATATÜRK fakat köylüye gereken önem veriliyor mu?
Verilmediği gibi bizim gibi yeni mezun olan ve deneyimi olmayan
öğretmenleri bu kadar stratejik öneme sahip bölgelere gönderen bu
zihniyet değişmedikçe ben ve bana benzer kişiler böyle davranmaya
mecbur kalırlar .. senelerdir çocuklara ancak ben andı öğrettim çünkü
çok iyi biliyorum bizim köye bir denetleyici geldiği zaman ona önce
andı okuturlar sonra çay kahve faslı bazen derslere girer sonra hocam
çok iyi öğretmişsiniz diyip raporunu bakanlığa verir genelde işler
böyle yürür bakın ben bu köyde .. senelerdir öğretmenim bir
denetleyici gelmedi sorduğumda yolların kapalı olduğunu söylediler
peki siz nasıl geldiniz bunu soran var mı?
Birde şunu düşünelim memleketimizde terör kara para aklamak memura
hakkını vermeyen devlet yöneticileri bu memurdan daha ne istiyorlar ..
önce buraya pkk elemanları geldi ve burayı kurtarılmış köy olarak ilan
edip gittiler beni zor sakladılar bulsalardı bende kardeşimin yanına
giderdim herhalde köyün etrafına mayın döşediler her gün gelip bu
mayınları temizleyen bizim canlarımız askerlerimiz burası bir can
pazarı arkadaşım.
Burada yasa tek ölmek yada ölmemek işte biz yani benim gibi
öğretmenler bu köylerde ders veriyoruz .. köyden en fazla .. köye
öğretmen gidiyor torpili olan şehirde ilçede çalışıyor torpili olmayan
ise örnek bendeniz gibi, kardeşi ölünce bile tayini çıkmıyor.
Sonra sizin gibiler gelip bize ahkam kesiyorlar sizin o pkk dan ne
farkınız var siz bizleri eleştiriyorsunuz pkk bulduğunda öldürüyor.
Çözüm üretin arkadaşım...
Çözüm yoksa sizin eleştirileriniz bizi öldürüyor...
Herkes kafasına göre çözüm üretiyor...
Bir adam geliyor standartları ABD ölçüleri içinde olsun diyor...
Biri geliyor AB standartlarını aşmayalım diyor...
Biri laik Türkiye'yi savunan kitaplar çıkarıyor...
Arkadan gelen bu olmamış diyor din unsurları ağır basan kitapları çıkarıyor...
Kimi bunlardan para kazanıyor...
Kimi mevki...
Kimi iktidar..
Bizim gibiler ise bunlara kayıtsız şartsız uymak mecburiyetinde bırakıyorlar.
Bakın geçen sene müfredat nasıldı şimdi nasıl .
En oynanmayacak oyunu oynuyorlar ilkokul çocuklarını kobay olarak kullanıyorlar.
Eğitimi bir oyuncak bizleri bir piyon gibi kullananlar olduğunda açıktır.
Evet konuşma böyle devam ederken kapı çaldı ve kız çocuğu geldi
ikimizi yemeğe davet etti ve biz onunla birlikte yemeğe gittik
gerçekten çok güzel hazırlanmış tam köy örf adetlerine yakışan bir
sofranın etrafında yemek yedik dikkatimi çeken bir noktada erkekler
ile kadınlar aynı sofrada yemek yedi, yalnız sonradan öğrendiğim iki
genç kız bize durmadan hizmet etti bunlar misafir olduğum evin kızı
ile gelini idi.
Yemekten sonra biz kadınlar çay içmeğe erkeklerde kahve içmeye çıktılar...
Kadınlar beni içten içe inceledikten sonra bir kaçı nerde çalıştığımı,
yaşımı, evli olup olmadığımı, sordular bende elimden geldiğince
sorularına açık ve net cevaplar vermeğe çalıştım, yalnız lehçelerini
anlamakta zorlandığımı söyleyebilirim.
Zamanla beni aralarına alıp sanki büyükler kedi kızları gibi nasihat
etmeğe başladılar...
Yaşıtlarım kırk yıllık arkadaşı gibi benimle dost olmaya başladılar...
Birde dikkatimi çeken şu oldu yemek esnasında olsun yemekten sonra
olsun kızların başı bağlı değildi...
Aslına bağlı sayılabilirdi ama şehirdeki gibi bağlı bir geç kıza
rastlamadım normal saçlarını toplayıp enselerinin altından bağlayan
kızları görünce kendimi batıda medeni bir köyde yaşıyorum gibi
hissettim...
Hiç bir erkek yan gözle bana bile bakmadılar.
Bu köy inanın bana son derece ilginç geldi pkk terörünün ortasında
hemen de kurtarılmış köy olarak söylenen bir köyde .. haneli bir köyde
bu kadar medeni olması beni şaşırttı.
Şaşkınlığımı niye diye soracak olursanız .. sene önce yine bir
araştırma için Bursa'ya gitmiştim orada bir köye gittik her kadın başı
bağlı ve siyah giyiniyordu.
Bizde büyürken hep doğu medeniyetten uzak olarak tanıtıldı...
Belki öyledir fakat bu köy hiç öyle görünmüyordu...
Bir farkla...
Oda içimi ve kanıma dokunan bir fark vardı...
Bir Atatürk resmi vardı oda okulda...
Evlerde terörist başının posterleri vardı...
Hatta köye geldikleri zaman okuldaki resim hemen değiştirildiğini de
öğrendim eğer değiştirilmez ise okulu bombalama tehdidi olduğunuzda
öğrendim.
Sıra gelmişti bu köy halkının yaşama tarzını, kime bağlı olduklarını
öğrenmeye, daha doğrusu hangi aşirete bağlıydı...
Buradaki köylülerin söylediklerine ... aşiretine bağlı olan bu köyün
yolları 3 hafta açılırmış...
Demek ki benimde 3 haftam var bunu iyi değerlendirmem gerekir diye
düşündüm, planlarımı düzenli ve hiç bir tepki almadan veya tepki
vermeden yapmam gerekirdi...
Etki tepkiyi tepki etkiyi doğurur diye bir söz vardır.
Aradan birkaç gün geçti ben devamlı kadınlarla birlikte oluyordum bu
sırada yaşlı bir kadın yanıma geldi...
O kadınının yüzünden yıllardır çektiği çilelerin izleri beli idi,
benimle uzun, uzun konuştu konuşmasının son kısmında da bakın neler
dedi.
- kızım sen iyi bir eğitim almışsın fakat doğu eğitimi almamışsın
- niye teyzecim
- çünkü sen doğunun ne olduğunu bilmeden buralara kadar gelip
araştırma yapıyorsun niye
- teyzecim ben öğrenmek istiyorum
- neyi
- halkımızın yaşama biçimini
- sen doğuda yaşam var mı zannediyorsun
- evet
- halbuki bur da yaşam değil yaşama mücadelesi var
- niye
- ben .. yaşındayım
- Allah daha uzun ömürler versin
- bak kızım ben elhamdülillah Müslüman'ız fakat bize artık yaşam
değil toprak görünüyor.
- Niye yaşamak güzel değilim
- Güzel ama bir yere kadar bak kızım senin doğuyu tanımadığın
buradan belli benim .. erkek .. kızım var bunlardan .. ü dağa kaçtı ..
öldürüldü kızlarımdan .. dağa kaçırılarak orada erkeklere hizmet
ediyor gerektiğinde silaha sarılıp askerlerin üzerine yürüyor ve
bunlar şu anda ırak da arada bir geliyorlar ha birinin .. tane çocuğu
olmuş .. ırak savaşında ... şehrinde ölmüş bu bir kızım sende ona çok
benziyorsun içim odan sana ısındı.
Dedi ve o yaşlı gözlerinden yaşlar inmeğe başladı.
Yukarıda olan konuşmadan sonra beni evine davet etti ertesi gün yüklü
miktarda koyun kuzu getiren bir çobandan beni sakladı...
Sonra o çoban o yaşlı teyzeye o koyunları vererek emanet etti..
Gitti den sonra buda benim dikkatimi çekti çünkü bu kadar yüklü
miktarda küçük baş parası olduğunu zannetmiyordum sorduğumda "bana
emanet bırakıldı " demişti kim bu kadar küçük baş hayvanı bu yaş da ki
bir kadına emanet ederdi, hiç aklım almamıştı...
Köyde dolaşırken her eve yaklaşık bu miktarda küçük baş hayvanın
teslim edildiğini gördüm ve bunu uygun bir dille muhtara sormayı
düşündüm yalnız bunu sorarken dikkat çekmemeye dikkat etmeliydim,
ertesi gün köy meydanında muhtara rastladım muhtar beni süzerek
konuşmaya başladı.
- kızım köyümüzü beğendin mi nasıl buldun.
- Çok güzel ... efendim geldiğimde kar yağıyordu şimdi hava
açıldı herhalde gitme zamanımda geliyor yollar ne zaman açılır.
- Kızım bizde memnun değimlisin niye acele ediyorsun
- Yok acele etmiyorum fakat daha dolaşacağım çok köy ve kasaba var
- Havanın iyi gittiğine bakarak aldanma yakında yine kar yağar.
- İyi hava temizlenir geldiğimde hava çok temizdi bugün hava ağırlaştı.
- Köy havası budur kızım tezek kokusu o
- Evet de geldiğimde bu koku yoktu bu gün başladı.
- Alışırsın kızım ya sormayı unuttum sen ne işle meşgulsün
- Ben dolaşıp duruyorum ve anılarımı yazıyorum
- Ya gel şöyle seninle yürüyelim istersen bende köyü dolaşacaktım
- Olur
Dedim ve dolaşmaya başladık her eve girip bir şeyler soruyor ve not
alıyordu bende etrafı inceliyordum bir ara muhtar,
- Ne yapıyorsun .. efendi
- Bazı istekleri var mı diye soruyorum
- Ne tür istekler
- Ya işte köy halkı ilgilenmesen sana küserler
- Bizim oralarda muhtar demek seçimden seçime haneleri dolaşan
kişi demektir ondan şaşırdım.
- Sen şehirden bahsediyorsun burası başka ilgilenmen lazım.
- Seni bizim mahalleye getirip muhtar etmek lazım
Gülerek bana
- O niye
- Çünkü bizim mahallede seçimden seçime muhtarın yüzünü görüyoruz
yollarımız delinir şikayet edeceğimiz yer yoktur şikayet etsek
umursamazlar ondan söyledim.
- Yok kızım onlar umursarda umursamazlıktan gelirler,
- Eh biraz öyle şimdi senden bu köy halkı ne istiyor
- yem falan
- Nasıl hayvanların yemini sen mi sağlıyorsun
- Yok ben toplu halde ilçeden istiyorum
- Oh be ucuza gelir o zaman
- Eh biraz ucuz oluyor tabi'i ki
- Siz hayvancılık mı yapıyorsunuz
- Yok bazen
- Nasıl
- Bazen hayvanlar geliyor onları satıyoruz,
- Nerden
- Oradan buradan
- Yani
- Ya boş ver bu kadar muhabbet yeter
Üzerine fazla varmak istemedim çünkü şüphelendiğini anladım
- Sen bilirsin benimki konuşmaktı
- Kızım dikkatli konuş seni yanlış anlayabilirler
- Zaten en fazla seninle konuşabiliyorum diğerleri fazla konuşmuyor
- Ee sana güvenmiyorlar ondan
- Niye ben kötü bir şey mi yaptım bu köye misafir olarak geldim
- Bak kızım misafir umduğunu değil bulduğunu yer sende fazla soru
sorma sana söylenenleri dinle olur mu?
- Olur sana şikayetimi geldi
- Yoo gelmesi mi gerek
- Yok birden bire beni suçlayıcı konuşmaya başladın ondan
- Yok olacakları sana söyledim
Dedi biraz tehdit kokan cümlesine devam etti,
- Daha buradasın dikkatli ol
- Olurum.
Dedim ve beni korkuttuğunu zannetmesini sağlayarak yanından ayrıldım
bu işin içinde bir iş vardı elbet biri konuşacaktı ama bu muhtar
olmayacağı kesindi bir kaç gün sonra ilginç bir olay daha oldu yine o
iki çocuğu koşarken gördüm, erkek çocuğu bana çarparak geçti arkada
kız çocuğu geliyordu
- Dur bu acelen ne
Eç
- işim var
dedi ve koşarak muhtarın evine girdi o arada kız çocuğunu tutarak sordum
- Bunun ne acelesi var
Kç
- Ya bırak ... teyzenin .. koyunları telef olmuş onu söylemeye gitti
Araştırmacı bayan eleman
- Ne teyzesi ne koyunu,
Kç
- ya sana ne bırak gideyim
dedi ve oda koşarak muhtarın evine girdi o arada bir şey aklıma geldi,
benim nişanlım veterinerdi ve bana bazı şeyleri öğretmişti bakalım
öğrettikleri yeterli olacakımıydı hemen bende muhtarın evine doğru
yürüdüm kapıdan apar topar muhtar çıktı hızlı adımlarla benim
bulunduğum yöne doğru geldi yüzü çok asıktı bende bir şey bilmiyormuş
gibi davranarak sordum,
- Hayır olsun ne bu telaş
- Yok kızım bir şey yok
- Yardımcı ola bilir miyim?
- Ne yardımı
- Ne olursa
- Sen koyun gütmeyi bilir misin?
- Yok yalnız onları tedavi etmeyi bilirim
- Ne
- Doğru duydun ben eskiden veteriner fakültesinde okuyordum ama
ailevi sorunlardan ötürü bıraktım
- Gel o zaman
- Nereye
- .. hanımın .. koyunları ölmüş bir salgın olabilir mi bunu söyle yeter.
- Bir bakalım
- Hadi o zaman gel.
İçimden bu bir fırsat olarak düşümdüm ve sorunu öğrenebileceğimi
düşündüm , beraberce .. hanımın evine gittik ve orada gördüklerime
inanamadım çünkü koyunların 4/1 ölmüş öbürleri sağlamdı ama niye
ölmüşlerdi bunu bulmam gerekti fakat elimde bu işi yapacak ne materyal
nede bir alet vardı ve ben veteriner falan değildim gözle oraları
kontrol ettim sözde ölen koyunların yanına giderek onları kontrol
ettim ölen koyunların hepsinin karınları şiş ve sertti buda yedikleri
bir şey dokunmuş gibi geldi tekraren oraları kontrol ettim, ağılda
ölen koyunların arasında büyük yırtık bir çuval gördüm içinde una
benzer bir madenin olduğunu zannederek önce bunu sormadım sonra bunun
ile bağlantılı bir soru soracaktım şimdi ... hanımı yanına giderek
- Bu koyunlar senin mi
Diye sordum oda muhtara bakarak ve ondan onay alarak.
- Evet benimdir
Dedi ve korktuğu belli idi bu korkusunu kullanmak istemedim muhtar dönerek.
- Bu bir salgına benziyor diğer koyunlarda bir şey var mı biliyor musun.
Dedim oda bir bakalım dedi ve bir saat sonra benimle buluştu hiç bir
koyunda böyle bir şey olmadığını söyledi bende tekraren oraya gidip
araştırmak istedim önce bu teklifime sıcak bakmadı daha sonra
beraberce gittik ağılda biraz daha durdum sonra .. hanıma
- Bu koyunlar nerden geldi.
Diye sordum hemen muhtar lafa gidi
- Nerden olacak bu köyden
Dedi, artık yetmişti biraz üzerlerine gitme zamanı gelmişti..
- .. efendi sana yardım etmemi istiyorsan bana açık olman lazım
- Nasıl
- Aynen söylediğin gibi nasıl
- Ne
- Bak ben geldiğimde burada tek bir koyun yoktu.
- Ee
- Sonra bir sürü koyun geldi ve bunlar her eve dağıtıldı aynı miktarda.
- Eee
- Sen her eve giderek yem siparişi aldın
- Evet
- Daha sonra .. hanımın evinde .. koyunlar öldü ve sana
sorduğumda gerçekleri sakladığını zannediyorum bu inşallah salgın
değildir ama salgın ise bana gerçekleri şu anda söylemeni tavsiye
ederim anlaştık mı.
- Ne öğrenmek istiyorsun
- Önce bu koyunların geldiği bölgeyi ve bunu sen çok iyi
bildiğini biliyorum.
- Bilsem bile sana niye söyledim ki
- İyi o zaman sende yasal yollardan hükümet veterineri çağır ben
size bu kadar yardım edebilirim ama bu arada diğer koyunlarda telef
olabilir bunu da unutma muhtar.
Geldik 23 Nisan 2009’a…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder