Perşembe, Aralık 01, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -5-


Evet sayınlar bir haftaya daha başladık gündemi zorlayacak ve asıl gündemi saklayacak gündem maddelerini

Türban + T.S.K = İhanet ve şerefsizlik.

Bu denklemi bu hafta irdeleyeceğim…

T.S.K  04.03.2008 Tarihli açıklamasının eleştirilere verdiği son cümlesi ile başlıyorum….

T.S.K:

Türk Milletinin engin sağduyusuna havale ediyoruz.

Kamuoyuna saygı ve üzüntü ile duyurulur.

Sayınlar yukarıdaki duyuru yayınlandıktan sonra bize bir sürü şahsi mesaj geldi, bunların hepsini yayınlamak isterdik fakat gündem yoğun olduğu için aralarından seçtiğimiz anlamlı bir mesajı yayınlıyoruz, bu mesajı okuduktan sonra halkımızın duygularını daha iyi anlayacağımızı zannediyorum,

Bu mesajı yazan Türk Kadını ile ben bizzat görüştüm aşağıda anlattığı mesajın yazıldığı peçete evinde bir çerçevede duruyordu, ve bu peçetenin üzerinde kan vardı bu ilgimi çekti ve sordum:

_ bu kan nedir..

_ bunu yazan operasyonda yaralanmış ve bunu getiren yüzbaşı o zamanlar revir subayı imiş ve bu Mehmetçik operasyon sırasında bağzından ve kolundan yaralanmış, bir süre konuşmaması için emir verilmiş oda yaralı kolu ile bunu yazmış yazarken serumun çıktığını fark etmemiş

 Dedi ve İşte o mesaj:

Yayıncı NOK Haber Merkezi başkanına,

Bu mesajımı lütfen iletin, iletin ki bunu dost düşman okusun ve bizleri tanısın,

Ben 28 yaşında bir Türk kadınıyım ve Türk anası olamadan yazıyorum…..

Birde şunu bilin hayatımın yarısından çoğu doğuda geçti çünkü baban önce asker sonradan öğretmen olarak orada kalmıştır ve bende Doğuda görev yapmış bir Türk kadın vatandaşıyım doğunun sorununu ben herkesten iyi bilirim, masa başında ahkâm keserek.

Şeref ve şerefsizlikten bahsedenler bunu okusun.

Çıkıp ben bunun altına imza koydum diyenler bunu okusun.

Kısaca kendine şeref kisvesi takanlar bunu okusun…

Şimdi ben yazsam okumazlar çünkü ben kadınım bundan utanmıyorum fakat şimdiki siyasi otorite yüzünden kime yazacağımı bilemiyorum.

Başörtüsü takmıyorum ve takmayacağım ben Türk olarak tek de kalsam Türban denen o şeyi takmayacağım.

Ay yıldızlı şapkamı takıyorum ve bu emaneti sonuna kadar takmaya devam edeceğim.

Lütfen siz bunu iletin…

Saygılar

Bir Türk kadını

C. K.

Genelkurmay Başkanlığına,,

Bana bu bilinci veren babama minnettarım…

Babam bir Türk öğretmeni olarak bana demişti,  “ ben şehit olursam bu vatan senin ” arkamdan ağlama kadın ve bir Türk hanımı olduğunu unutma ilerde çocuğun olursa adını Özgür koy, kim olduğunu unutma,,

Maalesef çocuğumuz olmadı ama yakında olacak ve ben her zaman Türk kandını olarak çocuğumun adı özgür olacak…..

Babam benimle hep birlikte şu anda vücudu yok ama fikirleri ile benimle kalacak komutanım o bir vatan şehitti ben bir vatan kadınıyım….

Bu yazıyı babam ölmeden önce bir askerimiz bize  doğuda köyde babam görev yaparken yılar önce  bir komutanımız bize getirmişti ben o zamanlar 18 yaşındaydım ve yeni üniversiteye başlamıştım, ağlaya, ağlaya bunu okumuştuk sonra bu gencimiz askerliğini bitirdi ve memleketine gitti şimdi nerede olduğunu bilemiyorum ama günün önemi vesilesi ile o mesajı size gönderiyorum….

Yırtık bir peçeteye yazılıp komutana verilen ve bize getirilen yıllar önceki  o yazı….

 En iyi ve dürüst günlerim sizlerin arasında geçti, sayın komutanlarım öleceğimi hissettiğim anda bile yanımdaydınız sağa olun…

Komutanlarım yanınızda yaşamayı öğrendim, kendimi savunurken önce milletimi savunmayı öğrendim…

Yanımda arkadaşım ölürken ben ölüme gitmeği öğrendim…

Üzülmedim mi?.. üzüldüm ama sizler şunu pusuda iken bize öğrettiniz..

“Bizler ölünceye kadar geçen zamanda arkadaşlarımız gelir, gayret evlatlarım biz bu vatan için varız”

Dediniz ve bizler sizin  emirlerinizi dinledik, lütfen sizde benim bu yazımı okuyun, şu anda ben artık zannettiğim kadarı ile bu durumda askerlik yapamayacağımdan bir vatandaşım…

T.S.K ölen şehit arkadaşlarıma hiç üzülmeyin, asıl üzüleceğiniz şey, sizi arkanızdan vuran şerefsizleri korumaktır ve komutanlarım lütfen artık yetiştirdiğin personelinden başkasına güvenmesin,  yemek yediğimiz yerde ne yazıyordu komutanım “ SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ “

Her zaman Türk ulusu olacaktır komutanım….

İhanet eden, onlara bağlı kurumları ve kuruluşlarda olacaktır komutanım….

Komutanım  sizler bizlere ATATÜRK’ÜN emanetisiniz bizde size emanetiz bundan sonra ben bir işe yaramam ama yinede Türküm ve bundan övünç duyuyorum..

Komutanım  tek bir parmağım kalsa gözlerim görmese de, ayaklarım kopsa  bile ben yine sizin askerinizim..

Komutanım Emanete ihanet edenler olabilir, şimdiki siyaset ortamında olduğu gibi..

Ben ihanet etmem komutanım…..

Herkes çıkar peşinde  bulunur, bazıları bunu bilip uyur, bunu da tüm komutanlarımızda bilir....

Biliyorsunuz ki yapacakları yaptıklarının göstergesidir……

Biliyorsunuz ki gündemi saklamak için T.S.K  kullananlar bu günde yarında olacaktır ve  T.S.K kullanıyorlar buna müsaade etmeyin komutanım….

Komutanım Biliyoruz ki  bunu da sizler farkındasınız fakat şerefli Türk ordusu personeli olduğunuz için susuyorsunuz…

Komutanım Emredin biz yapalım emredin dur dediğinizde duralım emir komut sizin…

Komutanım bir Türk dünyalara bedeldir…

Tek Türk kalana kadar emirlerinizi bekliyoruz biz halkız biz hazır kıtayız…

Komutanım biz sizden, siz bizdensiniz…

Emirleriniz komutanım…

Yazılan mesaj bu kadar işte bir eratın mesajı size uygun olursa dikkate alın…

Sözde değil özünüzden gelen bir mesaj bu  komutanlarım….

Saygılarımla….

Arz ederim….

Sayınlar Bende Türk erkeği olarak bu yazıyı anlayanlara havale ediyorum anlamazsanız anlayanlara sorun….

Sayınlar bize bazen soruyorsunuz NOK kimdir diye NOK halktır beyler grubumuzda herkes vardır her görüşten insan topluluğu diyebilirsiniz işte bir vatandaşın samimi görüşleri kim olduğu hiç önemli değil ne olduğu önemli ve ne yapmak isteği satır aralarında bunu anlayabilirsiniz, siz sayınlar buna da çanak açtınız bakalım sonumuz ne olacak zaman ve mekan bunu size gösterecek bizden size bir uyarı daha lütfen kendinize gelin yoksa söz bitecek o zaman olan olayların önüne fikir ve düşünce geçmeyecek….  

Sayınlar Sizlere söylenecek çok şey var ama her zamanki gibi siyasi terbiyem buna müsaade etmiyor susun dedim dinlemediniz……

Rezillikle şerefsizliği birleştirdiniz….

Sayınlar 06.03.2008 tarihinde sıra medya organlarına geldi, asılsız haber yayınlamaya alışkın ve araştırma yapmadan yayın yapan medya kurumları gibi tüm medya ve haber kaynakları T.S.K tarafından titizlikle inceleniyor bu olgu içinde 06.03.2006 tarihinde yine bu inceleme sonucu Genelkurmay şöyle bir açıklama yaptı:

“ Bugün bazı basın ve yayın organlarında, Genelkurmay GES Komutanı Tuğgeneral Münir ERTEN'in görevinden affını istediği veya istifa ettiği şeklinde haberler yer almıştır.

        Söz konusu haberler gerçeği yansıtmamaktadır.

         Kamuoyuna saygı ile duyurulur”

Sayınlar, Bu basın yayın organlarının açıklaması doğru olmadığı buradan da belli olmasına rağmen doğruluk payı olsa bile ülkemizde T.S.K kumrunu bu ortamda bile yıpratmaya uğraşan güç odaklarının nerelerde faaliyet gösterdiği bir kere daha görünmüştür.

Sayınlar, T.S.K ya bu kadar ilgi ve amaçları ne olduğunu analiz etmek zor değil,  amaçları açık, son olguda yapılan operasyondan  sonra “ Bazı komutanla emekliğe ayrıldı ”  diye haberler çıkacaktı…

 Sayınlar, T.S.K yukarıdaki açıklamayı yapmasa ve atlasa, ilerde yapılacak anti propagandayı önlemesi zor olacaktı..

Sayınlar , T.S.K dan ayrılan personel hakkında, sağlık sorunları veya diğer etkenler ile ayrılan her komutan veya T.S.K personeli geçtiğimiz operasyonlarla bağlantısı kurulmaya çalışılacak..

Sayınlar , T.S.K halkın gözünden düşürme kampanyalarının ilk ayağı bu değil son da olmayacak.

Sayınlar, bu asılsız haberin gideceği nokta bu olacaktır fakat Türk ordusu ve Türk ulusu bu tür anti propaganda medya kurumlarına daha ne kadar taviz vereceğini de T.S.K izlemektedir…  

Sayınlar birde şuna dikkat edilmeli, bazı medya organları sözde getirim için T.S.K yanında bulunduğunu göstermelik olarak halka bazı satır aralarında mesajlar vermektedir.

Sayınlar bu olgular sayesinde,  bu tür yayınlar halkımızın kafasını daha fazla karıştırılmaktadır.

Sayınlar, bu olgular ve medya oluşumları içinde örnek bulmak çok kolaydır…

Sayınlar, bazı sözde sanatçılar ortaya çıkıp askerlik hakkında yorum yapmaları sanki bir olaymış gibi halka yansıtmaları,  bunu gündemde tutmaları.

Sayınlar, bazı medya organlarının sunucu değiştirip eskiden olumsuz davranışları ve yaptıkları bilinen ve medyatik sunucular sayesinde kadın hakları programı yaptırmaları ve de bu programda duyguları sömürmeleri görülmekte olup bu ortaya çıkan duygu sömürüsü sayesinde yine T.S.K üzerinden getirim elde etmeleri açık ve olgu içinde görünüyor….

Sayınlar Kadınlarımızın söyledikleri şeyler çarpıtılarak verilmeğe çalışılıyor kadınlarımız ve analarımız tek bir mesaj veriyorlar,  sordukları şu “ NİYE SAYINLARIN ÇOCUKLARI ASKERE GİDMİYOR VEYA DOĞUDA NİYE ASKERLİKLERİNİ TAMAMLAMIYOR  iste asıl soru bu asıl cevaplanacak soru bu NİYE ve NİÇİN …

Sayınlar Evet bu soruyu soran kadınlarımız haklı fakat bu olguyu kullanan çoğu zaman belirtiyim dış istihbaratların birimi olan siyasi istihbarat ve ters istihbarat birimleri bu soruyu kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı başarıyorlar, işte doruların saptırılması burada ortaya çıkıyor….

Sayınlar, bu çeşit istihbaratın yapmak istediği şey; psikolojik istihbarat yolu ile halkın aile yaşamını etki altına alıp sonra toplumu bölmektir...

 Sayınlar,  bizim toplumumuzda ataerkin bir toplum görünse de asıl söz,  kırsal bölgelerde kadınındır, kadın istediği zaman her şeyi erkeğine yaptırır sözü bir yerde kanundur.

Sayınlar, Bunu fark eden erkekler ise kadına eğitim verdirmeği istemezler çünkü eğitim alan kadın erkekten daha üstün olacağı bilinir.

Sayınlar bunu bilen erkek sözünü geçirmek için kadına eğitim verirken önlem olarak dini ve din istismarını çok iyi kullanır bu yolla kadını köle haline getirir, buna rağmen kadının iç güdüleri daha küvetli olduğu için sözlerine   daha çok rağbet gördüğü bilinmektedir….

Sayınlar  bunu yanında ezilen ve sözde ezilmeyen kadın her zaman piyon olarak öne konulmuştur ve ezilen toplumların en kuvvetli silah olarak kadınlar seçilmiştir.

Sayınlar, Psikolojik istihbaratın en kuvvetli ve baskı yapacağı olgu yine kadınlardır…

 Sayınlar, kadınlardan olmuş oyuncular ve oyunlar, senaryolar bu çerçevede yapılır…

Sayınlar, günümüzde T.V programları ve düzenlemeler işte bu senaryonun bir parçasıdır…     

Sayınlar, Yukarıda belirttiğim senaryolar T.S.K personeli üzerinde şimdi uygulanıyor, bildiğiniz gibi herkesin bir anası bir karısı vardır, bundan sonraki analizleri sizlere bırakıyorum oyun nasıl oynadığını ben size biraz açıkladım ..

Sayınlar bu oyunun maşası ve oyuncuları sizsiniz bunu siz sayınlardan başkası yapamazdı T.S.K ve bizler düşmandan korkmayız  ama sizin gibi ihanet içinde olan hainlerden çekiniriz çünkü hain, devamlı haindir. 

Sayınlar hain affedilmez arkadan vuran hep siz mi olacaksınız ne günlere kaldık anlamakta zorlanıyorum, bunu anlayanlar  bu olguyu unutmazlar, ihanetin bedeli çok ağır olur çünkü siz sayınsınız…….

Ne oldu hani muhalefettiniz beyler ve bayanlar…

Ne oldu nerden emir aldınız beyler ve bayanlar..

Sayınlar ABD ve AKP’nin yanında olmakla huzur veriyor öyle değimli hem sizler parsa toplayabilirsiniz değimli sayınlar, helal size sayınlar demiyorum haram olsun…

Sayınlar, ABD ne güzel oynuyor sizlerle, hoşunuza mı gitti, devam edin, yediğiniz tabağa yapıyorsunuz…

Yanlış anlamayın siz erkek olan sayınlar ve uşakları, herkes size saygı duyuyor ya, başkalarına da sayın deniyor biliyorsunuz,   ben ise T.S.K  saygı duyuyorum, ben olsam size değişik cevap verirdim…

Sayınlar unutunuz çuvalı…

Sayınlar Unutunuz gülü…

Sayınlar Aldınız dikeni..

sayınlar, daha nasıl sayınlara saygı duyulur bilemiyorum ve nasıl yazacağımı da artık bilemiyorum…

Sayınsınız, saygısızsınız o yüzden sayın olarak yüzünüze tükürmüyorum çünkü ağzım aşınır, kalemim kırılır, eskiden AKP idi şimdi tümünüz lütfen türbanı siz takın, takın isterseniz başınıza çuval geçirin kafanızı bizler artık görmek istemiyoruz.

Sayınlar hangi canlı ile sizi özleştireceğimi bilmiyorum ya kara Fatma ya fare her ikisi de canlı fareler kara Fatmaları aç kalınca yerler biliyor musunuz?..  

Sayınlar Ha fare ha siz ( laf aramızda fare bile sizden sevimli olur bazen ve sizden de temizdir, lağımdan çıkar ve temizlenir siz onu bile yapmaktan aciz bir varlıksınız )  görünmezseniz seviniriz, yinede karanlıkta ayak sesleriniz olur zaten.

Sayınlar, siz karanlığı seven bir varlık değilseniz  ben bunları yazarken utanıyorum ya siz okurken utanacak kapasiteniz var mı?.. Buda yani kapasite konusu ayrı bir yazı dizisi olur sayınlar…..

Sayınlar siz Türk ve dünya siyasetini bizlerden daha iyi biliyorsunuz ya, susun ne olur yeter artık kim olduğunuzu unutmayın ve nereden geldiğinizi…

Sayınlar düşünün nereye gidiyorsunuz hangi yola saptınız….

Sayınlar her çıkışın bir inişi vardır, her güvendiğiniz dal bir gün kopar ama tek kopmayacak dal T.S.K dır, artık onun yerine yılanı tutmayı tercih ettiniz buda sizin fikriniz saygı duyarım…

Sayınlar, Yılan temiz bir hayvandır fakat şeytanla özleşmiştir , boğulmaktan korkuyorsunuz, ölüm Allahın emri,  keşke siz Türk olmayı ve de insan olmayı bilseydiniz.

Sayınlar, siyaseti kendi koltuk kavganıza alet etmeyip keşke bu milleti bu ulusu bölünme noktasına getirmeden ölüp gitseydiniz o zaman sömürdüğünüz ve din simsarlığına alet ettiğiniz Allah günahlarınızı belki affederdi.

Sayınlar düşünün uşakların oyununa ve tezgahına beyaz çarşaf serip yatanlar, düşünün uykudan kalkarsınız veya  kalmazsınız bunu bilmiyorum, yalnız kalktığınızda o kırmızı güler sizin üzerinizde olursa birde tahta görürseniz o zaman  T.S.K ya güvenmeğin….

Sayınlar T.S.K Sizi de, bizi de korur T.S.K aldığı eğitim ve saygı budur..

Sayınlar T.S.K tarafsız olarak milletini menfaatleri doğrultusunda işini yapar, işi bitniğinde kıtalarına geçtiğimiz kara operasyonun da yaptığı gibi geri döner.

Sayınlar T.S.K hiçbir yerde gereksiz ve personelini tehlikeye atacak biçimde kalmaz…

Sayınlar bu ve buna bezer operasyonların başarısı için yetki verildikten sonra başlangıç ve bitiş tarihleri önceki stratejik çalışmalarında belirlendiği gibi yapılır.

Sayınlar, T.S.K  yine yukarıda belirtilen olgu çerçevesinde bu operasyonların stratejik çalışmalarını kimseye vermez ve kimseden de bu konuda yardım istemez.

Sayınlar, T.S.K siyasi bir organ değildir, emir komut zinciri ile çalışan bir kurumdur …

Sayınlar, T.S.K ve bizler şunu biliriz askeri sırlar hiçbir surette açıklanmaz…

Sayınlar, bu operasyon sırlar kimseye söylenmez, verilen yetki süresi bitene kadar yetki alanları çerçevesinde yeki verenlere bile söylenmez.

Sayınlar bu sırları söylemek gibi T.S.K ve bağlı bulunduğu organların bu sırlar söylemek gibi bir lüksleri de yoktur ve de bu sırları vermeğe mecburiyetleride yoktur.

Sayınlar bu sırları isteyen veya açığa çıkaranlar savaş kanunları çerçevesinde cezalandırılır…

Sayınlar T.S.K  ancak olumsuz bir durumda ek yetkiler isteyebilir….

Sayınlar T.S.K Hele siz sayınlara asla bu sırlar vermez  çünkü siz daha ettiğiniz yeminin arkasında durmayan bir siyasi otorite ile birlikte bu yetkileri T.S.K zorunlu olarak siyasi açıdan verdiğiniz ve bunu siyaset aracı olarak kullandığınız bilinmektedir….

Sayınlar T.S.K bu operasyonu yurdunu korumak için yapmıştır…

Sayınlar,  bu operasyon yetkisini sizlerin niye ve ne sebepten hangi siyasi görüş ile yetki ve sorumluluk verdiğiniz ve sonunda hangi siyaseti güdeceğiniz T.S.K ilgilendirmez, işini prosedürler içinde yapmıştır…

Sayınlar, size bu operasyon sırların verilmesi demek hem suç işlemesi hem de savaşı başlamadan kaybetmek demektir, birinin bildiği sır iki kişinin bildiği haber kabul edilir.

Sayınlar T.S.K bu seferki gibi yine kıtalarına işleri bitince döndü.

Sayınlar  bu orada kalacağını veya tekraren gitmeyeceğini göstermez çünkü fikir ve düşünce bazında T.S.K gelişiyordur, bu gelişmenin sonucu ne olur onu yalnız T.S.K bilir..

Sayınlar T.S.K bunları düşünürken sizler gibi milletini satmaz hele ordusunu polemiklere sokanlara asla güvenmez ve bölünmeye ve yok olmaya ortak olmaz.

Sayınlar T.S.K yukarıda belirtilen olgular çerçevesinde, T.S.K hafızalarında şimdiki gibi operasyonlarda ne yaptığını sorgulayan ve bilmeden T.S.K’yı  suçlayan bu kişi ve gurupları saklar,hafızalarında saklamasının nedeni yalnız gelecek operasyon stratejisinde nasıl davranacağını ve ne yapacağını planlamaktır,   bunlara karşı ek strateji uygular, hatta sayınların yapmadığını yapar ve susar tepkileri bekler haksız ve zorda kalmazsa cevap bile vermez.

Sayınlar T.S.K sizler gibi sorun yaratmaz sorun çözer, sonunda cevap verirse bildiği bir şey olduğunu kabul etmelisiniz.

Sayınlar T.S.K ihaneti ve şerefsizliği asla ve asla unutmaz yeri geldiğinde bu ihaneti sormayı da bilecek güce ve bilgi birikimine sahiptir...

Sayınlar tekraren yazmak istiyorum, T.S.K işi bittiğinde iş yaptığı bölgede bıraktığı kişilere ve iç siyasi otoriteye güvenmek ve T.B.M.M ‘de çalışan tüm personele, bunun yanında halkına güvenmek ister ve de güvenir…

Sayınlar,  T.S.K yabancı bir ülkenin kurumu değil halkın içinden gelen zamanı ve görev süresi bitince halktan biri olan halkını gerçek sahibi ve koruyucusudur, her türlü felaketten milletini koruyan,  silaha son ana kadar taviz vermeyen insansan topluluğuna Türkiye Silahlı Kuvvetleri denir…

Sayınlar,  T.S.K aldığı eğitim sırasında komutan ve personeline devamlı gelişen teknolojileri kullanmayı ve onlarla savaşmayı akademik olarak öğretir ve dünya siyaseti ve iç siyaseti dikkatle takip eder, müdahale etmez yalnız öneri verir çünkü akademik çalışmada bilgi paylaşımına önem veren bir statüye sahiptir.

Sayınlar, T.S.K personelini en zor şartlarda göreve hazır tutar, teknolojinin geliştiği bu olguda psikolojik savaş dahil çalışan personeline ve  şerefli hizmet süresinin sonunda ayrılan personeline gerekli ölçüde eğitim verir..

Sayınlar, T.S.K gereken yerlerde bu eğitim verdiği kişilere gerekli emirleri verir, bu savaş durumunda olsun barış durumunda olsun her zaman ön planda hazır olan akademik bir hazır kıta denilene bilinir..

Sayınlar Siyaseti sayınlardan daha iyi bu hazır kıta bilir ama yukarıda belirttiğim gibi müdahale etmez, her zaman yazdığım gibi kesinlikle  ihaneti de asla affetmez ve unutmaz….

Sayınlar,  T.S.K kişiler ve gruplar kim olacak veya ne olacak diye düşünmez tek düşündüğü insan ve memleketidir.

Sayınlar T.S.K  bu olgular ve konumunda ATATÜRK ilke ve inkılaplarından asla taviz vermez, ne surette olursa olsun kimsenin uşaklığını sizler gibi yapmaz ve sizler gibi bu uşaklığa soyunmaz..

Sayınlar sizler ne yaptığınız, ne yapmadığınızı zaman gösterecektir…

Sayınlar 07.03.2008 de şerefsiz bir kuklayı Çankaya’ya getirdiniz şerefsizliğe şeref kattınız şerefsizlik artık sizin için şeref oldu yine utanmayın reziller…

 Sorumlusu olduğunuz bu sorumluluktan siz ve aile fertleriniz bile zarar görecektir ilerdeki yaşamınızı planlarken buna son derece dikkat ediniz…

Sayınlar sorununuzu T.S.K çok iyi biliyor…

Sayınlar sorununuzu bilmese idi inanın şimdiki sert açıklama dediğiniz açıklamayı boş kafanızda sokmamak için bence bu kadar yumuşak sitemli çalışmazdı fakat yine anlamadınız…

Sayınlar,  sizin kafalarınız bu stratejiyi anlayacak kapasitede  olmadığını biliyorum ve bunu düşünerek plan ve strateji T.S.K hazırlamıştı ama sizdeki kapasite bu kadar daha başka türlü davranacağınızı tahmin edemezdi, tam o stratejiyi doğrulayacak açıklamalar yaptınız ve açığa çıktınız…

Sayınlar T.S.K bundan sonra kime güveneceğini daha iyi tahlil etmiştir ve de zamanı geldiğinde bu devleti kime emanet edeceğini de anlamıştır….

Sayınlar Yukarıda belirttiğim gibi yok olmanın eşiğine gelen bu devlette kimin ne mal olduğunu kimin yan gelip yattığını kimin beyaz çarşaflar üzerinde uyuduğunu, kimin beyaz kefen giymeye hazır olduğunu anlamıştır…

 Sayınlar bunu anlamayan bir siz kaldınız bunu biliyormuşsunuz gibi davranmayın çünkü bunu da bilmiyorsunuz.

Sayınlar bu yukarıdaki olguyu anlamak  bir kapasite meselesi, bundan sonra olacakları bilmek ise bizim kapasitemize bağlıdır analiz etmeği ve olacakları görmeği sizden daha iyi bildiğimiz kesin ne dersiniz?.

Sayınlar, bu olguları düşünün, tabi’i ki düşünme kapasiteniz varsa, belki bir şeyler öğrenirsiniz, öğrenmenin yaşı ve zamanı yoktur istemek yeter….

22.02.2008 tarihinde yayınlanan, ve NOK haber merkezine gönderilip incelemem için bana verilen bir yazı dan bahsedeceğim ve gündem o kadar hızlı gelişiyor ki yazacaklarımız yazmadıklarımızdan fazla oluyor bazen de yazımız uzadıkça uzuyor.

 Sayınlar bu haftalık yazıma bu yazıya bakarak birazda yorum katarak yazmayı düşünmüştüm, ama gündem ve hafta çok şeyleri değiştirdi, ihanetler ihanetleri siyaset için yapılan şerefsizlikler bu haftanın  gündemi oldu.

Bakın o bahsedeceğim yazının başlığı şu “İHANETİN ANATOMİSİ (Emperyalizm, AKP ve Türk gençliğine düşen görev)” ve ilk paragrafında şunlar yazıyor; “Türkiye Cumhuriyeti, 65 yıldır işbirlikçi sağ ve dinci iktidarlar tarafından yönetilmesinin neticesinde ekonomik, sosyolojik ve siyasal anlamda dışa bağımlı hale dönüştürülerek ulusal politikalar güdemeyen basiretsiz bir yarı sömürge görünümüne sokulmuştur.”

Evet sayınlar bunu Aydın YETKİN yazmıştır ben bu yazının altına imzamı atarım yazını devamını okumak isterseniz (ek1,) tıklayın lütfen…
Bu yazıya ben bir ek daha yapacağım yazarı söylediği 65 yıldır işbirlikçisi sağ ve dinci iktidarlar yanında kendini sol gibi gösteren iktidarlarda başa geldi onlar ne yaptılar sayınlar, onlar devamlı yorum yaptılar ama çözüm üretmediler..

Bu işbirlikçisi sağ ve dinci iktidarlar ise kendi görüşleri doğrultusunda kendi müritlerine doğru olmasa da eğitim vererek Türkiye’yi şimdiki içinde bulunan ortama getirdiler, eğitim 0-6 yaş arasında ailede başlar okulda sürer mezarda biter okul ile mezar arasındaki olguyu bilim ve teknoloji  olgusu götürür manevi inançlar bu bilim ve teknolojinin doğru kullanılmasında bir araçtır, her şeyde olduğu gibi bu araçlarda doğru kullanıldığı zaman insana yardım getirir…

Bu araçlar doğru kullanılmaz ise veya kullandırılmaz ise şimdiki din simsarları ortaya çıkar..

Bunu gördüğü halde “Bize bir şey olmaz” dediler çözüm üretmeyen ve eleştiri ve yorum yapan sol tandanslı veya bu görüşe sahip olan iktidarların bu  olgudaki payı bence daha büyüktür, ÇÖZÜM = ÇÖZÜM…

Yine sol tandanslı kişi ve gruplar yıllardır bu karşı grubu eleştirdiler.  Kimseyi eleştirerek bir sonuca varılamaz, eleştirinin yanında çözüm ve bunları halka anlatmak gerekir  kanaatindeyim, buda onların yani din simsarlarının ve  dış ülkelerin güdümüne girmek için onların uşaklığına soyunanların (medya ve içimizde bulunan siyasi otorite ve yandaş siyasetçiler gibi) her ortamda her yerde yaptıkları  gibi bire bir eğitim ile başarılır olduğumuz yerde yorum yapmak veya eleştiri yapmak yeterli çözüm olmamakla birlikte ilerde çözümsüz olgulara da  yol açar ve açmıştır.

Sayınlar Başarılı olmanın yolu dürüstlük ve verilen eğitimi daha sonra kontrol etmekten ve yeni olgular eklemekten geçer.

Sayınlar Eğitimi almak veya vermek, kendini yenilemekten geçer…

Sayınlar Eğitim ne kadar doğru verilse veya doğru olarak kabul edilirse de kendini bilimsel olarak yenilemeyen eğitim başarısız olmaya mahkumdur..

Sayınlar birde  öncelikle karşı görüş ve tarafı yenmek ve kendimizi geliştirmek için her yönden bilimsel olarak yenilenmeye ihtiyacınız vardır.

Sayınlar sizler yenilenmezseniz karşı taraf dış baskı ve zulümlerle zorla kendini yeniler.

Sayınlar, sizde bu yeniliklerin arkasında ve yanında olmaya bir yerde mahkum olursunuz…

Sayınlar , bağımlı ve bilinçsiz bir bilim, bilim değildir, bilim saklanmaz başı bağlanmaz..

Sayınlar paylaşım yapılan her olgu ve insanı güzele doğruya çalışan her düşünce ve fikir bir  bilim..

Sayınlar, Bu yolda yürüyenlere bilim adamı  veya bilim kadını denir, bu insanların yaptığı işe çıkarsız bilim denir…

Bilim para kazandırmaz yalnız doğru yöntemi gösterir o ölçülerde çalışanlar dürüst ve sömürmeden para kazanmayı öğrenir, bilimi araç gibi kullananlar ise ya sömürülür yada sömürür bunu da bilim yine onlara gösterir, YAŞAM = BİLİM olarak görmek doğru bir algılama biçimidir…   

Sayınlar, Soyut ve somut kavramlar aynı çerçevede ele alınmaz yalnız soyut kavram somut kavramı ortaya çıkarır.

Sayınlar, Tam tersi olan olguda şudur soyut kavram somut kavramı yok eder..

Sayınlar, Somut bilim ortadan kalkınca o zaman kölelik ve uşaklık başlar işte somut bilimin yararı burada görünür, somut bilim köleliği ve uşaklığı önler…

Sayınlar, Yenilenme daha önceki fikirleri egale etmek değildir o fikirlere yenilerini eklemektir, birde saygı ve sevgi ile olursa,  görüş karşıtı olsa bile onun  fikir ve düşüncesini dinlemeği bilmektir.

Sayınlar, Karşı düşünce yapısını bilerek ona göre bilim + eğitim stratejisi uygulamak gerekir, bu olgu olduğu zaman  fikirler daha iyi algılanır ve daha iyi halka anlatılır……

Sayınlar, Şu anda Türkiye’ de avantaj bu yukarıda belirttiğim olguyu kullanan kesimin olacaktır..

Sayınlar Türkiye’de avantaj ve dezavantaj olgusu çok önem taşır, şöyle ki; şu aşamada dezavantajı avantaja çevirmek için anti tepkimizi göstermemiz  gerekir, tepki ancak anti tepki ile çözülür, anti tepkiyi göstermeyen bir toplum köle olmaya mahkumdur….  

Geldiğimiz hafta tüm sayınlardan bir ricam olmuştu, bunu kısaca tekrar etmek istiyorum…

Şu anda yurdumuz tam anlamıyla batağın içinde çırpınıyor, bu batakta ordumuz hem iç de hem de dış istihbarat ( adları ne olursa olsun ) servisleri ile kuşatma altında..

Bu aşamada ordunun içine sızamıyorlar, o nedenle iç de ve dışta yapılan anti propaganda yolu ile halkın gözünden ordumuzu  düşürmeğe sonra parçalamaya  çalışıyorlar.

Yukarıda belirttiğim olgu çerçevesinde, gizli amaçları doğrultusunda bilindiği üzere türban denen anlamsız olayı gündeme sokan bu siyasi otorite ve onun uşaklığına soyunan siyasetçilerinde olduğu göz önünde bulundurarak şunları yazıyorum…

Sayınlar Bilim ve teknikten ayrılmayın..

Sayınlar Bilime hakaret ederek kadınlarımızı sömürmeyin…

Sayınlar Unutmayın sizden büyük bu devlet ve içinde yaşayanlar var…

Sayınlar bu devleti bölmeğe hele ordumuzun üzerinde siyasi oyunlar oynanmasına bizler dahil kimse müsemma göstermez…

Sayınlar  Emin olmamakla birlikte uşaklığa ve siyasete soyunan siz sayınlar işinize bakın, bilmediğiniz konuda konuşmayın, bildiğiniz konuda bin düşünün bir konuşun, sizler uşak olabilirsiniz, sizlere de saygı duyarız ama bu Türk devleti asla ve asla uşak olmadı ve olmayacaktır….

Sayınlar,  Biz biriz hep bir kalacağız, birliğin ve bir rakımını biliyor musunuz ?.” 1”  bayrak direğine benzer o bayrak inmeden Türk toplumu bitmez ve bitirilemez…..      

Gelin geçen hafta yarım kalan iki arkadaşın gerçek yaşanmış öyküsüne devam edelim…

1975-1980 yılları arasında bu iki arkadaş bir birlerinden habersiz  Ortadoğu Teknik Üniversitesine girdi demiştim…

Biri köyden ezilen toplumu temsil olarak görünen şehit torunu ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı bir köy delikanlısı, ikinci kahramanımız genç  ise babası zengin aynı köyden gelen genç gibi bir Atatürkçü milliyetçi çizgide bulunan bir doktorun ikinci Çocuğu.

 İkinci kahramanımız son derece yakışıklı tam bir Türk delikanlısı,  bu ailenin birinci çocuğu ise kız ve sosyalist olaylara katılmış bir genç kız.

Köy delikanlısı ile arkadaş olan onun adeta kardeşi ve sırdaşı olmuştur,  bu iki delikanlıyı birleştiren tek şey Atatürk’e olan inançları imiş...

Bu iki genç üniversite hayatları boyunca hep beraber olmuşlar…

O zamanki Siyasi sol Olaylara beraber girmişler…

Olaylarda polisten beraber kaçmışlar, hatta bir gün Polis Jopu ile her iki delikanlının ayakları kırılmış…

Buna rağmen yinede boş kaldıkları zaman kendilerine göre en mühim şeyi yapıyorlarmış..

Türkiye için iyi ve dürüst politika nasıl olur bunu kimler başarır diye, en geniş bilgiye ve dokümana sahip olan kurum, Milli Kütüphanede vakitlerini geçiriyorlarmış.

Buldukları sağ ve sol kitapları o zamanlar son derece gizli ve saklı olarak okuyorlarmış..

Bir gün yaşadıkları eve bir baskın yapılmış, tüm ders kitapları dâhil hepsi yakılmış, sorduklarında, neymiş efendim sakıncalı kitapmış demişler onlara…

Onlar hiç yılmadılar hep siyaset ile okullarını bir arada götürmek  istiyorlardı..

Düşündüklerinde karşılarında ki gurup ile kendileri arasında hiçbir fark olmadığını ve bu terörün  dış odaklarca yapıldığını düşünüyorlardı ama anlamadıkları daha çok şey vardı....

 Derslerinin yanında devamlı siyaseti ve politikayı yine yapılamayacağını bile, bile buldukları kitapları satın alıp okuyorlardı,  her zaman emperyalist güçlerin halkı nasıl ezdiğini ve köle haline getirdiğini, buna karşın ezilmiş halkların nasıl davrandığı çözmeye çalışıyorlardı…

Düşündüler, düşündüler , “bu ortamda yaşasak bu konuda tez bile yaparız” dediler bilgi birikimleri gitgide gelişiyor bu birikimleri analiz ediyorlardı, yanlışlarını seçiyor, karşı grubun doğruları ile pekiştiriyorlardı sıra bunu arkadaşlarına söylemeğe gelmişti burada tereddüt içinde kaldılar çünkü bunlar mı doğru yoksa yaptıkları ve yapacakları eylemler mi?..  İşte bu ikilem içinde kalmışlardı…

O yıllarda ve yaşadıkları ortamda yaşamak ölmekten daha zordu, bunu o iki delikanlıda biliyordu..

“Ne olurdu kimse ölmeseydi ve fikir ile mücadele edilseydi”  diye çok kafa yordular..

Yukarıda da belirttiğim gibi bildikleri bilmediklerinden azdı…

O bilmediklerini de onlara çıkarları doğrultusunda yanlış kişi ve gruplardan adapte edenleri biliyorlardı ama bilmek yapmakla aynı çizgide gitmiyordu.

Kendilerine bu anlamsız olguyu bile anlatamıyorlardı, fikirler ve düşünceler hep havada kalıyordu…..

Yine ezilen halk kendisi ezen halk kendisi bu nasıl işti bu nasıl bir ideoloji savunmaktı….

Sağ ve sol ideolojisi acaba ATATÜRK ideolojisinden daha mı iyimiydi yoksa en iyisi ATATÜRK ideolojimsimiydi?...    

Bunları düşünüyorlardı her zaman tek bir yerde takılıp kalıyorlardı ATATÜRK bu olacakları nasıl biliyordu nasıl bu kadar halkını tanıyordu…

Karşı koymak yetmiyordu onlara karşı koyup uygun fikirler geliştirmek gerekiyordu bu hiç kolay değildi fakat bundan yılmayı hiç düşünmediler…. 

Karşı görüş deki gençlerde bu tür düşünüyorlar mıydı acaba?..

“ Tabi’i ki insan olan bunları düşünürdü “ diye düşündüler çünkü varlardı, düşünen bir toplumda yaşıyorlardı.

Sayınlar,

Yazımın burasına sizlerinde gördüğü veya gömemezlikten geldiğiniz bir şeyi vurgulamak istiyorum yukarıdaki yakın tarihimizde geçen bir olgu, pekiyi bu olgu şimdiki yaşadığımız olguya benzemiyor mu?..

O zaman sağ ve sol vardı şimdi ise din istismarcıları ve karşısın da duran laik Türkiye’yi korumaya çalışanlar var aynı oyun tekrar tezgâhlanıyor dikkatli olmamız ve düşünmemiz gereken olgu budur…

Oyunları oynayan değişti oynayan alan aynı.

Sayınlar  bir ayrılan yönü var şimdi manevi ve bilim savaşıyor…

Sayınlar  bilim mi manevi  inanç mı bunlar bir arada bu memlekette  yaşayamaz mı ?

Sayınlar Bir insan hem laik hem Müslüman olmaz mı?…

Sayınlar Türkiye’de yoksa düşünen insan kalmadı mı?..

Sayınlar Biz insan değil de yoksa robot mu olduk?….

Sayınlar Her şeyi körü körüne inanan atılan kemiği yiyen düşünmeyen bir köpek mi olduk?..

 Sayınlar Yine yıllar önce yaşanmış olgumuza dönelim…     

O yılarda istihbarat örgütleri boş durmuyordu, bu tür düşüncesi  her iki gruplaşmış gençlerin zamanında ve yerinde yok ediliyorlardı.

Birde istihbarat örgütlerinin senaryosu başka bir senaryo ile halkın nabzını tutmaktı…

Senaryo başka gösterilen olgu başka idi şimdiki gibi dini ön plana çıkarmak istediler çünkü din soyut bir kavramdı, bu tür siyaset ise somut kavramlarla yıkılamazdı…

Bu yıllarda İstihbarat örgütleri kendi içlerinde ikiye bölündü, bir kısmı daha henüz Türkiye’nin bu din ayrımına hazır olmadığını düşünüyor öbür kesim ise bunun hemen tezgâhlamamız gerekir diyordu.

 Maraş olaylarında nabız tuttular biraz daha beklemeğe ihtiyaç olduğunu gördüler yakın tarihimizde bir kere daha denendi buda Sivas Olayı ( Madimak katliamı ) olgu olgunlaşmadığını görünce firene basmak zorunda kaldılar….

Yine o yılarda Tezgâhta CHP ve HP vardı….

İşte o yıllarda MSP i devreye girdi daha önceden senaryosu yapılmış plan yürürlüğe konmuştu ek olarak ilerde kullanılmak üzerede şimdiki şeref ve haysiyetten bahsedene benzeten şerefsiz F. G’ de bu dış ve en acısı iç İstihbarat kurumları tarafından  beslenmeğe başlandı…

 İlerde HP ile MSP yi aynı siyasi oluşum içine sokmaya o zamanlardan senaryosu yapılmıştı, yalnız bir şartla MSP başta olup HP onun yanında olacaktı çünkü HP ne yapacağı ve nerede döneceği belli değildi,  şimdiki durum gibi olmasından korkuyorlardı fakat olguda HP’ ye son derece ihtiyaç vardı o nedenle son derece dikkatli  senaryoları yapmaları gerekiyordu uzun vadeli istihbarat oyunun şartı buydu,  işte tüm senaryolar bu çerçevede yapıldı…

Şimdiki durum AKP ve MHP işte senaryo tamamlandı şeref ve şerefsizlik ortaya çıktı……

Bilen her şey söylenmez ama bilinmeyen sözler her zaman  görülür ama görmemezlikten gelinir….

Sayınlar Geriye dönelim …

Sayınlar İki arkadaş üçüncü senelerinde doktorun oğlu olan gencin İzmir’deki yazlığına giderler…

Sayınlar En unutulmayacak arkadaşlıklar, okul , askerlik ve hapishanede pekinleşir..

Sayınlar Bir parça ekmek bazen bir ziyafete dönüşür işte bu arkadaşlıktır…

Sayınlar Bu arkadaşlık değil bir kardeşlikten öte bir şeydir bu dostluk….

Sayınlar Bu dostluk  ortamı yemekten sonra birinci sigarası yakılırsa işte o dostluğu kimse bozamaz ölüme kadar gider bu dostluktu bu…..    

Evet ölüme kadar da bu iki delikanlının dostlukları gitti....

Yukarıdaki ve günümüzdeki Bu senaryoların en iyi satış noktası genç nesli ve genç kızları kullanmak birbirine düşürüp getirim elde etmekti…

Yine geçtiğimiz hafta 14 Mart 2008 16.30 civarında zaten hep tesadüf eseri Cuma günlerine denk gelen, Genelkurmayın açıklamaları ve öbür haftanın gündemini belirleyen olaylar olur, bunlara  artık bizler alıştık yakın tarihimize bakarak bu alışkanlıklarımızı da  görebiliriz…

3 Kasım 1996 tarihinde Pazar saat 19.25 civarında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde meydana gelen trafik kazası sonucu, yasadışı polis-mafya-aşiret ilişkilerinin yine bir hafta sonuna denk gelerek tesadüf olarak ortaya çıkması ile patlak veren skandal. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli skandallarındandır.

Evet yıl 14 Mart 2008 yine bir hafta sonunda,  ülke hem de dünya  gündemi sarsan haberler verilirdi  ,bu tesadüf mü değimli bilmiyoruz ..

Türkiye cumhuriyetinde her şey tesadüflere bağlanmıştır işte bu geçtiğimiz haftada cumhuriyet savcısı Türkiye’de ilk defa iktidarsız iktidar partisine yani yalancı, bölücü din simsarcı parti olan AKP ye kapatma davası açtı..

Bu davanın sonucu ne olur bilemiyorum fazlada yorumda yapmayı da istemiyorum, çünkü dava açıldı artık yorum ve düzenleme yüce yargının…

İşte Atatürk bize bunu öğretti koyun değil çoban olmayı ve sizin gibi koyunları gütmeği….

Sizlerde biliyorsunuz dayak yemeğe alışmış bir siyasi otoriteye şu anda sahibiz..

Ayıp yapan yargımı?...

Demokrasi sizin değiminizle araçtı şimdi demokrasiyi nasıl kullanacaksınız? Yorum yüce yargının..

Yine sizin değiminizle laik olan Müslüman olamaz dediniz ve bunu uyguladınız mı?  Yorum yüce yargının…

NOK grubu olarak parti kapatılmasına karşıyız fakat Türk Cumhuriyetinin Din simsarları tarafından ve ona destek veren siyasetçilerin devleti yönetmesine de karşı olduğumuzu bir kere daha belirtelim…

Kim kime pirim verdi siz pirimi halkı sömürerek dış ülkelere vermediniz mi? Yorum yüce yargının..

Kime bu iddianame şeref getirir, kime şeref getirmez yorum yüce yargının…

Bu davada NOK grubunun ve benim bir Vebali varsa NOK grubu ve ben bu vebali alırız..

Sizseniz suçsuzsanız susun yargıyı bekleyin,  konuşma yasağı çıkararak çok iyi yaptınız ama susmayı bilmiyorsunuz.

Kimler gaflette, kim sizi durduramaz, eğer biz hatalıysak cezamızı çekeriz ya siz hatalıysanız bunu ödeyebilecek misiniz, hayvan diyorsunuz, hayvan olan sizmişsiniz, bizimi  kabul ediyorsunuz  bırakın böyle söylevleri  insan olun insan!…

Bu olgu içinde yüce yargıya sonuna kadar destek vereceğimizi de söylemek zorundayız çünkü bu memleket hepimizin bundan sonra bu konuda yorum ve yetki yüce yargınındır…   

Bu arada, grubumdan bir ricam olacak her nerde olursanız olun,  her kim ile görüşürseniz görüşün lütfen bundan sonra sonuçlanmamış yargı için yorum yapmayın.

Bu olgu içinde artık yüce yargının kararlarını bekleyin karardan sonra bizlerde yorum hakkımızı her ortamda kullanırız…

Yine yukarıdaki düşünce yapısında kalarak,, siyaset  ve bunu doğru yapan veya yapmayan herkesi tarafsız bir vaziyette dinleyin.

Sayınların sözlerini bilinçli bir fikir ve düşünce bazında sizlere adapte edilen siyasi terbiye dışına çıkmadan  eleştirmek serbesttir.

NOK grubunda bulunan alt ve üst düzeyde çalışanların sıkıntılarını biliyorum..

NOK grubu çalışanları, Karar mekanizmasında bulunuyorsunuz, susmak veya fikrinizi söylememek size zor geldiğini de biliyorum..

Sabır arkadaşlar yüce yargıya güvenin….

O yargı ki, Türkiye Cumhuriyetini koruyan kişilerden oluştuğuna inananın…

Her güncel olaya şüphe yolu ile yaklaşın her olayın altında yatan gizli saklı gündemi bulmaya çalışın arkadaşlar…

Sayınlar  şimdi yasal bir karara  biraz bakalım….

Sayınlar Geçtiğimiz hafta yine cumhuriyet savcısının iddianamesinden önce Danıştay bir tokat gibi karara imzasını attı…

Sayınlar Danıştay’ın yasal Kararı ise kısa ve özü şu Üniversitelere türbanlı öğrenci giremez yetkisini aşanlar yasanın tokadını böyle yerler…

Bunu sizler anlamadınız, “alışmış kudurmuştan beterdir” derler ya işte sizde dayak yemeğe alıştınız..

Bu yasa tokadını bir daha istersiniz, yetmez bir daha istersiniz bunu biliyoruz…

Yasa adamlarımızla kısaca adam gibi adamlarla uğraşıyorsunuz onlar bilirler ki sizin gibi olanları ve sizin gibi din simsarlarını daha çok yargılayacaklardır.

Yasa adamlarımızın görevi sizi ve sizleri bu memlekette yaşatmamamktır, fakat  sizin göreviniz yargıya müdahale etmek ve hukuk tanımaz bir ortama bu milleti sokmak,  en acısı en utanmadan yaptığınız şey;  genç kızlarımıza yazık ediyorsunuz kendi siyasi çıkarınız için o körpecik beyinleri yıkıyorsunuz,  ayıp, ayıp, yine ayıp ve en büyük günahı işliyorsunuz gariban ve masum kişilerin düşüncelerini saptırarak yalan söylüyorsunuz ve bu yalanı kendi öz çıkarlarınızı kuvvetlendirmek için söylüyorsunuz ….

Şimdi gelelim bizim geçmişimize, bu geçmişimizi geçtiğimiz hafta sizlere yazdığım iki arkadaşın geçek kurgu olmayan öyküleri ile daha iyi algılayacağımızı umut ediyorum…

Geçen hafta iki arkadaş tatil için 1975-1980 yıları arasında bir yaz tatili için İzmir’e gittiğini yazmıştım, bu arkadaşlardan biri yazımı takip edenler bilirler öbür arkadaşından daha zengindi ve zengin arkadaşının babasını yazlığına gitmişlerdi…

 1975-1980 yıları arası terör en uç noktasında idi…

Çoğu gencimiz ölüyor çoğu gereksiz sebeplerle tutuklanıyordu.

Yukarıda belirttiğim tutuklamalar o dereceğe varmıştı ki herkes söyleyecek sözlerinin bile şifreli olarak birbirlerine veriyordu.

Bu şifreler çoğu zaman ikiye ayrılmış kâğıt paralar olarak veriliyor ve bu para ile iki arkadaş tanışabiliyorlardı ve fikirlerini böylelikle birbirlerine aktarabiliyorlardı…

Kimse kimseye güvenmiyor, herkes birbirine şüphe ile bakıyordu…

Bir bölgede, bir grubu denekçisi olan emniyet kuvvetleri, bir tarafta öbür grubu destekleyen emniyet  kuvvetleri vardı , kısaca emniyet kuvvetleri bile aralarında bölünmüştü ve kim daha çok tutuklama yaparsa o emniyet kuvveti başarılı oluyordu gizli bir rekabet ve ispiyonculuk artık halka adapte ediliyordu,  bu tutuklananların yerine seçme gençler bir sürü vaatlerle söylenerek, isteyerek veya   zorla kendi gruplarına katılım işlevleri de son sürat senaryoya konup gerçek hayata geçiriliyordu….

 İşte bu senaryoları bizim iki arkadaşa uygulanmıştı…

İki arkadaş yaz tatilleri için geçireceği iki katlı eve akşam saatlerinde yorgun olarak gelmişlerdi, bu yorgunlukla kendilerine önceden aldıkları çayı yaptılar ve bir süre sonra kendi odalarına çekilip yattılar…

Ankara’dan çıktıklarından bu yana onları takip eden karşı gruptan haberleri yoktu, bu karşı grup daha önceden bunu planlamışlardı ama bu plan bir kişilikti, hemen ek plan yapmaya ihtiyaç vardı dış istihbaratlardan öğrendikleri oyunu uygulamaya karar verdiler…

Bizim iki arkadaş sabah kalktılar, bir dilim ekmek ve zeytinle o aldıkları çayı yaparak kavatlı ettiler…

Her ikisinin de parası kısıtlıydı, zengin olan arkadaşı öbür arkadaşının moralini bozmak için ailesinden para istememiş….

Arkadaşlıkları öyle kuvvetliydi ki onları hiçbir konuda kimse ayıramazdı, bu nedenle zengin ailenin çocuğu olan arkadaşı, arkadaşı ile aynı türde tatil geçirmeği istemişti, tek ona yaptığı şey şu olmuştu ailesinin yazlığına getirmekti zaten bunu zar zor ikna edebilmişti…

İki arkadaşın  o günkü planları  çıkıp etrafı görmekti….

Kahvaltıdan sonra evden çıktılar kendi bahçelerinde  yüz metre yürüdükten sonra kasabaya varıyorlardı, yürürken önlerinde para dolu bir cüzdan olduğunu fark edip hemen o cüzdanı aldılar içine bakıp kimlik aradılar yalnız para vardı…

Bir süre birbirlerine baktılar sonra bunu götürüp polise veya karakola vermeği düşündüler…

İkisi de OTÜ’ DE   okuyorlardı bu nedenle kimseye hele emniyete güvenmemeyi çok önceden deneyimleri ile öğrenmişlerdi.

İki arkadaş şunu düşündüler, tatilleri burunlarından gelebilirdi…

Buldukları  cüzdanı orada bırakıp gitmeği bile düşündüler..

Birde şu vardı onların bahçesinde olduğu için belki de ailesi iyi vaziyette olan arkadaşının babası düşürmüş olabileceğini düşündüler..

En iyisi merkezde ki telefon kulübesine gidip arkadaşının babasına telefon etmesini sağlamaktı, yalnız bu o kadar kolay değildi çünkü Ankara’dan gelmeden önce telefonda bir konuda tartıştıklarını da bilen arkadaşı zorla onu ikna etti..

İki arkadaş telefon ettiler ve babasının yurtdışına gidip orada bir konferansa katılacağını öğrendiler..

O zaman ne yapmalıydılar?..

Parayı alıp eve döndüler ve evde sakladılar ve dolaşmaya çıktılar eve tekraren döndükleri zaman aynı yere yakın bir yerde aynı cüzdana benzer bir cüzdan ile karşılaştılar bu sefer şüphelenmeğe başladılar ve alıp o cüzdanı da  eve girdiler aynı öbürü gibi içi tıka basa para doluydu kim bunu bırakıyordu?..

Bu yukarıdaki olay dört gün böyle devam etti….

Bizim iki arkadaş dört günde yaklaşık şimdini parasıyla 4.000 YTL paranın sahibi oldular, bu paranın 1 YTL sine bile dokunmadıkları halde beşinci gün deniz kenarına giderken en az 10 kişi iki arkadaşın etrafını sardı…

İki arkadaşı birbirinden ayırarak önce dövdüler, sonra zengin olan arkadaşını alarak bir şeyler söylediler sonra bu on kişi gittiler…

Ağızları burunları kan revan içinde eve zor giden iki arkadaş evde başlarına geleni ve daha önceki dört günün sebebini buldular….

Olayı tezgahlayan Ülkü ocakları denilen HP ye bağlı kurumun elemanları olduğunu söylemişler ve de kenara çekip konuştukları zengin ailenin çocuğunu ülkü Ocaklarına kayıt etmek istediklerini, bu olgu çerçevesinde eğer üye olmaz ise verdikleri paranın dört katı olan parayı bir sonraki gün istediklerini iletmişler….

Eğer bu istekleri olmaz ise ailesini ve kendisini bu ülkede yaşatmayacaklarını belirmişler….

İki arkadaş bu durumdan nasıl kurtulacaklarını düşüne devam ettikleri sırada senaryonun son aşamasına gelmişlerdi…

Ertesi gün gidip ülkü ocaklarına kendilerini kayıt ettirdiler, bir sorun daha vardı en büyük sorunda o idi OTU’ de bunu nasıl ve ne biçimde anlatacaklardı üç senelik üniversite hayatları ve kendi hayatlarının bittiğini artık biliyorlardı ama bunu kabullenemiyorlardı…

Düşündüler burası İzmir bölgesi idi beklide saklayabilirlerdi, böylelikle 6 hafta daha geçti, Ankara’ya dönüş vakti gelmişti..

Ankara’ya döndükleri zaman dönem kayıtlarının zamanını öğrenmek  için OTU’ ye gittiler eskiden bilgi sayarda bu kayıtlar olmuyordu…

Ankara’daki evlerine döndüklerinde kapıda iki kişi duruyordu bu kişiler onlara aynen şu sözleri söylediler “ Biz hükümet tarafından geliyoruz, İzmir’deki kaydınız Ankara’ya alındı artık emirleri buradan alacaksınız” dediler ve gittiler..

 Bizim iki arkadaş şimdi ne yapabilirdi İzmir’de yaşadıkları olay Ankara’ya nasıl gelmiş ve emirler dediği şeyler ne olabilirdi.

Nasıl bir işti bu anlamak şu anda imkânsızdı, “Nasıl olsa kokusu çıkar” dediler ve beklemeye başladılar bu bekleyiş sanki onlara yılar gibi gelmişti, 6 gün sonra yine o iki kişi kapılarını çaldı ve bizimle geleceksiniz dedi…

Kapıda bulunan ANADOL markalı bir arabaya binip gittiler, arabada  gözleri bağlandı ve bilmedikleri bir evin bodrum katında gözleri açıldı yüzlerini görmedikleri iki kişi daha vardı konuşmaları yabancı olduklarını ve emirleri onlardan alacaklarını anladılar…

Birinci yabancı kişi onlara şunları söyledi, “ Okudunuz üniversitede  olacak olayları ve tüm eğlemeleri bir rapor  halinde bize bildireceksiniz “ dedi “bunu bildirmezsek ne olur” diye sordular bizim iki arkadaş susan ikinci yabancı kişi bağırarak “ İzmir’de size söylenenleri unuttunuz mu? isterseniz tekraren hatırlatsınlar komünist köpekler “ dedi ve bizim iki arkadaşı önceki onları getiren iki kişi dövmeye başladı köyden gelen delikanlı arkadaşı bayılınca zengin arkadaşı yerden kalkarak “ Durun kimin köpek olduğu belli tamam yaparız bırakın onu” dedi…

Yine gözleri bağlandı sürüklene, sürüklene arabaya bindirildiler, elerine İstanbul numarası bulunan bir teflon numarası verilerek evlerin önünde köpek gibi atıp gittiler…

Bir iki hafta aradan geçmişti Dev Sol denilen sol örgüt büyük bir eyleme hazırlandığı haberi bizim arkadaşlarca onlara verildi, bu eylemde yaklaşık her iki taraftan 15 öğrenci hayatını kaybetti…

Aylar ayları kovaladı bir gün zengin olan doktorun oğlunu İzmir’deki evine bir telefon geldi telefonun ucundaki ses aynen şunları babasına söyledi “ oğluna söyle bize bir daha yanlış bilgi vermesin hayatından olur” dedi ve telefonu kapattı bunu duyan babası hemen Ankara’ya gelerek oğlu ile konuştu.

Olaylar öğrendikten sonra Ankara ülkü ocaklarına gitti buradan olumlu bir yanıt alamayınca İzmir’e geri döndü ve İzmir’deki ülkü ocağına bir kere daha gitti, onlara “oğlumun size ne kadar borcu varsa 4 katını ödemeğe hazırım” dediği halde onlardan da olumlu bir yanıt alamadı…

Bu olayların sonucunda artık doktorun oğlu açığa çıkacağını anlayan dış güçler toptan yok etme planını hazırladılar ve uşak olarak kullandıkları kişilere talimatı verdiler….  

Sonuç:

Olayların geçtiği zaman diliminde olayları olduğu ve son talimatların verildiği zamandan 3 gün sonra Ankara’da bir eylem olur bu eylemde doktorun oğlu öldürülür.

Aynı zaman diliminde doktor yolda giderken bir ANADOL marka otomobil çarpar ve orada ölür..

Yine aynı zaman diliminde doktorun evine hırsızlar girer kızının ve hanımının ırzına geçerek öldürülür…

Köyden gelen delikanlı Üniversite son sınıfta iken okulunu bırakır ve köyüne döner, 1980 ihtilâlının sonunda aftan yararlanarak okuluna döner ve başarılı bir şekilde hayata atılır….

Bir üniversite, bir bölücü terör odakları, bir dış istihbarat ajanları, bir tatil zamanında 2 aileyi nasıl bir anda bitirdiği bu gerçek olguda görünüyor…

Sayınlar, Önlem alınmaz ise buna benzer olgularında yakında yine ülkemizde göreceğiz…

sayınlar, önce gençlerimiz, sonra sosyal ekonomik yolundan  yaptığınız halkınızı düşünmeden dış odakların uşaklığını yaparak anlamsız bölücü yasalarla gündeme getiriyorsunuz….

Sayınlar sizler Bu oyunları oynayıp, bu yolda giderseniz, halkın sabrını taşırıp önüne geçilmeyecek olgular kapımızda görünüyor….

T.S.K’ni kullanarak yerel seçimlere hazırlandığınızı biliyoruz yaptığınız işler yapmadıklarınızı gösteriyor, belki yine yutturabilirsiniz fakat inanın çok önemli bir viraja girdiniz bunun sonu uçurum bunu bilin sayınlar…..

Sevgili Adamlar,

Şerefsiz uşak Şamil KAYA, siz adam mısınız?..

Şerefi olmayan para ile şeref tanımlayan İlhan ARDIÇ, siz adam mısınız?..

Emre AKYÜZ, uşak olmak ve iftira atarak şerefsizce halka mesaj veren siz adam olabilecek misiniz?..  

Osman CAN, akademik kariyeri olan siz, adam olabilecek misiniz?...

21 Mart 2008 Türkiye yine bir hafta sonu, Ergenekon, dokuz aydır devam edilen davası sonucundan, Türkiye’nin dürüst doruları söyleyen cumhuriyet gazetecisi İlhan SELÇUK, akademisyen Kemal ALEMDEAROĞLU, muhalif parti başkanı Doğu PERİNÇEK, Ergenekon soruşturması kapsamında emniyete  emir verenler, bu olguda onları sabaha karşı evlerinden alanlar, biz adamız diye ortaya çıkıp görüntü verebilecek misiniz?..

Ben yorum yapmıyorum bu olgu, olguları kapatmak için yapılmış bir yapay gündemdir onu biliyorum.

Sizde bilin adamlar gizli gündem senaryosu yapıldı ve bu hayata hafta ortasında görücüğe çıkacak ama yapay gündemle uğraşırsanız bu asıl senaryoyu göremezsiniz, görünmeden halka duyulmadan gelecek bu senaryo ilerde başka dizi senaryoların başlangıcı olacaktır dikkat!…

Hafta sonunda ise yine yapay gündeme veya önceki yapılan yapay gündemlerin devamını öğrenmeye hazır olun…

Yukarıda belirttiğim olgu çerçevesinde NİSAN, MAYIS, HAZİRAN aylarında yapılacak yapay ve gizli gündemler yıl sonunda başımıza gelecek olayları da gösterir, bunlar üniversitelerimizde finallerin başladığı günlere denk gelmesi, tatilin başlangıç noktasına denk gelmesi, daha sonra cinayet ve tutuklamaların artması olarak görünecektir…

Bu görüntüler bir yıl önceki laikliği savunan halka duyulan kinin gizli ve yapay gündem yaratma amacıyla yapılan  senaryoları gündeme gelecektir..

1980 yılın öncesinde yapılan gizli senaryoların kesintiye uğrayan bölümlerinin güncellenerek tekrar hayata geçirilecektir…

İstihbarat ve uşaklarının oynadığı oyun artık açığa çıkmıştır son derece dikkatli ve teyakkuzda olmamız gerek bir haftaya giriyoruz tüm adam olan adamlar başarılar dilerim….

Unutmayın “ Hiçbir mazeret başarının yerini tutamaz” bunu söyleyen Mustafa Kemal ATATÜRK’ e güvenin…

Uyuyun halkım uyanınca neler göreceğiniz ben önceki yazılarımda yazdım anlayan anlamıştır temcit pilavı gibi yazmayı istemiyorum….

Uyuyan uyur uyumayan bunları anlar, anlayanlar habise, anlayıp anlamamalıktan gelenler kasa başına gitmeleri ve kasalarını doldurmaları şu ortamda doğaldır… 

Adam olanlar veya kendini adam olarak görenler, din ve vicdan özgürlüğü kullananlara..

Bu din ve vicdan olgusunu yorumlayanlar, 16. Yüzyıldan kayıtlara geçtiği biçimde Türkler din ve vicdan özgürlüğü sahip bir toplummuşuz bunu bileniniz var mı?..

Geçtiğimiz hafta Peygamberimizin doğumunu, Müslümanlarca kutladık bu kutlamalar sırasında, kandil Simit’i ile birbirimizi kutladık.

Şimdi sorabilirsiniz bu kandil simit’i ile din ve vicdan özgürlüğü ne anlamı var,evet anlayış farkımızı görebiliyorum, bu nedenle biraz araştırma yaptım şimdi önce o araştırma sonucunu size ileteceğim..      

Simit ile ilgili Evliya Çelebi'nin 16. yüzyıl'ın ikinci yarısındaki gözlemlerini aktardığı Seyahatnamesi'nden, İstanbul'da simitçilerin 70 fırında, toplam 300 nefer olarak çalıştıklarını bildirdikten sonra, bunlardan kimisinin de bağlı oldukları fırınların çırakları olarak fırın hesabına çalıştıklarını bizlere yazılı olarak aktarıyor.

Günümüzde zengininden fakirine, patronundan işçisine, öğretmeninden öğrencisine, yani yediden yetmişe her kesimin ülkemize gelen yabancı turistlerle, biz Türklerin geçmişten günümüze vazgeçemediği yiyecek çeşitleri arasında bulunan simit.

Evde, yolda, kahvede, ders arası dinlenme sırasında kantinlerde satılan, yemek yerken, trende, vapurda, her türlü toplu taşım araçlarında, iş yerinde, yani hemen, hemen her yerde hayatımızın her anını onun ile geçirdiğimiz simit.

Gündemden de hiç düşmez. Her zaman asgari ücret artışlarında bile hesaplar "Günde bir simit yenirse ayda şu kadar para kazanması gerekir." şeklinde hesaplanır.

Türkiye’de çoğumuz dar gelirli vaziyete sokanlar sayesinde, dar gelirlinin açlık bastıran nimeti olduğundan

Ünlü yazarlarımızdan bir olan Nazım Hikmet; simit, peynir ve çay üçlemesini sadeliğe, basit yaşamaya dost saymış, dizelere döküp, bir güzel şiirini yazmış: ‘‘Basit yaşayacaksın, basit. Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit… Çay, simit ve peynirle…’’

Çay ile özleşen ve simidin yanına yakıştığı kadar, parası olanların yaptığını sizlerde yaparsanız peynirin birçok kullanım çeşit mevcuttur, örneğin böreğin içine, İtalyan yemeklerinden makarnaların sosuna, pizzaların çeşidine, şarabın yanına bu peyniri kullanabilirsiniz.

Bu olguda gelir düzeyiniz düşük veya hiç yok ise zenginlerin çöplerinden bulduğunuz, uykudan kalkınca vazgeçilmez öğün olarak kabul ettiğiniz ve çocuklarınıza hazırladığınız kahvaltı sofralarına börek çörek bulamazsanız zeytin,  peynir ile simit ve arkadaşı çay çok iyi gider.

Sakına çok yemeyin susamlar bazen midenizi ağrıtabilir...

Bakın din ve vicdan özgürlüğü alakaya herkes kedine göre din ve vicdan özgürlüğü tanımı yaparken ben size din ve vicdan özgürlüğü tanımı yapmayacağım.

Bu olgu üzerinde yalnız simit ile bağlantısını şöyle kuruyorum simit adı Türk ismi değildir, bu ad bir gayri Müslüman’ın adı imiş.

O Türkiye’de bir yiyecek yapmış adı da simitti olmuş sonra adı ile anılan bu yiyeceği Türk ulusu beğenip bunu geleneksel yemeğimiz yapmışız…

İşte bu olguda, Türk ulusu içinde adam gibi adam olanları olduğu devirlerde ayrım yapmadan yapılanları, din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde nasıl hayata geçirdiklerinin açık bir örneğidir…

Türk ulusu geçmişte de şimdide adam gibi adamlardan oluşmuş inancı tam insandır…

Günümüzde siyaseti ortaya atarak inancı ve kadınları sömüren bazı şerefsiz din simsarı olan insan denen mahlûklar Türk halkının iyi niyeti sonucunda bir virüs gibi ülkemizi sarmışta olsa, adam gibi adamlar sayesinde bu ülkeyi bölücü fikirlere taviz vermeden yasal yönden koruyacaklarına eminim…

Peki Türk Halkı bu adam gibi adamların yanında olmak üzere hazır olduğumuza emin miyiz?. 

Evet bu soruyu on bir  yönlü düşünmemiz gerekir..

1.       Aydınlarımızı, bilim adamlarımızı habise sokanlara ne kadar tepkiyi doğru olarak verebiliyoruz?.... 

2.       Türk ulusunu bölünme noktasına getirenlerin oyununa gelecek miyiz?..

3.       Sakin olarak satranç tahtasında oyunu lehimize çevirmek için oyun kurmayı biliyor muyuz?...

4.       Yasalar ve onu uygulayanlara saygımız var mı?..

5.       Fikre fikir ile cevap verecek bilgiye sahip miyiz?..

6.       Düşüncelerimiz bastırmaya uğraşan kesim ve kurumlara karşı düşünce üretebilir miyiz?..

7.       Türk halkı olarak sömürülmeye mi, sömürülmemeye mi hazırız?..

8.       Fikir ve düşünce yolu ile yorum yaparken halkımızı düşünerek öneri veya çözüm üretebiliyor muyuz?...

9.       Siyaseti temiz ve bağımsız yaparken halka, yasa uygulayıcılara saygılı davranıyor muyuz?…

10.   Bulunduğumuz iş yerlerinde kanuna uygun davranıyor muyuz?..

11.   Her ortamda çekinmeden Türkiye geleceği için savaş verecek kabiliyete sahip miyiz?..

Gelin bu soruları biraz daha açalım…

Hiç yorum yok: