2009
Yedi Başlı yılanın Kuyruğuna Basıldı
05-10-2009
Dostlar merhaba,
Uzun sayılacak ve çok kısa sayılacak bir ortamda sizlerle bir aradan oldum, sonra sizler ile beraber olmanın mutluluğunu yaşadım, bu mutluluğu yaşamayan kişi ve kurumlar beni maddi manevi tehdit etmeğe ve de beni öldürmeğe bile kalktılar ama ben ayaktayım dosalarım…
Evet, uzun oldu fakat benim için çok kısa bir sürede olguların gelişmelerine, benim ön gördüğüm gibi olguların gelişmesinden inanın üzüntü duyuyorum, önlem alınmaz ise 2012 yılına girerken daha büyük felaketlere önlemler yeterli gelmeyecektir ( Tutuklamalar, sözde intiharlar ve de askerin yok edilmesi veya pasivize edilmesi, orta doğuda savaşların başlaması ve Türkiye’nin öne atılıp piyon olarak kullanılması gibi vs. ), ben müneccim değilim yalnız olayları analiz eden bir kişiyim, ister önlem alın isterseniz almayın, bu siz halkımın öngörüsüdür bunu saygı ile karşılarım…
Fikirler ve düşünceler tartışılır…Siyaset ve onu yapanlar için yorum yapılır, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, bir ölçüde beraber olur, bir ölçüde ayrılısınız…
Ulus kavramı ön plana çıkınca siyaset kavramı ortadan kalkar…
Olan bir olur doğru şey bile olsa ulus kavramı içinde kalır, siyaset her ortamda yapılır, doğru yol veya eğri yol diye ikiye ayrılır, bazen o yol çetin bazen engebeli bazen ise çıkmaz bir yol olabilr…
Bir millet ancak kendi iç işleri kendi içinde hallede, dış odaklardan yardım almaz…
Şimdiki ortam ne, ne idik ne olduk…
Yazıklar olsun demekten başka düşünce aklıma gelmiyor…
Son zamanlarda olan olay ve suçlamalara rezillik evet başka bir kelime kullanamıyorum..
Aklıma gelen kelimeler boğazımda düğümleniyor son gündem yaratmak siyasi getirim elde etmek için yaratılmış suni gündem, aslında bu haberler önemli değil önem vermek bile gereksiz…
Önemi şurada her türlü olgudan yararlanarak medyanın önüne çıkanları tanımamız bakımından oluşturulmuş iki haber birbirlerinden farklı ama ayı kefede görülen ve amaç ve düşünce bakımından düşündürücü…
1. Org. Başbuğ hakkında suç duyurusu…
2. Eskinin seksi artisti şimdinin medya haber ve yorumcusu sayın sayılan hanımefendisi Hülya Avşar’ın hakkında acılan soruşturmadan sonraki açıklaması…
Gelin bu haberleri beraberce irdeleyelim….
Haber 1:
İstanbul Bağımsız Milletvekili sayın denilen Ufuk Uras, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ hakkında kanunla verilmiş görev ve yetkilerin dışına çıktığı ve siyasi nitelikte konuşmalar yaptığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunma cesaretini gösterdi…
Bu cesareti sağlayan kişi ve kurumlara ne demeli bilmiyorum hepsi sayın denilen beyler ve bayanlar…
Boşa kürek salmayı ve dalgalı sulara açılmayı demokrasi açılımı olarak Türkiye politikasını ve gündemi yaratan yine bu i sayın denilen beyler ve bayanlar değil mi?…
Türkiye zaten hedef tahtası, bu hedefi daha açık olarak medyaya ve dış istihbarat elemanlarının avucuna koyuyorlar.
Dış istihbarat subayları Türkiye’de politik alaların ve en gizli bilgilerin içine kadar sızmış durumda…
Bu aramızda bulunan istihbarat ajanları her türlü fonksiyonel olguları değerlendirip değişik senaryolar üreterek Türk politikasını yönetiyorlar, bizim sayınlar ise onların uşakları olarak işlev yapıyorlar…
Habere devam edelim dostlar,
İstanbul Bağımsız Milletvekili sayın denilen Ufuk Uras Sultanahmet'te bulunan İstanbul Adliyesi'ne geldi. Suç duyurusu dilekçesini İstanbul Cumhuriyet Savcılığına sunduktan sonra yaptığı operasyonun basın açıklaması yaparak duyurdu.
İstanbul Bağımsız Milletvekili sayın denilen Ufuk Uras Sultanahmet'te bulunan İstanbul Adliyesi'ne geldi. Suç duyurusu dilekçesini İstanbul Cumhuriyet Savcılığına sunduktan sonra yaptığı operasyonun basın açıklaması yaparak duyurdu.
Derler ya, yedi başlı yılan İstanbul’da…
Yılanın kuyruğu ise doğuda…
İşte böyle olur, “ bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demekle bu memleket kurtulmaz, bu yılanın kuyruğuna dokunulduğu zaman başı İstanbul’da oynar dostlar…
Sayın denilen İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, "Güneydoğu Sınır Bölgesinde yaptığı konuşmalarda kendisine kanunla verilmiş görev ve yetkilerin dışına çıkmış, siyasi nitelikte konuşmalar yapmıştır. Bu konuşmalar askeri ceza kanununun 148. Maddesi'nin C bendine göre suçtur. Bu nedenlerle Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında söz konusu demeçlere ilişkin soruşturma açılması için suç duyurusunda bulunmaktayız" diye konuştuktan sonra şöyle devam etti.
Suç duyusu dilekçesinde kendisiyle birlikte Mebuse Tekay, Oya Baydar, Baskın Oran, Cengiz Algan, Ahmet İnsel, Aydın Engin, Mithat Sancar ve Sezgin Tanrıkulu'nun bulunduğunu da söyledi.
İmza atmak kolay ama kimden veya kimlerden feyiz aldığını açıklamadı sizler kimsiniz demekte bana düştü dostlar..
Daha sonra Sayın denilen İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na verdikleri suç duyurusunun askeri savcılığa gönderileceğini söyledi.
Yukarıda yazdığım gibi olmasa da yine yılanla ilgili bir söz vardır “yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar” derler sizlerde bu konuyu bir düşünün dostlar, kullanılan cümlelerin ne olur satır aralarını okuyun…
Sayın denilen İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, gündem içinde arkadaşları ile gündem yaratma operasyonuna girmiştir…
Demokratik açılım süresince daha nice açılımlar göreceğiz, açılın sayınlar açılın ama dikkat edin bu sular dalgalıdır, aynın dalgalanan al bayrak gibidir bunu unutmadan yüzme bilmiyorsanız suya girmeyin…
Haber 2:
Sayın sayılan hanımefendi Hülya Avşar,
Bu sayın sayılan hanımefendi Hülya Avşar AKP’nin seçimlerine az kala karşı medya organlarına çıkmayan sayın denilen RTE yorumcu edasıyla bir Tv. Kanalında magazin türünde yayın yaparak konuştular, daha sonra yanlış hatırlamıyorsam “ben RTE taktir ediyorum çünkü dobra dobra konuşuyor” biçiminde övücü sözler sarf etti….
Şimdi demokratik açılım sefasında bir kelime etti ve hakkında suç duyurusunda bulunuldu, yukarıda belirttiğim gibi ne olduğu, ne bittiği hiç benim için önemli bir haber niteliği taşımıyor, yalnız son sözleri düşündürüyor bölüme ve bölme gibi kendisi içinde bile bölünen bir seksi artist “Kürt tarafımla gururlu, Türk tarafımla şaşkınım” demiştir…
Bu sayın sayılan hanımefendi Hülya Avşar, “Açılım” konularındaki değerlendirmeleri nedeniyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle hakkında açılan soruşturma üzerine, saat 13.30 sıralarında Bakırköy Adliyesi'ne gitti ve çıkışta “Kürt tarafımla gururlu, Türk tarafımla şaşkınım” demiştir sözlerin arkasında duran bu seksi, yorumcu, her şeyi ben bilirim diyerek değerlendirme yapmaktan kaçınmayan, eskinin seksi artisti şimdinin medya haber ve yorumcusu sayın sayılan hanımefendisi Hülya Avşar bakalım bundan sonra nasıl bir yorumla açılacak…
Çelişkiler içinde medyatik olmak için uğraşan bir toplum yaratılıyor…
Birde kendimizi eleştirelim ne yaptık ne yapamadık?...
Etik değerle önem verilmeden habercilik altında toplumun ön yargıları sınanıyor, bunları anlayan biz NOK araştırmacıları ve ben yılardır değişik platformlarda bu olayları ve çarpık medya kurumlarını uyardık ama başarılı olamadık ama pes etmek zavallıların işidir, hatalarımızda ders çıkararak misyonumuzu bozmadan daha ileriye bir adım daha atacağız bu güç bizde var maksat bunu tetikleme işte tüm olayın çözümü burada bence kim olacak bu şanslı kişi…
Bana haberciliği tarafsız ve saygı göstererek yapmamı öğretiler dostlar, bildiğim şeyleri bilmediğim şeyler ile birleştirip analiz etmeği öğrendiler….
Siyaseti kalemimle yön vermeği değil siyasete tarafsız bir gözle yorum yapmayı öğrettiler, doğru veya yanlış ben bu memleketin bu toplumun ekmeğini yedim kalemimi satmam…
Bildiğim her türlü şeyi araştırıp yazarım dostlarımın…
Yapıcı olmaya ve oldurmaya özen gösteririm bir olguyu yapmak zordur ama bir olguyu yıkmak çok kolaydır, bunu için bir cümle bir kelime yeter, işte etik olarak medyanın yapması gerek olgu budur dostlar haberi haber olarak vermek değişik yorumlara ve düşüncelere yol açacağını unutmamak gerekir, kimseyi hiçbir kurumu hedef haline getirmemek asıl amaç olmalıdır….
Yazdıklarını yazanlarını beğenmesem de beğenmesem de herkesin yazılarını okurum, belki derim benden daha iyi bir fikri vardır, belki bana daha iyi bir yol bulmamı sağlar diye de düşünür ve at gözlüğü takmam…
Fikir fikirden üstün olduğuna inanırım bilimsel geçekler benim için önemli bir faktör sayılır…
Geçmişte ne yazmıştım…
Bu günün aynası yarın görüntüsüdür, demiştim….
Şimdiki baştaki sayınların toplandığı AKP, İlk iktidara gedikleri günlerde Atatürk’e yapılan hakaretler terörist başına sayın derken şehitlerimize kele diyen RTE şimdi değişmiş ve demokratik açılıma soyundu…
Yine o yıllarda dış politikayı ele geçire sayın denmeye zorlanan şimdi zorla sayın olan, A. Gül cumhurbaşkanı….
Sayın denilen A. Gül cumhurbaşkanı olmadan önce bildiğiniz biçimde RTE’ nın altıda çalışıyordu emirleri sözde RTE veriyor oda uyguluyordu o yılarda cumhurbaşkanlığı bir perestiş bir inat uruna MHP’ nin desteği ile sayın denilen ve şimdiki duruma sebebiyet veren A. Gül cumhurbaşkanı olmuş ve bir sürü birbirin tetikleyen olaylar oldu…
Bu olaylar olmadan önce grubum ve ben saygımızı kaybetmeden sayın denilen beylere ve bayanlara, küfürler gırla giderken, Yönetmek; özellikle bir sistemi, bir ülkeyi yönetmek; ESTETİK, BİLGİ, SEVGİ, SAYGI ve YETENEK gerektiren zor bir sanattır.
Özellikle siyasi dengeleri; bu olağanüstü değerler üzerine kurmak, çok daha zor ancak, politik açıdan mutlak olması gereken bir olgudur.
Söz konusu temel özellikler olmaz ise; politik yıkımlara, sosyolojik patlamalara, ekonomik problemlere ve dış etkilere zemin hazırlayan zincirleme oluşumlar başlar.
Biz NOK lar olarak yinede uyarmak zorundayız.
Özellikle siyasi dengeleri; bu olağanüstü değerler üzerine kurmak, çok daha zor ancak, politik açıdan mutlak olması gereken bir olgudur.
Söz konusu temel özellikler olmaz ise; politik yıkımlara, sosyolojik patlamalara, ekonomik problemlere ve dış etkilere zemin hazırlayan zincirleme oluşumlar başlar.
Biz NOK lar olarak yinede uyarmak zorundayız.
Açık istihbarat ve gizli istihbarat servisleri, bu servisler ne ad verilirse verilsin yurdumuzda faaliyet gösteren bu oluşumlar, ona bağlı çalışan tüm kurum ve kuruluşların Türkiye'ye bakış açıları bu ESTETİK, BİLGİ, SEVGİ, SAYGI ve YETENEK kavramları üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu kavramları örneklerle açıklayalım;
Örnek olarak bir insanda ESTETİK yok ise; dışarıdan doktor getirse bile ruhundaki ESTETİK kavramını değiştiremez.
Bir insanda BİLGİ kavramı yok ise; 20 tane okul bitirse bile, dışarıya bağımlı olur ve onların uşaklığına soyunur...
Bir insanda SEVGİ kavramı yok ise; o insan kendini, yalnız kendini sever, aynaya bakmadan kendini öven, sanki dünyanın hâkimi kendisiymiş gibi davranan, herkesi kullanmayı amaç edinen, kendini tanımayan kısaca bir terimle açıklamak gerekirse "Kendine Müslüman" olan kişidir…
Bir insanda SAYGI kavramı yok veya gelişmemiş bir zihniyetin kavramlarını taşıyorsa en yüksek mertebede olursa olsun devlet ve siyasi tabiyesi oluşumu olamaz, işte günümüzde yaşadığımız trajikomik olaylarda böyle rastlanır…
Acı ama gerçek;
Başbakan Mustafa Kemal Öncel adlı bir vatandaşa "Artistlik yapma lan" diye hitap etti.
Başbakan: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.
Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.
Başbakan: Artistlik yapma.
Kemal Öncel: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.
Başbakan: İyi bir sanatçısın.
Kemal Öncel: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?
Başbakan: Lan terbiyesizlik yapma.
Kemal Öncel: Lan mı?
Başbakan: Evet.
Kemal Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.
Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?
Kemal Öncel: Ne zaman?
Başbakan: Şimdi.
Kemal Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.
Başbakan: Hadi ananı al git buradan.
Öncel, bu diyalogun bitmesinin ardından polisler tarafından götürülürken de şunları söyledi:
"Lan diye hitap etme. Ayıp be! Kim vuruyor, kim vuruyor? Kolum ameliyatlı. 'Sayın Başbakan' diye hitap ettim, 'lan' diye hitap etti. Benim karşıma çıkacak güce sahip değil, hangi yüzle geldi buraya? Benim adım Mustafa Kemal Öncel. Takip edin, beni takip edin. Halkın sesi oldum."
O zamanlarda gündemimize giren (referandum, anayasa değişikliği paketinde yapılan yorumlar başka bir örnek olarak gösterilebilinir.).
Başbakan: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.
Kemal Öncel: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.
Başbakan: Artistlik yapma.
Kemal Öncel: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.
Başbakan: İyi bir sanatçısın.
Kemal Öncel: Tarım bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?
Başbakan: Lan terbiyesizlik yapma.
Kemal Öncel: Lan mı?
Başbakan: Evet.
Kemal Öncel: Lan mı? Canın sağ olsun.
Başbakan: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?
Kemal Öncel: Ne zaman?
Başbakan: Şimdi.
Kemal Öncel: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.
Başbakan: Hadi ananı al git buradan.
Öncel, bu diyalogun bitmesinin ardından polisler tarafından götürülürken de şunları söyledi:
"Lan diye hitap etme. Ayıp be! Kim vuruyor, kim vuruyor? Kolum ameliyatlı. 'Sayın Başbakan' diye hitap ettim, 'lan' diye hitap etti. Benim karşıma çıkacak güce sahip değil, hangi yüzle geldi buraya? Benim adım Mustafa Kemal Öncel. Takip edin, beni takip edin. Halkın sesi oldum."
O zamanlarda gündemimize giren (referandum, anayasa değişikliği paketinde yapılan yorumlar başka bir örnek olarak gösterilebilinir.).
Bu saygıyı göstermeyenlere ancak bizim gibi NOK araştırmacıları terbiye ölçüsünde yorum yaparak ders verir...
Bir insanda YETENEK yok ise; bu göreceli bir kavramdır anlamı ise değişik biçimlerde açıklanır.
Yetenek; Yalnız argo konuşarak veya halk dilinde konuştum diyerek yetenekler ispat edilmez.
Yine bir geçek var ki, oda terörizmim yeteneği ve buna karşı hükümetin, Şimdiki Cumhurbaşkanını yeteneği, karar sizlerin..
Yine bir geçek var ki, oda terörizmim yeteneği ve buna karşı hükümetin, Şimdiki Cumhurbaşkanını yeteneği, karar sizlerin..
Yetenek deneyim ve fikre saygı olgu olarak görülebilinir fakat bunu yalnız konuşmak ile ispat edemezsiniz davranış ve yaptıklarınız sizin yetenekli veya yeteneksiz olduğunuz ortaya çıkarır.
Bu olgudan mahrum olan kendine yetenekliyim diye lanse eden bir kişi ancak hitap konusunda yalan, riya konularında, halkı ayaklandırma konusunda, tam olmasa da biraz yeteneği var denir. “
Böyle buna benzer bir sürü yazı yazdım ve öyle zannederim ki yazılarımı yazmaya devam edeceğim…
Şimdi üzülerek düşünüyorum, bu yönetmek; özellikle bir sistemi, bir ülkeyi yönetmek; ESTETİK, BİLGİ, SEVGİ, SAYGI ve YETENEK gerektiren zor bir sanattır. Demiştim, o yıllardan bu yana ne değişti…
Ergenekon davası çıktı fikri yüzünden bir sürü aydın göz altında…
Bu aydınlara sözde terörist damgası vurularak habise soktular…
Yasalara saygımdan bu konuya fazla girmeyeceğim fakat bu dava ucu açık dışarıdan destelenen bir dava süreci….
Yukarda sayın denilen RTE çiftçimize artist dediği o diyalog vardı ya, şimdi Amerika’daki asıl yasal artistler Türkiye’nin iç işlerine karışıyorlar…
Hanginiz artistsiniz sayın denilen RTE inanın bunu anlayamadım…
Hadi gücünüz varsa ona da ananı al ve git desenize sayın denilen RTE…
Demokratik açılım; Türkçesi bölünen Türkiye’nin dünyaya açılımı ve satışı, başka bir değişle kendine yetmeyen bir iktidarın dış odaklardan yardım alarak içten içe gizli kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıklar ile vatandaşları bölüp uslusu satmak, iş yapar görünüp, yalan söylemenin açılımı…
Tüm vatandaşlarımız birdir ayrım yoktur ama siz sayın denilen beyler ve bayanlar ülkemizi bu duruma getirdiniz….
Acıdır beni bir kere daha mahcup etmediniz….
İşimiz inanın zor dostlar ama umut var…
Umudu gördüm geçtiğimiz üç ayda umut doğdu, bunun yanında doğal felaketler olmadı değil ama buda bize şunu gösterdi; korkuyorlar, bakın ben kelimeleri arkasındaki anlamlara dikkat ederim işte o İstanbul’da o metropol şehirde daha çok hissedilen felaketin ardından ilk yorum sayın denilen RTE’ den gelmişti aynen şunu söyledi “dere yolunu bulur “ işte bu insan korktuğu şeyleri değişik süreçlerde söyler anlamı o olgu içinde değerlendirmek gerekir fakat korktuğunu ve gelecekte olacakları insan istemeden söyler….
Bir derenin yolunu yapay olarak değiştirdiğiniz zaman aradaki sızıntılardan bir sel esnasında dere yolunu bulur, o sızıntılar sayesinde o delik büyür ve doğal olarak derer yolunu bulurken, o sızıntıları yapay olarak kapatamazsınız, böylelikle doğa bir kere daha sizi yener…
Size bizde ve tüm halkımız bekler, bu dere bir kere daha yolunu çizer ve ne var ne yoksa önüne katıp götürür…
Yukarıdaki paragrafta anlattığım gibi yapay politikalarla ülkeyi yönetmek, hele Türk toplumunu yönetmek aynı doğal felaket gibi sonuçlar doğurur…
İşte bundan korkuyorlar sayınlar ve başındaki sayın denilen RTE…
Yapay olarak dışarıdan destekle rüşvet yolsuzluk ile Fikirlere ve alternatif düşüncelere set kuran bu sayınların toplandığı hükümetin ve muhalefet eden tüm partilerin başı baya belada güven ve iç barış kalmadı dostlar herkes kendi geleceğini düşünür bir ortam oluştu, bu oluşan ortam hepimizi etkileyecek…
Yol yakınken derenin yolunu aynı düzeye getirmesi gerekir bir yukarı dada belirttiğim gibi bir fikri bir düşünceyi yıkmak olguyu kaybetmek kolaydır yeniden yapmak veya düzetmek çok zor hatta imkansız denile bilir yol yakınken düzetmeye bakın kırıcı olmadan yapılan her hareket bir başka politik yıkıma engel olacaktır, yoksa bu derenin önünde kimse duramaz ve durmayacaktır, setler yıkılıyor sayınlar, bu dere nehir, olup aktığında önüne bent konulamaz...
Ülkemizin halkı nasıl bir yaşama mahkûm edilmiş, insana değer verilmesini gördük…
Sayınların sayesinde fakirlik ve yoksulluk sınırlarını gördük…
Önümüzde çetin kış koşulları var doğal felaketler yakında….
Görülen şey bu olayları yaratanların asıl amaçları…
Doğudan bayta güneyden kuzeye tüm halkımız ne olduğunu anlamış durumda…
Sayınlar cepleri dolduruyorlar bunu göre halkımız şu karara ulaştı; açık bir delik bulduğu anda, tüm olgu oluşacak tek beni mahcup etmeyen halkım olmuştur dostlar, bunda çok yakın bir gelecekte olacak…
Halkımız devleti yöneten ve muhalefetteki sayınlara devleti nasıl yöneteceğini gösterecekler devlet böyle yönetilmez yediden yetmişe herkes bunun fakında, diyorum ya felaketler bile umut dağıtıyor…
Her karanlığın bir aydınlığı oldu gibi her yapay enerjinin bir sonu vardır, bu sonun başlangıcıdır demokratik açılım…
Son koz oynanıyor oyuncular hazır senarist senaryoyu teslim etti yönetmen yabancı kökenli bir Türk o Türk yıllardır içimizde beslediğimiz yılan işte son olacak olaylar yakın inanın…
Biz ampul yakmadan, yapay enerji odakları bağlı kalmadan önümüzü görebiliriz…
Ya sayınlar sizler ampulünüzün enerjisi bitiği zaman önünüzü görebilecek misiniz?...
Sayılar arkanıza kattığınız bir avuç insan…
Yine sayılar bu insanlar aranızdan geliyorlar ve bular insanlar insan olma onuru taşıyorlar, onlar geliyor yola devam ederken sayınlar size tavsiyem arkanızı kolayın…
Sizler Sayınlar aradan geçen zaman diliminde arkanızda bıraktığınız karanlık odaklar yavaş yavaş aydınlığa çıkıyor…
Bu aydınlık sizlerin ampulünüzün enerjisi bitikten sonra daha kuvvetli olarak açığa çıkacak sindirerek rüşvet vererek yaptığınız bu yapay politikalar yakında sizin başınıza bela olacak…
Evet Sayınlar bu sizin kullandığınız insan topluluğu umut olarak baskı ve zulümden kaçarak derenin yaptığı gibi bir açık delik bulmaları çok yakın etrafa yeni bir ışık demeti yayılıyor…
O ışık unuttuğunuz Atatürk’ün umut ışığı…
Sizler Sayınlar bir kişiyi habise atabilirsiniz, sorguda öldürebilirsiniz fakat fikri tutuklayamazsınız…
Şunu da bilin Sayınlar fikri fikirle yok edebilirsiniz fakat sizdeki fikirler dolma olduğundan kolay yutulacak şekilde olmasa da yutanlar olabilir….
Birde şu var sayınlar zamanı geldiğinde bu lokmalar yarasız olduğu için dışkı halinde lağıma atılır arasanız lağımlarda bulabilirsiniz, siz değişik biçimlerde bu lağımlara girmişsinizdir…
Sayınlar şunu unutuyorsunuz lağımdan fikir bulunmaz, ama siz hala lağımlarda fikir arıyorsunuz, bu belli olmasına rağmen olmamış gibi davran medya sayesinde bunu görmüyorsunuz….
Yinede sayınlar unutmayın temizlik imandan gelir, sizlerde bu iman olup olmadığı tartışılmaz o sizin ile yaratan arasında bir sorundur fakat görülen köy kılavuz ister mi?..
Siz sayınlar Atatürk’ün ışığını söndüremeyeceksiniz, etik olmayan meyanız rüşvet verdiğiniz satılık kalemler olsa bile hepimizi habise atsanız bile biz biriz biz bütünüz bir olmak bin olmamaktan iğidir…
Dost ve düşmanlar bilsin ki tek bir Türk ve onun bayrağı kaldığı zaman Türk ulusu yıkılmaz…
Bölücülere kaşı tek bir slogan “Ne Mutlu Türküm Diyene” …..
Dolma fikirlerle ulusu ve fikirleri karartmaya çalışsanız bile bu Atatürk’ün ışık sönmez…
Bu ışık Halkın ışığıdır bireyselliğe yer yoktur…
Atatürk’ün ışığı hakaret etmez doğruları söyler 86 yıl önceden sizleri görmüştü…
Atatürk 86 yıl önce görmüş ve bizleri uyarmıştı, işte 29 Ekimler ondan kutlanıyor ama siz bunun bilincinde bile değilsiniz sayınlar...
Ne yazık sizler bu devlette sayınlar oluştunuz…
Hedef Türkiye…
Hedefi gösteren, açan yine siz sayın denilen sayılar…
Yazıklar olsun susanlara…
Yazıklar osun bunları izleyenlere..
Size sayınlara bu kadar taviz verdiğimiz için yazıklar olsun bizlere…
Sayılar ufuk yönüne baktığınızda gözleriniz kamaştıracak ve o ışıla boğulacaksınız çünkü lağımda pislik olarak kalacaksınız…
Sayılar fikir ve düşünceleri raptı zapta aldığınız sürece bu ışık üzmesi daha kuvvetleniyor….
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder