Evet sayınlar bir haftaya daha başladık gündemi
zorlayacak ve asıl gündemi saklayacak gündem maddelerini
Türban + T.S.K = İhanet ve
şerefsizlik.
Bu denklemi bu hafta irdeleyeceğim…
T.S.K 04.03.2008 Tarihli açıklamasının
eleştirilere verdiği son cümlesi ile başlıyorum….
T.S.K:
Türk Milletinin engin sağduyusuna havale ediyoruz.
Kamuoyuna saygı ve üzüntü ile duyurulur.
Sayınlar yukarıdaki duyuru yayınlandıktan sonra bize
bir sürü şahsi mesaj geldi, bunların hepsini yayınlamak isterdik fakat gündem
yoğun olduğu için aralarından seçtiğimiz anlamlı bir mesajı yayınlıyoruz, bu
mesajı okuduktan sonra halkımızın duygularını daha iyi anlayacağımızı
zannediyorum,
Bu mesajı yazan Türk Kadını ile ben bizzat görüştüm
aşağıda anlattığı mesajın yazıldığı peçete evinde bir çerçevede duruyordu, ve
bu peçetenin üzerinde kan vardı bu ilgimi çekti ve sordum:
_ bu kan nedir..
_ bunu yazan operasyonda yaralanmış ve bunu getiren
yüzbaşı o zamanlar revir subayı imiş ve bu Mehmetçik operasyon sırasında
bağzından ve kolundan yaralanmış, bir süre konuşmaması için emir verilmiş oda
yaralı kolu ile bunu yazmış yazarken serumun çıktığını fark etmemiş
Dedi ve İşte o mesaj:
Yayıncı NOK Haber Merkezi başkanına,
Bu mesajımı lütfen iletin, iletin ki bunu dost düşman
okusun ve bizleri tanısın,
Ben 28 yaşında bir Türk kadınıyım ve Türk anası
olamadan yazıyorum…..
Birde şunu bilin hayatımın yarısından çoğu doğuda
geçti çünkü baban önce asker sonradan öğretmen olarak orada kalmıştır ve bende
Doğuda görev yapmış bir Türk kadın vatandaşıyım doğunun sorununu ben herkesten
iyi bilirim, masa başında ahkâm keserek.
Şeref ve şerefsizlikten bahsedenler bunu okusun.
Çıkıp ben bunun altına imza koydum diyenler bunu okusun.
Kısaca kendine şeref kisvesi takanlar bunu okusun…
Şimdi ben yazsam okumazlar çünkü ben kadınım bundan
utanmıyorum fakat şimdiki siyasi otorite yüzünden kime yazacağımı bilemiyorum.
Başörtüsü takmıyorum ve takmayacağım ben Türk olarak
tek de kalsam Türban denen o şeyi takmayacağım.
Ay yıldızlı şapkamı takıyorum ve bu emaneti sonuna
kadar takmaya devam edeceğim.
Lütfen siz bunu iletin…
Saygılar
Bir Türk kadını
C. K.
Genelkurmay Başkanlığına,,
Bana bu bilinci veren babama minnettarım…
Babam bir Türk öğretmeni olarak bana demişti, “
ben şehit olursam bu vatan senin ” arkamdan ağlama kadın ve bir Türk hanımı
olduğunu unutma ilerde çocuğun olursa adını Özgür koy, kim olduğunu unutma,,
Maalesef çocuğumuz olmadı ama yakında olacak ve ben
her zaman Türk kandını olarak çocuğumun adı özgür olacak…..
Babam benimle hep birlikte şu anda vücudu yok ama
fikirleri ile benimle kalacak komutanım o bir vatan şehitti ben bir vatan
kadınıyım….
Bu yazıyı babam ölmeden önce bir askerimiz bize
doğuda köyde babam görev yaparken yılar önce bir komutanımız bize
getirmişti ben o zamanlar 18 yaşındaydım ve yeni üniversiteye başlamıştım,
ağlaya, ağlaya bunu okumuştuk sonra bu gencimiz askerliğini bitirdi ve
memleketine gitti şimdi nerede olduğunu bilemiyorum ama günün önemi vesilesi
ile o mesajı size gönderiyorum….
Yırtık bir peçeteye yazılıp komutana verilen ve bize
getirilen yıllar önceki o yazı….
En iyi ve dürüst günlerim sizlerin arasında
geçti, sayın komutanlarım öleceğimi hissettiğim anda bile yanımdaydınız sağa
olun…
Komutanlarım yanınızda yaşamayı öğrendim, kendimi
savunurken önce milletimi savunmayı öğrendim…
Yanımda arkadaşım ölürken ben ölüme gitmeği öğrendim…
Üzülmedim mi?.. üzüldüm ama sizler şunu pusuda iken
bize öğrettiniz..
“Bizler ölünceye kadar geçen zamanda arkadaşlarımız
gelir, gayret evlatlarım biz bu vatan için varız”
Dediniz ve bizler sizin emirlerinizi dinledik,
lütfen sizde benim bu yazımı okuyun, şu anda ben artık zannettiğim kadarı ile
bu durumda askerlik yapamayacağımdan bir vatandaşım…
T.S.K ölen şehit arkadaşlarıma hiç üzülmeyin, asıl
üzüleceğiniz şey, sizi arkanızdan vuran şerefsizleri korumaktır ve komutanlarım
lütfen artık yetiştirdiğin personelinden başkasına güvenmesin, yemek
yediğimiz yerde ne yazıyordu komutanım “ SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ “
Her zaman Türk ulusu olacaktır komutanım….
İhanet eden, onlara bağlı kurumları ve kuruluşlarda
olacaktır komutanım….
Komutanım sizler bizlere ATATÜRK’ÜN emanetisiniz
bizde size emanetiz bundan sonra ben bir işe yaramam ama yinede Türküm ve
bundan övünç duyuyorum..
Komutanım tek bir parmağım kalsa gözlerim
görmese de, ayaklarım kopsa bile ben yine sizin askerinizim..
Komutanım Emanete ihanet edenler olabilir, şimdiki
siyaset ortamında olduğu gibi..
Ben ihanet etmem komutanım…..
Herkes çıkar peşinde bulunur, bazıları bunu
bilip uyur, bunu da tüm komutanlarımızda bilir....
Biliyorsunuz ki yapacakları yaptıklarının
göstergesidir……
Biliyorsunuz ki gündemi saklamak için T.S.K
kullananlar bu günde yarında olacaktır ve T.S.K kullanıyorlar buna
müsaade etmeyin komutanım….
Komutanım Biliyoruz ki bunu da sizler
farkındasınız fakat şerefli Türk ordusu personeli olduğunuz için susuyorsunuz…
Komutanım Emredin biz yapalım emredin dur dediğinizde
duralım emir komut sizin…
Komutanım bir Türk dünyalara bedeldir…
Tek Türk kalana kadar emirlerinizi bekliyoruz biz
halkız biz hazır kıtayız…
Komutanım biz sizden, siz bizdensiniz…
Emirleriniz komutanım…
Yazılan mesaj bu kadar işte bir eratın mesajı size
uygun olursa dikkate alın…
Sözde değil özünüzden gelen bir mesaj bu komutanlarım….
Saygılarımla….
Arz ederim….
Sayınlar Bende Türk erkeği olarak bu yazıyı
anlayanlara havale ediyorum anlamazsanız anlayanlara sorun….
Sayınlar bize bazen soruyorsunuz NOK kimdir
diye NOK halktır beyler grubumuzda herkes vardır her görüşten insan topluluğu
diyebilirsiniz işte bir vatandaşın samimi görüşleri kim olduğu hiç önemli değil
ne olduğu önemli ve ne yapmak isteği satır aralarında bunu anlayabilirsiniz,
siz sayınlar buna da çanak açtınız bakalım sonumuz ne olacak zaman ve mekan
bunu size gösterecek bizden size bir uyarı daha lütfen kendinize gelin yoksa
söz bitecek o zaman olan olayların önüne fikir ve düşünce
geçmeyecek….
Sayınlar Sizlere söylenecek çok şey var ama her
zamanki gibi siyasi terbiyem buna müsaade etmiyor susun dedim dinlemediniz……
Rezillikle şerefsizliği birleştirdiniz….
Sayınlar 06.03.2008 tarihinde sıra medya organlarına
geldi, asılsız haber yayınlamaya alışkın ve araştırma yapmadan yayın yapan
medya kurumları gibi tüm medya ve haber kaynakları T.S.K tarafından titizlikle
inceleniyor bu olgu içinde 06.03.2006 tarihinde yine bu inceleme sonucu
Genelkurmay şöyle bir açıklama yaptı:
“ Bugün bazı basın ve yayın organlarında, Genelkurmay GES Komutanı
Tuğgeneral Münir ERTEN'in görevinden affını istediği veya istifa ettiği
şeklinde haberler yer almıştır.
Söz konusu haberler gerçeği
yansıtmamaktadır.
Kamuoyuna saygı ile
duyurulur”
Sayınlar,
Bu basın yayın organlarının açıklaması doğru olmadığı buradan da belli olmasına
rağmen doğruluk payı olsa bile ülkemizde T.S.K kumrunu bu ortamda bile
yıpratmaya uğraşan güç odaklarının nerelerde faaliyet gösterdiği bir kere daha
görünmüştür.
Sayınlar,
T.S.K ya bu kadar ilgi ve amaçları ne olduğunu analiz etmek zor değil,
amaçları açık, son olguda yapılan operasyondan sonra “ Bazı
komutanla emekliğe ayrıldı ” diye haberler çıkacaktı…
Sayınlar, T.S.K yukarıdaki açıklamayı
yapmasa ve atlasa, ilerde yapılacak anti propagandayı önlemesi zor olacaktı..
Sayınlar
, T.S.K dan ayrılan personel hakkında, sağlık sorunları veya diğer etkenler
ile ayrılan her komutan veya T.S.K personeli geçtiğimiz operasyonlarla
bağlantısı kurulmaya çalışılacak..
Sayınlar
, T.S.K halkın gözünden düşürme kampanyalarının ilk ayağı bu değil son da
olmayacak.
Sayınlar,
bu asılsız haberin gideceği nokta bu olacaktır fakat Türk ordusu ve Türk
ulusu bu tür anti propaganda medya kurumlarına daha ne kadar taviz vereceğini
de T.S.K izlemektedir…
Sayınlar
birde şuna dikkat edilmeli, bazı medya organları sözde getirim için T.S.K
yanında bulunduğunu göstermelik olarak halka bazı satır aralarında mesajlar
vermektedir.
Sayınlar
bu olgular sayesinde, bu tür yayınlar halkımızın kafasını daha fazla
karıştırılmaktadır.
Sayınlar,
bu olgular ve medya oluşumları içinde örnek bulmak çok kolaydır…
Sayınlar,
bazı sözde sanatçılar ortaya çıkıp askerlik hakkında yorum yapmaları sanki bir
olaymış gibi halka yansıtmaları, bunu gündemde tutmaları.
Sayınlar,
bazı medya organlarının sunucu değiştirip eskiden olumsuz davranışları ve
yaptıkları bilinen ve medyatik sunucular sayesinde kadın hakları
programı yaptırmaları ve de bu programda duyguları sömürmeleri görülmekte olup
bu ortaya çıkan duygu sömürüsü sayesinde yine T.S.K üzerinden getirim elde
etmeleri açık ve olgu içinde görünüyor….
Sayınlar
Kadınlarımızın söyledikleri şeyler çarpıtılarak verilmeğe çalışılıyor
kadınlarımız ve analarımız tek bir mesaj veriyorlar, sordukları şu “ NİYE SAYINLARIN ÇOCUKLARI
ASKERE GİDMİYOR VEYA DOĞUDA NİYE ASKERLİKLERİNİ TAMAMLAMIYOR “ iste asıl soru bu asıl cevaplanacak soru bu NİYE
ve NİÇİN …
Sayınlar Evet
bu soruyu soran kadınlarımız haklı fakat bu olguyu kullanan çoğu zaman
belirtiyim dış istihbaratların birimi olan siyasi istihbarat ve ters istihbarat
birimleri bu soruyu kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı başarıyorlar, işte
doruların saptırılması burada ortaya çıkıyor….
Sayınlar, bu
çeşit istihbaratın yapmak istediği şey; psikolojik istihbarat yolu ile halkın
aile yaşamını etki altına alıp sonra toplumu bölmektir...
Sayınlar,
bizim toplumumuzda ataerkin bir toplum görünse de asıl söz, kırsal
bölgelerde kadınındır, kadın istediği zaman her şeyi erkeğine yaptırır sözü bir
yerde kanundur.
Sayınlar, Bunu
fark eden erkekler ise kadına eğitim verdirmeği istemezler çünkü eğitim alan
kadın erkekten daha üstün olacağı bilinir.
Sayınlar bunu
bilen erkek sözünü geçirmek için kadına eğitim verirken önlem olarak dini ve
din istismarını çok iyi kullanır bu yolla kadını köle haline getirir, buna
rağmen kadının iç güdüleri daha küvetli olduğu için sözlerine daha
çok rağbet gördüğü bilinmektedir….
Sayınlar
bunu yanında ezilen ve sözde ezilmeyen kadın her zaman piyon olarak öne
konulmuştur ve ezilen toplumların en kuvvetli silah olarak kadınlar
seçilmiştir.
Sayınlar,
Psikolojik istihbaratın en kuvvetli ve baskı yapacağı olgu yine kadınlardır…
Sayınlar,
kadınlardan olmuş oyuncular ve oyunlar, senaryolar bu çerçevede yapılır…
Sayınlar,
günümüzde T.V programları ve düzenlemeler işte bu senaryonun bir
parçasıdır…
Sayınlar,
Yukarıda belirttiğim senaryolar T.S.K personeli üzerinde şimdi uygulanıyor,
bildiğiniz gibi herkesin bir anası bir karısı vardır, bundan sonraki analizleri
sizlere bırakıyorum oyun nasıl oynadığını ben size biraz açıkladım ..
Sayınlar bu oyunun maşası ve oyuncuları sizsiniz bunu
siz sayınlardan başkası yapamazdı T.S.K ve bizler düşmandan korkmayız ama
sizin gibi ihanet içinde olan hainlerden çekiniriz çünkü hain, devamlı
haindir.
Sayınlar hain affedilmez arkadan vuran hep siz mi
olacaksınız ne günlere kaldık anlamakta zorlanıyorum, bunu anlayanlar bu
olguyu unutmazlar, ihanetin bedeli çok ağır olur çünkü siz sayınsınız…….
Ne oldu hani muhalefettiniz
beyler ve bayanlar…
Ne oldu nerden emir aldınız beyler ve bayanlar..
Sayınlar ABD ve AKP’nin yanında olmakla huzur veriyor
öyle değimli hem sizler parsa toplayabilirsiniz değimli sayınlar, helal size
sayınlar demiyorum haram olsun…
Sayınlar, ABD ne güzel oynuyor sizlerle, hoşunuza mı
gitti, devam edin, yediğiniz tabağa yapıyorsunuz…
Yanlış anlamayın siz erkek olan sayınlar ve uşakları,
herkes size saygı duyuyor ya, başkalarına da sayın deniyor biliyorsunuz,
ben ise T.S.K saygı duyuyorum, ben olsam size değişik cevap
verirdim…
Sayınlar unutunuz çuvalı…
Sayınlar Unutunuz gülü…
Sayınlar Aldınız dikeni..
sayınlar, daha nasıl sayınlara saygı duyulur
bilemiyorum ve nasıl yazacağımı da artık bilemiyorum…
Sayınsınız, saygısızsınız o yüzden sayın olarak
yüzünüze tükürmüyorum çünkü ağzım aşınır, kalemim kırılır, eskiden AKP idi
şimdi tümünüz lütfen türbanı siz takın, takın isterseniz başınıza çuval geçirin
kafanızı bizler artık görmek istemiyoruz.
Sayınlar hangi canlı ile sizi özleştireceğimi
bilmiyorum ya kara Fatma ya fare her ikisi de canlı fareler kara Fatmaları aç
kalınca yerler biliyor musunuz?..
Sayınlar Ha fare ha siz ( laf aramızda fare bile
sizden sevimli olur bazen ve sizden de temizdir, lağımdan çıkar ve temizlenir
siz onu bile yapmaktan aciz bir varlıksınız ) görünmezseniz seviniriz,
yinede karanlıkta ayak sesleriniz olur zaten.
Sayınlar, siz karanlığı seven bir varlık değilseniz
ben bunları yazarken utanıyorum ya siz okurken utanacak kapasiteniz var
mı?.. Buda yani kapasite konusu ayrı bir yazı dizisi olur sayınlar…..
Sayınlar siz Türk ve dünya siyasetini bizlerden daha
iyi biliyorsunuz ya, susun ne olur yeter artık kim olduğunuzu unutmayın ve
nereden geldiğinizi…
Sayınlar düşünün nereye gidiyorsunuz hangi yola
saptınız….
Sayınlar her çıkışın bir inişi vardır, her
güvendiğiniz dal bir gün kopar ama tek kopmayacak dal T.S.K dır, artık onun
yerine yılanı tutmayı tercih ettiniz buda sizin fikriniz saygı duyarım…
Sayınlar, Yılan temiz bir hayvandır fakat şeytanla
özleşmiştir , boğulmaktan korkuyorsunuz, ölüm Allahın emri, keşke siz
Türk olmayı ve de insan olmayı bilseydiniz.
Sayınlar, siyaseti kendi koltuk kavganıza alet etmeyip
keşke bu milleti bu ulusu bölünme noktasına getirmeden ölüp gitseydiniz o zaman
sömürdüğünüz ve din simsarlığına alet ettiğiniz Allah günahlarınızı belki
affederdi.
Sayınlar düşünün uşakların oyununa ve tezgahına beyaz
çarşaf serip yatanlar, düşünün uykudan kalkarsınız veya kalmazsınız bunu
bilmiyorum, yalnız kalktığınızda o kırmızı güler sizin üzerinizde olursa birde
tahta görürseniz o zaman T.S.K ya güvenmeğin….
Sayınlar T.S.K Sizi de, bizi de korur T.S.K aldığı
eğitim ve saygı budur..
Sayınlar T.S.K tarafsız olarak milletini menfaatleri
doğrultusunda işini yapar, işi bitniğinde kıtalarına geçtiğimiz kara
operasyonun da yaptığı gibi geri döner.
Sayınlar T.S.K hiçbir yerde gereksiz ve personelini
tehlikeye atacak biçimde kalmaz…
Sayınlar bu ve buna bezer operasyonların başarısı için
yetki verildikten sonra başlangıç ve bitiş tarihleri önceki stratejik
çalışmalarında belirlendiği gibi yapılır.
Sayınlar, T.S.K yine yukarıda belirtilen olgu
çerçevesinde bu operasyonların stratejik çalışmalarını kimseye vermez ve
kimseden de bu konuda yardım istemez.
Sayınlar, T.S.K siyasi bir organ değildir, emir komut
zinciri ile çalışan bir kurumdur …
Sayınlar, T.S.K ve bizler şunu biliriz askeri sırlar
hiçbir surette açıklanmaz…
Sayınlar, bu operasyon sırlar kimseye söylenmez,
verilen yetki süresi bitene kadar yetki alanları çerçevesinde yeki verenlere
bile söylenmez.
Sayınlar bu sırları söylemek gibi T.S.K ve bağlı
bulunduğu organların bu sırlar söylemek gibi bir lüksleri de yoktur ve de bu
sırları vermeğe mecburiyetleride yoktur.
Sayınlar bu sırları isteyen veya açığa çıkaranlar
savaş kanunları çerçevesinde cezalandırılır…
Sayınlar T.S.K ancak olumsuz bir durumda ek
yetkiler isteyebilir….
Sayınlar T.S.K Hele siz sayınlara asla bu sırlar
vermez çünkü siz daha ettiğiniz yeminin arkasında durmayan bir siyasi
otorite ile birlikte bu yetkileri T.S.K zorunlu olarak siyasi açıdan verdiğiniz
ve bunu siyaset aracı olarak kullandığınız bilinmektedir….
Sayınlar T.S.K bu operasyonu yurdunu korumak için
yapmıştır…
Sayınlar, bu operasyon yetkisini sizlerin niye
ve ne sebepten hangi siyasi görüş ile yetki ve sorumluluk verdiğiniz ve sonunda
hangi siyaseti güdeceğiniz T.S.K ilgilendirmez, işini prosedürler içinde
yapmıştır…
Sayınlar, size bu operasyon sırların verilmesi demek
hem suç işlemesi hem de savaşı başlamadan kaybetmek demektir, birinin bildiği
sır iki kişinin bildiği haber kabul edilir.
Sayınlar T.S.K bu seferki gibi yine kıtalarına işleri
bitince döndü.
Sayınlar bu orada kalacağını veya tekraren
gitmeyeceğini göstermez çünkü fikir ve düşünce bazında T.S.K gelişiyordur, bu
gelişmenin sonucu ne olur onu yalnız T.S.K bilir..
Sayınlar T.S.K bunları düşünürken sizler gibi
milletini satmaz hele ordusunu polemiklere sokanlara asla güvenmez ve bölünmeye
ve yok olmaya ortak olmaz.
Sayınlar T.S.K yukarıda belirtilen olgular
çerçevesinde, T.S.K hafızalarında şimdiki gibi operasyonlarda ne yaptığını
sorgulayan ve bilmeden T.S.K’yı suçlayan bu kişi ve gurupları
saklar,hafızalarında saklamasının nedeni yalnız gelecek operasyon stratejisinde
nasıl davranacağını ve ne yapacağını planlamaktır, bunlara karşı ek
strateji uygular, hatta sayınların yapmadığını yapar ve susar tepkileri bekler
haksız ve zorda kalmazsa cevap bile vermez.
Sayınlar T.S.K sizler gibi sorun yaratmaz sorun çözer,
sonunda cevap verirse bildiği bir şey olduğunu kabul etmelisiniz.
Sayınlar T.S.K ihaneti ve şerefsizliği asla ve asla
unutmaz yeri geldiğinde bu ihaneti sormayı da bilecek güce ve bilgi birikimine
sahiptir...
Sayınlar tekraren yazmak istiyorum, T.S.K işi
bittiğinde iş yaptığı bölgede bıraktığı kişilere ve iç siyasi otoriteye güvenmek
ve T.B.M.M ‘de çalışan tüm personele, bunun yanında halkına güvenmek ister ve
de güvenir…
Sayınlar, T.S.K yabancı bir ülkenin kurumu değil
halkın içinden gelen zamanı ve görev süresi bitince halktan biri olan halkını
gerçek sahibi ve koruyucusudur, her türlü felaketten milletini koruyan,
silaha son ana kadar taviz vermeyen insansan topluluğuna Türkiye Silahlı Kuvvetleri denir…
Sayınlar, T.S.K aldığı eğitim sırasında komutan
ve personeline devamlı gelişen teknolojileri kullanmayı ve onlarla savaşmayı
akademik olarak öğretir ve dünya siyaseti ve iç siyaseti dikkatle takip eder,
müdahale etmez yalnız öneri verir çünkü akademik çalışmada bilgi paylaşımına
önem veren bir statüye sahiptir.
Sayınlar, T.S.K personelini en zor şartlarda göreve
hazır tutar, teknolojinin geliştiği bu olguda psikolojik savaş dahil çalışan
personeline ve şerefli hizmet süresinin sonunda ayrılan personeline
gerekli ölçüde eğitim verir..
Sayınlar, T.S.K gereken yerlerde bu eğitim verdiği
kişilere gerekli emirleri verir, bu savaş durumunda olsun barış durumunda olsun
her zaman ön planda hazır olan akademik bir hazır kıta denilene bilinir..
Sayınlar Siyaseti sayınlardan daha iyi bu hazır kıta
bilir ama yukarıda belirttiğim gibi müdahale etmez, her zaman yazdığım gibi
kesinlikle ihaneti de asla affetmez ve unutmaz….
Sayınlar, T.S.K kişiler ve gruplar kim olacak
veya ne olacak diye düşünmez tek düşündüğü insan ve memleketidir.
Sayınlar T.S.K bu olgular ve konumunda ATATÜRK
ilke ve inkılaplarından asla taviz vermez, ne surette olursa olsun kimsenin
uşaklığını sizler gibi yapmaz ve sizler gibi bu uşaklığa soyunmaz..
Sayınlar sizler ne yaptığınız, ne yapmadığınızı zaman
gösterecektir…
Sayınlar 07.03.2008 de şerefsiz bir kuklayı Çankaya’ya
getirdiniz şerefsizliğe şeref kattınız şerefsizlik artık sizin için şeref oldu
yine utanmayın reziller…
Sorumlusu olduğunuz bu sorumluluktan siz ve aile
fertleriniz bile zarar görecektir ilerdeki yaşamınızı planlarken buna son
derece dikkat ediniz…
Sayınlar sorununuzu T.S.K çok iyi biliyor…
Sayınlar sorununuzu bilmese idi inanın şimdiki sert
açıklama dediğiniz açıklamayı boş kafanızda sokmamak için bence bu kadar
yumuşak sitemli çalışmazdı fakat yine anlamadınız…
Sayınlar, sizin kafalarınız bu stratejiyi
anlayacak kapasitede olmadığını biliyorum ve bunu düşünerek plan ve
strateji T.S.K hazırlamıştı ama sizdeki kapasite bu kadar daha başka türlü
davranacağınızı tahmin edemezdi, tam o stratejiyi doğrulayacak açıklamalar
yaptınız ve açığa çıktınız…
Sayınlar T.S.K bundan sonra kime güveneceğini daha iyi
tahlil etmiştir ve de zamanı geldiğinde bu devleti kime emanet edeceğini de
anlamıştır….
Sayınlar Yukarıda belirttiğim gibi yok olmanın eşiğine
gelen bu devlette kimin ne mal olduğunu kimin yan gelip yattığını kimin beyaz
çarşaflar üzerinde uyuduğunu, kimin beyaz kefen giymeye hazır olduğunu
anlamıştır…
Sayınlar bunu anlamayan bir siz kaldınız bunu
biliyormuşsunuz gibi davranmayın çünkü bunu da bilmiyorsunuz.
Sayınlar bu yukarıdaki olguyu anlamak bir
kapasite meselesi, bundan sonra olacakları bilmek ise bizim kapasitemize
bağlıdır analiz etmeği ve olacakları görmeği sizden daha iyi bildiğimiz kesin
ne dersiniz?.
Sayınlar, bu olguları düşünün, tabi’i ki düşünme
kapasiteniz varsa, belki bir şeyler öğrenirsiniz, öğrenmenin yaşı ve zamanı
yoktur istemek yeter….
22.02.2008 tarihinde yayınlanan, ve NOK haber
merkezine gönderilip incelemem için bana verilen bir yazı dan bahsedeceğim ve
gündem o kadar hızlı gelişiyor ki yazacaklarımız yazmadıklarımızdan fazla
oluyor bazen de yazımız uzadıkça uzuyor.
Sayınlar bu haftalık yazıma bu yazıya bakarak
birazda yorum katarak yazmayı düşünmüştüm, ama gündem ve hafta çok şeyleri
değiştirdi, ihanetler ihanetleri siyaset için yapılan şerefsizlikler bu
haftanın gündemi oldu.
Bakın o bahsedeceğim yazının başlığı şu “İHANETİN
ANATOMİSİ (Emperyalizm, AKP ve Türk gençliğine düşen görev)” ve ilk
paragrafında şunlar yazıyor; “Türkiye Cumhuriyeti, 65 yıldır işbirlikçi sağ
ve dinci iktidarlar tarafından yönetilmesinin neticesinde ekonomik, sosyolojik
ve siyasal anlamda dışa bağımlı hale dönüştürülerek ulusal politikalar
güdemeyen basiretsiz bir yarı sömürge görünümüne sokulmuştur.”
Evet sayınlar
bunu Aydın YETKİN yazmıştır ben bu yazının altına imzamı atarım yazını
devamını okumak isterseniz (ek1,) tıklayın lütfen…
Bu yazıya ben bir ek daha yapacağım yazarı söylediği 65 yıldır işbirlikçisi sağ ve dinci iktidarlar yanında kendini sol gibi gösteren iktidarlarda başa geldi onlar ne yaptılar sayınlar, onlar devamlı yorum yaptılar ama çözüm üretmediler..
Bu yazıya ben bir ek daha yapacağım yazarı söylediği 65 yıldır işbirlikçisi sağ ve dinci iktidarlar yanında kendini sol gibi gösteren iktidarlarda başa geldi onlar ne yaptılar sayınlar, onlar devamlı yorum yaptılar ama çözüm üretmediler..
Bu işbirlikçisi sağ ve dinci iktidarlar ise kendi
görüşleri doğrultusunda kendi müritlerine doğru olmasa da eğitim vererek
Türkiye’yi şimdiki içinde bulunan ortama getirdiler, eğitim 0-6 yaş arasında
ailede başlar okulda sürer mezarda biter okul ile mezar arasındaki olguyu bilim
ve teknoloji olgusu götürür manevi inançlar bu bilim ve teknolojinin doğru
kullanılmasında bir araçtır, her şeyde olduğu gibi bu araçlarda doğru
kullanıldığı zaman insana yardım getirir…
Bu araçlar doğru kullanılmaz ise veya kullandırılmaz
ise şimdiki din simsarları ortaya çıkar..
Bunu gördüğü halde “Bize bir şey olmaz” dediler çözüm
üretmeyen ve eleştiri ve yorum yapan sol tandanslı veya bu görüşe sahip olan
iktidarların bu olgudaki payı bence daha büyüktür, ÇÖZÜM = ÇÖZÜM…
Yine sol tandanslı kişi ve gruplar yıllardır bu karşı
grubu eleştirdiler. Kimseyi eleştirerek bir sonuca varılamaz, eleştirinin
yanında çözüm ve bunları halka anlatmak gerekir kanaatindeyim, buda
onların yani din simsarlarının ve dış ülkelerin güdümüne girmek için
onların uşaklığına soyunanların (medya ve içimizde bulunan siyasi otorite ve yandaş
siyasetçiler gibi) her ortamda her yerde yaptıkları gibi bire bir eğitim
ile başarılır olduğumuz yerde yorum yapmak veya eleştiri yapmak yeterli çözüm
olmamakla birlikte ilerde çözümsüz olgulara da yol açar ve açmıştır.
Sayınlar Başarılı olmanın yolu dürüstlük ve verilen
eğitimi daha sonra kontrol etmekten ve yeni olgular eklemekten geçer.
Sayınlar Eğitimi almak veya vermek, kendini
yenilemekten geçer…
Sayınlar Eğitim ne kadar doğru verilse veya doğru
olarak kabul edilirse de kendini bilimsel olarak yenilemeyen eğitim başarısız
olmaya mahkumdur..
Sayınlar birde öncelikle karşı görüş ve tarafı
yenmek ve kendimizi geliştirmek için her yönden bilimsel olarak yenilenmeye
ihtiyacınız vardır.
Sayınlar sizler yenilenmezseniz karşı taraf dış baskı
ve zulümlerle zorla kendini yeniler.
Sayınlar, sizde bu yeniliklerin arkasında ve yanında
olmaya bir yerde mahkum olursunuz…
Sayınlar , bağımlı ve bilinçsiz bir bilim, bilim
değildir, bilim saklanmaz başı bağlanmaz..
Sayınlar paylaşım yapılan her olgu ve insanı güzele
doğruya çalışan her düşünce ve fikir bir bilim..
Sayınlar, Bu yolda yürüyenlere bilim adamı veya
bilim kadını denir, bu insanların yaptığı işe çıkarsız bilim denir…
Bilim para kazandırmaz yalnız doğru yöntemi gösterir o
ölçülerde çalışanlar dürüst ve sömürmeden para kazanmayı öğrenir, bilimi araç
gibi kullananlar ise ya sömürülür yada sömürür bunu da bilim yine onlara
gösterir, YAŞAM = BİLİM olarak görmek doğru bir algılama
biçimidir…
Sayınlar, Soyut ve somut kavramlar aynı çerçevede ele
alınmaz yalnız soyut kavram somut kavramı ortaya çıkarır.
Sayınlar, Tam tersi olan olguda şudur soyut kavram
somut kavramı yok eder..
Sayınlar, Somut bilim ortadan kalkınca o zaman kölelik
ve uşaklık başlar işte somut bilimin yararı burada görünür, somut bilim
köleliği ve uşaklığı önler…
Sayınlar, Yenilenme daha önceki fikirleri egale etmek
değildir o fikirlere yenilerini eklemektir, birde saygı ve sevgi ile olursa,
görüş karşıtı olsa bile onun fikir ve düşüncesini dinlemeği
bilmektir.
Sayınlar, Karşı düşünce yapısını bilerek ona göre
bilim + eğitim stratejisi uygulamak gerekir, bu olgu olduğu zaman
fikirler daha iyi algılanır ve daha iyi halka anlatılır……
Sayınlar, Şu anda Türkiye’ de avantaj bu yukarıda
belirttiğim olguyu kullanan kesimin olacaktır..
Sayınlar Türkiye’de avantaj ve dezavantaj olgusu çok
önem taşır, şöyle ki; şu aşamada dezavantajı avantaja çevirmek için anti
tepkimizi göstermemiz gerekir, tepki ancak anti tepki ile çözülür, anti
tepkiyi göstermeyen bir toplum köle olmaya mahkumdur….
Geldiğimiz hafta tüm sayınlardan bir ricam olmuştu,
bunu kısaca tekrar etmek istiyorum…
Şu anda yurdumuz tam anlamıyla batağın içinde
çırpınıyor, bu batakta ordumuz hem iç de hem de dış istihbarat ( adları ne
olursa olsun ) servisleri ile kuşatma altında..
Bu aşamada ordunun içine sızamıyorlar, o nedenle iç de
ve dışta yapılan anti propaganda yolu ile halkın gözünden ordumuzu
düşürmeğe sonra parçalamaya çalışıyorlar.
Yukarıda belirttiğim olgu çerçevesinde, gizli amaçları
doğrultusunda bilindiği üzere türban denen anlamsız olayı gündeme sokan bu
siyasi otorite ve onun uşaklığına soyunan siyasetçilerinde olduğu göz önünde
bulundurarak şunları yazıyorum…
Sayınlar Bilim ve teknikten ayrılmayın..
Sayınlar Bilime hakaret ederek kadınlarımızı
sömürmeyin…
Sayınlar Unutmayın sizden büyük bu devlet ve içinde
yaşayanlar var…
Sayınlar bu devleti bölmeğe hele ordumuzun üzerinde
siyasi oyunlar oynanmasına bizler dahil kimse müsemma göstermez…
Sayınlar Emin olmamakla birlikte uşaklığa ve
siyasete soyunan siz sayınlar işinize bakın, bilmediğiniz konuda konuşmayın,
bildiğiniz konuda bin düşünün bir konuşun, sizler uşak olabilirsiniz, sizlere
de saygı duyarız ama bu Türk devleti asla ve asla uşak olmadı ve olmayacaktır….
Sayınlar, Biz biriz hep bir kalacağız, birliğin
ve bir rakımını biliyor musunuz ?.” 1” bayrak direğine benzer o bayrak
inmeden Türk toplumu bitmez ve bitirilemez…..
Gelin geçen hafta yarım kalan iki arkadaşın gerçek
yaşanmış öyküsüne devam edelim…
1975-1980 yılları arasında bu iki arkadaş bir
birlerinden habersiz Ortadoğu Teknik Üniversitesine girdi demiştim…
Biri köyden ezilen toplumu temsil olarak görünen şehit
torunu ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı bir köy delikanlısı, ikinci
kahramanımız genç ise babası zengin aynı köyden gelen genç gibi bir
Atatürkçü milliyetçi çizgide bulunan bir doktorun ikinci Çocuğu.
İkinci kahramanımız son derece yakışıklı tam bir
Türk delikanlısı, bu ailenin birinci çocuğu ise kız ve sosyalist olaylara
katılmış bir genç kız.
Köy delikanlısı ile arkadaş olan onun adeta kardeşi ve
sırdaşı olmuştur, bu iki delikanlıyı birleştiren tek şey Atatürk’e olan
inançları imiş...
Bu iki genç üniversite hayatları boyunca hep beraber
olmuşlar…
O zamanki Siyasi sol Olaylara beraber girmişler…
Olaylarda polisten beraber kaçmışlar, hatta bir gün Polis Jopu ile her iki delikanlının ayakları
kırılmış…
Buna rağmen yinede boş kaldıkları zaman kendilerine
göre en mühim şeyi yapıyorlarmış..
Türkiye için iyi ve dürüst politika nasıl olur bunu
kimler başarır diye, en geniş bilgiye ve dokümana sahip olan kurum, Milli
Kütüphanede vakitlerini geçiriyorlarmış.
Buldukları sağ ve sol kitapları o zamanlar son derece
gizli ve saklı olarak okuyorlarmış..
Bir gün yaşadıkları eve bir baskın yapılmış, tüm ders
kitapları dâhil hepsi yakılmış, sorduklarında, neymiş efendim sakıncalı
kitapmış demişler onlara…
Onlar hiç yılmadılar hep siyaset ile okullarını bir
arada götürmek istiyorlardı..
Düşündüklerinde karşılarında ki gurup ile kendileri
arasında hiçbir fark olmadığını ve bu terörün dış odaklarca yapıldığını
düşünüyorlardı ama anlamadıkları daha çok şey vardı....
Derslerinin yanında devamlı siyaseti ve
politikayı yine yapılamayacağını bile, bile buldukları kitapları satın alıp
okuyorlardı, her zaman emperyalist güçlerin halkı nasıl ezdiğini ve köle
haline getirdiğini, buna karşın ezilmiş halkların nasıl davrandığı çözmeye
çalışıyorlardı…
Düşündüler, düşündüler , “bu ortamda yaşasak bu konuda
tez bile yaparız” dediler bilgi birikimleri gitgide gelişiyor bu birikimleri
analiz ediyorlardı, yanlışlarını seçiyor, karşı grubun doğruları ile
pekiştiriyorlardı sıra bunu arkadaşlarına söylemeğe gelmişti burada tereddüt
içinde kaldılar çünkü bunlar mı doğru yoksa yaptıkları ve yapacakları eylemler
mi?.. İşte bu ikilem içinde kalmışlardı…
O yıllarda ve yaşadıkları ortamda yaşamak ölmekten
daha zordu, bunu o iki delikanlıda biliyordu..
“Ne olurdu kimse ölmeseydi ve fikir ile mücadele
edilseydi” diye çok kafa yordular..
Yukarıda da belirttiğim gibi bildikleri
bilmediklerinden azdı…
O bilmediklerini de onlara çıkarları doğrultusunda yanlış
kişi ve gruplardan adapte edenleri biliyorlardı ama bilmek yapmakla aynı
çizgide gitmiyordu.
Kendilerine bu anlamsız olguyu bile anlatamıyorlardı,
fikirler ve düşünceler hep havada kalıyordu…..
Yine ezilen halk kendisi ezen halk kendisi bu nasıl
işti bu nasıl bir ideoloji savunmaktı….
Sağ ve sol ideolojisi acaba ATATÜRK ideolojisinden
daha mı iyimiydi yoksa en iyisi ATATÜRK ideolojimsimiydi?...
Bunları düşünüyorlardı her zaman tek bir yerde takılıp
kalıyorlardı ATATÜRK bu olacakları nasıl biliyordu nasıl bu kadar halkını
tanıyordu…
Karşı koymak yetmiyordu onlara karşı koyup uygun
fikirler geliştirmek gerekiyordu bu hiç kolay değildi fakat bundan yılmayı hiç
düşünmediler….
Karşı görüş deki gençlerde bu tür düşünüyorlar mıydı
acaba?..
“ Tabi’i ki insan olan bunları düşünürdü “ diye
düşündüler çünkü varlardı, düşünen bir toplumda yaşıyorlardı.
Sayınlar,
Yazımın burasına sizlerinde gördüğü veya gömemezlikten
geldiğiniz bir şeyi vurgulamak istiyorum yukarıdaki yakın tarihimizde geçen bir
olgu, pekiyi bu olgu şimdiki yaşadığımız olguya benzemiyor mu?..
O zaman sağ ve sol vardı şimdi ise din istismarcıları
ve karşısın da duran laik Türkiye’yi korumaya çalışanlar var aynı oyun tekrar
tezgâhlanıyor dikkatli olmamız ve düşünmemiz gereken olgu budur…
Oyunları oynayan değişti oynayan alan aynı.
Sayınlar bir ayrılan yönü var şimdi manevi ve
bilim savaşıyor…
Sayınlar bilim mi manevi inanç mı bunlar
bir arada bu memlekette yaşayamaz mı ?
Sayınlar Bir insan hem laik hem Müslüman olmaz mı?…
Sayınlar Türkiye’de yoksa düşünen insan kalmadı mı?..
Sayınlar Biz insan değil de yoksa robot mu olduk?….
Sayınlar Her şeyi körü körüne inanan atılan kemiği
yiyen düşünmeyen bir köpek mi olduk?..
Sayınlar Yine yıllar önce yaşanmış olgumuza
dönelim…
O yılarda istihbarat örgütleri boş durmuyordu, bu tür
düşüncesi her iki gruplaşmış gençlerin zamanında ve yerinde yok
ediliyorlardı.
Birde istihbarat örgütlerinin senaryosu başka bir
senaryo ile halkın nabzını tutmaktı…
Senaryo başka gösterilen olgu başka idi şimdiki gibi
dini ön plana çıkarmak istediler çünkü din soyut bir kavramdı, bu tür siyaset
ise somut kavramlarla yıkılamazdı…
Bu yıllarda İstihbarat örgütleri kendi içlerinde ikiye
bölündü, bir kısmı daha henüz Türkiye’nin bu din ayrımına hazır olmadığını
düşünüyor öbür kesim ise bunun hemen tezgâhlamamız gerekir diyordu.
Maraş olaylarında nabız tuttular biraz daha
beklemeğe ihtiyaç olduğunu gördüler yakın tarihimizde bir kere daha denendi
buda Sivas Olayı ( Madimak katliamı ) olgu
olgunlaşmadığını görünce firene basmak zorunda kaldılar….
Yine o yılarda Tezgâhta CHP ve HP vardı….
İşte o yıllarda MSP i devreye girdi daha önceden
senaryosu yapılmış plan yürürlüğe konmuştu ek olarak ilerde kullanılmak üzerede
şimdiki şeref ve haysiyetten bahsedene benzeten şerefsiz F. G’ de bu dış ve en
acısı iç İstihbarat kurumları tarafından beslenmeğe başlandı…
İlerde HP ile MSP yi aynı siyasi oluşum içine
sokmaya o zamanlardan senaryosu yapılmıştı, yalnız bir şartla MSP başta olup HP
onun yanında olacaktı çünkü HP ne yapacağı ve nerede döneceği belli
değildi, şimdiki durum gibi olmasından korkuyorlardı fakat olguda HP’ ye
son derece ihtiyaç vardı o nedenle son derece dikkatli senaryoları
yapmaları gerekiyordu uzun vadeli istihbarat oyunun şartı buydu, işte tüm
senaryolar bu çerçevede yapıldı…
Şimdiki durum AKP ve MHP işte senaryo tamamlandı şeref
ve şerefsizlik ortaya çıktı……
Bilen her şey söylenmez ama bilinmeyen sözler her
zaman görülür ama görmemezlikten gelinir….
Sayınlar Geriye dönelim …
Sayınlar İki arkadaş üçüncü senelerinde doktorun oğlu
olan gencin İzmir’deki yazlığına giderler…
Sayınlar En unutulmayacak arkadaşlıklar, okul ,
askerlik ve hapishanede pekinleşir..
Sayınlar Bir parça ekmek bazen bir ziyafete dönüşür
işte bu arkadaşlıktır…
Sayınlar Bu arkadaşlık değil bir kardeşlikten öte bir
şeydir bu dostluk….
Sayınlar Bu dostluk ortamı yemekten sonra
birinci sigarası yakılırsa işte o dostluğu kimse bozamaz ölüme kadar gider bu
dostluktu bu…..
Evet ölüme kadar da bu iki delikanlının dostlukları
gitti....
Yukarıdaki ve günümüzdeki Bu senaryoların en iyi satış
noktası genç nesli ve genç kızları kullanmak birbirine düşürüp getirim elde
etmekti…
Yine geçtiğimiz hafta 14 Mart 2008 16.30
civarında zaten hep tesadüf eseri Cuma günlerine denk gelen, Genelkurmayın
açıklamaları ve öbür haftanın gündemini belirleyen olaylar olur, bunlara
artık bizler alıştık yakın tarihimize bakarak bu alışkanlıklarımızı da
görebiliriz…
3 Kasım 1996 tarihinde Pazar saat 19.25
civarında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde meydana
gelen trafik kazası sonucu, yasadışı polis-mafya-aşiret ilişkilerinin yine bir
hafta sonuna denk gelerek tesadüf olarak ortaya çıkması ile patlak veren
skandal. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli skandallarındandır.
Evet yıl 14 Mart 2008 yine bir hafta
sonunda, ülke hem de dünya gündemi sarsan haberler verilirdi ,bu tesadüf mü değimli
bilmiyoruz ..
Türkiye cumhuriyetinde her şey tesadüflere
bağlanmıştır işte bu geçtiğimiz haftada cumhuriyet savcısı Türkiye’de ilk defa
iktidarsız iktidar partisine yani yalancı, bölücü din simsarcı parti olan AKP
ye kapatma davası açtı..
Bu davanın sonucu ne olur bilemiyorum
fazlada yorumda yapmayı da istemiyorum, çünkü dava açıldı artık yorum ve
düzenleme yüce yargının…
İşte Atatürk bize bunu öğretti koyun değil çoban
olmayı ve sizin gibi koyunları gütmeği….
Sizlerde biliyorsunuz dayak yemeğe alışmış bir siyasi
otoriteye şu anda sahibiz..
Ayıp yapan yargımı?...
Demokrasi sizin değiminizle araçtı şimdi demokrasiyi
nasıl kullanacaksınız? Yorum yüce yargının..
Yine sizin değiminizle laik olan Müslüman olamaz
dediniz ve bunu uyguladınız mı? Yorum yüce yargının…
NOK grubu olarak parti kapatılmasına karşıyız
fakat Türk Cumhuriyetinin Din simsarları tarafından ve ona destek veren
siyasetçilerin devleti yönetmesine de karşı olduğumuzu bir kere daha
belirtelim…
Kim kime pirim verdi siz pirimi halkı sömürerek dış
ülkelere vermediniz mi? Yorum yüce yargının..
Kime bu iddianame şeref getirir, kime şeref getirmez
yorum yüce yargının…
Bu davada NOK grubunun ve benim bir Vebali
varsa NOK grubu ve ben bu vebali alırız..
Sizseniz suçsuzsanız susun yargıyı bekleyin,
konuşma yasağı çıkararak çok iyi yaptınız ama susmayı bilmiyorsunuz.
Kimler gaflette, kim sizi durduramaz, eğer biz
hatalıysak cezamızı çekeriz ya siz hatalıysanız bunu ödeyebilecek misiniz,
hayvan diyorsunuz, hayvan olan sizmişsiniz, bizimi kabul ediyorsunuz
bırakın böyle söylevleri insan olun insan!…
Bu olgu içinde yüce yargıya sonuna kadar destek
vereceğimizi de söylemek zorundayız çünkü bu memleket hepimizin bundan sonra bu
konuda yorum ve yetki yüce yargınındır…
Bu arada, grubumdan bir ricam olacak her nerde
olursanız olun, her kim ile görüşürseniz görüşün lütfen bundan sonra
sonuçlanmamış yargı için yorum yapmayın.
Bu olgu içinde artık yüce yargının kararlarını
bekleyin karardan sonra bizlerde yorum hakkımızı her ortamda kullanırız…
Yine yukarıdaki düşünce yapısında kalarak,, siyaset
ve bunu doğru yapan veya yapmayan herkesi tarafsız bir vaziyette
dinleyin.
Sayınların sözlerini bilinçli bir fikir ve düşünce
bazında sizlere adapte edilen siyasi terbiye dışına çıkmadan eleştirmek
serbesttir.
NOK grubunda bulunan alt ve üst düzeyde çalışanların
sıkıntılarını biliyorum..
NOK grubu çalışanları, Karar mekanizmasında
bulunuyorsunuz, susmak veya fikrinizi söylememek size zor geldiğini de
biliyorum..
Sabır arkadaşlar yüce yargıya güvenin….
O yargı ki, Türkiye Cumhuriyetini koruyan kişilerden
oluştuğuna inananın…
Her güncel olaya şüphe yolu ile yaklaşın her olayın
altında yatan gizli saklı gündemi bulmaya çalışın arkadaşlar…
Sayınlar şimdi yasal bir karara biraz
bakalım….
Sayınlar Geçtiğimiz hafta yine cumhuriyet savcısının
iddianamesinden önce Danıştay bir tokat gibi karara imzasını attı…
Sayınlar Danıştay’ın yasal Kararı ise kısa ve özü şu Üniversitelere türbanlı öğrenci giremez yetkisini
aşanlar yasanın tokadını böyle yerler…
Bunu sizler anlamadınız, “alışmış kudurmuştan
beterdir” derler ya işte sizde dayak yemeğe alıştınız..
Bu yasa tokadını bir daha istersiniz, yetmez bir daha
istersiniz bunu biliyoruz…
Yasa adamlarımızla kısaca adam gibi adamlarla
uğraşıyorsunuz onlar bilirler ki sizin gibi olanları ve sizin gibi din
simsarlarını daha çok yargılayacaklardır.
Yasa adamlarımızın görevi sizi ve sizleri bu
memlekette yaşatmamamktır, fakat sizin göreviniz yargıya müdahale etmek
ve hukuk tanımaz bir ortama bu milleti sokmak, en acısı en utanmadan
yaptığınız şey; genç kızlarımıza yazık ediyorsunuz kendi siyasi
çıkarınız için o körpecik beyinleri yıkıyorsunuz, ayıp, ayıp, yine
ayıp ve en büyük günahı işliyorsunuz gariban ve masum kişilerin düşüncelerini
saptırarak yalan söylüyorsunuz ve bu yalanı kendi öz çıkarlarınızı
kuvvetlendirmek için söylüyorsunuz ….
Şimdi gelelim bizim geçmişimize, bu geçmişimizi
geçtiğimiz hafta sizlere yazdığım iki arkadaşın geçek kurgu olmayan öyküleri
ile daha iyi algılayacağımızı umut ediyorum…
Geçen hafta iki arkadaş tatil için 1975-1980 yıları
arasında bir yaz tatili için İzmir’e gittiğini yazmıştım, bu arkadaşlardan biri
yazımı takip edenler bilirler öbür arkadaşından daha zengindi ve zengin
arkadaşının babasını yazlığına gitmişlerdi…
1975-1980 yıları arası terör en uç noktasında
idi…
Çoğu gencimiz ölüyor çoğu gereksiz sebeplerle
tutuklanıyordu.
Yukarıda belirttiğim tutuklamalar o dereceğe varmıştı
ki herkes söyleyecek sözlerinin bile şifreli olarak birbirlerine veriyordu.
Bu şifreler çoğu zaman ikiye ayrılmış kâğıt paralar
olarak veriliyor ve bu para ile iki arkadaş tanışabiliyorlardı ve fikirlerini
böylelikle birbirlerine aktarabiliyorlardı…
Kimse kimseye güvenmiyor, herkes birbirine şüphe ile
bakıyordu…
Bir bölgede, bir grubu denekçisi olan emniyet
kuvvetleri, bir tarafta öbür grubu destekleyen emniyet kuvvetleri vardı ,
kısaca emniyet kuvvetleri bile aralarında bölünmüştü ve kim daha çok tutuklama
yaparsa o emniyet kuvveti başarılı oluyordu gizli bir rekabet ve ispiyonculuk
artık halka adapte ediliyordu, bu tutuklananların yerine seçme gençler
bir sürü vaatlerle söylenerek, isteyerek veya zorla kendi
gruplarına katılım işlevleri de son sürat senaryoya konup gerçek hayata
geçiriliyordu….
İşte bu senaryoları bizim iki arkadaşa
uygulanmıştı…
İki arkadaş yaz tatilleri için geçireceği iki katlı
eve akşam saatlerinde yorgun olarak gelmişlerdi, bu yorgunlukla kendilerine
önceden aldıkları çayı yaptılar ve bir süre sonra kendi odalarına çekilip
yattılar…
Ankara’dan çıktıklarından bu yana onları takip eden
karşı gruptan haberleri yoktu, bu karşı grup daha önceden bunu planlamışlardı
ama bu plan bir kişilikti, hemen ek plan yapmaya ihtiyaç vardı dış
istihbaratlardan öğrendikleri oyunu uygulamaya karar verdiler…
Bizim iki arkadaş sabah kalktılar, bir dilim ekmek ve
zeytinle o aldıkları çayı yaparak kavatlı ettiler…
Her ikisinin de parası kısıtlıydı, zengin olan
arkadaşı öbür arkadaşının moralini bozmak için ailesinden para istememiş….
Arkadaşlıkları öyle kuvvetliydi ki onları hiçbir
konuda kimse ayıramazdı, bu nedenle zengin ailenin çocuğu olan arkadaşı,
arkadaşı ile aynı türde tatil geçirmeği istemişti, tek ona yaptığı şey şu
olmuştu ailesinin yazlığına getirmekti zaten bunu zar zor ikna edebilmişti…
İki arkadaşın o günkü planları çıkıp
etrafı görmekti….
Kahvaltıdan sonra evden çıktılar kendi bahçelerinde
yüz metre yürüdükten sonra kasabaya varıyorlardı, yürürken önlerinde para
dolu bir cüzdan olduğunu fark edip hemen o cüzdanı aldılar içine bakıp kimlik
aradılar yalnız para vardı…
Bir süre birbirlerine baktılar sonra bunu götürüp
polise veya karakola vermeği düşündüler…
İkisi de OTÜ’ DE okuyorlardı bu nedenle
kimseye hele emniyete güvenmemeyi çok önceden deneyimleri ile öğrenmişlerdi.
İki arkadaş şunu düşündüler, tatilleri burunlarından
gelebilirdi…
Buldukları cüzdanı orada bırakıp gitmeği bile
düşündüler..
Birde şu vardı onların bahçesinde olduğu için belki de
ailesi iyi vaziyette olan arkadaşının babası düşürmüş olabileceğini
düşündüler..
En iyisi merkezde ki telefon kulübesine gidip
arkadaşının babasına telefon etmesini sağlamaktı, yalnız bu o kadar kolay
değildi çünkü Ankara’dan gelmeden önce telefonda bir konuda tartıştıklarını da
bilen arkadaşı zorla onu ikna etti..
İki arkadaş telefon ettiler ve babasının yurtdışına
gidip orada bir konferansa katılacağını öğrendiler..
O zaman ne yapmalıydılar?..
Parayı alıp eve döndüler ve evde sakladılar ve
dolaşmaya çıktılar eve tekraren döndükleri zaman aynı yere yakın bir yerde aynı
cüzdana benzer bir cüzdan ile karşılaştılar bu sefer şüphelenmeğe başladılar ve
alıp o cüzdanı da eve girdiler aynı öbürü gibi içi tıka basa para doluydu
kim bunu bırakıyordu?..
Bu yukarıdaki olay dört gün böyle devam etti….
Bizim iki arkadaş dört günde yaklaşık şimdini
parasıyla 4.000 YTL paranın sahibi oldular, bu paranın 1 YTL sine bile
dokunmadıkları halde beşinci gün deniz kenarına giderken en az 10 kişi iki
arkadaşın etrafını sardı…
İki arkadaşı birbirinden ayırarak önce dövdüler, sonra
zengin olan arkadaşını alarak bir şeyler söylediler sonra bu on kişi gittiler…
Ağızları burunları kan revan içinde eve zor giden iki
arkadaş evde başlarına geleni ve daha önceki dört günün sebebini buldular….
Olayı tezgahlayan Ülkü ocakları denilen HP ye bağlı
kurumun elemanları olduğunu söylemişler ve de kenara çekip konuştukları zengin
ailenin çocuğunu ülkü Ocaklarına kayıt etmek istediklerini, bu olgu çerçevesinde
eğer üye olmaz ise verdikleri paranın dört katı olan parayı bir sonraki gün
istediklerini iletmişler….
Eğer bu istekleri olmaz ise ailesini ve kendisini bu
ülkede yaşatmayacaklarını belirmişler….
İki arkadaş bu durumdan nasıl kurtulacaklarını düşüne
devam ettikleri sırada senaryonun son aşamasına gelmişlerdi…
Ertesi gün gidip ülkü ocaklarına kendilerini kayıt
ettirdiler, bir sorun daha vardı en büyük sorunda o idi OTU’ de bunu nasıl ve
ne biçimde anlatacaklardı üç senelik üniversite hayatları ve kendi hayatlarının
bittiğini artık biliyorlardı ama bunu kabullenemiyorlardı…
Düşündüler burası İzmir bölgesi idi beklide
saklayabilirlerdi, böylelikle 6 hafta daha geçti, Ankara’ya dönüş vakti
gelmişti..
Ankara’ya döndükleri zaman dönem kayıtlarının zamanını
öğrenmek için OTU’ ye gittiler eskiden bilgi sayarda bu kayıtlar
olmuyordu…
Ankara’daki evlerine döndüklerinde kapıda iki kişi
duruyordu bu kişiler onlara aynen şu sözleri söylediler “ Biz hükümet
tarafından geliyoruz, İzmir’deki kaydınız Ankara’ya alındı artık emirleri
buradan alacaksınız” dediler ve gittiler..
Bizim iki arkadaş şimdi ne yapabilirdi İzmir’de
yaşadıkları olay Ankara’ya nasıl gelmiş ve emirler dediği şeyler ne olabilirdi.
Nasıl bir işti bu anlamak şu anda imkânsızdı, “Nasıl
olsa kokusu çıkar” dediler ve beklemeye başladılar bu bekleyiş sanki onlara
yılar gibi gelmişti, 6 gün sonra yine o iki kişi kapılarını çaldı ve bizimle
geleceksiniz dedi…
Kapıda bulunan ANADOL markalı bir arabaya binip
gittiler, arabada gözleri bağlandı ve bilmedikleri bir evin bodrum
katında gözleri açıldı yüzlerini görmedikleri iki kişi daha vardı konuşmaları
yabancı olduklarını ve emirleri onlardan alacaklarını anladılar…
Birinci yabancı kişi onlara şunları
söyledi, “ Okudunuz üniversitede olacak olayları ve tüm eğlemeleri bir
rapor halinde bize bildireceksiniz “ dedi “bunu bildirmezsek ne olur”
diye sordular bizim iki arkadaş susan ikinci yabancı kişi bağırarak “ İzmir’de
size söylenenleri unuttunuz mu? isterseniz tekraren hatırlatsınlar komünist
köpekler “ dedi ve bizim iki arkadaşı önceki onları getiren iki kişi dövmeye
başladı köyden gelen delikanlı arkadaşı bayılınca zengin arkadaşı yerden
kalkarak “ Durun kimin köpek olduğu belli tamam yaparız bırakın onu” dedi…
Yine gözleri bağlandı sürüklene,
sürüklene arabaya bindirildiler, elerine İstanbul numarası bulunan bir teflon
numarası verilerek evlerin önünde köpek gibi atıp gittiler…
Bir iki hafta aradan geçmişti Dev
Sol denilen sol örgüt büyük bir eyleme hazırlandığı haberi bizim arkadaşlarca
onlara verildi, bu eylemde yaklaşık her iki taraftan 15 öğrenci hayatını
kaybetti…
Aylar ayları kovaladı bir gün zengin
olan doktorun oğlunu İzmir’deki evine bir telefon geldi telefonun ucundaki ses
aynen şunları babasına söyledi “ oğluna söyle bize bir daha yanlış bilgi vermesin
hayatından olur” dedi ve telefonu kapattı bunu duyan babası hemen Ankara’ya
gelerek oğlu ile konuştu.
Olaylar öğrendikten sonra Ankara
ülkü ocaklarına gitti buradan olumlu bir yanıt alamayınca İzmir’e geri döndü ve
İzmir’deki ülkü ocağına bir kere daha gitti, onlara “oğlumun size ne kadar
borcu varsa 4 katını ödemeğe hazırım” dediği halde onlardan da olumlu bir yanıt
alamadı…
Bu olayların sonucunda artık
doktorun oğlu açığa çıkacağını anlayan dış güçler toptan yok etme planını
hazırladılar ve uşak olarak kullandıkları kişilere talimatı verdiler….
Sonuç:
Olayların geçtiği zaman diliminde
olayları olduğu ve son talimatların verildiği zamandan 3 gün sonra Ankara’da
bir eylem olur bu eylemde doktorun oğlu öldürülür.
Aynı zaman diliminde doktor yolda
giderken bir ANADOL marka otomobil çarpar ve orada ölür..
Yine aynı zaman diliminde doktorun
evine hırsızlar girer kızının ve hanımının ırzına geçerek öldürülür…
Köyden gelen delikanlı Üniversite
son sınıfta iken okulunu bırakır ve köyüne döner, 1980 ihtilâlının sonunda
aftan yararlanarak okuluna döner ve başarılı bir şekilde hayata atılır….
Bir üniversite, bir bölücü terör
odakları, bir dış istihbarat ajanları, bir tatil zamanında 2 aileyi nasıl bir
anda bitirdiği bu gerçek olguda görünüyor…
Sayınlar, Önlem alınmaz ise buna
benzer olgularında yakında yine ülkemizde göreceğiz…
sayınlar, önce gençlerimiz, sonra
sosyal ekonomik yolundan yaptığınız halkınızı düşünmeden dış odakların
uşaklığını yaparak anlamsız bölücü yasalarla gündeme getiriyorsunuz….
Sayınlar sizler Bu oyunları oynayıp,
bu yolda giderseniz, halkın sabrını taşırıp önüne geçilmeyecek olgular
kapımızda görünüyor….
T.S.K’ni kullanarak yerel seçimlere
hazırlandığınızı biliyoruz yaptığınız işler yapmadıklarınızı gösteriyor, belki
yine yutturabilirsiniz fakat inanın çok önemli bir viraja girdiniz bunun sonu
uçurum bunu bilin sayınlar…..
Sevgili Adamlar,
Şerefsiz uşak Şamil KAYA, siz adam
mısınız?..
Şerefi olmayan para ile şeref tanımlayan
İlhan ARDIÇ, siz adam mısınız?..
Emre AKYÜZ, uşak olmak ve iftira atarak
şerefsizce halka mesaj veren siz adam olabilecek misiniz?..
Osman CAN, akademik kariyeri olan siz,
adam olabilecek misiniz?...
21 Mart 2008 Türkiye yine bir hafta sonu,
Ergenekon, dokuz aydır devam edilen davası sonucundan, Türkiye’nin dürüst
doruları söyleyen cumhuriyet gazetecisi İlhan SELÇUK, akademisyen Kemal
ALEMDEAROĞLU, muhalif parti başkanı Doğu PERİNÇEK, Ergenekon soruşturması
kapsamında emniyete emir verenler, bu olguda onları sabaha karşı
evlerinden alanlar, biz adamız diye ortaya çıkıp görüntü verebilecek misiniz?..
Ben yorum yapmıyorum bu olgu, olguları
kapatmak için yapılmış bir yapay gündemdir onu biliyorum.
Sizde bilin adamlar gizli gündem senaryosu
yapıldı ve bu hayata hafta ortasında görücüğe çıkacak ama yapay gündemle uğraşırsanız
bu asıl senaryoyu göremezsiniz, görünmeden halka duyulmadan gelecek bu senaryo
ilerde başka dizi senaryoların başlangıcı olacaktır dikkat!…
Hafta sonunda ise yine yapay gündeme veya
önceki yapılan yapay gündemlerin devamını öğrenmeye hazır olun…
Yukarıda belirttiğim olgu çerçevesinde NİSAN, MAYIS,
HAZİRAN aylarında yapılacak yapay ve gizli gündemler yıl sonunda başımıza
gelecek olayları da gösterir, bunlar üniversitelerimizde
finallerin başladığı günlere denk gelmesi, tatilin başlangıç noktasına denk
gelmesi, daha sonra cinayet ve tutuklamaların artması olarak görünecektir…
Bu görüntüler bir yıl önceki laikliği savunan halka
duyulan kinin gizli ve yapay gündem yaratma amacıyla yapılan senaryoları
gündeme gelecektir..
1980 yılın öncesinde yapılan gizli senaryoların
kesintiye uğrayan bölümlerinin güncellenerek tekrar hayata geçirilecektir…
İstihbarat ve uşaklarının oynadığı oyun artık açığa
çıkmıştır son derece dikkatli ve teyakkuzda olmamız gerek bir haftaya giriyoruz
tüm adam olan adamlar başarılar dilerim….
Unutmayın “ Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz”
bunu söyleyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ e güvenin…
Uyuyun halkım uyanınca neler göreceğiniz
ben önceki yazılarımda yazdım anlayan anlamıştır temcit pilavı gibi yazmayı
istemiyorum….
Uyuyan uyur uyumayan bunları anlar,
anlayanlar habise, anlayıp anlamamalıktan gelenler kasa başına gitmeleri ve
kasalarını doldurmaları şu ortamda doğaldır…
Adam olanlar veya kendini adam olarak
görenler, din ve vicdan
özgürlüğü kullananlara..
Bu din ve vicdan olgusunu yorumlayanlar,
16. Yüzyıldan kayıtlara geçtiği biçimde Türkler din ve vicdan özgürlüğü
sahip bir toplummuşuz bunu bileniniz var mı?..
Geçtiğimiz hafta Peygamberimizin doğumunu,
Müslümanlarca kutladık bu kutlamalar sırasında, kandil Simit’i ile birbirimizi
kutladık.
Şimdi sorabilirsiniz bu kandil simit’i ile
din ve vicdan
özgürlüğü ne anlamı var,evet anlayış farkımızı
görebiliyorum, bu nedenle biraz araştırma yaptım şimdi önce o araştırma
sonucunu size ileteceğim..
Simit ile ilgili Evliya Çelebi'nin 16.
yüzyıl'ın ikinci yarısındaki gözlemlerini aktardığı Seyahatnamesi'nden,
İstanbul'da simitçilerin 70 fırında, toplam 300 nefer olarak çalıştıklarını
bildirdikten sonra, bunlardan kimisinin de bağlı oldukları fırınların çırakları
olarak fırın hesabına çalıştıklarını bizlere yazılı olarak aktarıyor.
Günümüzde zengininden fakirine, patronundan işçisine,
öğretmeninden öğrencisine, yani yediden yetmişe her kesimin ülkemize gelen
yabancı turistlerle, biz Türklerin geçmişten günümüze vazgeçemediği yiyecek çeşitleri
arasında bulunan simit.
Evde, yolda, kahvede, ders arası dinlenme sırasında
kantinlerde satılan, yemek yerken, trende, vapurda, her türlü toplu taşım
araçlarında, iş yerinde, yani hemen, hemen her yerde hayatımızın her anını onun
ile geçirdiğimiz simit.
Gündemden de hiç düşmez. Her zaman asgari ücret
artışlarında bile hesaplar "Günde bir simit yenirse ayda şu kadar para
kazanması gerekir." şeklinde hesaplanır.
Türkiye’de çoğumuz dar gelirli vaziyete sokanlar
sayesinde, dar gelirlinin açlık bastıran nimeti olduğundan
Ünlü yazarlarımızdan bir olan Nazım Hikmet; simit,
peynir ve çay üçlemesini sadeliğe, basit yaşamaya dost saymış, dizelere döküp,
bir güzel şiirini yazmış: ‘‘Basit yaşayacaksın, basit. Sanki yaşamın bir gün
sona erecekmiş gibi basit… Çay, simit ve peynirle…’’
Çay ile özleşen
ve simidin yanına yakıştığı kadar, parası olanların yaptığını sizlerde
yaparsanız peynirin birçok kullanım çeşit mevcuttur, örneğin böreğin içine,
İtalyan yemeklerinden makarnaların sosuna, pizzaların çeşidine, şarabın yanına
bu peyniri kullanabilirsiniz.
Bu olguda gelir
düzeyiniz düşük veya hiç yok ise zenginlerin çöplerinden bulduğunuz, uykudan
kalkınca vazgeçilmez öğün olarak kabul ettiğiniz ve çocuklarınıza
hazırladığınız kahvaltı sofralarına börek çörek bulamazsanız zeytin,
peynir ile simit ve arkadaşı çay çok iyi gider.
Sakına çok
yemeyin susamlar bazen midenizi ağrıtabilir...
Bakın din ve
vicdan özgürlüğü alakaya herkes kedine göre din ve vicdan özgürlüğü tanımı
yaparken ben size din ve vicdan özgürlüğü tanımı yapmayacağım.
Bu olgu
üzerinde yalnız simit ile bağlantısını şöyle kuruyorum simit adı Türk ismi
değildir, bu ad bir gayri Müslüman’ın adı imiş.
O Türkiye’de
bir yiyecek yapmış adı da simitti olmuş sonra adı ile anılan bu yiyeceği Türk
ulusu beğenip bunu geleneksel yemeğimiz yapmışız…
İşte bu olguda,
Türk ulusu içinde adam gibi adam olanları olduğu devirlerde ayrım yapmadan
yapılanları, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde nasıl hayata geçirdiklerinin
açık bir örneğidir…
Türk ulusu
geçmişte de şimdide adam gibi adamlardan oluşmuş inancı tam insandır…
Günümüzde
siyaseti ortaya atarak inancı ve kadınları sömüren bazı şerefsiz din simsarı
olan insan denen mahlûklar Türk halkının iyi niyeti sonucunda bir virüs gibi
ülkemizi sarmışta olsa, adam gibi adamlar sayesinde bu ülkeyi bölücü fikirlere
taviz vermeden yasal yönden koruyacaklarına eminim…
Peki Türk Halkı
bu adam gibi adamların yanında olmak üzere hazır olduğumuza emin miyiz?.
Evet bu soruyu
on bir yönlü düşünmemiz gerekir..
1.
Aydınlarımızı, bilim adamlarımızı habise sokanlara ne kadar tepkiyi doğru
olarak verebiliyoruz?....
2.
Türk ulusunu bölünme noktasına getirenlerin oyununa gelecek miyiz?..
3.
Sakin olarak satranç tahtasında oyunu lehimize çevirmek için oyun kurmayı
biliyor muyuz?...
4.
Yasalar ve onu uygulayanlara saygımız var mı?..
5.
Fikre fikir ile cevap verecek bilgiye sahip miyiz?..
6.
Düşüncelerimiz bastırmaya uğraşan kesim ve kurumlara karşı düşünce üretebilir
miyiz?..
7.
Türk halkı olarak sömürülmeye mi, sömürülmemeye mi hazırız?..
8.
Fikir ve düşünce yolu ile yorum yaparken halkımızı düşünerek öneri veya çözüm
üretebiliyor muyuz?...
9.
Siyaseti temiz ve bağımsız yaparken halka, yasa uygulayıcılara saygılı
davranıyor muyuz?…
10. Bulunduğumuz iş
yerlerinde kanuna uygun davranıyor muyuz?..
11. Her ortamda
çekinmeden Türkiye geleceği için savaş verecek kabiliyete sahip miyiz?..
Gelin bu
soruları biraz daha açalım…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder