2009
Tarih kitapları yasalara aykırı
Kıbrıs Tarihi Ders Kitapları
1.Anayasaya,
2.Milli Eğitim Yasasına,
3.Öğretmenler Yasasına aykırıdırlar.
Türk Milli Eğitiminin önde gelen amacı Türk çocuklarına Milli Bilinci aşılamaktır. Bu gerek Milli Eğitim Yasası gerekse Öğretmenler Yasası ve Anayasa ile düzenlenmiştir.
Milli Eğitim Yasasının Genel Amaçlarını belirleyen Madde 5’in (2) fıkrası şöyledir:
“Kıbrıs Türk toplumunun var olma mücadelesinin özünde yatan gerçekleri bilen, mücadele tarihinin bilincine varan ve bu mücadeleye inançla bağlanan, manevi ve kültürel değerlerini koruyan ve geliştiren, yurdunu, toplumunu seven, Anayurdu Türkiye’ye, Türk Ulusuna, özyurduna, toplumuna ve ailesine güçlü bağlarla bağlı, yurduna, toplumuna, laik devletine karşı görev ve sorumluluklarını bilen yurttaşlar olarak yetiştirmek.”
1. Kıbrıs Türk toplumunun var olma mücadelesi yeni kaleme alınan kitapların hangisinde veya neresinde yer almaktadır?
2. Var olma mücadelemizin ürünü olan KKTC bu kitapların hangi sayfasında vardır?
3. Var olma mücadelemizin ürünü olan KKTC’nin sınırlarını kanlarıyla çizerek en büyük bedeli ödeyenlere bu kitapların neresinde yer verilmiştir?
4. Gençliğe aşılanmak istenen “Kıbrıslılık bilinci” Milli Eğitim Yasasına, Öğretmenler yasasına ve Anayasaya aykırı değil midir? (aşağıda Öğretmenler Yasasının konuyla ilgili maddelerini de görüşlerinize sunacağım)
5. “Egemenliğimiz, vatan sevgimiz, bayrağımız, tarihimiz” milli değerlerimizdir. Bunları çocuklarımıza benimsetmemek Türk Milli Eğitim yasasının yukarıdaki hükmüne aykırı değil midir?!
Bunları benimsetmediğiniz çocuklarımızdan ileride bunlara sahip çıkmalarını beklemek hakkımız olabilir mi?
Milli Eğitim Yasasının 12. Maddesinin 2. fıkrası diyor ki;
“Eğitim ile ilgili her türlü etkinlik, Kıbrıs Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçlarına uygunluğu bakımından, Bakanlığın gözetim ve denetimine bağlıdır.”
Yukarıdaki fıkraya göre KKTC’nin Tarih Kitaplarından silinmesinden (sınırlar 3 kitap’ın kapağında da yoktur, KKTC reddedilmiştir. Kitaplar Kıbrıslılık bilincini geliştirilerek Rum devleti ile barış ve birleşme, bütünleşme amacına hizmet etmektedir) ve tarihin saptırılmasından, bu kitapları AB direktifleri ile yazanlar kadar onları denetleyen ve onaylayan, destek veren Eğitim Bakanlığı da sorumludur.
Milli Eğitim Yasasında Madde 29’da Temel Eğitimin Amaç ve Görevleri başlıklı bölümde Fıkra (1)de diyor ki:
(1) Temel Eğitimin amaç ve görevleri öğrencilere Atatürk İlke ve devrimleri ile Atatürk Milliyetçiliğini ve toplumsal mücadelemizin kökeninde yatan gerçekleri öğretmektir.
—Soruyorum bu kitapların hangi sayfası milli mücadelemizin gerçeklerini öğrencilerimize öğretmektedir.
––Gerçek, ‘Akritas Planı: Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren izleyeceği yolu gösteren plandır’ diyerek Rum’u ve Planın baş mimarları Polikarpos Yorgacis ile Tassos Papadopulos’u aklamaya çalışmak mıdır?
––Gerçek, ‘EOKA’nın Komünistleri hedef alan bir örgüt olduğunu’ yazarak EOKA’yı aklamaya çalışmak mıdır?
––Gerçek, ‘Namık Kemal’in azılı suçlu olduğunu’ ima etmek midir?
––Gerçek, ‘Mustafa Kemal’in milli güçleri toplayıp Yunanlılara saldırdığı mı, İstanbul’un Konstantinopolis olduğu mu?’
––Gerçek, ‘Hıristiyanlığı yayarken ölen 40 Aziz’in kemiklerinin bulunduğu Cirenelerdeki toprağın kaynatılıp içilirse ateşli hastalıklara iyi geldiği mi?’
––Gerçek, ‘Kıbrıs’ın mantar gibi denizin dibinden bittiği mi?’
––Gerçek, ‘Kıbrıs’ın, tarihin hiçbir döneminde, hiçbir Anakaraya bağlı olmadığı mıdır?’
Milli Eğitim Yasasında Made 57, Fıkra (3) “Öğretmenler, mesleki görevlerini Kıbrıs Türk Milli Eğitiminin GENEL Amaçları ve Temel İlkelerine uygun olarak yürütmekle yükümlüdürler” demektedir.
Gerek yeni Tarih kitaplarını AB direktifleriyle, gerçekleri saptırarak yazan öğretmenler, gerekse bu kitapları müfredata alan Eğitim Bakanlığı yukarıdaki yasalara aykırı davranmıyorlar mı?
Öğretmenler Yasası Madde 27, fıkra (3) Öğretmenlerin Görevleri başlığı altında “Öğrencilerde Ulusal değerlerin kökleşmesini ve gelişmesini sağlamak” denilerek bunun öğretmenlerin başta gelen görevlerinden olduğu vurgulanmıştır.
––Öğrencilerde Ulusal değerlerin kökleşme ve gelişmesi, milli tarihlerini kitaplarından silerek mi sağlanacaktır? (AB Tarih Komisyonundan Suzan Benett diyordu ki: Milli tarihinizi, savaş tarihinizi kitaplardan silin ve Rumlarla sosyal ve kültürel konularda asgari müştereklerde birleşin ve kitaplarınızı bu minval üzere yazın-2003)
Soruyoruz:
—Eğitim Bakanlığı ve Yeni tarih kitaplarını bu isteğe paralel yazanlar, Öğretmenler Yasasının 27. maddesinin 3. fıkrasına aykırı davranış sergilemiyorlar mı?
—Bunu yaparken Türk toplumuna ve Türk çocuklarına karşı sorumlulukları olduğunu düşünmüyorlar mı?
— Tarih kitaplarında yazılanların şehitlerimize ve gazilerimize hakaret olduğunu idrak edemiyorlar mı?
—Geleceğimizin güvencesi çocuklarımızı hafızadan yoksun bırakarak gelecek güvencemizle oynamıyorlar mı?
—Vicdanlar rahat mı?
Milli Tarihimizi kitaplardan sildiklerini gururla söyleyenler (hem de parlamenterler) “Strazburg’da bizi takdir ettiler, Birleşmiş Milletler’le AB da bize mektup yollayarak takdirlerini belirtti, bize aferin dediler” diyerek yaptıklarını mantığa vurmadan; bu us dışı, akıl dışı olayı göğüslerini gere gere televizyon ekranlarında hala anlatmaktadırlar.
KKTC Anayasasına göre Öğrenim ve Eğitim Hakkı:
Madde 59, fıkra 2:
(2) Her türlü öğretim ve eğitim etkinliği Devletin gözetim ve denetimi altında serbesttir.
Madde 59, fıkra 5:
(5) Her çocuk, kız erkek ayırımı yapılmaksızın on beş yaşına kadar zorunlu; on sekiz yaşına kadar ücretsiz öğrenim hakkına sahiptir.
Bu iki maddeyi göz önünde bulundurursak:
1. Örf adet geleneklerimizin yer almadığı
2. Milli günlerimizin kabul görmediği,
3. Milli tarihimizin öğretilmediği,
4. Rum Milli Bilincinin aşılandığı,
5. Türk düşmanlığının kamçılandığı Fanatik Rum Milli Eğitim Sistemine her yaştan çocuklarımızı ama en çok da 15 yaşından küçük çocuklarımızı teslim etmek Anayasamızın 59. maddesinin 2. ve 5. fıkralarına aykırı değil midir?
—Kolejlerimizde ve Üniversitelerimizde Tarih adı altında okutulan yabancı yazarlara ait kitapların denetlenmeden öğrencilerimize hem de yabancı öğretmenler tarafından okutulması; Anayasamıza, Milli Eğitim yasamıza ve Öğretmenler yasamıza aykırı değil midir?
Öğretmenler Yasası Madde 42:
“Öğretmenler KKTC Anayasasına bağlı kalmak ve KKTC yasalarına uymak zorundadırlar “ diyor.
Uymak zorunda oldukları Anayasanın birkaç maddesini aşağıya alıyorum:
Öğrenim ve Eğitim Hakkı başlığı altında Madde 59 Fıkra (4):
“ Halkın Öğrenim ve Eğitim gereksinimlerini sağlama Devletin başta gelen ödevlerindendir. Devlet bu ödevini “Atatürk ilkeleri ve Devrimleri doğrultusunda, ulusal kültür ve manevi değerlerle bezenmiş bir muhteva, çağın ve teknolojinin gelişmesine, kişinin ve toplumun istek ve gereksinimlerine yanıt verecek planlı bir şekilde yerine getirir.”
Anayasa’nın ANDİÇME başlıklı 82 maddesi:
Milletvekilleri görevlerine başlarken aşağıdaki şekilde ant içerler:
“Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
6 Aralık 2006 tarihinde Kıbrıs TV.’de Sayın Taylan Kav’ın programında
“Yeni Tarih Kitaplarını Strazburg’a götürdük ve bizi takdir ettiler, bize aferin dediler. Ama Rumları milli tarihlerini kitaplarından silmeye ikna edemediler ve onların bu tutumunu hoş karşılamadılar” diyen CTP milletvekillerine ve yeni Tarih Kitapları için yine “Birleşmiş Milletlerden ve AB’den takdir ve mektup aldık” diyen Bakan’a ve 29 Kasım 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine gönderdiği mektupta “Kıbrıs Türk tarafının, Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın himayelerinde, iki halk arasındaki düşmanlık ve nefreti ortadan kaldırmak adına tarih ders kitaplarının yeniden yazılmasını amaçlayan tek taraflı bir proje başlattığını, ancak, Kıbrıs Rum tarafının, özellikle de ders kitaplarında bulunan Kıbrıs Türk halkı ile ilgili milliyetçi söylemin düzeyi göz önüne alındığında bu konuda herhangi bir teşebbüste bulunmamasının rahatsız edici ve cesaret kırıcı olduğunu” yazarak tarihi gerçekleri talimatla saptırdıklarını itiraf eden Cumhurbaşkanı Talat ile AB’ tan, Birleşmiş Milletlerden, ABD’den, Kofi Annan’dan ve diğer yabancılardan takdir, aferin ve mektup bekleyen ve direktif alanlara ithaf olunur:
“Hiçbir millet yoktur ki yabancıların sözleriyle yücelsin. Bunu tarih yazmamıştır.”.
Kemal Atatürk.
Andiçme: Madde 100: Cumhurbaşkanı, görevine başlarken Cumhuriyet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde ant içer:
“Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa ve yasalara bağlılıktan ayrılmayacağıma; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma; namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”
Bu andı yaptıktan sonra Sayın Cumhurbaşkanının 2005 ve 2006’daki üç söylemine değinmek ve yorumu okurlarıma bırakmakta yarar vardır:
1. 7 Nisan 2005’te AKEL Genel Sekreteri Hristofyas; “CTP ile çözüm için anlaştık. Bu çözüm ülkeyi işgalcilerden, yabancıların varlığından ve hegemonyasından kurtaracak bir çözüm olacaktı. Tek devlet, tek egemenlik, tek vatan, tek vatandaşlık ve tek ulusal kimliği öngörüyordu.” Demiştir.
2. Sayın Talat 13 Nisan 2005’te yani bir hafta sonra “EVET, çözüm için AKEL ile işbirliği yaptık” diyerek Hristofyas'ı doğrulamıştır.
2006 yılı içerisinde Almanya’da Die Tagaeszeitug gazetesinden Klaus Hilldenberg’in; “KKTC’nin ortadan kaldırılmasına razı mısınız?’ sorusuna, “Evet, Rum'la Birleşik devlete dönüştürülebilir’ yanıtını vermiştir.
(Yanlış teşhis veya yanlış ilaç öldürür Sn. Talat. Bu topraklarda Türkiye’nin her kilometre karesinden ve Kıbrıs’ın her metre karesinden şehitler yatmaktadır. KKTC Türkiye’nin 1922’den sonraki en büyük onurudur.)
3. 28 Aralık 2006 günü Rum kesimindeki Alithia gazetesine demeç veren yukarıdaki andı içen Cumhurbaşkanı sözlerini şöyle duyurdu: “Cumhurbaşkanı M. A. Talat 2007 içerisinde Kıbrıs sorununun çözümü için mümkün olan her şeyi yapacağı taahhüdünde de bulunarak Rum tarafına da aynı şeyi yapması için çağrıda bulundu ve sadece bununla, ülkeyi birleştirebileceklerini ve 2007 içerisinde Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak dünyaya “hello” diyeceklerini de vurguladı”
Sadece 2006’nın son günü yapılan bu demeç bile yukarıdaki ant ile bağdaşır mı?
Öğretmenler Yasasının 16. maddesi şöyle demektedir:
“Kıbrıs Türk Milli Eğitim Sisteminin her derece ve türü ile ilgili eğitim ve öğretim programları hazırlanıp uygulamasında Atatürk İlke ve Devrimleri ile Atatürk milliyetçiliği temel olarak alınır. “
—Hâlbuki herkes biliyor ki Milliyetçilikle ilgili terimleri Tarih Kitaplarından arayıp bulmak ve kitaplardan çıkarılmak üzere Eğitim Bakanlığına bildirmek için “Tarih Araştırma Komisyonu” kurulmuştur.
Bu durumda Öğretmenler yasasının 16. maddesine uyuluyor mu?
Eğitimin üç ayağından birincisi ve en önde geleni Eğitim Bakanlığıdır, ikincisi öğretmenlerdir, üçüncüsü öğrencilerdir.
Eğitim Bakanlığının; icraatlarının yukarıdaki açıklamalarda da görülebileceği gibi Milli Eğitim Yasası ve Anayasayla tamamen çelişmektedir. Eğitim yazboz tahtası değildir. Eğitim istikrarlı politikaların işidir. Kaliteli eğitim ise çağın gereksinimlerine cevap verebilecek bilgi, beceri ve teknoloji ile donanımlı, kendisini sürekli yenileyen, özverili öğretmen ve eğitim kurumlarının işidir. Tabi bunlar büyük parayı gerektirmektedir. O nedenle Eğitimde özelleşmeye doğru bir gidiş vardır. Başka ülkelerde özel, en pahalı iş olan Eğitime katkıda bulunmaktadır. Bizim ülkemizde bu ters çalışmakta; Eğitime ayrılan payın, özellere katkısı her yıl daha da artmaktadır.
Bu durumda devlet okulları çağın gereksinimlerine cevap vermekten uzaklaşırken, özeller onun önüne geçmektedir. Bu nedenle özellere kayma her yıl biraz daha artmaktadır. Eğitimde yapılan hataların bedeli 8–10 yıl sonra ödenmektedir. Bir örnek vermek istiyorum: Kredili sistem önce ABD’de başladı. Tam Amerika Birleşik devletleri bu sistemin hata olduğunu anlamak üzere iken Türkiye Kredili Sistemi aldı, Türkiye bu sistemi kaldırmaya çalışırken Kıbrıs bunu denemeye aldı.
Bugün bu bırakıldı, kolejler kapatıldı ve eğitim iki cami arasında kalmış beynamaza döndürüldü. Okulları İngilizce derslerini artırarak koleje benzetmeye çalışıyorlar ama bunu alt yapısız ve hazırlıksız yaptıkları için bunu karşılayacak öğretmen bulamıyorlar. Altıncı ve yedinci sınıflarda önce Fen Bilgisi dersleri ve sonra da Tarih Coğrafya dersleri İngilizce olacak deniyor ama İngilizce Tarih ve Coğrafya verecek öğretmenler İngilizce dersini veren öğretmenler arasından seçilerek, biz yaparız olur mantığı ile hareket ediliyor.
Eğitim yazboz tahtası değildir. Eğitim her gelen iktidarın veya her gelen Bakan’ın Deney Laboratuarı da değildir. Eğitimde iktidar değil DEVLET POLİTİKASI şarttır, aksi takdirde en büyük zararı geleceğimizin güvencesi çocuklarımız ve geleceğimiz görecektir. Hatta görmüştür bile. Nasıl derseniz kanıtı aşağıdadır:
İstanbul’da faaliyet gösteren Kıbrıslılar Bilim, Eğitim, Sağlık ve Dayanışma Derneği (KIBES) ile Londra’daki Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği (KTDD) ortaklaşa düzenledikleri ‘İstanbul Konferansı’ndan ‘Birleşik Kıbrıs Platformu’ adı altında bir örgütlenme kararı çıkardılar (26–28 Aralık 2006). Platform, Kıbrıs’ta barışa gidecek yolda (karşıda ENOSİS'ten vazgeçmiş hatalarını anlayıp özür dileyen ve barış isteyen bir toplum varmış gibi) olumlu adımlar atılması için bir dizi talepler ortaya koydu.
27–28 Aralık’taki konferansa, Atina’dan OKOE ve OKOE Gençlik, Almanya’dan Kıbrıs Alman Formu, Avustralya’dan Avustralya Barış İnisiyatifi, Atina’dan Kıbrıs Bilim Adamları Örgütü ve Kıbrıslı Mülteciler Birliği, Londra’dan Kıbrıs Türk Demokrasi Derneği, İstanbul KIBES ve KGP; Kıbrıs’tan (Türk ve Rum Cumhuriyeti diye ayrılmıyor, böyle toplantılarda hep Kıbrıs ve Kıbrıslı var ve bu küçücük adanın sorunlarından bihaber hariçte gazel okurlar) CTP, AKEL, YKP, BKP, BDH; İstanbul’dan ÖDP ve Atina’dan PASOK temsilcileri katıldı.
Toplantıda, Kıbrıs’ta uzun süreli ve kalıcı barış ve çözüm konusunda duyulan kaygıda birleşen katılımcılar “Birleşik Kıbrıs Platformu”nu oluşturmaya karar verdiler.
(1960’da da uzun süreli ve kalıcı bir barış için Türkler ve Rumlar Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında birleşmişlerdi ve ENOSİS uğruna Türkler silah zoru ile bütün idari mekanizmalardan kovularak ada kan gölüne çevrilmişti. Rumlar ENOSİS’ten vazgeçmişler mi?! Babalarınızın denediğini neden yeniden deneme riskini göze almayı düşünüyorsunuz. Tarih tekerrürden ibarettir. Bizim 1963’te yaşadıklarımızı neden çocuklarımız da yaşasın?)
Platformun sıraladığı talepler arasından bazıları şöyle:
—Kıbrıs’ta yaşayan halkları rencide edebilecek her türlü ifade, eylem ve yöntemden kaçınılmalıdır. Toplumlar arasında düşmanlığı körükleyecek işaret, ibare, resim ve simgeler kaldırılmalı, bir diğerini incitecek beyan ve açıklamalar derhal kınanmalıdır.
—Ders kitaplarından düşmanlık yaratan, ortak bir gelecek yaratmayı engelleyen her türlü ifade kaldırılmalı ve Kıbrıs tarihi, edebiyatı ve kültürüne ilişkin ortak kitaplar hazırlanmalıdır.
(Rumlar bugünlere gelene değin yeminlerinde: “Vatanımızın istiklaline kavuşması için yegâne çare Türklerle savaştır; onlarla uzlaşma unsuru aramızda sadece ateş ve demirden ibarettir. Kutsal görevi ifa etmek borcumuzdur. Bu görevi reddederek kaçanlar, görevi kötüye kullanarak hainlik edenlerimizin isimleri halkımız ve ulusumuzca lanetlenmiş olarak anılsın ve kanı bir şarap misali akarak, vücudu gömülmeğe değer olmadan vahşi hayvanlara yem olmasına bütün varlığımızla yemin ederiz” derken ve hedef Bizans İmparatorluğunu diriltmek iken bizim çocuklarımız onların isteklerine paralel kararlar alıyorlar.)
—Özellikle “barış kültürü” ve “birbirini anlama” gibi konulara ağırlık veren kurslar düzenleyecek bir açık üniversite kurulmalıdır.
—Gençlik örgütlerinin çeşitli alanlarda ortak girişimler gerçekleştirmesi teşvik edilmelidir. Yeni neslin kaynaşmasını sağlamak için okullar arası geziler düzenlenmeli, misafir kardeş kabulü uygulaması yapılmalıdır.
—İki toplumu birbiriyle kaynaştıran anlayış ve dostluğa hizmet eden her türlü sanat ve kültür etkinliği, kitap, dergi ve benzerlerinin her iki dilde yayımlanması sağlanmalıdır diyorlar.
2005’in başlarında yayınlanan Birleşmiş Milletler raporunda kapıların açılmasına rağmen Kıbrıs’ta iki toplumu kaynaştırmanın mümkün olmadığını itiraf etmişlerdir. 400 yıldır bu iki toplum kaynaşmadı, hep birbirinden ayrı yaşadı. Türkler bu adada iki kişilik bir yalnızlığı hep yaşadılar, hatta bunu iliklerine kadar hissettiler. Dili, dini, kültürü, bayrağı, tarihi ayrı olan bu iki toplumu kaynaştırmaya çalışmak ölü gözünden yaş beklemektir, olanaksızdır, boşuna çabadır.
—Simgesel Barış Ormanları Dikilmeli, özellikle ara bölgede barış ve ortak vatan uğruna ölenler adına barış parkları oluşturulmalıdır.
Ortak vatan olmadığı gibi ortak vatan uğruna ölenler de yoktur. Sizin gibi gafillerin ortak vatan dediği topraklar gasp edilirken ve Türklere soykırım uygulanırken sizin gibi işbirlikçiler rahat yaşasın ve yeniden işbirlikçilik yapsın diye bu toprakları savunurken şehit olanlar var. Sizin bu yaptığınız onlara en büyük hakarettir. Onlar sizi asla affetmeyecekler.
—Kapsamlı bir çözüm bulununcaya dek her iki toplumun diğer bölgedeki arazilerinin satılması ve üzerinde inşaat yapılması konusunda bir moratoryum uygulanmalıdır.
(Özetle Rum ne istemişse yapılmalıdır demek istiyorlar İstanbul’daki ortak platform’da),
—Tam askersizleştirme gerçekleştirilinceye dek, askeri tatbikatlar halkın işitme ve görme mesafesi dışında yapılmalı, her türlü askeri güç gösterisinden kaçınılmalıdır. (Silahlanmada Rum’ların Dünya Devletleri arasında önde geldiklerini bilmiyormuş gibi davranmanın ne âlemi var?)
—Son olarak “Barış içinde birleşmiş bir Kıbrıs’ın hayalini kuruyoruz ve yeterince ister, yeterince çabalarsak bu hayalin gerçekleşeceğini biliyoruz” ifadelerini kullandılar. (Çocuklarımızın aklına bu hiç birleşemeyecek olan birleşik Kıbrıs hayalini hangi sakat eğitim sistemi sokmuşsa?!)
“Şehitler vurulduklarında değil, unutulduklarında ölürler.”
KKTC’de 2004’de yenilenen Kıbrıs Tarihi kitaplarında şehitlerimiz yer almamaktadır. İsimleri yoktur, resimleri de yoktur, şehitliklerimiz de yoktur. Eğitim Bakanlığı en büyük ayıbı burada yapmıştır. Hem şehitlerimizi kitaba almamış hem de onları fişlemiş, bölmüştür. Demokrasi Şehitleri dedikleri Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan onların şehitleridir (ki bunların kimin adına çalıştıkları ve kimin şehitleri oldukları Rum Mahkemesine sunulan kanıtlarla ispatlanmıştır. Herkesçe malumdur). Kıbrıs Tarihi Kitaplarında, TMT’yi suçlamak için ise “kimler tarafından öldürüldükleri hala bilinmemektedir” denilmektedir. Rum yazarlar bunları kanıtları ile birlikte ifşa edeli yıllar olmuştur. Açın Makarios Druşotis’in kitaplarını ve “Polikarpos Yorgacis’in İstihbarat şefi Loğudontis tarafından öldürtüldüklerini” öğrenin ve TMT’yi suçlamaktan (kendi halkınıza, kendi insanınıza, kendi vatanseverlerinize kara çalmaktan) vazgeçin artık.
Bu devlet devletin bedelini canları ve kanları ile ödeyenleri kitaplardan silmekle, onları sizler öldürdünüz. Tarih Kitaplarından da silerek, Tarihe gömmekle kalmadınız, tarihten sildiniz. Tarih sizi ve bu yaptıklarınız affedecek mi?
Hala gençliğimizi çift etkinliklerde, Atölye çalışmalarında, sözde Tarih Yürüyüşlerinde eğitmeye devam ediyor, hatta lise öğrencilerine çift etkinliklerde yapılanların ‘SIR’ olduğunu ve ailelerine de duyurulmaması gerektiğini tembihliyorsunuz.
Yaptırdığınız atölye çalışmalarında Rum çocukları en fanatik şekilde olayları Rum-Yunan bakış açısıyla açıklarken, tarihini kitaplardan sildiğiniz Türk çocukları sus-pus olmakta, öğretmediğiniz için verecek yanıt bulamamakta ve Rum çocukları ne diyorsa ona inanmaktadır. Bu icraatlarla KKTC’yi uçurumun kenarına sürükleyecek gelişmelerin, yanlış söylem ve davranışlarının sorumlusu haline geldiniz.
Verilen zarar o kadar büyük boyutlardadır ki geriye dönebilmek için Kıbrıs Tarihi kitapları değişse zararın telafisi 10–15 yıl gerektirecektir.
Şehitlerimizi ve son 50–60 yıllık tarihimizle, Türkiye’yi kitaplardan silerken “Tarihi olmayan milletlerin coğrafyası da olamayacağını” hiç düşünemediniz mi?
Pusula kullanmasını bilmeyen kaptan ile tarihini bilmeyen politikacı arasında hiçbir fark yoktur çünkü ikisi de gemiyi karaya oturturlar. Bu ülke toprakları üzerinde geçmişi olmayanın geleceği de olamaz.
Sizler Kıbrıs Tarihi Kitapları ile kimlerin (Romalılar, Bizanslılar, Hıristiyanlar) bu toprakların her kilometre karesinde hakkı olduğunu kendinizce ispatladınız. Verdiğiniz bilgiler ve resimlerle, St. Paul ile St. Barnabas ile ve isimleri ile resimlerini verdiğiniz Başpiskoposlarla, İsa’nın çarmıh hikâyesi ile Apostol Andreas’ın Asası ile yerden su fışkırtması ile Cirenelerdeki şifalı papaz kemikleri ile St. Sofia Katedrali ve St. Nicolas Katedrali ile bu topraklarda hakkı kimlerin hak sahibi olduğunu ispatladınız.
“Çocuklarımız ülke figürlerini kitaplarda görürse tarihi daha iyi öğrenir” diyorsunuz. Sizin ülke figürleriniz papazlar mı (70 papaz var kitaplarınızda, Rumların din kitaplarında da bu kadar papaz resmi yoktur.), kiliseler mi, manastırlar mı?
Yasalarımıza göre sizin göreviniz “Türk çocuklarına Milli Bilinci aşılamaktır”. Milli bilinci bilinçlerinden söküp atmak için çaba harcamak değildir. Milli Bilinç yukarıdaki figürlerle mi aşılanır?
Sizin bu kitaplardan söktüğünüz KİN ve DÜŞMANLIK değildir. Yaptığınız AB ve Rum önünde acizlik ve teslimiyetçilik sergilemektir. (Eski kitaplar Kin ve Düşmanlık aşılasa sizler bu kadar ‘BARIŞ’çı ,“YES BE ANNEM”ci olmazdınız.)
Sizler geleceğimizi teslim edeceğimiz yeni neslin yaşam güzergâhları üzerindeki tuzakları onlardan saklayanlarsınız. Çocuklarımız ve gençlerimiz o tuzaklara hazırlıksız yakalandıkları, yaşayarak öğrendikleri zaman sizleri affetmeyecekler, sizlere lanet okuyacaklardır. İzin verin Türk Çocukları her satırı, her sayfası şeref ve gurur dolu geçmişlerini, tarihlerini öğrensinler, gerektiğinde bir Çanakkale, bir Sakarya, bir Dumlupınar destanı yaratacak inanç ve güvene sahip olsunlar.
Lise II ve III. Sınıflar için yazılan kitapta İngiliz Dönemi irdelenmektedir. Devlet okullarımızda okutulan hiçbir Tarih kitabı, Kıbrıs Türk siyasi tarihini içermemektedir.
Kitapların içeriğinde en dikkati çeken unsur, Kıbrıs Türk toplumunun yaşadığı sıkıntılar ve verdiği ulusal mücadeleye hemen hiç yer verilmemiş olmasıdır. Kıbrıs Türk halkının yaşadığı soykırımlar ve 2 büyük savaş tarih kitaplarından nasıl silinebilir?
Tarih’in objektif olması gerekirken, AB direktifleri ve 1992’deki Gali Fikirler Dizisi’ndeki isteklere paralel olarak hazırlanan bu tarih kitapları tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır.
Tarih geçmişten ders alarak bugünü kurmak ve yarınlara ışık tutmak içindir. Tarihi olmayan, tarihini unutan milletlerin geleceği de olamaz. Bu topraklar üzerinde Türk milletinin hayatının sürekliliğinden yana isek, gençlerimize tarihlerini doğru olarak öğretmeliyiz. Ancak tarihlerini öğrenirlerse millet olarak yaşam güzergâhları üzerinde karşılaşacakları tuzakları görerek tedbir alabilirler.
Japon’lar her yıl Çocuklarını Hiroşima’ya götürerek onlara “Çok çalışmazsanız işte başınıza gelecek olan budur; çok çalışın, çok güçlü olun ki bir daha Hiroşima’lar yaşanmasın” diyorlar. Japonlar kadar olamadık mı?
Onlar yaşadıkları Hiroşima ve Nagazaki hezimetini bile yarara dönüştürmeyi başarabilecek denli akıllı bir millet. Bir hezimetten yararlanabilmeyi başarabilen ender uluslardan biri.
Türk milletine tavsiyeleri neymiş biliyor musunuz: Sizin çocuklarınıza göstereceğiniz Çanakkale’niz var. Biz Çanakkale’yi gördüğümüzde şok yaşadık, siz de onu çocuklarınıza göstererek, anlatacak ve onlarda şok etkisi yaratarak milli bilinçlerinin oluşmasına yardımcı olacaksınız diyorlar. Çünkü Türk Milleti Çanakkale’de 1 metre kareye 6000 mermi düşerken, dünyanın teknolojide en güçlü devletlerine karşı başarılı oldu. Bu, inancın daima üstün geleceğinin kanıtıdır.
—Lidra Palas barikatından geçen Kıbrıslı Türk’ler orada Kıbrıs Türkleri, Türkiye ve Türk askeri aleyhine yapılan propagandadan ya habersizdir (gördüklerini algılayamıyor ) veya görmezden geliyor.
Daha da kötüsü benim orda gördüklerimin hiçbir gazetecimizin, hiçbir TV. Kanalı muhabirimizin dikkatini çekmemesi ve bugüne kadar hiç konusunun edilmemesidir.
Türk olanın o barikatlardan geçmemesi gerekirken benim halkım, Türk tarafında hiç maydanoz kalmamış gibi, Türk tarafında hiç marul kalmamış gibi, Türk tarafında kola, yoğurt, patates, soğan, ekmek kıtlığı varmış gibi her ihtiyacını Orfanides mağazalarından karşılar oldu (Bir Rum doktor, hastasına ilaç yazıyor. Rum tarafında kalmamış, Kuzeyden al diyor ve kıyamet kopuyor. Bakanlık devreye giriyor ve doktora ateş püskürüyorlar.)
Kuzey’den alınan bir kilo yiyecek veya herhangi bir eşya Rum tarafında olay olurken niçin benim halkım kendini Rum’u zengin etmeye ve KKTC’deki esnafı iflas ettirmeye azmetmiştir.
Çiçeğine, parfümüne, iç çamaşırlarına kadar her şeyini Rum tarafından alanların varlığı kimseyi düşündürüp üzmüyor.
Bir istatistik yapılıyor ve saptanıyor ki bir yılda Rumların KKTC’ye bıraktıkları döviz tutarı, Türk’lerin Güney Kıbrıs’a bıraktıkları döviz tutarından çok daha azdır (Nüfusumuz onların 3’te biri olmasına rağmen).
-‘MİSİLLEME YAPARAK BİR TÜRKTEN TÜRKE KAMPANYASI DAHA BAŞLATMAYA GEÇ KALMADIK MI ACABA?
Bir zaman bunu deneyen VOLKAN haksız mıydı?
Özcesi benim hiçbir kötü niyeti olmayan, saf ve temiz insanım kovulur, yine Rum tarafındadır, sövülür yine Güney Kıbrıs’tadır, dövülür yine Güney Kıbrıs’tadır, arabası çizilir, horlanır, arkasından kurşun sıkılır yine Rum tarafındadır. Hatta her ihtiyacını Güneyden karşılamakla kalmaz, gün olur barış barış diye kapıda yalvarır, gelen Rum dostlarına içki masası kurar, elleriyle şeftali kebabı hazırlar, el el üstünde tutar, hatta soykırımcı Akritas’ın başkan yardımcısına sepet dolusu hediye gönderir!!!
Bu kadarına da pes doğrusu…
—Yabancıların, yani İngiliz’lerle Rumların yazdıkları tarih kitapları öğrencilerimize okutulur oldu.
Tarihin objektiflik kuralı nerede kaldı? Tarih yazmak için objektif olmak zorundasınız.
Vassos Karageorghis’in Kıbrıs Tarihi yazarken objektif olabilmesi mümkün mü? Yeni tarih kitaplarını yazan komisyon üyesi Türk öğretmenler bile olamamışlar, Vassos K. Nasıl olabilsin?
—Neil De Marco nasıl olsun? Olabilseydi ‘The World This Century’de Türkiye’nin başkentinin Constantinople olduğunu söyler miydi veya Kemal’in milli güçleri örgütleyip Yunanlılara’a hücum ettiği yalanını yazar mıydı?
Hadi o yazdı, Eğitim Bakanlığı niye denetimden geçirmeden Türk Çocuklarına bu yalanları okutuyor?
Niye Türk öğrencilerine İngiliz destekli Yunanlıların Anadolu’ya girdiğini ve Kemal’in ülkesini savunmak için onlarla savaştığını ve onları İzmir’den denize döktüğünü yani onlara Küçük Asya Felaketini yaşattığını okutmuyoruz da Neil De Marco’nun taraf tutarak yazdığı yalan dolanları okutuyoruz?!!!
İzin verin gençler şerefli tarihlerini doğru öğrensinler. Doğru öğrensinler, o zaman vatanlarına da, bayraklarına da egemenliklerine de nasıl sahip çıkacaklarını izleyin.
Ulu Önder M. Kemal Atatürk’ün 1922’de söylediği cümleyi aşağıya alıyor ve en çok da bugünlerde bu öğütlere ihtiyacımız var diyorum:
“Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun, en önce ve herşeyden önce, istiklaline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.
(1922) M. Kemal Atatürk”
Saygılarımla….
Düzenleyen:
Cessur Demirali GÜRSU
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder