Pazartesi, Aralık 12, 2011

2000-2011 ve devamında ben hiç susmadım ki !! -52- Şair kalemiyle katil baltasıyla yatar…

2009

Dostlar,

21 Mayıs 2009 14:00 den beridir yazı yazmıyorum…

Şair kalemiyle katil baltasıyla yatar… 

Yattığımda gözüme uyku girmiyor dostlar…

Basın kanununun 12 maddesi uyarınca gelen belgelerin kimden geldiği yazar tarafından basın kanunu gereğince belge ve bilgi verilemez zorla bu bilgiler yazardan alınamaz kanunu…

Evet, kanun bunu diyor…

Birde etik kanunlar vardır, bu kanunlar yasa ile düzenlenmez, hani derler ya “ Şeref ve Haysiyet “…

İşte bu şeref, haysiyet para için veya birilerine yaranmak için kullanılmaz…

Yazmadığım şeyleri önceden yazdığımı okuyucularım bilirler…

Bu ölçülerde kalarak Ruban Konusunun ve geçtiğimiz Haftalarda gündeme geleceğini biliyordum ama bunu dikkatinizi çekmek için provasının yapıldığı KKCT den örnekler vererek yazmaya başlamıştım ve bunu yıllar önce bir kere daha gündeme getirmiştim…

Bu yazı dizi halinde sunacaktım fakat zaman kalmadığı için şimdi tamamını yayınlıyorum…

Ortaokul ve Liselerin Kıbrıs Tarihi Ders Kitapları’nda da Hıristiyanlık propagandası  vardır.

ARAŞTIRMA : Birol Özter

Orta I. Sınıflarda okutulan Kıbrıs Tarihi Ders Kitabında Sayfa 50’den itibaren kitabın sonuna kadar olan bölümde açık ve yoğun biçimde “Hıristiyanlık propagandası” yapılmaktadır. Bunlardan 4–5 sayfa Ortodoks Kilisesi’nin ve mezhebinin propagandasına, 2–3 sayfa ise Katolik kiliselerinin ve Katolik mezhebinin propagandasına ayrılmıştır. Bu sayfalarda “Aziz St. Paul” ve “St. Barnabas”ın 4 resmine, haritada Anadolu’nun Konstantinopolis (İstanbul) olduğuna (sayfa 53), 5 kilise resmine, Kıbrıs’ta Ortodoks Kilisesi başlığı altında Ortodoksluğun şemasına, bir tam sayfada Katolik Kilisesi’nin şemasına, birçok temsili papaz resmine, birçok gerçek papaz resmine yer verilmiştir.

Orta I. sınıfın Kıbrıs Tarihi kitabında ‘4’ü hakiki, 22’si temsili 26 papaz’ resmine,

Orta II. sınıfın Kıbrıs Tarihi kitabında ‘5’i hakiki 4’dü temsili 9 papaz’ resmine,

Orta III. sınıfın Kıbrıs Tarihi kitabında ‘5 hakiki, 1 de temsili olmak üzere 6 papaz’ resmine yer verilmiştir.

Lise I. Kıbrıs Tarihi kitabında ‘5’i hakiki 15’i temsili olmak üzere 20 papaz’ resmine,

Lise II, III kitabında ‘7 hakiki, 2 temsili olmak üzere 9 papaz resmine’ yer verilmiştir.

Yukarıdaki kitapların tümünde 70 papaz resmi vardır (21’i gerçek, 49’u ise temsili). Herhangi bir Müftü, İmam veya Müslüman din adamı resmi yoktur. Sadece 4 temsili din adamı resmi vardır.

70 papaz resminin yer aldığı tarih dersi kitaplarında ne acıdır ki “şehitlerimizin isimleri, resimleri, şehitliklerimiz, toplu mezarlarımız, katliam planları” yer almamıştır.

Orta I. sınıf Kıbrıs Tarihi Kitabında, Sayfa 52’de “St. Paul ve St. Barnabas’ın kimler olduğunu araştırınız” spot’u ile St. Paul ve St. Barnabas’ın 4 resmine yer verilmiştir.

Sayfa 53’te Türkiye Haritası üzerine, “İstanbul” yerine “Konstantinopolis” yazılmış, parantez içerisinde ise “İstanbul” notu düşülmüştür.

(Not: İlk basılan (2004) kitaplarda “İstanbul” ismi hiç yoktu. Yapılan eleştiriden sonra yeni baskıda parantez içerisine “İstanbul” yazılmıştır.)

Sayfa 54: St. Barnabas Kilisesi’nin 3 resmi kullanılmış, St. Barnabas Kilisesi ve Manastırı’nın hikâyesi Türk çocuklarına detaylı olarak verilmiştir.

Burada Rum-Yunan safsataları  ile efsanelerine yer verilerek “St. Barnabas’ın ölümünden 432 yıl sonra Piskopos Anthebios rüyasında cesedin saklı olduğu yeri görür ve mezarın açılmasını emreder. Mezar açılınca cesedin göğsündeki St. Mathews İncilinden cesedin St. Barnabas’a ait olduğu anlaşılır” denilmiştir.

Not: Rumlar bu ülkeye Hıristiyanlık mührü (kimliği) vurabilmek için adanın her yanına bir odadan ibaret eşantiyon kilisecikler inşa etmişler,  buradaki Hıristiyan kimliğinin kalıcı olmasını sağlamaya çalışmışlardır. (St. Barnabas Hıristiyanlığı yaymaya çalışan bir misyonerdi, bir papazdı. 

(Taş bağlanarak bataklığa atılan St. Barnabas’ın cesedi bataklıktan nasıl  çıkarılmıştır?! Sadece bu bile olayın safsata olduğunu ortaya koymaktadır.)

Sayfa 56: Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin Teşkilat yapısı şemalaştırılarak ortaya konulmuştur. Türk ve Müslüman çocukları için bukadar çok mu gereklidir Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin Teşkilat yapısı?

Sayfa 57:Kıbrıs Bizans İmparatorluğu idaresinde iken İslam devletinin akınlarına uğramıştır” ifadesi kullanılmıştır.

Rum ağzı dediğimiz ifade işte burada tam anlamını  bulmuştur. Kitapları yazan zihniyet kendileri Bizans İmparatorluğunun bugünkü nesli imiş gibi konuşarak, bizim imparatorluğumuz İslam devletlerinin akınlarına uğramıştır ifadesini kullanmışlardır. İşte bu cümle kastettiğimiz Rum ağzına en güzel örnektir.

Rum ağzıyla kitap yazmanın bundan farklı şekli olabilir mi? Burada “bizim Bizans İmparatorluğumuz, bizimle ilgisi olmayan, bize yabancı olan İslam devletlerinin akınlarına uğramıştır” mesajı verilmektedir.

Sayfa 58: Bir spot: “Bugün adada yaşayan Rum halkı nasıl oluştu?”

Sayfa 61: “Latinler kimdir?” spotu altında giysisinde ve sancağında 12 tane haç olan bir kişinin resmi verilmiştir. Haç Hıristiyanlık sembolüdür.

Rum din kitaplarında bile bir sayfada 12 tane haç görmek mümkün değildir. Bu kitapları  hazırlayanların Rum’dan daha Rumcu yaklaşım sergilemelerinin ardında yatan gerçek açıktır.

Sayfa 62 ve 63:  Giysilerinde Hıristiyanlığın sembolü olan HAÇ bulunan temsili resimler kullanılmıştır. Bu resimlerde 12 tane HAÇ bulunmaktadır. Üzülerek tekrar ediyorum. Bukadar çok haç Hıristiyan çocuklarına okutulan din kitaplarında bile yoktur.

Sayfa 64: “Orta Çağda Katolik Kilisesi” başlığı altında 22 temsili papaz resmine yer verilmiştir. Bu sayfa tümü ile Katolik Kilisesi’nin Teşkilat yapısına ayrılmıştır. Ayrıca yine bu sayfada 8 tane HAÇ resmi kullanılmıştır.

Sayfa 64: En alttaki spotta öğretmen ve öğrenciye “Katolik ve Ortodoks mezhepleri arasındaki farkları tartışınız” yazısı ile talimat verilmiştir.

Hıristiyanlık dininin mezhepleri Türk-Müslüman çocuklarına empoze yolu ile öğretilirken, İslam mezhepleri isim olarak bile kitaplarda geçmemektedir. Türk çocukları için hazırlanan ders kitaplarına Hıristiyanlık hakkında bu kadar detaya inilmesinin amacı Hıristiyanlaştırarak Rum’a adapte etme çabasından başka ne olabilir? Kaldı ki bu kitaplar KIBRIS TARİHİ kitaplarıdırlar, din kitabı  da değillerdir.

Sayfa 65: İlk yazdıkları Kıbrıs Tarihi Kitaplarında (2004–2005) kullandıkları iki cami resminin altına  “St. Sofiya Katedrali ve St. Nicolas Katedrali” diye yazmışlardı. Yeni baskılarda (2005–2006) parantez içerisinde “Selimiye” ve “Lala Mustafa Paşa Camii” de yazılmıştır.

1571’den itibaren, 436 yıldır cami olarak kullanılan kutsal mekânlarımızın, tarih kitaplarında çocuklarımıza “Katedral” diye tanıtılmasına neden gerek duyulduğunun arkasında yatan niyet yeni bir Ayasofya örneği yaratmaktır.

Sayfa 66: Lala Mustafa Paşa Camiinin resmi konarak, “St. Nicolas Katedrali” diye yazılmıştır.

İnebahtı Savaşı ile ilgili tablolarda ikon resimleri var

(Bu başlık altında bütün kitaplardaki İnebahtı  tablolarına yer verilmiştir) 

Orta II. Sınıfların Kıbrıs Tarihi kitaplarında Sayfa 12’de İnebahtı Deniz Savaşı adı altında iki tablo verilmiştir. İkisinin üzerinde de ikon (İsa ile Meryem ana) resimleri vardır.

KKTC’deki Türk Çocuklarına okutulan Kıbrıs Tarihi kitaplarında İsa ile Meryem ana resimlerinin (İkon resimleri ) ne işi vardır?

Lise I. sınıfların Kıbrıs Tarihi kitabında sayfa 23’te üstte (2. resim) Preveze Deniz Savaşı sunumu ile bir resim verilmiştir. Burada üzerinde haç olan devasa bir gemi ile yanında Osmanlı İmparatorluğuna ait küçücük yassı bir gemi resmi görülmektedir.

Osmanlı İmparatorluğunun Preveze’deki başarısına bile yukarıda verilen tablo ile gölge düşürülmek amaçlanmaktadır. (Veya yukarıdakiler, bu kitapların gerçekten Rum yazardan alıntı olduklarının ve hiç denetlenmeden basılarak Türk çocuklarına dağıtıldıklarının ıspatıdır. Başka bir izah tarzı da yoktur.)

Lise I. sınıfların Kıbrıs Tarihi kitabında sayfa 25’te “İnebahtı Deniz Savaşı Tasviri”  adı altında yine bir tablo ve yine üst köşede İKON resimlerine yer verilmiştir. Hıristiyanlığın sembolü olan bu İkon resimleri Mart 2005 tarihli THE CYPRUS WEEKLY isimli, Rum tarafında İngilizce olarak yayınlanan gazetede, Petros Papapolivyu’nun iddiasındaki gibi “Rum Yazar Vassos Karageorghis’in Kition, Mikanaen and Phoenician Discoveries in Cyprus” isimli kitabından mı alıntıdırlar?!

Orta I, Sayfa 7: “Cireneler'de (Girne Dağları) toprağa, Hıristiyanlığı yaymaya çalışan 40 azizin kemikleri karıştı. Bu toprak kaynatılıp içilirse ateşli hastalıklara iyi gelir” denilmiştir.

Devlet okullarımızda okutulmak için kaleme alınan bu sözde tarih kitaplarının kaleme alınmasında emeği geçen Komisyon üyeleri acaba bu kitapları  Hıristiyan çocukları için mi yazdılar?!..  Yoksa iddia edildiği gibi bu kitapları hiç incelemeden Vassos Karageoarghis’in kitabından mı alıp Türk çocuklarına dağıttılar?!

İslamiyet’in öğretilmesinden veya camilerimizin resimlerinden vazgeçsek bile hani, nerede biz bu topraklar üzerinde özgür ve mutlu yaşayalım diye, bu toprakları vatan yaparken, canlarını verenlerin isimleri, resimleri, şehitliklerimiz, toplu mezarlarımız? Papaz, kilise ve Hıristiyanlık öğretilerinden yer mi kalmadı?

Orta I: Kıbrıs Tarihi ders kitaplarında; İlk baskı sayfa 66’da “Lala Mustafa Paşa Camii”nin içten revaklı resmi konularak altına “St. Nicolas” Katedrali yazılmıştır.

Yeni basılan Orta I kitabında (Sayfa 65’te)  ise “St. Nicolas Kilisesi” yazısının önüne parantez açılarak “Lala Mustafa Paşa Camii” denilmiştir.

Yine ilk baskıda iki minareli bir caminin altına St. Sofia Katedrali” yazılmıştır. Kitapların yeni baskısında değiştirilerek (Sayfa 65)  “St. Sofia Katedrali” yazan kısmın önüne parantez içerisine “Selimiye Camii” diye not düşülmüştür. 

Sayfa 65’te Selimiye Camisi’nin altına ise “St. Sofia” diye yazılmış, yanına parantez içerisinde “Selimiye” denmiştir. “2 minareli kilise mi olur, hem de St. Sofia Kilisesi mi olur?” diye sormazlar mı yazana?

Burada da Selimiye Camii gerçeğinin inkârı vardır. Kitabın yazarları  “O Selimiye Camisi değil, St. Sofia Kilisesi’dir” demeye getiriyorlar. Bu yaklaşımın küçücük öğrencilere ne gibi bir yarar sağlayacağı düşünülüyor acaba?  

Orta II. Kıbrıs Tarihi Ders Kitabı’nda da Hıristiyanlık propagandası  yapılmaktadır

Sayfa 26’da “Başpiskopos Philotheos”un resmi vardır.

Sayfa 27’de “Kıbrıs Adası’ndaki Hıristiyanların Temsilcileri” başlığı altında “Başpiskopos Hristodulos”un resmi bulunmaktadır (Asasıyla birlikte).

Sayfa 27’de “Başpiskoposluk tayin beratı” ve “Başpiskoposların Hakları” yer almaktadır.

Sayfa 27’de altta yer alan bir spot’ta “Acaba Başpiskopos Kimdir?” sorusu sorulmakta, öğrencilerden “Başpiskopos teriminin anlamının irdelenmesi ve öğrenilmesi” istenmektedir.

Sayfa 28’de üstte “Başpiskopos Sofronios II”nin resmi, altta ise “Başpiskopos Hajigeorgiakis Kornesios”un resmi yer almaktadır.

Sayfa 31’de “Osmanlı Devleti’ne Karşı Kıbrıs Adası’nda Oluşan Tepkiler” başlığı altında beş tane spot vardır:

1. Haksızlık,

2. Bu ne biçim iş?,

3. Vergiler çok ağır,

4. Yöneticiler çok insafsız,

5. Kıbrıs tarihinde 1821 yılının önemi nedir?

Spotların altında ise:

“1821 isyan hareketini önceden öğrenen Kıbrıs adasının idarecileri, isyana karışan başpiskopos ve yardımcıları başta olmak üzere birçok gayrimüslimin en ağır bir şekilde cezalandırılmasını sağlamışlardır” denilerek, “asılarak en ağır şekilde cezalandırılan Başpiskopos Kyprianos”un resmi verilmiştir.

(Bugünkü Kıbrıs Rum Başpiskopos II. Hrisostomos, “Yunanistan’daki Tarih kitaplarına Kyprianos’un resminin alınmamasından” şikâyet etmektedir. Bizim tarih kitaplarında vardır. İstiyorsa ödünç verelim, Rum çocuklarına okutsunlar.)

Sayfa 35’te iki tane papazın yer aldığı fakat altında herhangi bir bilgi notunun bulunmadığı bir resim yer almaktadır.

Sayfa 56 ve 64te Üzerlerinde 6 tane haç olan Yunan Bayrakları yer almaktadır.  

Orta III. Kıbrıs Tarihi Kitabı da Hıristiyanlık propagandası  sayfalarca sürmektedir.

Sayfa 52’de “Plebisite öncülük eden Kitium Piskoposu Mouskos” sunumu ile Makarios’un resmi verilmiştir.

Sayfa 52’de 5–6 Rum’un yanında Kiliseyi temsilen bir papaz resmi daha kullanılmıştır.

Sayfa 82’deki birinci resimde yine Makarios’un resmi vardır. (Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak.)

Sayfa 89’da Rum Cumhurbaşkanı Makarios’un vesikalık bir resmine yer verilmiştir.

Sayfa 128’de yine Makarios’un başka bir resmine yer verilmiştir.

Tarih kitaplarında Atatürk’e hiç denilecek kadar az yer verilirken, Türk büyükleri ve Türk İnsanına husumet pompalanırken, her şeyimizi borçlu olduğumuz Türk askerine husumet pompalanırken, bu Makarios sevgisi nereden kaynaklanıyor? Neden çocuklarımıza ille de Makarios belletilmek isteniyor? Bu kitapları yazan, savunan ve kitaplarla gurur duyduklarını söyleyenlerin milli ve dini lideri acaba Makarios mudur?

Lise I. Kıbrıs Tarihi Kitapları’ndaki noktalama işaretlerini bile Haç’a dönüştürerek Hıristiyanlığın sembolünü kullanmışlardır.

Tarih kitabına haç işaretleri hangi amaçla konmuştur?

Lise I. Tarih Kitabı’nın ilk sayfalarında, Türk harflerinden farklı bir karakter kullanılmıştır:

— “n” ve “m” harfleri daha çok Rus veya Yunan alfabesindeki  (Kiril alfabesinde)  “pi” ve “mi” harflerini andırmaktadır.

— İ, Ü ve Ö harflerinin üzerindeki noktalar ise “istavroz” yani “minik haç” şeklindedir. Örneğin “Atatürk” ismindeki “Ü” harfinin üzerinde iki, “ÖNSÖZ” kelimesindeki “Ö” harflerinin üzerinde 2’şer adetten toplam 4 tane istavroz veya haç, ayrıca her “Ö” harfinin ortasında da 1 adet istavroz veya haç bulunmaktadır. Yani Önsöz kelimesinin “Ö” harflerinin içinde birer, üzerlerinde ikişer istavroz (HAÇ) olmak üzere 6 istavroz (haç) vardır (Nokta yerine konulmuş haçlar).

—“İstiklal Marşı” kelimelerinin “İ” harflerinin üzerinde birer istavroz’dan 2 istavroz (haç) yer almaktadır.

Özetle sesli harfler üzerindeki noktalar kaldırılarak yerlerine istavrozlar (Haç) konulmuştur. İstavroz (haç) işareti, İsa’nın çarmıha gerilmesinden dolayı Hıristiyanlar tarafından bir simge olarak kullanılmaktadır. Ayni zamanda Yunan bayrağındaki simgedir. Haçlı Seferlerinin simgesi olarak da kullanılmıştır. Yunan bayrağının simgesini oluşturan, Hıristiyanlar tarafından kutsal kabul edilen, göğüslerine Hıristiyanlık simgesi olarak asılan, dini ibadetlerinde kullanılan bir işareti Türk Tarih Kitapları’nda bulunan “Atatürk, İstiklal Marşı ve Önsöz” kelimeleri üzerine kondurmakla verilmek istenen mesaj nedir? Atatürk’ü ve İstiklal Marşı’nı haçla kutsamak hangi akla hizmettir?

Sayfa 3’te 3 Müslüman, 14 tane de temsili Hıristiyan papaz resmi vardır. Yine Sayfa 3’te St. Sophia Katedrali ve parantez içerisinde (Selimiye Camii) denmiştir.

Lise I. sınıfların kitaplarının kapağında “Kıbrıs Türk Tarihi” denmekte ve Osmanlı İmparatorluğunun Kıbrıs’a hâkim olduğu konu edilmektedir. Buna rağmen Sayfa 5’te Haçlı Seferleri işlenmiştir. Haçlı seferleri ile 1571’de Kıbrıs’ın fethi ile başlayan Kıbrıs Türk tarihinin ilgisi olabilir mi?

Sayfa 8’de “St. Nicolas Katedrali” (Lala Mustafa Paşa) ve yanında “St. Sophia Katedrali” (Selimiye Camii) denilmekte, bu yapıların 437 yıldır cami oldukları reddedilmektedir.

Sayfa 25’te “İnebahtı Deniz Savaşı” denen tablonun sol üst köşesinde ikon (Meryem ana ve İsa resimleri) resimleri yer almaktadır.

Sayfa 28’de “Lala Mustafa Paşa Camii”ne St. Nicolas Katedrali (Lala Mustafa Paşa Camii) denilmiştir.

Sayfa 29’da Ortodoks Rumların Başpiskoposu Sofronios II’nin resmi verilmiştir. (Kıbrıs Türk Tarihi denen kitapta)

Sayfa 43’te Başpiskopos Hristodulos’un resmi vardır.

Sayfa 44’de ise üstte Başpiskopos Chrysantos’un, altta ise Başpiskopos Haji Georgiakis Kornesios’un resimleri vardır. Aynı sayfada yanda ise Başpiskopos’un “tayin beratı” resmi yer almaktadır.

Sayfa 46da Ermenilere ait dini bir yapı olan Megara’nın (Saint Makar, Sourp Magar) resmi vardır.

Sayfa 47’de ise Koruçam’daki Maronit Kilisesi’nin resmi verilmiştir.

Sayfa 57’de iki Hıristiyan papaz’ın yer aldığı temsili bir resim vardır.

Sayfa 86’da tekrar St. Nicolas Katedrali’nin resmi var.

Kıbrıs Türk tarihini papaz ve kilse resimleri ile donatarak öğrencilerin eline verenlerce Kıbrıs Türk tarihinin anlamı bu imiş!..

Öğrenci veya dıştan objektif bakarak bu kitapların resimlerini inceleyen birisi bu adada sadece Rum’ların yaşadığını, Türklerle bu adanın hiçbir ilgisinin bulunmadığını zanneder. Zaten Eğitim bakanı öğrencinin kendini ve ülkesini daha yakından tanıması ve sevmesi için kitapları  yerel figürlerle donattık mahiyetinde bir de cümle kullanmıştır. Bu zihniyete göre yerel figürler kiliseler, papazlar, ikonlar, Ermeni ve Maronit kiliseleri ile Haç’lar. Yunan bayrakları ve bu adanın Rum’lara ait olduğunu kanıtlayan her şeydir!!

Lise II ve III. Kıbrıs Tarihi Kitabı ile yapılan Hıristiyanlık Propagandası aşağıdadır:

Sayfa 25’te “Makarios EOKA’cılarla birlikte” sunumu altında Makarios ve 3 Rum EOKA'cı görülmektedir.

Sayfa 49’da “Baf Başpiskoposu Leontios” sunumu ile yine bir papaz resmi verilmiştir.

Sayfa 62’de yine “Başpiskopos Makarios ve 1950 Plebisiti” resim olarak kitaplara alınmıştır. “1950 seçimlerinde III. Makarios olarak başpiskopos oldu. Daha sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olacaktır” denildi.

Sayfa 68’de yine Başpiskopos Makarios’un resmi verilmiş. Yine bir papaz resmi.

Sayfa 79’da yine 3 ayrı resimde Başpiskopos Makarios bulunmaktadır.

Bukadar papaz resmine Rumların din kitaplarında bile rastlanması olanağı yoktur. Bukadar Makarios resmine Rum Tarih kitaplarında da rastlanmamaktadır. Kitabın ön kapağında da yine Makarios resmi vardır.

Makarios bu kitabı  yazanların ve okuyanların MİLLİ ve DİNİ lideri midir ki bukadar çok resmini Tarih Kitaplarınıza alarak çocuklarınıza belletmek sevdasına kapıldılar?

Kıbrıs Tarihi Ders Kitaplarında Kıbrıslılık aşılanmaya çalışılmaktadır

Önsözde bile Kıbrıslılık:

Orta 1, 2 ve 3’üncü  sınıf tarih kitaplarının önsözünde “Yeni Tarih Programı ve Kitaplar Hakkında” başlıklı bölümde “Amaçlarımızın birinci maddesi: Kıbrıs’ın Dünya üzerindeki yerini öğretip kavratmaktır”  denilerek “Kıbrıs Türkü”nün değil, “Kıbrıs”ın dünya üzerindeki yeri gündeme getirilmiştir. Kitapların içeriği irdelendiğinde de görülmektedir ki “Kıbrıslılık ve Kıbrıs Tarihi” ön plana çıkarılmıştır. Kıbrıs’ta Türklük veya Kıbrıs Türklerinin tarihi bu kitapların içeriğinde yoktur. Rum-Yunan ve AB hedeflerine uygun olarak uyduruk “Kıbrıslı milleti” yaratılmaya ve “Türklük bilinci” unutturulmaya çalışılmakta, “OSMOSİS” yoluyla “Kıbrıs Türklerinin Rum çoğunluğu içinde eriyip gitmesi, Rum’a yama olması, Türklüğün Kıbrıs’tan silinmesi” hedeflenmektedir. Özetle Papadopulos’un OSMOSİS politikası ile ENOSİS amacına hizmet edilmektedir. Silah zoru, katliamlar ve ambargolarla yapılamayanlar eğitim yolu ile dayatılan “kültür emperyalizmi” çerçevesinde gerçekleştirilmek istenmektedir.

Kıbrıs’ta dört buçuk asırlık bir geçmişin yaratamadığı “Kıbrıslı  milletini” birkaç tarih kitabı ile yaratma çabasının sonu hüsran olmaya mahkûmdur. KKTC, sınırları kanla çizilerek vatan yapılan bir toprak parçasıdır. KIBRIS VEYA KIBRISLILIK değil KKTC vardır. 23 yıldır vardır ve var olmaya da devam edecektir.

“Yeni Tarih Programı ve Kitaplar Hakkında” başlığının altındaki 5. maddede, kitapların yazılış amaçlarından birinin de “Hoşgörü ve kimlik anlayışı temelinde her türlü farklılığa saygının geliştirilmesini sağlamak” olduğu vurgulanmıştır. “Rum’a saygıyı geliştirip Kıbrıslı Kıbrıslı yaşayacağız” demek istenmektedir.

Kitapları yazanların son 50 yıllık milli mücadele tarihini kitaplardan silmelerinin nedeni bu cümleden anlaşılmaktadır. “Ayvasıl’ı, KANLI NOEL’i, Erenköy’ü, Muratağa’yı, Sandallar’ı, Atlılar’ı, Taşkent’i, Boğaziçi ve Geçitkale olaylarını kitaplardan silmezsek çocuklarımıza kesinlikle hoşgörüyü ve her türlü farklılığa (milli, dini, sosyal, siyasal v.s.) saygıyı öğretemeyiz” demeye getiriyorlar. Hoşgörü ve kimlik anlayışı temelinde çocuklarımızın her türlü farklılığa saygılarını geliştirmek için ise AKRİTAS’ı, İFESTOS’u da kitaplardan silmeleri gerekiyordu. Onu da yaptılar. Geriye ne kaldı? 

Gullurukya’lar, hummuzlar, Mehmedaliler, Becerikliler müzik toplulukları, Hıristiyanlığın doğuşu, St. Paul, St. Barnabas, Hıristiyanlığın mezhepleri, bunların karşılaştırılması ve tartışılması… Ve kitaplar bunlarla dolduruldu.

KKTC’de AB ve Rum-Yunan muhipliğine soyunanların amaçları ulvidir! Türk çocuklarına her türlü farklılığa karşı saygılı ve hoşgörülü  olmayı öğretmektir. Ya bizim şehitlerimize, Türk bayrağına, milli değerlerimize, devletimize, milletimize ve egemenliğimize saygı ile sevgiyi ne zaman ve nasıl öğretmeyi ve geliştirmeyi düşünüyorlar?

Topu Tarih Bölüm başkanlarının bile Sırp, Alman veya yabancı olduğu, Tarih kitaplarının bile yabancılar tarafından kaleme alındığı  bazı üniversitelere atarak mı öğretmeyi düşünüyorlar yoksa hiçbir zaman öğretmeyi düşünmüyorlar mı?!

Orta II. Kıbrıs Tarihi Ders Kitabında da “Kıbrıslılık”  aşılanmaya çalışılmaktadır:

Sayfa 36’da “Her iki toplum arasında bazı dönemlerde ticari ortaklıklar da kurulmuştur” denilmiştir. Yine ayni sayfada “İki toplum Kıbrıs’ta bazı esnaf dallarında birlikte üretim yapıyordu” ve “İki toplum arasındaki ilişkilere bir başka örnek ise bir rahibin, bir Müslüman’a kefil olması ve daha sonra da kefaleti sebebiyle borcu ödemesidir” denilmiştir.

Bu ifadelerle Kıbrıs Türklerinin Rumlarla çok iyi anlaştıkları, Rumların Türklere sürekli yardımcı ve destek olduğu “Kıbrıslı Kıbrıslı” yaşadıkları savı ileri götürülmeye, tarihi gerçekler gizlenmeye çalışılmaktadır.

Sayfa 37’de “İki toplum arasında sosyal hayatta meydana gelen en önemli olaylardan bir tanesi ise toplumlar arası evliliklerdir” denilmiştir. Devamında ise “Ada’da toplumlar arası evliliklerin daha çok Müslüman erkeklerle gayrimüslim bayanlar arasında gerçekleştiği görülmektedir” diye yazılmıştır.

Sayfa 39’da “Kıbrıs adasının diğer kesimlerinde ve mahallelerinde olduğu gibi, başkent Lefkoşa mahallelerinde de Müslümanlar ile Hıristiyanlar bir arada, samimi ve dostane yaşarlardı. Farklı dinlere mensup grupların tamamen ayrı mahallelerde oturduğu yerleşim yerlerinin Lefkoşa’da hiçbir dönemde görülmediği söylenebilir.” Denilmiştir.

Ne Lefkoşa’da ne de köylerde kitaplarda anlatılan iç içelik, sözde Kıbrıslılık ve samimiyet yoktu. Türkler ve Rumlar tamamıyla ayrı mahallelerde yaşıyorlardı. Alışveriş yerleri, okulları, tiyatroları, sinemaları, eğlence yerleri, bakkalları, manavları, yaşam biçimleri, örf, adet ve ananeleri dâhil her şeyleri ayrı idi.

Sayfa 56’da verilmek istenen mesajı özetlendiğinde “Kıbrıs’ta Rumlarla Türkler Kıbrıslı Kıbrıslı, yani mutlu mutlu yaşarken İngilizler Kıbrıslıları BÖL ve YÖNET politikası ile ENOSİS isteyen Rumlar ve İstemeyen Türkler adı altında ikiye böldü ve bu bölünmeden yararlandı” iddiası yapılmakta olduğu görülmektedir. Kıbrıs Türkleri ile Rumları arasındaki ENOSİS kavgası İngilizlerin Kıbrıs’a gelmesinden önce 1814 yılında yayınlanan “Yunan Megali İdeası” ile birlikte başlamıştır. Kıbrıs Rumlarının 1821’de gerçekleştirdiği isyanın nedeni de yine ENOSİS’ti. İngilizlerin Kıbrıs’a gelişi ise 1878 yılındadır.

Sayfa 59’da 10 tane “Kıbrıslılar, Adalılar, Akdenizliler” terimleri geçmektedir. Yine ayni sayfadaki spotta “Hayat sadece siyasetten mi ibaret?” , “Kıbrıslıların gündelik yaşamı: kültürel, ekonomik durumları nasıldı?” denilmekte, 59’ncu sayfanın bütününde “Kıbrıslılık” ısrarla vurgulanmaktadır.

Sayfa 61’de “Çörek Kıbrıs kültürünün bir özelliğidir” denilerek yine Kıbrıslılık vurgulanmakta, Kıbrıslılık aşılanmak istenmektedir. Çörek Türk kültürünün bir ürünü ve özelliği değil mi?

Sayfa 61’de “Düğünlerde, sünnet törenlerinde ve eğlencelerde müzisyenler, Kıbrıs müzikleri ile büyük beğeni toplarlardı” denilerek yine Kıbrıs Müzikleri ile Kıbrıslılık ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. (Onların Buzukisi var ve müziklerimiz de farklıdır. Ortak bir Kıbrıs müziğinden de söz edemeyiz

Sayfa 65’te “Milliyetçi eğitimin gelecekteki sonuçları neler olacaktı?” Sorusu ile “Kıbrıslılığı ve mutluluğu milliyetçi eğitimin bozduğu” ima edilmekte, Atatürk milliyetçiliği ile Türk milliyetçiliğine tavır konulmaktadır.

Sayfa 73’te “Büyük Savaş devam ederken Kıbrıs’ta neler oluyor, Kıbrıslılar neler yaşıyor?” denilerek yine Kıbrıslılık ön plana çıkarılmak istenmiştir.

Sayfa 80’de 1931 İsyanı başlığının altında “Aslında Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar ENOSİS dışındaki konularda pek de farklı düşünmüyorlardı.” , “Sosyal ve ekonomik sorunlar karşısında birlikte hareket etmeye eğilimliydiler .” denilerek Kıbrıslılık vurgulanmak istenmektedir. Gerçekler bu iddiadan çok farklıdır.

Orta III. Kıbrıs Tarihi kitabı da Türk Çocuklarına Kıbrıslılık aşılamaktadır:

Orta III. Sınıfların Kıbrıs Tarihi kitabında sayfalar dolusu “Kıbrıslılık” propagandası yapılmaktadır. Kitabın başlarında “Sömürge yönetiminin toplayıp götürdüğü II. Dünya Savaşı’na katılan Kıbrıslıların resmi (Rum-Türk karma bir resim, sayfa 15’te), 15–20 sayfa ileride yine “Kıbrıslı Türkler ve Rumlar sadece kara savaşlarında değil deniz ve havadaki çatışmalarda da görev aldılar” denilerek karma bir resme daha yer verilmiştir. (2005’te basılan yeni kitapta sayfa 22’de).

Ayni sayfada (Sayfa 22) “Kıbrıslılar sadece kara değil, hava ve Deniz savaşlarında da görev aldılar” denilerek “Kıbrıslılık” en ideal örnekle öğrencilere ispatlanmaya çalışılmıştır. “İşte bizler Rumlarla bu düzeyde bir birliktelik ve iç içelik yaşıyorduk, ayni amaçlar uğruna karada, havada, denizde birlikte savaşıyorduk” mesajı verilmektedir.

Sayfa 18’de asker üniformalı kadınların altında “Kıbrıslı Kadın Askerler” denilmiştir.

Kıbrıslılığı  vurgulayarak özendirmek için daha güzel resimler bulunamazdı.

Sayfa 32’de, Kıbrıslı milliyetçi bir yazarın (Sayın Sabahattin İsmail’in) “Grev” isimli bir tiyatro oyunundan alıntı yapılarak bir kömür madenindeki olayın günümüze uyarlanması notu ile KIBRISLILIK propagandası yapılmıştır:

“Bir gün asansör kopsa ve madenin dibine düşsek Türk Rum demez hepimiz öleceğiz. Tıpkı sepetteki yumurtalar gibi. O halde niye birlik olmayalım. Niye direnmeyelim, Haklarımızı niye savunmayalım. Stavro haklıdır Sedat.  Ürettiğimizin karşılığını mı ödeniyoruz? Biz grevi kazandık ama özgürlüğümüzü, bağımsızlığımızı kazanamadık. İngiliz’i, Amerikalıyı bu güzel adamızdan atmak için, barış ve dostluk içinde birlikte yürümemiz gereken çok yol var daha. Ancak bunu başardığımız zaman kendimiz ve çocuklarımız için, ülkemiz için çalışabiliriz. Ancak o zaman gerçek barış, özgürlük ve gerçek mutluluk gelebilir.”

Bugün “yabancı” terimini “Türk Askeri” ve 1974’ten sonra Türkiye’den adaya gelip yerleşenler için kullanmaktadırlar. Rum Meclis Başkanı ve AKEL Partisi Genel Başkanı Hristofyas 7 Nisan 2005’te “Yabancıları ülkeden atmak için CTP ile işbirliğine girdik” açıklaması yaptı. CTP bu açıklamadan bir hafta sonra da 13 Nisan’da yaptığı açıklamada Hristofyas’ı doğruladı. “Yabancıları” yani Türk Ordusunu ve 1974’ten sonra Türkiye’den Kıbrıs’a gelenleri ülkeden atmak için KKTC’de iktidarı ele geçirenlerle Rum Yönetimi iktidarının büyük ortağının yaptığı işbirliğinin bir yansıması olarak kaleme alınan sözde tarih kitapları dayatması ile karşı karşıyayız. Türk ulusunun Kıbrıs’ta verdiği ulusal varoluş mücadelesinin tarih kitaplarından silinmesinin, Hıristiyanlık ve Kıbrıslılık öğretilerinin ardında yatan gerçek budur. Varlıklarını ve hasbelkader ele geçirdikleri iktidar gücünü borçlu oldukları Türk askerine karşı minnettarlıklarını, daha dün katliam planlarıyla adada Türk toplumuna soykırım uygulayanlarla işbirliği içerisine girerek kanıtlamaya çalışmaktadırlar. 

O Türk Askeri ki bugün Kıbrıs’ta olmasa katliam çukurlarında olacaklardı ve bu melanetleri de gerçekleştiremeyeceklerdi. Türk askeri bu adada var diye 33 yıldır silah patlamadığı için,  yaşadıkları özgürlük, egemenlik ve mutluluk fazla gelmiş ve katil ve capulcu güruhu ile ve onlara arka çıkanlarla işbirliğine soyunmuşlardır.

Yine aynı sayfada (Sayfa 32) 1963’te Kıbrıslı Türk ve Rumların Baf’ta yaptığı ortak sendikal bir eylem” denilerek Türkçe ve Rumca pankart tutan 2 kişinin resmi konulmuştur.

Sayfa 22nin başında II. Dünya Savaşı bahane edilerek yeniden KIBRISLILIK vurgulanmaktadır:

Sayfa 31’de “Kıbrıslı Türk ve Rum işçiler Lefke Karadağ’daki maden ocağında” denilerek yayınlanan bu resimle Kıbrıslıların ne kadar çok, birlikte iş yaptıkları vurgulanmaya çalışılmıştır.

Amaç, bir “Kıbrıslı milleti” varmış gibi Kıbrıslılığı öğrencilerin beyinlerine kazımak, bunu yaparken Türklük bilincini yok etmektir. Tarih kitaplarının yazılmasından sorumlu kişiler ve onları yönlendirenler küçücük çocuklara “tıpkı sepetteki yumurtalar gibi bu adada aynıyız, birbirimize tıpatıp benziyoruz; bütün sorunlarımız aynı, barış ve dostluk içinde yaşayabiliriz” fikirleri aşılanmaya çalışılırken Rum kesimi ne yapıyordu:

—2005 yılı içerisinde günümüzde EOKA’nın yerini alan Hrisi Avgi (Altın Şafak) örgütünün Kıbrıs kolu kuruldu.

— Katliam çukurlarının yaratıcıları olan 21,000 EOKACI’yı ödüllendirmeyi kendilerine görev bilerek 21.000 EOKACI’ya madalya verildi.

— AB’ın “Tarih kitaplarından Türk düşmanlığını silin, kültür tarihinizi ön plana çıkarın” direktiflerine Rum Eğitim Bakanlığı karşı çıktı. Rum öğretmen Sendikaları protesto mitingleri yaptılar. Öğrenciler ve öğretmenler sokaklara döküldüler. Şimdi Rum Kilisesi kendine göre yeni ve daha şöven tarih kitapları hazırlıyor.

— Rum basını Türk Tarih Komisyonu tarafından yazılan kitaplar için “AB, Türkleri Elenler gibi düşünmeye zorluyor” yorumunu yaptı.

––“Küçük Asya felaketinin Soykırım Günü” olarak ilan ettikleri 14 Eylül’ü törenlerle anarak Türk’e karşı bilendiler. (5 Aralık 2003’te Rum Meclisi’nin aldığı karar Resmi gazetede yayınlanmış ve 14 Eylül 2004’ten beri Küçük Asya felaketinde, Anadolu topraklarında ölen Yunanlılar ve Rumlar anılmaya, Türkler soykırım ve katliam yapmakla suçlanmaya başlanmıştır).

––19 Mayıs’ı da “Pontus Soykırım Günü” olarak ilan ederek Türk düşmanlığını kamçılamaya çalıştılar.

—Yunanistan’ın Larissa kentine 9 EOKA’cının heykellerini diktiler.

—Larissa meydanına “Türkçe konuşanlar giremez” ibareleri ile “Kıbrıs’ı unutmadık, unutmayacağız, öcünü alacağız” ibareleri yerleştirdiler.   

Tarih kitaplarında “Kıbrıs Milleti” yaratma çabası sürdürülmektedir:

Sayfa 25’te (Orta III. Kıbrıs Tarihi):  “Tren Kıbrıs insanının yaşamında önemli bir yer tutmuştu” Söylemi yer almıştır.

Bu ifade ile “Bizler Kıbrıs insanlarıyız, birbirimizden hiçbir farkımız ve ayrıcalığımız yok” mesajı veriliyor.

Sayfa 26’da bir fiziki harita verilmiş, aynı haritanın benzerleri ileriki sayfalarda da yer almış ama hiçbirinde öğrencilerin vatanlarını (KKTC) gösteren sınırlar yer almamıştır. Haritalarda Kıbrıs tek ülke olarak gösterilmekte KKTC sınırları silinmiş bulunmaktadır. Tıpkı Rumların ve AB’ın istediği gibi.

23 yıldır var olan ve sınırları şehit kanlarıyla çizilmiş olan KKTC, KKTC’nin Devlet okullarındaki Tarih ders kitaplarında yer almamıştır. KKTC Anayasa’nın 82. ve 100. maddelerine uygun olarak yapılan anda aykırı  olarak CTP milletvekillerinin ve CTP iktidarının Başbakanı  ile Cumhurbaşkanı’nın söylemlerinde de yoktur.

Her üç kitabın (Orta I, II, III) kapağında da Kıbrıs haritasının bulunmasına karşın, KKTC’nin sınırları yok sayılmış ve haritalarda gösterilmemiştir. Özetle KKTC hiç yokmuş, tarihte böyle bir devlet kurulmamış gibi davranılmıştır.

Tıpkı Annan Planı’ndan sonra geliştirilen söylemlerdeki gibi “Birleşik Kıbrıs” haritası vardır. Nerede KKTC?

Tarih, kendi devletini inkâr eden bir milleti daha yazmamıştır.  Öğrencilere verilmek istenen, KKTC’nin veya Kıbrıs’taki Türk varlığının tarihi değil,  “Kıbrıslılık bilinci” olarak görülmekte, tarihte var olmayan “Kıbrıslı milleti” yaratılmaya çalışılmaktadır. Rumlar “Kıbrıs Yunandır, Yunan kalacaktır” naraları atarken, KKTC’nin sınırları çizilmeyen harita ile mensubu olduğumuz devlet ret ve inkâr edilmeye çalışılmaktadır. AB’nin ve Rum’ların istediği de zaten budur. Rum-Yunan muhipleri tarafından bu sözde tarih kitaplarına yazılmayan birtek cümle kalmıştır: “Kıbrıs Yunandır, Yunan kalacaktır”

Sayfa 46’da “1950’li yıllarda Kıbrıslı Türk ve Rumlar oluşturdukları ortak takımlarla (futbol takımları) dış temaslar da yaptılar” denilmiştir.

Yine ortak ve mutlu (Kıbrıslı Kıbrıslı) yaşadığımızı kanıtlamak için bir resim bulunarak Türk çocuklarının hizmetine sunuldu. Oysa Türker; ortak spor etkinliklerinden; sahanın kapısına ‘KÖPEKLER GİREMEZ’ tabelası asılarak dışlanmıştı. Daha nesil değişmeden ne kadar çabuk unutulmuş?

Sormak istiyorum bu kitapları kaleme alanlara; “Rumlar, ne zaman Kıbrıslı Türklere, kendileri ile eşit statüde tanıyarak, birlikte bir şeyler paylaşma hakkı vermiştir?”

Sayfa 47’de “Sevim AEL’de, Mehmet Keremezo Aris’te, Ali ve Fikret kardeşler Anorthosis’te, Derviş Arap ise EPA’da futbol oynadılar” ve Çetinkaya PAKOS şildini kazandı” denilmektedir. (Bir Rum futbolcu adına konulan şilt’ti)

Sayfa 70’te “1958’de Türkiye ve Yunanistan, Kıbrıs’ta Bağımsız bir Cumhuriyet kurulması için oturup anlaştılar ama Kıbrıs’taki kamuoyunu (Kıbrıslıları demek istiyorlar) dikkate almadılar. Anavatanların bulduğu çözüm beklentilerden uzaktı” denilmiştir.

Kitapları kaleme alanlar Türk-Rum çatışmasına bir dış neden buluyorlar da olayların  “Rumların ENOSİS istekleri ve Megali İdea”dan kaynaklandığını reddediyorlar, AKRİTAS Katliam Planı ile Kanlı Noel saldırılarına Rum-Yunan iddiaları paralelinde meşruiyet kazandırmaya çalışıyorlar. Tarih bunca yalan, sahtekârlık ve düzmeceye isyan etmez mi?

Yeni Kıbrıs Tarihi kitaplarına göre;

Orta III. Kıbrıs Tarihi Ders Kitabı’nda Kıbrıslılığı  sevimli göstermek amacıyla Türkiye Suçlu ve Dayatmacı  gösterilmektedir:

Sayfa 80’de “Türkiye ve Yunanistan Zürih’te bir araya geldi, Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetini kurdu ve Kıbrıslılara empoze ettiler” denilmiştir.

Özetle “Empoze edildiği için Rumlar beğenmedi ve yıktı, haklı nedenleri vardı” demeye getiriliyor. Yani “Rumların Türklere silahlı saldırıları; ENOSİS için, Megali İdea’nın gerçekleşmesi için başlatılmadı” denmek suretiyle gerçekler çarpıtılmakta yaşanan olaylar beğenilmeyen anlaşma yapan anavatanlara yüklenmekte, EOKA canilerine masumiyet maskesi giydirilmektedir.

Sayfa 84’te ikinci paragrafta vurgulananlar, birçok sayfada sürekli olarak tekrarlanmaktadır. Öğrencilerimize en çok belletmek istedikleri anlayış bu olsa gerek:

a.                  Kıbrıs Cumhuriyeti dış güçler tarafından zorla oluşturuldu.

b.                  Azınlığa, çoğunlukla eşit haklar tanıyan anayasa adil değildi.

c.                   Kıbrıs halkı (Kıbrıslılar) geleceğini belirlemede özgür olmalıdır.

Yıllardır ABD, AB, BM Soros Vakfı ve Rum –Yunan kuruluşları tarafından finanse edilen etkinliklerde eğitilen bazı milli bilinç  özürlülerin, bir gecede satılarak taraf değiştiren kalem sahipleri ile basın kuruluşlarının savundukları görüşler bu doğrultudadır. Bu sakat görüşlerin Tarih kitaplarında yer almasını mazur görmek mümkün değildir. Kimsenin tarihi saptırmaya, yalan, yanlış bilgiler, hurafeler ve safsatalarla kendi amaçlarını dayatmaya, Anayasa, Milli Eğitim Yasası ve Öğretmenler Yasası’nda var olan açık hükümleri pervasızca çiğnemeye hakkı yoktur.

Sayfa 122’de Sayın Bülent Ecevit’in “Bu zaferi çabuklaştırmak için Türk kardeşlerinizle el ele veriniz.  Onlarla birlikte yeni, özgür ve mutlu bir Kıbrıs yaratınız” cümlesi kullanılmıştır. Sayın Bülent Ecevit kitaplarda bu cümlesi ile yer alabilmiş ama Barış Harekâtı’nın Başbakanı olarak hiçbir şekilde yer alamamıştır. Bu söz 1974 yılının savaş ortamında Rumlara yönelik olarak kullanılmıştı. Bu sözleri amacından saptırarak Türk çocuklarına “Rumlar sizin kardeşinizdir” öğretisine çevirmek “Kıbrıslı Kıbrıslı, kardeş kardeş, birleşik bir Kıbrıs kurmak” için kullanmaya kalkışmak doğru olabilir mi?

Yazdıkları sözde tarih kitaplarında Anavatan Türkiye’den gelenlerle Kıbrıs’ta doğan Türkler kardeştir” gibi bir ifadeyi kullanmaktan ısrarla kaçınanların “Rumlarla Kıbrıs Türkleri kardeştir” ifadesine sarılmaları ilginçtir.

Rumlarla bir arada yaşama çabası çok denendi ama her seferinde hüsranla sonuçlandı. Sonuç Türklere yönelik yeni bir Soykırım Planı ile noktalandı. Tarihten ders almadan dili, dini, tarihi, kültürü, bayrağı, ülküsü  ayrı olan 2 milleti “siz kardeşsiniz” diyerek birleştirmeyi düşünmek, gelecek nesilleri felaketlere sürüklemek değil midir? Bir Rum parlamenterin ifade ettiği gibi Bu iki toplumu birleştirmeye çalışmak dinamitin fitilini ateşlemekle eşdeğerdir” gerçeğini unutmak mümkün mü?

Bunca acı tecrübeden sonra gerçekleri yeni nesillerden gizleyerek “Rumlarla geçinebileceklerine, kardeş kardeş, mutlu mutlu, Kıbrıslı Kıbrıslı birarada yaşayabileceklerine” inandırmak, gafletin ta kendisidir. Rum ana-babalar emzirdikleri süte, yedirdikleri aşa Türk düşmanlığını katarken, Rum öğretmenler anaokulundan üniversiteye gençlere Türk düşmanlığını aşılarken, Rum kilisesi ile liderleri 21 bin EOKA’cıya madalya verip, EOKA’cı heykelleri dikerken Tarih kitaplarımızda gerçekleri gizleyerek hafızasız gençler yetiştirmeye kalkışmak gaflet değilse nedir?

Türk analarından bazılarının en değerli varlıkları olan çocuklarını  (anaokulundan-üniversiteye) Türk Düşmanlığı unsurlarıyla dopdolu Rum Eğitim Sistemine teslim ederek, eğitim için Güney’e göndermeleri de ayni gafletin eseridir. Gün gelecek, bu gafletin faturası  çok acı biçimde ödenecektir. Üstelik bu fatura sadece bu çocuklara ve ailelerine değil tüm topluma çıkartılacaktır.

Sorun sadece Rumların güvenilmezliği değil, Rum Eğitim Sistemi’nin içeriğidir. Bu Eğitim Sistemi’nde yetişecek olan gençlerin mensubu oldukları  Türk milletinin ulusal davasına, Türklüğün dil, din, tarih, ülkü,  örf, inanç ve kültürüne sahip çıkmasını beklemek olası değildir.  Rum eğitim sistemi gençleri Rum milli çıkarlarını savunma amaçlı ve Türk düşmanlığı ile yetiştirme hedefine endekslenmiştir. Rum Milli Eğitim Sistemi’nin önde gelen görevi Rum çocuklarına Rum-Yunan milli bilincini aşılamaktır. Rum Milli Eğitim Bakanlığı da bu amacı en fanatik şekilde yerine getirmektedir. Türk çocuklarını Rum Eğitim Sistemine ve Rum öğretmelerinin eline terk edenler, Türk çocuklarının hatırı için Rumların, Rum Milli Eğitim Sistemindeki amaçlarını değiştireceklerini, Türk çocuklarını Türk gibi eğiteceklerini sanıyorlarsa korkunç bir yanılgı içinde olduklarını bilmelidirler.

Rumlar 1 Nisan’ı , 25 Mart’ı, 14 Eylül Soykırım gününü ve 19 Mayıs Pontus soykırım gününü okullarında kutlarken, Türk çocuklarını  okul dışına mı gönderecekler, yoksa 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı, 29 Ekim’i,  30 Ağustos’u, 20 Temmuz’u mu kutlamaya başlayacaklardır?

Türk çocukları  incinmesin diye Rum öğretmen ve öğrencilerinin kendi milli günlerini kutlamayacaklarını mı, sınıflarında değerlendirmeyeceklerini mi sanıyorsunuz?

Neden Türk okullarında birtek Rum çocuğu yoktur? Neden birtek Rum annesi çocuğunu Türk okuluna göndermemiş, Türk Milli Eğitimine teslim etmemiştir?

Veliler “Kolejler Türk tarafında kaldırıldığı için çocuklarımızı Rum okullarına gönderiyoruz” diyorlar. Kolejler kalkmadan önce de bu toplumda kendini kalburüstü zanneden bazıları çocuklarını Rum okullularına gönderiyordu. Çünkü artık bu toplumda Rum’a yamanmak kalburüstlülük, çağdaşlık, çokbilmişlik zannediliyor. (Soros ve benzeri sivil toplum örgütlerinin başarıları sayesinde). Türk olmaktan mı utanıyorlar? Çocuklarını Türk gibi yetiştirmek, Türk gibi düşünüp inanmasını ve yaşamasını mı hor görüyorlar? Rum’u birinci sınıf, Türkü ikinci sınıf mı görüyorlar? Türk’ün şan ve şeref dolu tarihini bilmeyenler ancak tarihinden utabırlar. Fransız yazar Rene Deloporte’den alınan aşağıdaki cümleler Rum’ları tanımlamaktadır:         

"Türkleri top yekûn öldürmekle, Giritliler, çok yanlış bir yola sapmaktadırlar. Doğrusunu söylemek gerekirse, Yunanlıları Afrikalı vahşiler mevkiine düşüren bu barbarlıkları, samimi bir Helen dostu olarak kınıyoruz. Yunanlıya karşı duyduğumuz aşk, bizi cinayetleri affettirmek için yalan söylemeye götüremez. (...) ve bazıları bu cinayetleri Kıbrıs'ta da işlemeye hazırlanmaktadır") Aynı cinayetleri Peloponneste, Tripoliçe’de, Anadolu’da da yapmadılar mı?”

Türkler, dünyanın en saygın ve şerefli tarihine sahip milletidirler. Tarih sayfaları  Türklerin yazdıkları destanlarla doludur.  Ömrünü Türkiye’de geçiren Fransız Profesör Neumark’ın ‘Avrupalılar neden Türkleri sevmez?’ sorusuna verdiği yanıttaki gibi:

“a. Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz.

b. Avrupa’da en az 400 yıl (doğrusu 600’dür) sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz,

c. Anadolu’yu, Asya’yı, Balkanlar’ı ve Orta Avrupa’yı Haçlılara mezar ettiniz.

d. Siz bilmiyorsunuz ama ilk denizaltıyı da Türkler yaptı ve bilimde çok ileri idiniz.

e. Siz gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa’nın refah ve medeniyeti yıkılır.”

Sayfa 85’te “Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dr. Fazıl Küçük Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşatılabilmesi için yoğun çaba harcadı. Türk ve Rumların birlikte yaşadıkları köylerde birbirleri ile iyi ilişkiler içerisinde olmaları ve Cumhuriyete sahip çıkmalarını istedi” denilmiş ve bu tezi ispatlamak için de 3 Aralık 1962 tarihli Halkın Sesi gazetesinin ilk sayfası belge diye kullanılmıştır. Belge diye kullanılan gazetede okunan başlık ise başkadır. Söyle ki:

“Cumhur Başkan Muavini köy gezilerini tamamladı.

Dr. Fazıl Küçük Akıncılar’da: ‘Uzun yıllar ezilen bu cemaati bir takım türedilerin insafına teslim edemeyiz ve etmeyeceğiz. Gerekirse makamımdan çekilerek menfaat düşkünleri ile mücadele edeceğim.” 

Anlaşılan odur ki aradıkları içeriğe uygun belge bulamayınca çarpıtma yönüne gitmişlerdir. Halkın Cumhuriyete sahip çıkmasını ve birlikte yaşamasını istemek yukarıdaki satırların neresinde yazıyor?

Dr. Fazıl Küçük’ün düşüncelerini; Türk toplumunun her kesimini göreve çağıran şu sözlerinde görüyoruz: 

“—Türk anası! Beşiğini salladığın, bağrında emzirdiğin yavrunu milli ninnilerle büyüteceksin,

—Türk öğretmeni! Yarınki Türk neslini ateşin bir milliyetçi; Türklüğe, vatana, inkılâplara âşık bir nesil olarak yetiştireceksin,

—Türk din adamı! Minberinde,

—Türk kalem sahibi! Sütunlarında bu davanın, birer mücahidi olarak çalışacaksın.” 

( Halkın Sesi Gazetesi)

Bu örnek, tarih kitaplarını  kaleme alanların gözümüzün içine bakarak gerçekleri saptırma çabalarının bir diğer ilginç yansımasıdır. “Biz yazarız olur” tavrı sergilenmektedir. Yazdıklarının Tarih Ders kitabı olduğunu ve ne parti ideolojilerini ne de AB direktiflerini buraya yansıtamayacaklarını idrak edemiyorlar. Yazıktır, günahtır. Sadede gelmelerini bekliyoruz.

Sn. Emin Dırvana Yeni Tarih kitaplarına alınan tek büyükelçidir (sayfa 83), çünkü  “iki toplumun aynı Cumhuriyet altında barış içinde (Kıbrıslı Kıbrıslı) yaşaması gerektiğine inanıyor ve bu uğurda uğraş veriyordu” da ondan (gerçekleri göremeden, Rumların ENOSİS çabalarına gözlerini kapatarak).

Kıbrıs Tarihi ders kitaplarını yazan komisyon üyeleri de MEGALİ İDEA’ya, ENOSİS’e, EOKA’ya, AKRİTAS ve İFESTOS planlarına, KANLI NOEL’e ve KATLİAM ÇUKURLARINA rağmen hala aynı Cumhuriyet altında Rumlarla birleşerek, birlikte yaşayabileceklerine inanıyorlar. Hatta inanmakla kalmayarak Türk çocuklarını, Rumlarla aynı Cumhuriyet altında birleşerek, Kıbrıslı milleti meydana getirerek, birlikte yaşayabilecekleri masalına inandırmaya çalışıyorlar. Pes doğrusu.  

Lise I. Tarih Kitabında “Kıbrıslı milleti”  yaratma çabası

Sayfa 59’da, ikinci paragrafta “Osmanlı Tarihinin daha önceki dönemlerinde ve bölgelerinde görüldüğü gibi Kıbrıs’ta farklı dinler ve cemaatler arasında evlilikler yapılmaktadır.  Batılı seyyahlar adada bu tip evliliklerin yaygın olduğunu belirtmektedirler. Adada toplumlar arası evliliklerin daha çok Müslüman erkeklerle gayrimüslim bayanlar arasında gerçekleştiği görülmektedir” diye yazılmıştır. Burada da büyükbabalarınız ve babalarınız Rumlarla Kıbrıslı Kıbrıslı yaşadılar, hatta evlendiler mesajı öğrencilere verilmekte bu tür ilişkilerin doğal olduğu, tarih boyunca yer aldığı gösterilmeye çalışılmakta “atalarınızdan en az biri Rum’du” mesajı işlenmektedir. Kıbrıslı milleti safsatasını gerçekleştirmenin bir yolunun da böylesi evlilikler olduğunu düşündükleri anlaşılıyor.

Sayfa 65’te “Her iki toplum arasında bazı dönemlerde ticari ortaklıklar da kurulmuştur” , “Hatta bu iki toplum esnaf dallarında da birlikte üretim yaptılar.” denilmektedir.

Yine sayfa 65te, ikinci paragrafta ”İki toplum arasındaki ilişkilere bir başka örnek ise bir rahibin, bir Müslüman’a kefil olması ve daha sonra da kefaleti sebebiyle borcu ödemesidir.” denilerek Rumlarla çok iyi anlaştığımız, Kıbrıslı Kıbrıslı yaşadığımız ispat edilmeye çalışılmaktadır.

Sayfa 37de “İki toplum arasında sosyal hayatta meydana gelen en önemli olaylardan bir tanesi ise toplumlar arası evliliklerdir” diye yazılmış devamında ise “Adada toplumlar arası evliliklerin daha çok Müslüman erkeklerle gayrimüslim bayanlar arasında gerçekleştiği görülmektedir.” denilmiştir.

Sayfa 68de, ikinci paragrafta “Kıbrıs adasının diğer kesimlerinde ve mahallelerinde olduğu gibi, başkent Lefkoşa mahallelerinde de Müslümanlar ile Hıristiyanlar bir arada, samimi ve dostane yaşarlardı.  Farklı dinlere mensup grupların tamamen ayrı mahallelerde oturduğu yerleşim yerlerinin Lefkoşa’da hiçbir dönemde görülmediği söylenebilir.” denilerek bugün de Kıbrıslı Kıbrıslı yeniden iç içe yaşanabileceği mesajı öğrencilere verilmek istenmektedir.

Türkiye’den gelen kardeşlerimiz için “kardeş” terimini kullanmamakta ısrar eden çarpık zihniyetin, öğrencilere “Rumlarla kardeş olduklarını” belletmekteki ısrarlı davranışları anlaşılır gibi değildir. Mart 2007 başlarında, yani daha birkaç hafta önce Rum tarafında yapılan Gençlik Platformu’nda bütün partilerin gençlerinin aldıkları kararlarla karşılaştırıldığında hayrete düşmemek elde değildir. Rum gençlerinin bu platformda aldıkları kararlara göre Türk çocukları için artık ‘KARDEŞ’ terimini kullanmak yasak. Ayrıca ‘İki ayrı egemenlik’ de yasak, ‘Federal’ terimi de yasak. Üniter devlet, yani ‘TEK devlet, TEK egemenlik’ var. ‘Ortak vatan’ da yok.

Ne Lefkoşa’da, ne de köylerde bu kitaplarda anlatılan iç içelik, Kıbrıslılık, samimiyet yoktu. Türkler ve Rumlar tamamıyla ayrı mahallelerde yaşıyorlardı. Alışveriş yerleri, okulları, tiyatroları, sinemaları, eğlence yerleri, bakkalları, manavları her şeyleri ayrı idi.

Lise II ve III. tarih kitabı

Sayfa 57de iki resim konuldu: “Berlin duvarı ve Berlin duvarı yıkılırken”. Kıbrıs’la ilgisi yok ama “Kıbrıs’ta ayrı bir Türk devletinin varlığına karşı oldukları” için Rumlarla birleşme amacı doğrultusunda (yine Kıbrıslılık), KKTC sınırlarının varlığına karşı çıkmaktadırlar. KKTC karşıtlığını ve bu devleti yıkma çabalarını “Berlin duvarının yıkılışı” örneği ile gerçekleştirme hayali kurmaktadırlar. Tıpkı 1983 yılında KKTC kurulurken yaptıkları gibi. Unutuyorlar ki Berlin’de dili dini menşei kültürü ve ülküsü aynı iki millet duvarla bölünmüştü. Bizde iki ayrı millet birbirinden Yeşil Hat ile ayrılmıştır. KKTC bu sınırlar sayesinde var olmuş güven içinde insanca yaşanan demokratik bir ülke haline gelmiştir.

Kitabın değişik sayfalarında Kıbrıslı Türkler için değişik ve değişik olduğu kadar da ilginç terimler geliştirilmiştir. Örneğin: Kıbrıslı Müslümanlar, dine dayalı Osmanlı Müslümanları, Müslüman liderlik, Müslüman Türk, Müslüman-Türk cemaati, Müslüman ahali, Kıbrıs halkı, Yerli Halk, Müslüman Osmanlı kimliğine sadık halk, Müslüman İngiliz vatandaşları, Kıbrıs İslam cemaati, Kıbrıs Türk cemaati, İslam Ekalliyeti, Türk Azınlığı,  Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslılar.” (Çelişkiye bakın ki Müslüman ahali ile aynı sayfada Kıbrıs Türk basınından bahsedilmektedir),

Bizler 450 yıldır bu ülkede yaşıyoruz, artık ne olduğumuza karar vererek çocuklarımıza da onu öğretmek gerekmiyor mu?

Bu kitapları  kaleme alanları bilmiyoruz ama bizler şehit kanlarıyla vatan yaptığımız bu topraklar üzerinde yaşayan ve dünya durdukça da yaşamaya devam edecek olan Türkleriz ve Türkler olarak kalacağız.

Kitabın birçok yerinde Kıbrıslı Türklerden bahsederken “Kıbrıslı Müslümanlar” denmekte veya bu meyanda çeşitli terimler kullanılmaktadır.  Bizler bu ada üzerinde yaşayan Kıbrıslı Türkleriz. Bu yaklaşımı kınıyor ve düzeltilmesini bekliyoruz.

KKTC’yi yok etmeyi hedefleyenler “milliyetçi” terimlere karşı da savaş açmış, Milli! Eğitim Bakanlığı “Tarih Araştırma Komisyonu” adı altında bir komisyon kurdurarak kitapları taratmış ve sadece milliyetçilikle ilgili değil “Türk” kelimesi ile ilgili terimler de saptanmış ve bu terimlerin çok büyük kısmı kitaplardan çıkarılmıştır. Operasyon devam etmektedir. Gerekli önlemler alınmazsa yakın gelecekte Avrupa Birliği ve Rum dostları istedi diye “Türk” kelimesi tümüyle kitaplardan ve belki anayasadan da kaldırılmış olacaktır. “Türk” ve “milli” tanımlarının yerini “KIBRISLILIK” terimi alacaktır. Kıbrıs’taki Türk varlığını Rum-Yunan ikilisi değil, bu tür düşünce ve kafa yapısına sahip içimizdeki çevrelerin sinsi uygulamaları yok edecektir. Bu durum şu yakarışı akla getirmektedir:

“Tanrım sen beni dostlarımdan koru ben düşmanlarımla baş edebilirim.”  “Tanrım sen bizi bizimkilerden koru, biz Rumlar hatta Avrupalılarla baş edebiliriz.”

Sayfa 27’deki anlatım Rum ağzıyla yapılan bir tarif’i içermektedir. AB size “milliyetçiliği kitaplardan kaldırın” demişse, Rum ağzıyla tarihinizi yazın ve çocuklara öğretin demedi, demeye de hak ve yetkisi yoktur. Yeni Tarih kitapları için zaten Rum tarihçiler “Vassos Karageorghis’in kitabından alıntıdır ve AB Türkleri Elenler gibi düşünmeye zorluyor” açıklaması yapmıştır.

Yine sayfa 27’de  “Anti-Kolonyalist, modernleşmeci ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’ gelişemedi” denilmiştir.

Dili, dini, tarihi, bayrağı ve kültürü,  örf, adet ve ananeleri farklı iki millettin aldatmacalarla bir araya getiilmekten doğacağı sanılan sözde milliyetçilik “modernleşmeci” olarak nitelendirilerek gelişemedi deniliyor. Gelişemedi terimi de adeta üzülerek veriliyor. İki farklı milliyetin, iki farklı ulusun tek bir ulus gibi davranış biçimi sergilediği, davranış biçimi içinde bütünleştiği, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir. Emsali yoktur. Atatürkçülük, Türk milli varlığı ve ideali bu mudur?.. Bu kitaplarda öngörülen ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’ ile Papadopulos’un ifade ettiği OSMOSİS hedefi arasında sonuç olarak bir fark yoktur. Her iki hedefin sonunda da, Kıbrıs’ta nüfus olarak azınlık olan Türklerin, 3 katı bir çoğunluk teşkil eden Rumlar içinde eritilip Türk varlığının yok edilmesini öngörmektedir.

“Türkler Rumlarla birlikte bir ‘Kıbrıslılık Milliyetçiliği’ geliştirselerdi bu milliyetçilik çok modernleşmeci olacaktı” şeklindeki yaklaşımın, Türk çocukları için yazılan yeni Tarih kitaplarında yer alması büyük talihsizliktir. Anlaşılır, inanılır gibi değildir.

Sayfa 27’de Rumların Kıbrıs’ta çıkardığı tek ciddi isyan olan “1931 İsyanı”nın nedeni ekonomik sıkıntılara bağlanmaktadır.

Kitaplarda “1931 İsyanı’nda Türk ve Rumların aynı düşüncede oldukları, hatta esas nedenin Dünya Ekonomik Bunalımı olduğu, İngiltere’nin de vergileri artırarak bu sıkıntıyı kamçıladığı ve isyana yol açtığı” iddiaları ile karşılaşmaktayız.

Aynı iddialara kitabın muhtelif sayfalarında yer verilmiştir. Bütün bu saptırma çabaları yine “Kıbrıslılığı vurgulamak ve iyi anlaşabileceğimiz savını öğrencilere ispatlamak” amacını taşımaktadır.

1931 İsyanının içyüzü  bilinmektedir. Birçok eserde, bu konuda geniş bilgiler vardır. Rumların ENOSİS isteği bu isyanın temelinde yatan nedendir. 1795’lerden, 1814’lerden beri amaç siyasi olup Megali İdea ile ENOSİS’i gerçekleştirmekti.

Tarih dersi kitaplarında “1931 isyanı” başlığı altında “Dünya Ekonomik buhranının etkisiyle sıkıntılar arttığından 31 isyanı gerçekleşti” demeye getirilerek, Rumların Megali İdea’sı ve ENOSİS istekleri saklanmak istenmiştir. Burada hem gerçeği saptırma, hem de adalılık propagandası vardır. Zaten Lise’ye gelene kadar bütün tarih kitaplarında öğrenciler, “Türk ve Rumların sorunlarının aynı olduğu ve birlikte Kıbrıslı Kıbrıslı, Adalı Adalı yaşayıp gittiği” öğretilmeye çalışılmıştır. OSMOSİS peşinde koşanların da, AB ve ABD’nin de istediği şimdilik bu değil mi?

Sayfa 69un I. sütununun son cümlelerinde “Kıbrıslı (yine Kıbrıslılık propagandası yapılıyor) Türklerle Rumları, İngilizler çarpıştırdı” denilmekte ve bu çatışmaların nedeni de İngilizlerin “BÖL ve YÖNET” politikasına bağlanmaktadır.

İngiltere’nin sömürgelerinde ve dünya siyasetine yön verme çabasında “böl ve yönet” politikası izlediği bir gerçektir. Ne var ki Kıbrıs’taki çatışmaların temelinde bu politika değil,  Rum ve Yunanlıların 200 yıldır bir adım geri atmadıkları ENOSİS politikaları yatmaktadır. Yunan Megali İdeası ve ENOSİS çabaları olmasa, İngiltere’nin “böl ve yönet” politikası zemin bulabilir miydi?

Türk öğrenciler için yazılan bu KIBRIS TARİHİ kitaplarında suç İngiliz politikasına yüklenerek (çünkü AB, BARIŞ için Tarih yazılmasını ve tüm düşmanlıkların silinmesini istedi) Rum ve Yunan canileri aklanmakta, katiller ve caniler masum ve haklı gösterilmeye çalışılmaktadır. Tarih bu mudur, Kıbrıs’ta yaşananlar böyle mi oldu?

Savaşlar tek taraflı  ilan edilebilseler bile, BARIŞ için ille de ya iki devlet, ya iki millet veya iki insan, bir başka deyişle iki taraf gereklidir. Bizler tek taraflı olarak ne kadar barış yanlısı olsak da; Rum analar ve Rum babalar çocuklarına emzirdikleri süte Türk düşmanlığını kattıkça, Rum papazlar kiliselerini silah deposu haline getirip, vaazlarını Türk düşmanlığına dayandırdıkça, Rum liderler ENOSİS’ten vazgeçmedikçe Kıbrıs’ta gerçek barış olmayacaktır. Ne kendimizi ne çocuklarımızı kandırmayalım. Kalıcı barış yalanlar üzerine bina edilemez. Barış tarihi gerçekler saptırılarak gerçekleştirilemez. Bu yolla belki 1960’ta olduğu gibi sahte bir barış yapılabilir ama çok kısa sürede yıkılır. Ondan sonra çok daha büyük yıkım ve felaketler ortaya çıkar.

Kıbrıs tarihi ders kitaplarında tam 253 kez “Kıbrıslı” terimi kullanılmıştır. “Türk” tanımı yerine “Kıbrıslı” tanımı ikame edilmiştir. Bunu yapanlar unutuyorlar ki “Kıbrıslılık bir milliyet değildir, aidiyettir”. Bizler Kıbrıs’ta doğduk, Kıbrıs’a aidiz ama milliyet olarak Türk’üz.

Hiç yorum yok: