Pazartesi, Aralık 12, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -55- Şair kalemiyle katil baltasıyla yatar…

2009

Sayfa 73’te Celal Hordan’dan bahsedilmektedir.

Celal Hordan Türkiye’den gönderilen resmi bir görevli değildi. Olay bütün tarih ders kitaplarında olduğu gibi Türkiye’yi ve Türkiye’den gelenleri suçlamak için kullanıldı. Sadece Kıbrıslı bir Türkün arkadaşı olarak geldi (resmi bir sıfatla gelmedi), Adnan Menderes tarafından geri çağrıldı. 

Sayfa 68’de de Celal Hordan adı kullanılarak gerek Hordan içini gerekse diğer tarih kitaplarına alınan birçok Türkiyeli isim için açıkça veya üstü kapalı isnatlar yapılmaya çalışılmıştır. Amaç Türkiye’nin veya Türkiye’den gelenlerin yarattığı olumsuzluğu vurgulamaktır, dolayısı ile Türkiye’yi ve Türk insanını yermek, Kıbrıs Türk çocuklarının hafızalarında Türkiye ve Türk düşmanlığı düşüncesi yaratmaktır. Bu tür isnatların yeri kendi özel gazete sayfaları olabilir ama okullarda okutulan tarih kitapları olamaz. Bazı siyasilerin çirkin amaçlarını “tarihi olay” diyerek tarih kitaplarına yansıtmaları tarihi hançerlemek, Türklüğe kötülük yapmaktır.

Hordan’ın gelişi resmi değildi. O nedenle tarih kitaplarında konu edilmesine gerek yoktu. Geri çağrılışı bazı şikâyetler üzerine Türk hükümeti tarafından oldu.

Sayfa 79’da “16 Mayıs 1957 tarihinde Ankara Palas’taki bir görüşme sırasında İsmet İnönü’nün dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e ‘Biz Kıbrıs’ı Lozan’da gözden çıkarmıştık. Şimdi ne elde ederseniz makbulüm olur’ dediği hatırlanırsa” cümlesiyle yine Türkiye’deki liderlerden birisinin çok aranarak bulunan ve son sayfaya sıkıştırılan bu cümlesi alınmıştır.

Bu cümle ile “Kıbrıs Lozan’da gözden çıkarılmıştı, şimdi de çok büyük bir beklenti yok, çok küçük bir çıkar da olsa (hatta olmasa da) olabilir” mesajı verilmek istenmektedir. Kitabı yazanlar hep Türkiye’deki liderlerin Kıbrıs için söyledikleri olumsuzlukları Kıbrıs Tarihi kitaplarına aldılar. Hangi amaç için bu külfete katlanmaktadırlar? Anlaşılır gibi değil! Bu cümle Kıbrıs Tarihi kitabına girmese öğrencinin tarih bilgisi eksik mi kalacaktı?

Türkiye’deki liderlerin veya Türk insanının Kıbrıs için şu veya bu nedenle söyledikleri olumsuzluk içeren bütün cümleler Kıbrıs Tarihi kitaplarına alınmıştır. Hangi amaç için ve ne gibi bir yarar umularak bu oyuna yatılmıştır? 

Rum-Yunan iddialarına destek

Orta I. Kıbrıs Tarihi Ders Kitabı 

2004’te basılan Kitap’ta “AKA ve DOR Kolonileri için Grek Kolonileri” denilmişti. 2005 yılında basılan kitabın 39. sayfasında “Deniz Kolonileri” ifadesi kullanılmış ama gerek parçada gerekse sayfa 40’taki haritada yine “GREK Kolonileri” tabiri tekrarlanmıştır.

Kıbrıs’ta egemen olan güçler zamandizinsel olarak sıralandığında Mısır-Hitit-Aka ve Dor-Finike-Asur-Pers-Makedonya-Roma-Bizans-İngiliz-Lüzinyan-Venedik-Türk-İngiliz-Bağımsız”  olduğu açıkça görülmektedir. Tarihin hiçbir döneminde Grekler (Yunanistan) Kıbrıs’a hâkim olmamıştır. AKA ve DOR Kolonileri için kitapta “GREK KOLONİLERİ” söylemi geliştirilerek (Aka ve Dorlar Asya kökenli kavimlerdi) Yunanistan’ın Kıbrıs’a hâkim olduğu ispatı yapılmaya çalışılmaktadır. Tıpkı Yunanlı tarihçilerin yapmaya çalıştıkları gibi.

1907 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden Sir. Winston Churchill bu konuda şunları söylemiştir:

––“Kıbrıs adasındaki Rum toplumunun Yunanistan’ın ve Elenizm'in bir parçası olduğu iddiası, hangi belgeye ve gerçeğe dayanıyor? Kıbrıs adası tarih içinde; Mısır, Samani İran, Asur, Roma, Venedik, Ceneviz ve Osmanlı devletleri yönetimine bağlı olmuştur. Fakat Kıbrıs adasının Yunanistan Devleti’nin ve Helenizm’in bir parçası olduğunu, tarih hiçbir zaman yazmamıştır. Kıbrıs adası sınırsız bir hayal gücü içinde bile tarihi ve coğrafi açıdan Yunanistan’ın ve Elenizm'in bir parçası olmamıştır. Kıbrıs adasında şimdi yaşayan Rum toplumu Yunanlı değildir. Kıbrıs adasında şimdi yaşayan Rum toplumu, Mısır toprağından Kıbrıs adasına göç etmiş Mısırlılar ile yerli halkın karışımından oluşmuş melez bir ırktır. Bu toplumun konuştuğu Rumca, bunların Yunanca ile bağlantılarını kurmuştur.”

Winston Churchill gibi Yunan dostu ve Türk düşmanı  bir devlet adamının bile kabul ve ifade ettiği gerçekleri saptırarak, Rum-Yunan iddialarını ders kitaplarına gerçek diye almak kime, neye, hangi amaca hizmet olabilir?.. Kraldan fazla Kralcı  kesilerek Rum iddialarına sahip çıkmak yerine gerçekleri ifade ile yetinmek daha doğru olmaz mı? 

Orta I. Sınıfların kitabında (sayfa 46) bugünkü  Türkiye topraklarının gösterildiği bir harita üzerinde bütün Anadolu’yu kapsayacak şekilde “Konstantinopolis” yazısı konulmuştu. Yeni baskılarda “Konstantinopolis”  kelimesinin yanında parantez içerisine “İstanbul” da yazılmıştır (Sayfa 53).

Eğitim Bakanlığı  tarafından Tarih ders kitabı  olarak kabul edilerek, Türk öğrencilerine okutulmak için müfredat kapsamına alınan bir kitapta Türkiye (Anadolu) haritası  üzerine “Konstantinopolis” yazılmasının ne yarar sağlayacağını, hangi amaca hizmet edeceğini sorumluları izah etmelidir.

Stazburg’tan alınan sözde takdir bu yaklaşım için mi acaba?

Orta III. Tarih Dersi Kitabı da Rum’ları  temize çıkarıyor:

Yine bu kitaba göre Sayfa 33’ün başında (Orta III. eski kitap)  , “EOKA, İngilizleri ve Komünistlikle suçlanan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türkleri hedef olarak belirlemişti” denilmektedir.

Nerde ise EOKA’nın Komünist olmayan Türklerin dostu olduğunu da yazacaklardı. Bu yaklaşım biçimi ile sadece Komünistlikle suçlanan Türklerin hedef alındığı  intibaı yaratılmaktadır. EOKA’nın Kıbrıs Türklerini hiçbir ayırım yapmadan Girit’te olduğu gibi yok etmeyi amaçladığı  gizlenmektedir. EOKA İngilizleri ve Komünistlikle suçlanan Kıbrıslı  Rum ve Türkleri hedef almışsa, 18 günlük ve 3 aylık bebekler de mi komünist oldukları için öldürüldü ve toplu mezarlara gömüldü?

Nihat İlhan’ın küçücük çocukları  7 yaşındaki Murat, 4 yaşındaki Kutsi ve 10.5 aylık Hakan da komünist oldukları için mi diye banyo küvetinde kurşunlandılar?

Sayfa 69’da “Kıbrıs Türkleri, nüfusu az olan veya Türk-Rum karma yaşanılan köylerden daha büyük ve güvenlik içinde olacaklarına inandıkları yerleşim yerlerine göç etmeye başladı” cümlesi kullanılmıştır.  

“Türkleri kimse kovmadı, kimse Türklere karşı silah da kullanmadı, Türkler sadece daha güvenli gördükleri yerlere turistik gezi olsun diye göç ettiler” demek istenilmektedir. Gerçek bu mudur?

Yine sayfa 69’da “Göç olayları 1963 yılında artarak devam etti. Bu dönemde solculara karşı da Kıbrıs’ın her yerinde saldırılar oldu, bazı insanlar siyasi görüşleri nedeniyle öldürüldü” denilmektedir.

Burada da açıkça görüldüğü gibi “EOKA’nın hedefi solcular veya farklı siyasi görüşte olanlar olarak gösterilmekte, Türklerin EOKA’nın hedefi olmadığı, Türklerin Rumlar tarafından öldürülmediği” mesajı verilmektedir. Papadopulos’un “1963–74 yılları arasında hiçbir Kıbrıs Türkü öldürülmedi” yalanı nerede ise aynen kitaplara alınacaktı.

Sayfa 81’de “Kıbrıslı Türklerin Zürih ve Londra Antlaşmalarından daha avantajlı çıktıkları” vurgulanmış, 

“a. Bu antlaşmalar Türkleri ada yönetiminde eşit ortak yapıyordu,  

  b. Türkiye’yi de adanın garantörü yapmıştı” denilmiştir.

“Rumlar Türk toplumuna hak tanınmasından yana olmadıklarından, onları silah zoruyla idarelerine almak ve ENOSİS’i gerçekleştirmek istediklerinden anayasayı lağvettiler ve Türkleri dışlayarak Kıbrıs Cumhuriyetini yıktılar” denmiyor da “Türklere verilen hakların fazla geldiğinden, Rumların haksızlığa uğradıkları için Türklere karşı eylemlere başladıkları” iddiası seslendirilmeye çalışılmaktadır. Özetle Makarios’un, Kleridis’in, Papadopulos’un, Yorgacis’in, Samson’un söylemleri çocuklarımıza gerçekler diye öğretilmeye çalışılmıştır.

Türklere hiç  hak verilmese de Rum-Yunan ikilisinin amacının ENOSİS olduğu, bu nedenle Türklere saldırdıkları  gerçeği gizlenmeye çalışılmıştır. Kaldı  ki Kıbrıs Türklerinin bu anlaşmalardan Rumlara göre daha avantajlı  çıktıkları tam bir yalandır. Yüzde 30 mu daha avantajdır?

Sayfa 84’te 3. paragrafta “Polikarpos Yorgacis’in Akritas Planı’nı hazırlarken amacı Kıbrıs’ı komünistlerden temizlemek idi. Çok Rum öldürdüler” denilmiştir.

Rum ifşaatçılar bile Akritas Planı’nın Türkü  imha planı olduğunu kabul etmektedirler. AKRİTAS Planı, Türkü  imha planı idi ve kendi içinde de bu amaç  açıkça yazılmıştır. AKRİTAS Planı’nın hiçbir satırında komünistlere yönelik tek satır yoktur. Rum ve Yunanlılar bile bunca büyük yalanı ortaya koyup Akritas Planı’nı  böylesine savunamamıştır. Kraldan fazla Kralcı, Rum’dan fazla Rumcu olmak bu değilse, acaba nedir? 

‘Çok Rum öldürdüler. Türkleri sadece Nikos Samson ekibi öldürdü’ deniliyor.

Küçük Kaymaklı’da ölenleri evet de, diğer köylerdekileri kim öldürdü? Neden çocuklarımıza Rumların bile kabul ettikleri ve 1966’da Patris gazetesinde yayınladıkları  Akritas Planı (Türk’ü  İmha Planı) bir soykırım Planı  idi denmiyor da fanatik EOKACI Tassos Papadopulos (Akritas Planı'nı  hazırlayanlardandı) aklanmaya çalışılıyor, anlaşılır gibi değil. Bunun adı göz göre göre Tarihi saptırma ve öğrencilere bilinçli olarak yalan söyleme değil midir?

Sayfa 87’de “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte Anayasanın işleyişi ile ilgili sorunlar ortaya çıkmaya başladı” denilerek Kanlı Noel, Anayasanın işleyişi ile ilgili sorunlara bağlanmaktadır. Bunca Rum yalanını bir araya getirerek tarih kitabı diye pazarlamak pişkinliğine söyleyecek söz bulmak mümkün değildir.

İşlemeyen anayasa değildi. Sorun Kıbrıs Cumhuriyeti’ni “ENOSİS’e sıçrama tahtası” olarak tanımlayan Rum ve Yunan liderlerinin bir an önce ENOSİS’i gerçekleştirme çalışmalarıydı. Sorun ‘Anayasayı tanımam ve Anayasa’nın Türklere tanıdığı hakları uygulatmam’ diyen Makarios ile Rum ve Yunanlılarda idi sorun. Anayasa Mahkemesi Başkanı Earnest Fortshoff bu nedenle görevinden istifa etmek zorunda bırakılarak Kıbrıs’tan ayrılmıştı. Makarios Akritas Planı’nı uygulamaya koyarak “Kıbrıs’ı şahsi mezbahasına çevirdi” (ABD Dışişlerinden George Ball’ın sözleridir).  Bunların çocuklarımızdan saklanmasının nedeni nedir? Saklanırken amaçlanan yarar nedir? Neden insanlarımızın Rumların gerçek yüzünü tanımsı engellenmek isteniyor?

MEGALİ  İDEA’ya, ENOSİS’e, EOKA’ya, AKRİTAS ve İFESTOS planlarına, KANLI NOEL’e ve KATLİAM ÇUKURLARINA rağmen hala aynı Cumhuriyet altında Rumlarla birlikte yaşayabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz, yoksa çocuklarımızı “Kıbrıslı milleti” aldatmacasında, birlikte yaşayabilecekleri masalına inandırmaya mı çalışıyorsunuz?

Hiçbir şehidimizin isim ve resmini tarih kitaplarına almamaya, AB önünde yemin etmişçesine büyük  özen gösteren Tarih Komisyonu üyeleri; Ayhan Hikmet ve Muzaffer Gürkan’ın resimlerini ve isimlerini kitaplarına alınarak (yeni kitapta sayfa 86); “Cumhuriyetin yaşatılması için çalışan bu iki insanın kimliği bilinmeyen kişiler tarafından öldürüldükleri” yazılmıştır.

Yeni Tarih Kitapları  yazıldığında Rum yazar Makarios Druşotis’in “EOKA B & CIA” isimli kitabı yayınlanmıştı. Druşotis kitabının 57–59’ncu sayfalarında “Ayhan Hikmet’le Muzaffer Gürkan’ı, EOKA’cı Polikarpos Yorgacis’in İstihbarat Şefi Loğudontis’in öldürttüğünü” belgeleri ile ortaya koymuştur. Bu gerçekler ortada dururken Tarih kitaplarını kaleme alanların neden bu gerçeği öğrencilerden saklama ihtiyacını duydukları, neden katiller bilindiği halde “meçhul kişiler” diyerek TMT’ye yönelik bazı gerçek dışı iftiraları ortadan kaldırmaya yanaşmadıkları, yoruma gerek bırakmayacak kadar açıktır. Bu davranış tarih yazarlığı olgusu ile bağdaştırılabilir mi?

Yine Makarios Druşotis’in kitabında Ömerye ve Bayraktar camilerini de (Bu camileri, olayları kışkırtmak için Türk liderler bombalattı iddiaları yapılmıştı) olayları kışkırtmak için Rumların (EOKA’cıların) yaptığını ifşa etmiştir.

Yine bu kitaplarda (Orta III-eski kitap) Akritas Planı “ENOSİS’e giden yolu gösteren plan” olarak tanımlanmış, yeni basılan Orta III kitabında ise; “Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşundan itibaren takip edeceği yolu gösteren plandır” denilmiştir.

Sonuç  itibarı ile hem ilk, hem son baskıda gerçekler inkâr edilmiş, Rumların iddiaları aynen tekrarlanarak Akritas Planı’nın “Soykırım ve Türkü İmha Planı” olduğu gerçeği inkâr edilmiştir. “Bir Cumhuriyetin takip edeceği yolu” onun Anayasası belirler. Akritas Planı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası mı idi ki “Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin takip edeceği yolu gösterdiği” iddia edilmektedir. Hiç hicap duymadan bukadar yalan ve sahtekârlığa soyunmayı vicdanlarına sığdıranlara öğretmen veya tarihçi demek mümkün değildir.

AKRİTAS Planı’nın, “Türkü İmha Planı” olduğunu Rum, Avrupalı ve Amerikalı tarihçiler dahi kabul ederken (1966’da Patris gazetesi de bu planı satır satır  yayımlayarak ifşa etmiş, Rum Liderlerinden Glafkos Kleridis hem beyanatlarında hem “My deposition” isimli kitabında defalarca itiraf etmiştir). Öğrencilerimiz gün gele bu itirafları okudukları zaman, Akritas Planı’nın “Türkü İmha Planı” olduğunu gördüğü zaman öğretmenlerinin yalan söylediğini, Eğitim Bakanlığının yayınladığı kitapların yalanlarla dolu olduğunu görerek yalan ve sahtekârlıklarla dolu ders kitapları ve öğretilerine güvenlerimi yitirmeyecekler mi, bizi yönetenler nasıl bunca yalancı ve sahtekâr olabildiler diye sormayacak mı?

Hangi amaç  uğruna çocuklarımıza bunca yalan söylemeyi mübah görüyorsunuz?

Yalanlar üzerine tarih yazılamaz, yalanlar üzerine yeni nesiller yetiştirilemez. Gün gelir bunların hesabı  sorulur. İzin verin çocuklarımız tarihi geçmişi doğru öğrensinler, yaşam yolları  üzerindeki tuzakları ve tehlikeleri öğrensinler? .

Sayfa 84’te “Polikarpos Yorgacis ULUSAL KIBRIS ÖRGÜTÜ”nü kurdu, Akritas Planı'nı hazırladı ve Kıbrıs’taki Komünistleri temizleme sorumluluğunu üstlendi; çok sayıda Kıbrıslı Rum’u öldürdü” denilmektedir.

Polikarpos Yorgacis önde gelen EOKA'cılardan ve azılı  katillerdendi.  Bu nedenle de İngilizler tarafından defalarca tutuklandı, hapislerde yattı, Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanlığına getirildi, sonradan Makarios’a karşı olduğu, hatta İngiliz işbirlikçisi, ABD işbirlikçisi olduğu şayiaları yayıldı ve sonuçta bir suikasta kurban gitti. Ne var ki Türklere karşı işlenmiş bunca cinayet ve soykırımı tek başına gerçekleştirmedi, yapılanlar Rum-Yunan ikilisinin planlı cinayetleri idi.

Bu paragrafta EOKA aklanmaya çalışılmaktadır. Polikarpos Yorgacis’in Makarios ve Yunan Ordusu’nun isteği ve onayı  ile kurduğu TEŞKİLAT da aklanmaya çalışılmaktadır. EOKA’dan bahsedilmemektedir. Yunan Ordusu, istihbarat teşkilatı ve hükümetinin rolü  gizlenmektedir. Yorgacis’in Kurduğu  “Ulusal Kıbrıs Örgütü Rumları öldürdü” iddiası ile yalan söylenmekte, gerçekler inkâr edilmektedir. O zaman Türkleri kim öldürdü?  

Orta III. Kıbrıs Tarihi Ders Kitabı Kıbrıs Cumhuriyetini yıkanların Basın ve Gazeteciler mi:

Sayfa 85’te “Gazeteler ve gazeteciler küçük olayları büyüterek gerilimin yaratılmasına neden oldular” denilmektedir.

“Büyütmeseler ve gerginlik yaratmasalar Rumlar ENOSİS isteminden vazgeçecekti ve Türklerle Kıbrıslı Kıbrıslı yaşayacaklardı, suçlu olan Rumlar değil gazeteler ve gazetecilerdir” demek istenmektedir. Suçlu gazete ve gazeteciler konusunun devamında, Rum muhbiri iki gazeteci (Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet) “suçsuz ve barış yanlısı” olarak gösterilmektedir. “bu iki gazeteci, kimliği bilinmeyen kişiler tarafından öldürüldü” denilmektedir. Demek ki öldürülmeyen ve yaşayan gazeteciler olayları büyüterek gerilimin tırmanmasına, tarafların birbirlerini katletmesine neden olan birer katil ve tahrikçi idiler. Yazıklar olsun. Bunları tarih diye yazanlar, yazdıklarının ne anlama geldiğinin bile farkında değillerdir.

—Ayhan Hikmet ile Muzaffer Gürkan’ın Polikarpos Yorgacis ile irtibatlı oldukları, Yorgacis tarafından mahkemeye verilen ses kayıt bantları vasıtasıyla saptanmıştır. Onları kimin öldürdüğü ise Rum yazar Makarios Druşotis’in kitaplarında vardır. TMT’yi ve o dönem liderlerini suçlamak ve şaibe altında bırakmak için “kimin öldürdüğü bilinmemektedir” denilmektedir.

b. “Olayları tek taraflı yansıtan basın olmasa onca Türk kanı dökülmeyecekti” mesajı verilerek suç basın’a yüklenmektedir.

c. “Türkiye ve Yunanistan halklarından gelen milliyetçi mesajlar”

(Bu mesajlar gelmese biz Rumlarla çok iyi; Kıbrıslı  Kıbrıslı, adalı adalı, mutlu mutlu geçinip gidecektik. Suçlu Anavatan halkı demek isteniyor.)

d. Soğuk Savaş’ın Kıbrıs’a etkisi.

Kapitalizm ve Komünizm soğuk savaşı olmasa, Yunanlılar ve Kıbrıslı  Rumlar Kıbrıs’ı da Megali İdea kapsamına alıp ENOSİS istemeyeceklerdi. “Soğuk savaş’ın Kıbrıs olaylarının başlamasında büyük suçu var” deniyor. Unutuyorlar ki Megali İdea hayalini Yunanistan, soğuk savaştan 100 yıl önce kurmuş ve Kıbrıs’ı da kapsamına almıştır. Bilmeden mi hata yapıyorlar, bilinçli olarak mı gerçekleri saptırıyorlar?

e. Siyasetçilerin demeçleri:

“Hain siyasetçiler demeç vermese Kıbrıs’ta Rumlar ENOSİS isteyip Türklere soykırım uygulamayacaktı” demeye getiriyorlar. İnanılmaz ama gerçek. Bunlar Tarih Kitaplarında yazıyor.

f. “1966’da Kamuoyuna açıklanan Akritas Planı ile amaçlananlar” deniyor ama Akritas Planı bir sırmış gibi hiç açıklama getirmiyorlar. (AB veya ABD çok kızar sonra)

Akritas Planı'nı  açıklarken ‘Kıbrıs Cumhuriyetinin izleyeceği yolu gösteren plandı’ diyorlar.

Unutuyorlar ki Akritas Planı hazırlandığında, Kıbrıs Cumhuriyetinde Türkler de eşit ortaktılar. Akritas Planı  ‘Türk’ü İmha Planı’ olduğuna göre Cumhuriyet bünyesinde ilerleyen Türklere de mi izleyecekleri yolu gösteriyordu Akritas Planı?  Kendi yazdıklarıyla çelişme diye buna derler. Yalan ve yanlışlar içinde, kendi yazdıkları ile çelişkiye düşüyorlar.

g. Milliyetçi söylemlere bağlı Kıbrıslı Türk ve Rumların birbirlerine duydukları güvensizlik.

“Milliyetçilik olmasa, milliyetçi söylemler olmasa, Rumlara güvensek olaylar olmayacaktı. Rum’a güvenelim ki aynı olayları yaşamayalım” demek istiyorlar.

Tarih mi yazıyorlar, Tiyatro eseri mi, güldürü mü  belli değil. Bu cümlelere ilkokul çocukları bile güler.

Sayfa 92’de “Kıbrıs’ta birçok insanın ölümüne, evsiz kalmasına ve kötü yaşam koşullarında çok uzun yıllar yaşamasına neden olan silahlı çatışmalar 20 Aralığı 21’e bağlayan gece Tahtakale’de başladı” denilmektedir.

Bu cümleye dikkat etmekte büyük yarar vardır. “Kıbrıs’ta birçok insanın ölümüne” denilerek,  “Türklerin öldürüldüğü değil, birçok insanın öldürüldüğü silahlı çatışmalar”  denilerek “saldırılar, katliamlar, Türkü imha planları ve Kanlı Noeller” gizleniyor.  

Orta III. Tarih Dersi Kitabı Rum’u aklama kitabı:

Sayfa 88’deki “Kıbrıs’ta Anayasa ile Türklere tanınan bütün haklar Makarios’un ‘Tadil Teklifleri’ ile ortadan kaldırılmak istendi” gerçeği vurgulanacağına Rum-Yunan ikililisi ve Makarios’un “Kıbrıs’ı şahsi mezbahasına” çevirdiği gerçeği (ABD Dışişlerinden George Ball’ın sözleridir) aktarılacağına, Makarios bile kitaplarda aklanarak temize çıkarılmaya çalışılmıştır. Sadece Makarios değil, Yorgacis de, Tasos Papadopulos da temize çıkarılmaya çalışılmıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı  ne yapmaya çalışıyor? Bu yalan söylemlerden umulan yarar nedir? Eğer barış ise, yalan ve sahtekârlıklar üzerine kurulacak bir sahte barışın gün gele geçmişte yaşadıklarımızdan çok daha büyük felaketlere yol açacak bir temel oluşturacağı açıktır. Tarih bunun örnekleri ile doludur.

Neden ünlü maymun üçlüsünü  kendinize örnek almaya çalışıyorsunuz?

Sayfa 90’da ‘Neden Bu Duruma Gelindi?’ başlığı altında tersine dönmüş bir Kıbrıs haritası ve çevresindeki spotlarla,  neden bu duruma gelindiğini kendi tarzlarınca açıklamaya ve küçücük çocukları kandırmaya çalışıyorlar.

“Neden Bu Duruma Gelindi ?” yani neden Kıbrıs bunca olumsuz olayı yaşadı (1963–74 arasını kastediyorlar) ve bölündü başlığının altındaki spotlarda:

a.  “Gizli kurulan mücadele örgütlerinin faaliyetleri” sorumlu gösterilmektedir.

“Türk ve Rum mücadele örgütleri Kıbrıs’ı kan gölüne çevirerek bölünmesine neden oldu” mesajı verilmektedir. Türk mücadele örgütünün amacının Türk kanı dökülmesini önlemek olduğu, saldırı değil sadece müdafaa yaptığı gerçeği neden gizlenmeye çalışılmaktadır. TMT saldırı yapıyorsaydı, ne zaman nereye saldırdığı, hangi Rum yerleşim yerini işgal ettiği, hangi Rumları evlerinden, köylerinden kovduğu da yazılmalı değil mi?

Yalan ve iftira atarak TMT’yi “kan dökücü” diye karalamaya kalkışan ve Türk çocuklarına böyle öğretmeye çalışan sözde Türk tarihçilerini iddialarını ispatlamaya davet ediyoruz. Tarihi bukadar çarpıtmayı kimsenin hak ve yetkisi olamaz.

Sayfa 92’deki bir resmin yanında yine “Olaylar kısa sürede bütün adaya yayıldı ve birçok insanın hayatını kaybetmesine neden oldu” denilmiştir.

Neredeyse “zavallı Rumlar öldürüldü” diyecekler. Türk toplumuna karşı uygulanan vahşetin, katliamların ve soykırımların saklanmasından umulan yararı anlamış değiliz. Tarihi gerçekler böylemi aktarılır? Türk çocuklarına Türk Milli bilinci bu şekilde mi aşılanır?... Bu kitaplar gerçekte tarihi gerçekleri değil, Kıbrıs Türküne Türklüğünü unutturmak için sürdürülen psikolojik savaşın aletidir.

Sayfa 93’te verilen parçada, Rum saldırı ve katliamlarından bahsedilmemekte ama ‘Gökyüzünü yırtarak gelen Türk Uçaklarından’ söz edilmektedir.

Yine sayfa 93’te bu kitaba göre “fazla bir olay olmadan ateşkes ilan edilmiş ve 2 taraf arasında Tarafsız bir bölge” oluşturulmuştur.

Yine sayfa 93’te “Anayasa’nın sorun olarak gördükleri unsurları değiştirilse Kıbrıs’ta olay olmayacaktı” mesajı verilmektedir.

Gerçekler yukarıdaki iddiaların tam tersidir. Türk uçaklarının geliş  nedeni, Rum-Yunan saldırılarının, yapılan bütün uyarılara karşın, durmamasıydı. Kanlı Noel’i Küçük Kaymaklı  saldırılarını, Türkeli katliamını, Türk hastaların devlet hastanesinde katledilmesini, verilen onca şehidi, yaşanan onca katliamı  “fazla bir şey olmadı” sözleri ile geçiştirmeye çalışmak hangi gerçekçiliğe sığar? Daha ne olmasını bekliyorlardı acaba?...

Rumların, anayasada var olan Türk haklarını kaldırmak için istedikleri 13 maddelik değişikliğin kabul edilmesi durumunda, saldırıların olmayacağı iddiası ise bir başka kuyruklu yalandır. Unutuyorlar ki Akritas Katliam Planı ve cinayet örgütleri 13 maddelik değişiklik talebinden önce hazırlanmış, saldırgan katiller silahlandırılmış, eğitilmiş ve hazır hale getirilmişti.

Tarih kitaplarımızda “Akritas Planı” Türkü İmha Planı  değildir.

Sayfa 97’de Akritas Planı’nın ne olduğuna 8 madde ile açıklama getirilmiştir. Bu maddelere geçmeden önce paragrafın başında yapılan tarifte ise şöyle denilmiştir:

“Akritas Planı: Kıbrıs Rum Liderliğinin hazırladığı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra izlenecek yöntemi belirleyen plandır”

“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra izlenen Akritas Planı ile” ENOSİS için Kıbrıs Türkleri soykırımdan geçirilmişti. Ada Makarios’un şahsi mezbahasına dönüştürülmüş, bu mezbahada Türkler boğazlanmıştır.  Kıbrıs Türkleri yönetimden dışlanmış, uluslararası antlaşmalarla elde ettikleri bütün haklar gaspedilmiş, yaşam hakları ellerinden alınmış, Türk olmak öldürülmeleri için yeterli sebep kabul edilmiş, 103 köyden kovulmuş, adanın %3’ük bölümünde hapis hayatı yaşamaya zorlanmıştır. Kıbrıs Türkü ya ölecek ya öldürülecekti. Bugün bütün bunlar kitaplardan silinerek Akritas Planı’nın “yeni kurulan Cumhuriyetin izleyeceği yöntemi belirleyen yol olduğu” öğretilmek istenmektedir. Bu, şehitlerimize ve gazilerimize saygısızlık, geleceğimize ihanettir. Bizi katledenleri, canlı canlı gömenleri korumak, masum ve mazlum göstermek için bu kadar kibar yazılmış tarih kitaplarının dünyada eşi ve benzeri yoktur, olmayacaktır da. Okul kitapları bunca yalan ve sahtekârlığın yeri olabilir mi?

İşin daha da ilginç yanı Akritas Planı’nın içeriğine ilişkin iddialardır:

a. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunu sağlayan antlaşmalar adil değildi.

b. Bu antlaşmalarla sorun çözülmedi.

c. Amaç Kıbrıslı Türkleri ezmek değil, adil olmayan yasaları değiştirmekti.

d. Self Determination hakkımızı kullanabilmek için Garanti Antlaşması kaldırılmalıdır.

Yukarıdaki iddiaların hiçbiri Rum-Yunan propagandasının yalanlarından öteye geçmemektir. Amaçları  Kıbrıs Türkünü ezmek değil, diri diri katletmekti. Bunu da ellerinden geldiğince yaptılar. Garanti Anlaşması’nın kaldırılması  isteminin nedeni Kıbrıs Türkleri katledilirken, Türkiye’nin müdahale ederek, Kıbrıs Türklerini kurtarma olanağı bulamamasıydı. Tarih kitaplarımızda güdülen amaç  Akritas Planı’nı, dolayısıyla Rumların yaptıkları  katliam ve soykırımları gizlemektir.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın BM Genel Sekreteri’ne yazdığı  mektuba göre bu yalan ve gerçekdışı  yaklaşım “BARIŞ uğruna, kin ve nefretin ortadan kalkması uğruna” tarih kitaplarına sokuşturulmuştur.

Rumlar sizlerle barış yapmak mı istiyorlar, yoksa sizi esir bir topluluk durumuna düşürerek, Cumhurbaşkanları  Papadopulos’un itiraf ettiği gibi OSMOSİS yolu ile yok etmeye mi çalışıyorlar? 

Unutmayınız ki savaş tek taraflı ilan edilebilir ama barış için ya 2 kişi veya 2 millet gereklidir. Bunun başka yolu yoktur.

Sayfa 97’de  (2004’te basılan kitaplarda) “ENOSİS'e giden yol” diye tarif edilen Akritas Planı, son basılan kitapta “Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra izlenecek yöntemi belirleyen plandır” denilmiştir.

Akritas Planı’nın  ‘Türkü imha planı’ olduğu, bir soykırım planı olduğu, Rumların bunu İFESTOS–74 adı ile 1974’de de tekrar hazırladıklarını, Türk askeri adadan ayrıldığı gün yeniden hayata geçirilmesi yoluna gidileceği,  Kıbrıs Türkünü soykırımdan geçirecekleri Türk çocuklarından saklanmaktadır. (Bu planlardan Akritas 1966’da Patris gazetesinde yayınlanmıştı, İfestos–74 Planı KKTC Milli arşivinde mevcuttur. Türk Genelkurmayı tarafından Profesör Haluk Ülman’ın kardeşi Cemal Ülman başkanlığındaki bir heyete tercüme ettirilmiş ancak her nedense yayınlanmamıştır)

Sayfa 97’de, Dünya haritasının yanındaki cümlelerle “Akritas Planı’nın oluşum gerekçeleri” ve daha aşağıda da Kıbrıs Haritası’nın çevresindeki spotlarda “Akritas Planı'nın misyonu” dile getirilmektedir. 3. cümlede, “Rumların amacının Türkleri ezmek değil, adil olmayan yasaları değiştirmek olduğu ve Self Determinasyon hakkının kullanılması için Garanti Antlaşmalarının kaldırılmasını istedikleri, Akritas Planı ile niyetlerinin bu olduğu” ima edilmektedir.

a. Akritas Planı çocuklarımıza bilinçli olarak yanlış benimsetilmektedir.

b. Türk çocuklarına “Rumların Self Determination hakkı derken” çoğunlukta oldukları için bunun ENOSİS demek olduğu kitaplarda açıklanmamakta, saklanmaktadır.

Sayfa 118’de 15 Temmuz 1974 Darbesi için “Kıbrıs’ta yaşayan insanlara yeniden silahlı çatışmalar sonucunu getirecekti” deniyor.

15 Temmuz 1974 Darbesi’nin yine ENOSİS için yapıldığını, hatta Kıbrıs’ın her yanını  Yunan Bayrakları ile donatıp, Ada’ya giren gazetecilere ‘Yunanistan’a Hoş Geldiniz’ dendiğini, darbe’nin arkasında İFESTOS (VOLKAN) soykırım planının yattığını öğrencilere anlatacaklarına (İFESTOS soykırım planı Genelkurmay’ın arşivlerindedir, Cemal Ülman başkanlığındaki bir heyet tarafından tercüme edilmiştir.)

“15 Temmuz darbesi Kıbrıslılara yeniden silahlı  çatışma sonucunu getirecekti” deniliyor. İfestos Planı ‘KIBRISLILARI katletme Planı’ mı idi ki bütün Kıbrıslılar ima ediliyor? Hayır, İFESTOS–74 sadece Kıbrıslı Türkleri katletme planı idi.  Darbe önce Makarios’a karşı başlamış olsa dahi bir sonraki hedefi ENOSİS ilanı ve Türklerin ortadan kaldırılması idi.

Sayfa 124’te “I. Harekâta Tepkiler” başlıklı bölüm, I. Harekât’a ayrılan bölümden daha fazla yer tutmuş. Burada Barış Harekâtı’na karşı söylenmek istenen olumsuz cümleler, ustaca bir yaklaşımla Birleşmiş Milletler söylemiş gibi öğrencilere aktarılmaktadır.

“Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yabancı müdahalesinin son bulmasını ve yabancı askerlerin adadan ayrılmasını öngören karar alındı” denilmiştir.

Ne yazık ki Türk çocuklarına öğretilen “yabancı askerlerin adadan ayrılması” gerektiğidir. Kasıt Türk askeridir. Türk askeri yabancı askermiş ve adadan ayrılmalıymış. Okullarımızdaki Tarih kitaplarına bile bu yazıldıktan, çocuklarımıza bunlar öğretildikten sonra, Rumların, BM’nin, AB’nin ne söylemesini bekliyoruz?..

Bu kitaplar Türk tarihçiler tarafından Türk çocukları  için değil, Rum yazarlar tarafından Rum çocukları için yazılmış gibidir. Ne acıdır ki bizim çocuklarımıza okutuluyor.

Sayfa 124te “Dünya basını da Türkiye’nin müdahalesine sessiz kalıyordu” denildi.

Adeta üzülerek yapılan bir şikâyet…  “Onca Rum kardeşimiz öldürülürken, Dünya Türk müdahalesine karşı çıkmalıydı ama sessiz kaldı” demeye getiriyorlar. Onca insanın ölümüne rağmen dünya sessiz sessiz seyrediyor diye, üzüntü ile birlikte çaresizliği de belirten bir cümle bu… Rum’un ruh hali içerisinde, ‘Birinci Harekâta Tepkiler’ başlığı altında dile getirilmiştir. Akritas Soykırım Planı Türk toplumuna uygulanırken bile böyle bir cümle yazılmamış, böyle bir yaklaşım sergilenmemiştir. Türk çocuklarına okutulan Tarih kitaplarının içeriği maalesef böyle.

Sayfa 124’te “Cenevre Görüşmeleri” başlığı altında “Yunanistan; Türk askerinin adadan çıkarılmasını ve adadaki anayasal düzene dokunulmamasını sağlamaya çalışıyordu” denilmiştir.

Ada’da anayasal düzeni bozan Türk askeri değildi. Gerçekleri ve tarihi bilmeyen bir öğrenci bu cümleyi okuduğu zaman Türk askerinin adada anayasal düzeni bozduğu, Yunanistan’ın anayasal düzeni korumaya çalıştığı düşüncesine kapılır. Orhan Pamuk’a değil, barış uğruna (!!) bu kadar yalanı  Türk tarih kitabına yazanlara Nobel Barış  ödülü verilmelidir:

a. Adada Anayasal Düzeni bozan Türk Askeri değildi, ‘Anayasayı tanımam ve anayasanın Türklere tanıdığı hakları uygulatmam’ diyen Makarios idi. Amaç ENOSİS’e ulaşmak için Kıbrıs Cumhuriyeti’ni sıçrama tahtası yapmaktı. Anayasa Mahkemesi Başkanı Earnest Fortshoff bu nedenle görevinden istifa ederek Kıbrıs’tan ayrılmıştı. Bunların çocuklarımızdan saklanmasının nedeni ne? Saklanırken amaçlanan yarar nedir?

b. Kıbrıs’a Türk askeri bozulan Anayasal düzeni düzeltmeye gelmişti.

c. Türk askeri mezbahaya dönen Kıbrıs’a BARIŞ getirmeye geldi ve 32 yıldır adada silah patlamadı, kaosun yerini güven ve huzur aldı.

d. Kıbrıs’ta Anayasal Düzeni Makarios’la birlikte bozan Yunanistan’dır. Akritas Planı’nın hazırlayıcıları olan Polikarpos Yorgacis, Tasos Papadopulos, Glafkos Kleridis ve geçen yıl madalya alan 21 bin EOKACI idi.

e. Kıbrıs’ta, Yunan Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihli 2658/79 sayılı kararında da dediği gibi ‘Anayasal Düzeni bozan Yunan Cuntası ve Yunan Subayları’ idi, Türk Askeri değildi.

f. Kıbrıs’ta Anayasal düzeni bozan aldığı Rum yanlısı kararlarla (1983/541 ve 1984/550 sayılı kararlar v.s.) Birleşmiş Milletlerdir, Türk Askeri değildir.

g. Dünyada Anayasal Düzeni bozanlar, Rum-Yunan işbirlikçiliği yaparak KKTC’nin Self Determinasyon hakkını kullanmasına -Uluslararası Hukuk ‘EVET’ derken- ‘HAYIR’ diyen Birleşmiş milletler, AB ve ABD’dir.

h. Kıbrıs’ta Anayasal düzenin bozulmasına neden olanlar: Kopenhag Kriterlerine aykırı olarak GKRY’ni AB’a üye yapanlardır, Türk Askeri değildir.

ı. Kıbrıs’ta Anayasal Düzeni bozanlar belgelerle Abdullah Paşa ve Lala Mustafa Paşa vakfına ait olduğu ispatlanan Türk mallarını Rum’a peşkeş çekenler ve üstüne üstlük bu mallar için tazminat kararı çıkaranlardır, Türk askeri değildir.

j. Kıbrıs’ta Anayasal Düzeni bozanlar Titiana Loizidu'ya tazminat ödeyerek Rum-Yunan ikilisine ödün veren, hem de Türkiye’nin 1923’ten günümüze en büyük şerefi ve onuru olan Barış Harekâtını yapanları dolayısı ile Türkiye Cumhuriyetini SUÇLU durumuna düşürenlerdir, Türk Askeri değildir.

k. Kıbrıs’ta Anayasal Düzeni bozanlar yasa değiştirerek Mal Tazmin Komisyonları kurup Rum’a mal dağıtarak (suç işlenmiş gibi tazminat ödeyerek), Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletini suçlu duruma düşürenlerdir. Türk askeri değildir.

Sayfa 124’te ‘Cenevre Görüşmeleri’ başlığının altında alınan kararlar 5 maddede toplanmıştır. Son maddede “Tüm taraflarca kabul edilecek bir çözümden sonra Türk askerinin adadan ayrılması konusunda görüş birliğine varıldı” denilmektedir.

Tarih kitaplarını  yazanlar Cenevre görüşmelerinde alınan kararları Annan Planı ile mi karıştırdılar? Cenevre Konferansı’nda Türk askerinin adadan ayrılması konusunda herhangi antlaşma veya görüş birliği yoktur. “kademeler halinde azaltma” Türk askerinin ayrılmasının kabul edildiği anlamın gelmemektedir. Bu iddiayı yapanlar ya okuduklarını anlamıyorlar, ya da bilerek yalan yazıyorlar. Başbakan Ecevit bunun asla söz konusu olmayacağını ve 1974 öncesine dönüşün de söz konusu olamayacağını defalarca vurgulamıştır. Kabul edilen maddenin aslı ve doğrusu aşağıdaki gibidir:

Kıbrıs’ta kalıcı, adil ve her iki tarafın kabul edeceği bir çözüm çerçevesinde güvenlik ve karşılıklı itimat tesis edilince, Ada’daki çeşitli kuvvetler, silahlar ve cephane uygun zaman dilimleri içinde ve kademeler halinde azaltılacaktır

Bu hüküm, Türk Askerinin adadan çekileceği anlamına mı  geliyor ki Türk çocuklarına “Türk askerinin çekilmesini Cenevre görüşmelerinde kabul ettiler ama hala çekmiyorlar” mesajı veriliyor?.. “Türkiye ne seni, ne paranı, ne askerini istemiyoruz” diyebilen sapık düşüncenin tezahürü Tarih dersi kitaplarına kadar yansıtılabilmiş. Bravo!...

Burada bir başka gerçeği daha belirtmekte fayda vardır. Tarih dersi kitabına alınan “Türk askerinin adadan ayrılması konusundaki görüş birliği” cümlesini Rum yazarlar tarafından hazırlanan kitaplarda dahi bulamadık. Üzülerek vurgulamak durumundayız ki Cenevre Görüşmelerindeki maddeleri saptıranlar, Tarih Kitaplarımızı kaleme alan sözde Türk Tarih yazarları ve uzmanlarıdır. Kraldan Kralcı olmayı başarı ile yerine getirmişlerdir. Geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın eğitiminin böylesi ellere düşmüş olmasına üzülmek yeter mi?!

Türk Ordusu’na tavır:

Sayfa 126’da “Rumlar da Kıbrıs Türklerinin yaşadığı gibi hem evlerini ve köylerini terk etmek zorunda kaldılar hem de savaş sırasında yakınlarını kaybettiler” denilmiştir.

Türk öğrencilere, “Türk askerinin zavallı Rumları evlerinden ve köylerinden kovduğu ve öldürdüğü” yalanını öğreteceğinize onlara bu kitapları hiç vermeyin, kendi başlarına bile daha yararlı bilgiler öğrenebilirler ve milli bilinçlerini de kazanabilirler. Türk çocuklarına “Kıbrıs Türk Barış Harekâtı hataydı, yapılmamalıydı ama yapıldığı için bakın neler oldu, Rumlar evlerini ve köylerini terk etmek zorunda kaldılar hem de savaş sırasında yakınlarını kaybettiler.” mesajı da bu satırlarda verilmek istenmektedir. Gerçekte bu müdahale yapılmasaydı Kıbrıs’ta tek Türk kalmayacaktı. Bunun da ispatı Muratağa’dır, Atlılar’dır, Sandallar’dır, Taşkent’tir. Ama nedense bu gerçek tarih kitaplarımızda yer bulmamıştır. Bu tarih kitaplarında hata olarak gösterilmeye çalışılan Türk müdahalesi için Yunan Temyiz Mahkemesi bile 21 Mart 1979 tarih ve 2658 sayılı kararında “Türk Ordusu’nun Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır, suç Yunan Cuntasına ve Yunan subaylarına aittir” demiştir. Averof bu kararı “ÇOK GİZLİ” ibaresi ile kasasına kilitleyerek duyulmasını engellemeye çalışmıştı.

Bu Müdahale’nin hata olduğunu söyleyen ve Türkiye’nin önünü kesmeye çalışan birileri daha vardı  (Johnson Mektubundan başka). Bunlardan birisi de ABD’nin özel görevlisi Joseph SİSCO idi. Yukarıda da yazdığımız gibi Sn. Bülent Ecevit’in ona verdiği yanıt  şöyle idi:  

“Bundan 10 yıl önce yine böyle bir gece yarısı bir Amerikalı diplomat gelerek Kıbrıs’a müdahale edilmemesini istemişti. Tarih tekerrür eder ama hatalar tekerrür etmez. O zaman siz müdahaleyi önlemekle hata ettiniz. Biz de bu isteğinizi kabul etmekle aynı hatayı işledik.  Bu sefer aynı hatayı işlemeyeceğiz.”

Sayfa 127’de “II. Barış Harekâtına Tepkiler’ başlığı altında “Tepkiler Birinci Harekâtla kıyaslanamayacak kadar sertti… Tepkilerin en yoğunlaştığı nokta Türkiye’nin Garanti Antlaşması’nı ihlal ettiği” idi denilmiştir.

Bülent Ecevit garanti antlaşmalarını ihlal etmek şöyle dursun, Garanti anlaşmalarının kendisine verdiği garantör devlet hakkına dayanarak Barış Harekâtını  gerçekleştirmiştir. Hatta Harekât emrini vermeden önce diğer garantör İngiltere’ye bu işi birlikte ve Üsleri kullanarak, müdahalenin kan dökülmeden yapılmasını  önermiş ama İngiltere buna yanaşmamıştır. (Garanti Antlaşmalarının ilgili maddesi gereğince Kıbrıs’ın statüsünde bir değişiklik yapılırsa garantörlerin tümü  veya bir tanesi olaya müdahale edebilecekti.). Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak, Kıbrıs’ta gerçekleştirilmek üzere olan ENOSİS’i engellemiştir.

Sayfa 127’de son paragrafta “Kıbrıs sorunu Uluslararası Hukukun kabul ettiği bir çözüme kavuşturulamamıştır” denilerek çözüm için kriterin uluslararası hukuk olduğu vurgulanmaktadır.

“Kıbrıs Sorunu Uluslar arası Hukuk’un kabul ettiği çözüme kavuşturulamadı” denilere, “KKTC yasal değildir” mesajı verilmektedir. Birleşmiş Milletler, AB ve ABD’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini yasal devlet saydıkları, KKTC’yi kabul etmedikleri olgusu seslendirilmektedir. ABD’li 2 hukukçu E. Lauterpatch ve Monroe Leigh, KKTC’nin ve KKTC halkının Self Determination hakkının varlığını ve bu çerçevede KKTC’nin de Uluslararası Hukuk kurallarına uyduğunu, hatta KKTC’yi yok sayan Birleşmiş Milletler kararlarının (1983–541,  1984–550, 1 Kasım 1974/3212 sayılı kararların) Uluslararası hukuk açısından mesnetsiz olduklarını vurguladılar. Hatta Monroe Leigh Birleşmiş Milletlerin 44. dönem toplantısında bütün üyelere bir bildiri dağıtarak bu konuya açıklık getirmiştir. Yasal olmayan, uluslararası hukuka ters düşen KKTC değil, gerçekte Rum yönetimidir. Rum yönetiminin tanınmışlığına karşı, KKTC’nin tanınmamışlığı, yasallıktan değil, siyasi çıkar hesaplarından kaynaklanan bir sonuçtur. Softa şaşırtması ile KKTC’yi yasa dışı, uluslararası hukuka aykırı diye tanımlamaya yeltenen tarihçilere sormak durumundayız, 

a. KKTC yasal değilse; 1963’te silah zoru ile Türkleri yönetimden, devlet dairelerinden ve 103 köyden kovan ve devleti gasp eden, Kıbrıs Cumhuriyet’ini oluşturan anayasa ile hiçbir bağı olmayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mi yasaldır?

b. KKTC yasal değilse; Türk toplumuna 2 soykırım (Akritas Soykırım Planı ve İfestos/Volkan–74 Soykırım Planı) uygulayan ve onu güvenliği için bir devlet kurmaya zorlayanlar mı yasaldır?.. Muratağa, Sandallar, Atlılar, Taşkent mi yasaldır?.. 15 Temmuz 1974 Darbesi mi yasaldır, Kanlı Noel mi yasaldır?

c. Türk toplumu 11 yıl Ada’nın %3’lük bir bölümünde hapishane hayatı yaşamaya zorlanırken, Rumlarla bir olup Türk toplumuna Ambargo uygulamak mı yasaldı?

d. 1960 Garanti ve İttifak antlaşması ile Kopenhag Kriterlerine aykırı olarak Rumları AB’a alıp, Türklere Rum idaresini empoze etmek mi uluslararası hukuka göre yasaldır?

e. Halep Beylerbeyi Abdullah Paşa ve Lala Mustafa Paşa vakfına ait Maraş’ı Rumlara peşkeş çekip, üstüne üstlük Türk devletinden milyarlarca lira tazminat istemek mi yasaldır?

f. Rumlarla birlikte plan hazırlayıp Türklere ‘EVET’ dedirtmek, Türkü Rum’a yamamaya çalışmak mı yasaldır?

Lise I. Kıbrıs Tarihi Kitabı: Enosis İdealini Osmanlı  mı kamçıladı?!

Sayfa 26’nın sonunda “1821 olayının sert cezalandırılması, ENOSİS idealini kamçıladı” denilmiştir.

Osmanlı  Devleti bir isyanı bastırmıştır. İsyana karşı uygulanan yöntemlerin sert olduğu doğru değildir. Bu, Osmanlıyı Avrupa’da kötülemek ve dış müdahaleyi sağlamak için uydurulmuş bir Rum propagandasıdır. İsyan’ın başını çeken birkaç  papaz idam edilmiş, birkaçı da sürgün edilmiştir. Bu tedbirler sertliğin değil, yürürlükteki yasaların gereğidir. Kaldı  ki dış güçler tarafından tahrik edilen silahlı  bir isyan sözkonusu idi. Tarih kitabındaki iddia, “Osmanlı İdaresi sert davranmasa ENOSİS istemeyeceklerdi” anlamına gelmektedir.  Osmanlı İmparatorluğu, her devlet gibi kendine karşı isyan edenler hakkında gerekli cezayı vermiştir. Sert olsa isyancıların tümünü idam eder veya zindanlara tıkar ama sürgüne göndermezdi. ENOSİS yolunu kapamak ve isyancıları cezalandırmak, sipariş üzerine tarih yazanlar nazarında suç olmuş, hatta ENOSİS isteklerini tahrik etmişmiş. (Vali Küçük Mehmet tarafından sürgüne gönderilen bazı papazlar, 1821 sonlarında Roma’da toplanarak ilk “ENOSİS Bildirisi”ni yayınladılar ve Hıristiyan krallarından ENOSİS için yardım istediler. Tarihteki ilk ENOSİS Bildirisi budur)

Yine ayni sayfada (s.26) “Osmanlı İmparatorluğu’nun 1821’deki sert (yeni Kıbrıs Tarihi kitabı’nın tabiri ile)  davranışı din ile milliyetçiliği bütünleştirdi” denilmiştir.

Gerçek tamamen terstir. Megali İdea ve ENOSİS faaliyetlerinde öncülüğü Kilise ve papazlar yapmıştır. Yunan milliyetçiliği ve ENOSİS fikirleri Kilise ve papazlar eli ile yayılmış ve organize edilmiştir. Megali İdea fikrinin öncülüğünü yapan Rigas Ferraros Kıbrıs Rum kilisesinde yetişmiş bir militandır. Özetle ENOSİS milliyetçiliği Kilisede doğmuştur. Önceden doğup, başka bir nedenle Kilise ile bütünleşmemiştir. 1821’de Yunanistan’da Yunan İsyanı’nın başlangıcı  sayılan PATRAS olayı da papazlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Kıbrıs’ta 1821’den önce, yani Osmanlı, isyancıları  cezalandırmadan çok önce Kiliseler silah deposu haline getirilmişti. Rum ve Yunanlılarda din ile milliyetçilik hiç  ayrılmadı ki bütünleşsin. Milliyetçiler Kiliseyi teşvik etmediler, Kilise Osmanlı’nın kendisine tanıdığı  geniş yetkileri Devlete karşı kullanarak ve kiliseleri silah deposu haline getirerek milliyetçiliği, daha doğrusu Türklere karşı her olayı teşvik edici, kışkırtıcı  oldu. (Örnek gerekli ise 1868’de Papaz Sofronios’a verilen ve 44 maddeden oluşan haklar gösterilebilir).

Rum milliyetçiliği antikolonyalistmiş!

Sayfa 27’de Rum Milliyetçiliğini tarif ederken “Anti-Kolonyalist 3. dünya milliyetçiliğidir” denilmektedir.

Rum’un milliyetçiliği “Anti-Kolonyalist 3. dünya milliyetçiliği” olmadığı için biz Türkler Kıbrıs’ta, 3 soykırım ve iki büyük savaş yaşadık. Türkleri içlerine alıp eritmek (Ozmosis) veya soykırımla ortadan kaldırmanın adı ne zamandan beri “Anti-Kolonyalist 3. dünya milliyetçiliği” oldu?!!

Anti-kolonyalist 3. dünya milliyetçiliği olsa (yani Koloni olmaktan kurtulmak için olsa) 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması  ile sömürge olmaktan kurtulmuşlardı. 1960’da biz Türkler onları  Koloni yapmadık ki Rum milliyetçiliği Anti-Kolonyalist 3. Dünya milliyetçiliği olsun. Tarih kitaplarımızda “Anti-Kolonyalist 3. dünya milliyetçiliği” diye sevimli gösterilmeye çalışılan kanlı olaylar “Kıbrıs’ın İngiliz Kolonisi veya bağımsız olması yerine Yunan Kolonisi haline getirilmesi, Kıbrıs Türklerinin, Girit’te olduğu gibi soykırım yolu ile yok edilmesi” mücadelesidir. Kıbrıs’taki kanlı ENOSİS mücadelesini “Anti-Kolonyalist 3. dünya milliyetçiliği” diye gösterme çabası Rum ve Yunan propagandasının en büyük yalanı ve sözde tarihçilerimiz ile sözde Milli Eğitim Bakanlığımız eliyle tarih kitaplarımıza konularak genç nesillerimize öğretilmeye başlanmıştır. Papadopulos yönetimi bile bundan iyisini başaramazdı.

Bu iddiayı  yapanların tarihi gerçeklerle hiçbir ilişkileri yoktur. Unutuyorlar ki Filiki Eterya’ya alınanların yeminleri şu cümlelerle bitmektedir:  

“Su ve ateş iyi dost olduklarında, cennet ve cehennem biraraya geldiğinde, ancak o zaman bizler de Türklerle iyi dost olabiliriz. 

“Vatanımızın istiklaline kavuşması için yegâne çare Türklerle savaştır; onlarla uzlaşma unsuru aramızda sadece ateş ve demirden ibarettir. Kutsal görevi ifa etmek borcumuzdur. Bu görevi reddederek kaçanlar, görevi kötüye kullanarak hainlik edenlerimizin isimleri halkımız ve ulusumuzca lanetlenmiş olarak anılsın ve kanı bir şarap misali akarak, vücudu gömülmeğe değer olmadan vahşi hayvanlara yem olmasına bütün varlığımızla yemin ederiz”

Rum Milliyetçiliği  “Anti-Kolonyalist 3. dünya milliyetçiliği” değildir. Rum-Yunan milliyetçiliği sadece ve sadece Türk düşmanlığı güdülerek Türk topraklarını yıkma çabasıdır. Bu Türkiye için de böyledir Kıbrıs Türkü için de böyledir.

Sayfa 27’de Anti-Kolonyalist 3. Dünya Milliyetçiliği’nden “U” dönüşü yapılarak “ENOSİS MİLLİYETÇİLİĞİ” diye bahsedilmekte ve aynen şöyle tarif edilmektedir: 

“ENOSİS Milliyetçiliği, Kıbrıs tarihini Elenizm’den başlatarak tüm Kıbrıs’ı bir Yunan yurdu olarak gören; Kıbrıslı Türkleri ‘400 yıllık misafirler’, ‘sonradan gelen işgalciler’  şeklinde niteleyen ve dolayısıyla adanın geleceğinde Türklerin söz hakkı olmadığını iddia eden dışlayıcı bir karakter taşımaktadır. 

Müslüman Türkler ise başından itibaren ENOSİS’e karşı çıkmış ve zaman içinde bu karşı  çıkışın şekillendirdiği bir milliyetçilik geliştirmişlerdir. Böylece ortak ve Anti-Kolonyalist, modernleşmeci, adanın Rum ve Türk toplumlarının birleşmesinden oluşabilecek bir ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’  gelişememiştir.”

ENOSİS milliyetçiliğinin tarifi yapılırken “neden Türk öğrencilere, Kıbrıs’ta yaşayan Rumların dil ve dinlerinden başka Yunanistan’la bir ilgileri olmadığı, bu özgürlükleri de onlara Osmanlı Padişahı II. Selim’in bahşettiği” anlatılmıyor?

Kıbrıslı  Türkler için kullanılan ‘400 yıllık misafir’ veya ‘sonradan gelen işgalciler’ terimi Kilise papazları ile siyasileri tarafından ileri sürülmüş, Annan Planı’nın empoze edildiği dönemde Soros Vakfı ile diğer dış kaynaklardan beslenen bazı Sivil Toplum örgütleri tarafından pompalanmıştı. Şimdi Milli (!) Eğitim Bakanlığı eliyle Tarih kitaplarına sokularak genç beyinlere aşılanmaya başlanmıştır. Bunlar Kıbrıs’taki Türkleri ve Türkiye’den adaya 1974’den sonra gelenleri aşağılayan yeni terimlerdendir. Maksat ENOSİS Milliyetçiliğini tarif bile olsa neden bu kitaplar bu tarifi, Türk Çocuklarını aşağılayan bu terimleri kitaplara alarak yapmaya çalışıyorlar?

ENOSİS, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasıdır. Megali İdea ve ENOSİS Milliyetçiliği ise Yunanlıların yaşadığı tüm toprakların Yunanistan’a katılarak İstanbul merkez olmak üzere Büyük Yunanistan’ın gerçekleştirilmesi hayalidir.

Sayfa 27’deki tarif Rum ağzıyla yapılan bir tarif’i içermektedir. AB size “milliyetçiliği kitaplardan kaldırın” demişse, Rum ağzıyla tarihinizi yazın ve çocuklara öğretin demedi. Yeni Tarih kitapları için zaten Rum tarihçiler “Vassos Karageorghis’in kitabından alıntıdır ve AB Türkleri Elenler gibi düşünmeye zorluyor” açıklaması yapmıştır.

Kitabın 27. sayfasından yukarıya da alınan parçanın sonunda “Anti-Kolonyalist, modernleşmeci ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’ gelişemedi” denilmektedir.

Dili, dini, tarihi, bayrağı ve kültürü, örf, adet ve ananeleri farklı  iki milletten doğabileceği hayal edilen uyduruk bir milliyetçiliği  “modernleşmeci” olarak nitelendirerek “gelişemedi” deniliyor. Gelişemedi terimi de adeta üzülerek veriliyor.

İki farklı milliyetin, iki farklı ulusun tek bir ulus gibi davranış biçimi sergilediği, davranış biçimi içinde bütünleştiği, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir. Emsali yoktur. Atatürkçülük, Türk milli varlığı ve ideali bu mudur?.. Bu kitaplarda öngörülen ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’ ile Papadopulos’un ifade ettiği OSMOSİS hedefi arasında sonuç olarak bir fark yoktur. Her iki hedefin sonunda da Kıbrıs’ta nüfus olarak azınlık olan Türklerin 3 katı bir çoğunluk teşkil eden Rumlar içinde eritilip Türk varlığının yok edilmesini öngörmektedir.  

“Türkler Rumlarla birlikte bir ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’ geliştirselerdi bu milliyetçilik çok modernleşmeci olacaktı” şeklindeki yaklaşımın, Türk çocukları için yazılan yeni Tarih kitaplarında yer alması büyük talihsizliktir. Anlaşılır, inanılır gibi değildir.

EOKA’nın hedefi Türkler değilmiş!

Sayfa 66’nın son paragrafında “Rumlar EOKA ile İngiliz Askeri hedeflerine saldırılar düzenleyerek gerilla hareketi başlatırlar” denilmiştir. Sayfa 68’de ise “Örgütün hedefi İngiliz subay, polis ve hükümet görevlileri olmakla birlikte örgütün ‘hain’ olarak nitelendirdiği başta AKEL üyeleri olmak üzere sivil Kıbrıslı Rumlara karşı da yönelecekti” diye yazılmıştır.

Yine sayfa 68’in son spotunda “EOKA’nın amacı ENOSİS’i gerçekleştirmek olduğu için bunu engellemeye çalışan herkes onlar için düşmandı. Bunlar İngilizler de olabilirdi, Türkler de Rumlar da” denilmiştir.

EOKA faaliyete geçtiği andan itibaren Türkleri de hedef almış, sadece 1955–58 arası  (ki 55’te aktif faaliyete geçmiştir)  Türkler 33 köyden silah zoru ile kovulmuştu. Sabah evden çıkanın akşama dönüp dönmeyeceğinin belli olmadığı günlerdi.

Türkler yollardan toplanarak götürülüyor ama götürülenler bir daha dönmüyordu. Hala da dönmemişlerdir. 803 Kayıp Türk vardır.

AB direktifi ile 3 yıl önce yazılan Kıbrıs Tarihi kitaplarında; “EOKA’nın, komünistleri hedef alan bir örgüt”, Akritas Planı’nın ise “ENOSİS’e giden yolu gösteren plan” olduğu yazılırken, Lise II ve III. Sınıflar için 2006’da basılan Tarih kitabında Akritas Planı için; “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren izleyeceği yolu gösteren plandır” denilmiştir.  Bu iddiaların hiçbiri doğru olmadığı gibi, birbiri ile de çelişmektedirler.

EOKA Komünistleri hedef alan bir örgütse 1966 Türk kimler tarafından katledilmişlerdir?

Sayfa 69’da ilk paragrafta “İngiliz hedeflerine saldırılar düzenleyen EOKA militanlarının karşısına Polis üniformalı Kıbrıslı Türkler çıkarıldı” denilmiştir. Yani İngiliz kendi yerine “Kıbrıslı Türkleri çıkardı ve EOKA bu nedenle Türkleri öldürdü” demek istiyorlar.

EOKA; Türkleri, Türk oldukları için öldürmüştür.  Onların Türkler konusundaki düşünce ve icraatları adanın dört yanındaki duvarlara ve gazete manşetlerine doldurdukları ünlü sloganlarında her zaman ve çok açık biçimde vurgulanmıştır: “EN İYİ TÜRK ÖLÜ TÜRK’TÜR”

Gerçekler bukadar açıkken Rumların Türkleri katletmelerinde başka nedenler aramak, 3 aylık bebeklerin, 90’lık ninelerin katledilmesi nedenini üniformalı polis veya komünist olmalarına bağlamaya kalkışmak hangi tarih bilimi ve gerçekçilikle bağdaşabilir?

Öldürülen bütün Türkler üniformalı mı idi?

Hayır, çoğunluk sivildi ve tek suçları  Türk olmaktı.

Unutuyorlar ki Filiki Eterya’ya, Etniki Eterya’ya ve tüm milli örgütlere alınan Yunan milliyetçilerinin ettikleri yemin şu cümlelerle bitmektedir:

Su ve ateş iyi dost olduklarında, cennet ve cehennem biraraya geldiğinde, ancak o zaman bizler de Türklerle iyi dost olabiliriz.

(1797’den, 1814’den beri bu böyledir ve böyle olmaya devam etmektedir.)

Sayfa 69’un I. sütununun son cümlelerinde “Kıbrıslı (yine Kıbrıslılık propagandası yapılıyor) Türklerle Rumları, İngilizler çarpıştırdı” denilmekte ve bu çatışmaların nedeni de İngilizlerin “BÖL ve YÖNET” politikasına bağlanmaktadır.

İngiltere’nin sömürgelerinde ve dünya siyasetine yön verme çabasında “böl ve yönet” politikası izlediği bir gerçektir. Ne var ki Kıbrıs’taki çatışmaların temelinde bu politika değil,  Rum ve Yunanlıların 200 yıldır bir adım geri atmadıkları ENOSİS politikaları yatmaktadır. Yunan Megali İdeası ve ENOSİS çabaları olmasa İngiltere’nin “böl ve yönet” politikası zemin bulabilir miydi?

Türk öğrenciler için yazılan bu KIBRIS TARİHİ  kitaplarında suç İngiliz politikasına yüklenerek (çünkü  AB, BARIŞ için Tarih yazılmasını  ve tüm düşmanlıkların silinmesini istedi) Rum ve Yunan canileri aklanmakta, katiller ve caniler masum ve haklı  gösterilmeye çalışılmaktadır. Tarih bu mudur, Kıbrıs’ta yaşananlar böyle mi oldu?

Savaşlar tek taraflı  ilan edilebilseler bile BARIŞ  için ille de ya iki devlet, ya iki millet veya iki insan, bir başka deyişle iki taraf gereklidir. Bizler tek taraflı  olarak ne kadar barış yanlısı  olsak da; Rum analar ve Rum babalar çocuklarına emzirdikleri süte Türk düşmanlığını  kattıkça, Rum papazlar kiliselerini silah deposu haline getirip, vaazlarına Türk düşmanlığını kattıkça, Rum liderler ENOSİS’ten vazgeçmedikçe Kıbrıs’ta barış olmayacaktır. Ne kendimizi ne çocuklarımızı kandırmayalım. Kalıcı  barış yalanlar üzerine bina edilemez, barış tarihi gerçekler saptırılarak gerçekleştirilemez. Bu yolla belki 1960’ta olduğu gibi sahte bir barış yapılabilir ama çok kısa sürede yıkılır. Ondan sonra çok daha büyük yıkım ve felaketler ortaya çıkar.

Yunan Mitolojisi ve safsataları Tarih Kitaplarımızda  

Sosyal Bilgiler 5

Sayfa 114: Apostolos Andreas (papaz) Rum inanışına göre asasını yere vurdu ve su fışkırdı.  “Gittin mi, anlat” denilmiştir.

Orta I. Kıbrıs Tarihi Kitabı

Sayfa 12’de hikâye edildiğine göre “Yüksekliği bin fersah, çevresi 2 mile ulaşan bu dağ, tamamıyla canavarlara ve hatta insanlara ait kemiklerden oluşmuştur.  Bu dağların adı Cirenes’tir (Girne). Burada yaşayanlar, yüksek ateşli hastalığı olanların, bu kemiklerin toz halini su ile karıştırıp içtikten sonra ateşten kurtulduklarını büyük bir inançla söylemektedirler.”

“Kıbrıs Rum Ortodoks inancında bu kemikler, adada Hıristiyanlığı yaymaya çalışan 40 azizin kemikleridir. Bu inanca göre kemiklerin bulunduğu yerlere kiliseler yapılmıştır.” denilmektedir.

“40 Aziz bir zamanlar Hıristiyanlığı yaymak için adaya gelmişler. Hıristiyanlığı yayarken ölmüşler ve kemikleri bugün Beşparmak dağlarında imiş. Eğer bugün Cirenelerden (Girne dağlarından) toprak alınır ve kaynatılarak içilirse ateşli hastalıklara iyi geliyormuş.”

Bugün böyle bir safsata Orta 1 sınıfı öğrencilerine okutulan KIBRIS TARİHİ  kitaplarının sayfaları arasında bulunmaktadır. Hani bu kitapları  çağdaşlaşmak için yenilemişlerdi? Amaç çağdaşlaşma olsa bu safsatalara yer verilmezdi. Amaç çağdaşlaşma kisvesi altında AB’nin direktiflerini yerine getirmektir. Böyle bir safsataya hangi tarih kitabında rastlanır. Rum Hıristiyan hurafelerini tarih diye ders kitaplarına alarak Türk çocuklarına öğretmeye kalkışmak tarih bilimciliği değil, masalcı nineliktir.

Sayfa 54’de “St. Barnabas Kilisesi ve Manastırı'nın Hikâyesi” başlığı altındaki sayfa bir efsaneye ayrılmıştır. St. Barnabas Kilisesi’nin 3 resmi ile St Barnabas Kilisesi ve Manastırının Hikâyesi Türk çocuklarına öğretilmeye çalışılıyor.

Burada Rum-Yunan safsatalarına da yer verilmiş ve “St. Barnabas’ın ölümünden 432 yıl sonra Piskopos Anthebios rüyasında cesedin saklı olduğu yeri görür ve mezarın açılmasını emreder. Mezar açılınca cesedin göğsündeki St. Mathews İncilinden cesedin St. Barnabas’a ait olduğu anlaşılır” denilmiştir. Rum rüyalarına dayandırılan bir tarih…

St. Barnabas Hıristiyanlığı  yaymaya çalışan bir papazdır. Taş bağlanarak bataklığa atılan St. Barnabas’ın cesedi bataklıktan nasıl çıkarılır?!

Sayfa 52de ise “Afrodit Efsanesi” yer almaktadır:

“Afrodit, Ege adalarında Kythera denizinin bembeyaz ve yumyuşak köpüklerinden oluşur.  Deniz tanrısının getirdiği sedef istiridye kabuğu içinde Kıbrıs’ın Pafhos (Baf) sahillerine kadar sabah melteminin sürükleyişiyle gelir. Böylece beyaz köpüklü sularda, kabuktan çıkarak doğmuş olur. Doğduğu yere “Gâvur Taşı” ya da “Petra tou Romiu” (Rum Taşı, Roma Taşı) denilmektedir.

Afrodit, çıplak olarak resmedilir ve heykelleri yapılır. Çünkü böylesi bir güzelliğin örtülmemesi gerektiği düşünülür”.

Tarihin “Olmazsa Olmazları” dikkate alınmadı

Tarih: İnsan topluluklarının geçmişteki her türlü yaşam tarzlarını doğru olarak, yer ve zaman göstererek inceleyen, yazılı ve yazısız belgelere dayandıran sosyal bir bilim dalıdır. Diğer bilim dallarındaki gibi gözlem ve deneye dayanamadığından Tarihi Olay olması için:

1. Objektif olarak irdelenmesi ve kaleme alınması

2.Yer ve zaman gösterilmesi

3.Doğru olarak yazılması: yazılı ve yazısız belgelere dayandırılması

4.Tarihi olayların Neden-Sonuç bağlantısı içerisinde bir zincirin halkaları  gibi birbirine bağlı olması gerekmektedir.

Bu kitaplarda Tarih biliminin bu olmazsa olmazları dikkate alınmamıştır.

a. Avrupa Birliği direktifleri ile yazılıp, Avrupa Birliği parasıyla basıldıkları için tarihin objektiflik ilkesi yara almıştır.

b. Yer ve zaman gösterilmeden irdelenen konular vardır: 6–7 Eylül olayları gibi.

c. Yazılı ve yazısız belgelere önem verilmeden Rum safsataları Tarih Bilgisi adı altında öğrencilere verilmeye çalışılmaktadır. (Cirenelerdeki papaz kemiklerinin karıştığı toprak kaynatılıp içilirse ateşli hastalıklara iyi gelir veya A. Andreas asasını yere vurdu ve yerden su fışkırdı gibi).

d. Aynı sayfa içerisinde Çin Seddi’nden, Büyük İskender’in hayatından, Orta Asya’da Hun İmparatorluğu'ndan, Jeopolitik teriminin 3 ayrı tanımından bahsedilerek Tarihin olmazsa olmazları arasında bulunan Neden-Sonuç bağlantısı da ihlal edilmiştir.

Özetle bu kitaplar Tarih Biliminin özelliklerini, şartlarını taşımaktan uzaktırlar ve bu açıdan da çocuklarımıza tarih kitabı olamazlar, olmamalıdırlar.

Hiç yorum yok: