2009
Yaş mı da kuru mu?...
09-11,2009
Merhaba dostlar,
Ben size bir felaket senaryosundan bahsetmek istiyorum baş senarist F. Gülen…
Ülkenin her yerine nüfuz eden bir kişilik, reklamın iğsi kötüsü olmaz derler, bu doğru ise yazılarımızda bile şimdi Türkiye’nin zorla şeref timsali yapılan halbuki şerefsiz kişiden bahsetmemiz bile onların ekmeğine yağ sürmek demektir…
Görüntüyü görmemek nedir o zaman?...
Bakın ben gördüm sizlerinde benim gözümle görmenizi bekliyorum çünkü ben at gözlüğü takmıyorum dostlarım…
2 Kasım 2009 tarihinde TRT de yapılan bir açık oturum bu kişinin kimlerle bağlantısı olduğunu ve işleri kim ve kimlerle götürüp kimlere uşaklık ettiğini, ve nasıl o şerefsiz kişi ve ortakları tarafından yönlendirilerek TRT ekranlarına rüşvet ile vatanı satanları açık ve net olarak görmenizi istiyorum, hiçbir surete lütfen tarafsız olarak bu yazıyı okuyunuz. Bana gelince ben yaşadığım ülkenin tarafındayım, sizden ricam gerçekleri görmeniz, bildiğiniz gibi bu gün varız yarın yokuz değerlendirme size aittir…
Genelkurmay olgularını dağıtmak ve dengeleri bozmak için önceden askeri karargâha kadar sızan F. Gülenin sözde vatansever subaylarına destek veren kişiler bizim paralarımızla kurulmuş TRT yolu ile faaliyete geçti dostlarım…
Bu TRT’deki oturuma daha sonra değineceğim şimdi biraz geriye Haziran ayına dönelim…
Haziran 2009
Amaç Genelkurmay başkanını istifa ettirmekti…
Bu olgu olunca şimdiki kürt açılımı daha sağlıklı ve sorunsuz gidecek ve bölünme esnasında askerde oluşacak boşluk yüzünden bölünmeye müdahale etmesi engellenecekti…
Amaç ve yer doğru seçilmiş ve butona basılmıştı…
Kapalı kapılar ardında AB, ABD’nin desteği ile sözde vatansever subaylar tarafından bu planlar yapılmıştı…
O tarihte sayın denilen ve cumhurbaşkanı seçilen biride vardı oda başkumandan olarak Çankaya’ya yerleştirilmişti…
İşler daha kolay ve sorunsuz gitmesi muhtemel olasılık içindeydi, zaten tüm olasılık hesapları cumhurbaşkanı seçiminde olmuştu..
Asıl olayların dönüm noktasın oluşturan cumhur başkanı seçimi, ve taraflı olarak orda oturuyordu aldığı eğitim ve görgüsü bu operasyona destek verecek düzeyde idi..
A. Gül artık açık bir toplum hayal ediyordu, bu hayali doğru ve ülkenin yararına hayal kursa kimse ona bir şey demezdi…
A. Gül “herkes adaletin önünde hesap verecektir” demekle askerin ana yapısının atık kalmadığını ve her şeyin dış odaklarca ve içerde bulunan sözde vatansever subaylar yürütüleceğini kapalı bir dille açıklamıştı…
Bir zamanlar A. GÜL yine bir basın toplantısında muhabirleri ajan olarak deşifre etmiş sonradan ani bir kararla çark etmişti…
Evet, O basın toplantısı sırasında tam bir istihbarat savaşı Türkiye’de oluyor ve bu medyanın üzerinden bu savaş yürütüldüğü götürüyordu…
Şimdi o sözde vatansever subaylar Haziranda ayında aldıkları talimatlarla bilgi ve belgeleri açıklıyordu..
Islak veya kuru, Askeri çevrelerde boş durmuyor karşı istihbarat oyunları yapıyordu…
Yine o sözde vatansever subayların ve askeri istihbaratta görev yapan asıl vatansever subayların bildikleri altı şey vardı dostlar, oda “Din ve dini Terörizm, siyasi terörizmi destekleyenler, uyuşturucu ve organ mafyası, kaçakçılık”…
İşte an temayı tamamlayan bu altı önemli başlık birbirleri ile nokta halinde birleşiyor ve ayrılmaz temaları ve senaryoları bu ana altı başlık safa safa ülkeyi çıkmaza sokarak bölebilirdi ve ne yazık ki bu senaryolar hayata bu dönem geçti…
Yetki ve sorumluluklarında bilgi toplayan ve bunları analiz eden bazı şerefli vatansever komutanlarımız vardı halada, bu asıl vatanseverler görevdeler…
Şereflilerin olduğu yerde şerefsizlerinde olacağı doğal bir süreçti..
Bu olguda süreç nasıl devam etmesi olgu içinde görülmesi şart ve olması gerek olgu idi, başka türlü bu ulus bölünemezdi ve askerin ulusuyla bağlarını kesilmesi asıl senaryonu amacı idi..
Açılım süresinde deneme, yanılma istihbarat oyunları oynanacak ve buna göre destek senaryoları peş peşe gündeme getirilecekti ve getiriliyor…
Şeref ve namus senaryosu:
Yaş mı da kurumu?...
Haziran Ayı ve Belge senaryosu…
TCK görülen lüzum üzerine ceza kanunu gece yarısı 01:00 – 01:30 sıralarında AKP sözde milletvekilleri tarafından verile önerge T.B.M.M’de kabul edildi..
Başbuğ eyer ek bir delil çıkarsa biz yargılarız demişti ama bu ani atakta haberi yoktu, bununda sebebi ise şimdiki senaryonun ve oluşan olayların başlangıcını hazırlamaktı…
Bundan böyle askerin işlediği anayasal düzene karşı yapılan suçlar, terör ve silahlı örgüt suçları tıpkı Ergenekon davasında çamur at izi kalsın olgusunda olduğu gibi özel yetkili cumhuriyet savcıları yürütecekti..
Sebebi şimdiki senaryoyu desteklemek amacı ile yapılan bu kanun çerçevesinde AKP sözde milletvekillerinden teklifi ile süren soruşturma ve davalarda da uygulanacak bir hükümde meclisten son sürat geçirildi…
Senaryonun an teması yasal olarak karara bağlanmış ve ana hatları belirlenmişti, buna göre; Albay Dursun Çiçek ek bir belge ve delil bulunursa bu çok özel soruşturma yapan hâkim ve savcılar tarafından aynı Ergenekon davasındaki gibi yargılanacaktı…
Deliller ve belgeler önce medyaya servis edilecekti, halkın kafası karıştırılarak görünen ve görünmeyen senaryolar gündeme getirilecekti…
30.06.2009 tarihi MGK toplantısı saat 11:00 – 23:00 arasındaki mini 5 zirve yapılmış bu zirvede son bulmuştu, bu zirvede askerin sivil yargılama süreci konuşuldu…
Zirveden önce 30.06.2009 tarihinde 8 Albay İstanbul adliyesine çağrıldı, sekizi de serbest bırakıldı fakat Albay Dursun Çiçek günah keçisi olarak seçildiğinden tutuklama istemi ile çok yetkili hâkim karşısına çıktı bu 19:00 -19:30 sıralarında bu tutuklama olmuştu, zirve acaba Albay Dursun Çiçek için mi yapılmış, yoksa daha henüz sözde vatansever subaylardan bu soruşturmayı destekleyecek bilgiler verilmemiş olabilir miydi?
Asimetrik psikolojik istihbarat olgusunun başladığı bilinmekle birlikte bunun daha ne boyutlara varacağı günümüzde görülüyor…
Diye düşündüm…
Haziranda Sonuç da ne oldu?..
Savcı Zekeriya Öz’ün 19.30 sıralarında adliye binasını terk etti, mini zirve başlayınca yine adliye binasına geldi..
Olacakları önceden bilen ve o odaklarlar haber alan savcı 18 saat sonra Albay Dursun Çiçek’i de hakim serbest bıraktı…
Daha henüz bu senaryonun başındaydık haziranın sonu ve o zamanlar…
Evet,
Ekim 2009
Dört ay geçmiş senaryo olgunlaşmıştı
18.10.2009, 19.10.2009 tarihlerinde 25 gün önce gönderildiği var sayılan mektup açıklanmadı açılım kisvesi altında ulus bölündü..
Bir iki gün geçmeden daha dorusu postaya verilen ve en karışık olduğu Türkiye’nin bu durumundan faydalanan senarist ve sözde vatansever subayla bir ihbar mektubunu savcılığa gönderdi…
Mektubun hemen bir kopyası yazılı ve görsel medyaya servis edildi..
Bu mektuba ben cevap veririm anlayan anlar…
Mektup da başlangıcına bakalım…
“Sayın Savcım..
Kuşaklar boyunca TSK’ya hizmet etmiş bir aileye sahip olmaktan onur duyan bir subayım”
Onurlu bir subay ispiyoncu değildir dostlar…
“Son dönemde TSK’nın tarihinde hiç olmadığı kadar itibar kaybına uğraması, beni ve benim gibi vatanını ve milletini seven birçok silah arkadaşımı son derece rahatsız etmiştir”.
İtibarı sözde seni gibi vatanseverle yapacaksa itibarsız ve şerefimle ölmeği yelerim, bak sizler şerefsiz ve ispiyoncu senaristin ve dış odaklardan yardım gören bir avuç sözde vatansever subay topluluğu neye üzülüyorsunuz niye rahatsızlık duyuyorsunuz yoksa açığa çıktınız diye mi bu telaşlı rahatsızlığınız..
“Dosta güven, düşmana korku vermiş ordumuzun kendi milleti nazarında güven kaybediyor olması çok acı bir durumdur.”
Bu mesajı verirken bu yazının medya organlarında çıkacağını bilerek yazdığını ben biliyorum, nerden bildiğimi sorarsan sizleri sizden iyi tanıyorum…
“Kendi milletine karşı psikolojik harekât yapan, toplumu bölen ve toplumun değerlerini karşısına alan bir TSK’nın hayal edilmesi mümkün olmadığı nasıl bir gerçekse, TSK’nın tamamının böyle olmadığı da gerçektir.”
TSK hayal kurmaz kursa bile bu hayalini geçek platformlarda gerçekleştirir, bak şu işe toplumu bölen ve toplumun değerlerini karşısına alan bir TSK varmış, ne güzel onurlu bir subaymışsın ki ispiyonculuk yapan birini TSK içinde barındırmış her türlü belgeyi çalabilme yeteneğine sahip senin gibi sözde vatansever subaylar olmasa vallahi senin ve sizin gibi sözde vatansever subayların olduğunu ve de bu kadar gerçek olmayan gerçekleri öğrenemezdik…
“Cunta oluşumunda görev aldım”
Aferin suna bak cuntacı da olmuşsun deme ki bu yasa dışı örgüte yılar önce dahil olup sızmayı başarmışsın ve bunu gurur ile söyleyebiliyorsun ve seni duyan görende yok ha ha ha..
“Maalesef önceleri doğru ve gerekli olduğuna inandığım ancak şu an içinde bulunmaktan büyük pişmanlık duyduğum, sadece 3. dünya ülkelerine özgü bir şekilde kendi vatandaşına “psikolojik harekât” uygulayan ve bunun adına da “bilgilendirme faaliyeti” şeklinde masum ve haklı görünen bir maske uyduran bir cunta oluşumunda birçok arkadaşımla birlikte görev aldım.”
Yazım şeklin hiçbir asıl vatansever subayın yazım şekline ve fikirlerin benzemiyor bu bir veya birkaç kişinin fikri olarak istihbarat terörizmimin öğrettiği dolma bilgiler içeriyor…
Bu tür dolma bilgiler ile senin veya sizlerin yaptığı halkı kışkırtmaktır ve de sen veya sizler bir senaryonun figüranı olarak bu senaryonun bir aşağılık oyuncu parçası olduğun açık ve net olarak görünmektedir, birde burası kilise değil günah çıkarmak isteyen rahip denilen kişilere gitmeli, tabii ki sen veya sizler kendinize Müslüman’ım dersin…
Aldığın eğitim yer ve olanakları Hıristiyan odaklarının bulunduğu yerdir, seni veya sizleri çok iyi analiz ediyorum çünkü Türk subayı ne olursa olsun böyle yazılar yazmaz…
“Bu oluşum ilk başta gayet haklı gerekçelerle kurulan ve gerçek görevi düşmana karşı psikolojik harekât uygulamak olan Psikolojik Harekât Daire Başkanlığı’nı kendine maşa olarak kullanıyordu.”
Sen veya sizler istihbarat eğitiminiz nerede aldığınız bilmekle birlikte şunu bil veya bilin her ülkenin kendine ait istihbarat ortamında kullandığı terimler vardır bu terimler yazıya geçtiği zaman herkes birbirini tanır işte psikolojik istihbaratın ana teması budur başkalarını uyuta bilirsiniz veya bilirsin ama beni uyutmaya kapasiteniz veya kapasiten yetmez…
“Bu güzide kurumun imkan ve kabiliyetlerinden yararlanılarak devletin vali, kaymakam, savcı, hâkim gibi önemli kadrolarında görevli personeli de dahil olmak üzere insanlarımız haklarında oluşturulan “Bilgi Fişi” adı verilen belgelerle tek tek fişlendi.”
Geldik pastanın en tatlı yerine ,sen veya sizler fişleme değiniz bilgilere henüz ulaşamadınız ve de ulaşamayacaksınız işte siz veya sizleri tedirgin eden nokta…
Bir Türk subayı aldığı bilgileri önce analiz eder sonra güvendiği komutanı ile bu bilgileri paylaşır ve bu bilgiler bilinse de dışarıya sızdırılmaz aldığı eğitim ve görgüsü budur…
İşte sizin tedirgin olduğunuz nokta bu bunu…
Yapamadığın veya yapamadığınız için kadroları değiştirip boşluk yaratmaya uğraşırsın veya uğraşırsınız…
İşte hukuk ve yasaları değiştirmek ana amacınız olur senin veya sizlerin amacınızı biliyoruz…
Cunta yapılanmasının organize ettiği yasal dayanağı bulunmayan faaliyetlerin kamuoyuna yansıması sonucu bu kurumumuz yıprandı, adı “Bilgi Destek Harekât Daire Başkanlığı” olarak değiştirilmek zorunda kalındı ve görev alanı daraltıldı.
Bunu anlamak sizin veya sizlere zor geliyor tek kelime kaba tabiriyle “nerde çokluk orda b…” işte o nedenle oluşmuş olabilir, ve sıçramak için geri adım atmalıdır, bu adımlar nasıl olur ve ne biçimde olur onu kestiremezsiniz, savaş ve barış ortamlarında bu adımlar çok büyük olgu sağlar…
Hali hazırda devam eden cunta faaliyetleri neticesinde, son olarak toplam sayısı dört olan ve muharebede Ege Ordusu Komutanlığı dâhil tüm Ordu komutanlıklarını destekleyecek olan Bilgi Destek Taburlarının sayısı 1’e düşürülerek asli görevini yapamayacak hale getirildi.
İşte sizi veya sizleri telaşa düşüren bir noktayı açıkladın veya açıkladınız, Ege Ordunun içine sızamadınız çünkü bilgiler sizden önce karargâha geliyordu…
Ordumuzda olan bu yapılanmayı her noktada delmeye uğraştınız bir iki delik açtınız ama bu delikler hemen kapatıldı…
Sen veya senin gibiler stratejinizi değiştirerek başka yolara girdiniz, peşinizde olanları fark etmeden işini veya işinizi yaptınız…
Ama sen veya sizler bizleri unuttunuz her ülkenin kendine ait Rogg & Nok grupları vardır, bu gruplar bağımsız ve ülke yararına çalışır…
Ve sizin giremediğiniz yerlere girerler, siz veya sizler fark etmeden sizin veya sizlerin her şeyinizi öğrenir ve bunları gerekli mercilere ulaştırır…
“Geriye kalan son taburda görevli bazı personel halen asli görevlerine yönelik çalışmaları bir kenara bırakarak cunta örgütlenmesinden aldıkları örtülü ve yasadışı görevleri yürütmeye devam etmektedir. Yukarıda ifade ettiğim TSK içerisindeki “ülke yönetimine el koyma heveslileri, yani “darbe taraftarları”, başka bir ifadeyle “Cunta Örgütlenmesi”; yıllardır işgal ettiği makamlarla, kilit pozisyonlar ve sivil uzantılarıyla ülkenin gündemini elinde tutmuş ve faaliyetlerini kamuoyuna “Tüm TSK’nın ortak görüşü” gibi göstermiş ve göstermeye de devam etmektedir.”
İhanetin yazıları bunlar eyer sen veya sizler asıl şerefli bir Türk subayı olsa idiniz karargâhta oluşan olayları doğru bile olsa açıklamazdı.
Bu olgu şunu gösteriyor hedef saptırma…
Çoğu zaman yazdığım veya dostlarımızın çeşitli yerlerde yazdığı gibi bu olgu halkı ile orduyu ayırmak için psikolojik istihbaratın bir senaryosudur…
Ordu halkından destek almaz ise bölünme daha kolay ve başarılı olur…
Ergenekon ve diğer hukuksal dediğimiz olaylar, hukuka benim ve dostlarımı saygısı olduğu bir geçektir…
Bu hukuk skandalı olsa bile bu ölçüde bile kalsak bu olgu hukuk kullanılarak bölüme veya bölmeyi destekleyen senaryonun bir parçası olgusu olarak değerlendiriyorum…
İşte o nedenle şeref ve haysiyet sahibi sayılar mecliste askeri hukuk ile sivil hukuku birleştirdiler…
Siz veya sizler gibi sözde vatansever subaylar sayesinde hedef saptırmak için sivil hukuku kullanacağınızı biliyorum…
Bunu bilmeyen halkımız size veya sizlerle ve de yukarıda belirttiğim şeref ve haysiyet sahibi sayılara inandırma Psikolojik harekete başladınız…
Domuz gribi olayında olduğu gibi ikilime düştüler, koktular veya sen veya sizler korkuttunuz ve amaç doğrultusunda yapılan operasyonlar…
Halkımız bir yana şimdiki şeref ve haysiyet sahibi sayınlar bile bu olguyu gündem değiştirmek amacı ile ek bir destekleyici bir senaryo olduğunun farkında bile değiller…
İşte sen veya sizler bu olguyu senelerdir değişik biçimlerde kullanıyorsunuz…
“Gerçeği bilen sindiriliyor”
Gerçek ve geçeği saptıran görüntü nedir?...
Silen görüntü geçekten gerçeği yansıtıyor mu?..
Sen veya senin gibiler asıl gerçeği göstermemek için eğitim aldığınız ve sızdığınız kuruma zarar verdiğiniz bir geçek ise, sizi veya sizleri silmek nefsi müdafaadır..
“Cunta örgütlenmesi ve faaliyetlerinden haberdar ve rahatsız olan benim gibi personel gerçekleri anlatmak için zemin bulamamakta ve sesini duyuramamaktadır.”
Sesinizi sessizlik olduğunu örenmemeniz değil örenip ihanet etmeniz önemlidir, o nedenle sen veya sizler görünüşte ve beyanlarınızda sözde vatansever Türk subayım deseniz bile siz veya sizler TSK içinde bulunan ve ne yazık ki karargahın içine sızan dış istihbarat elemanları sözde vatansever subaylarsınız, işte bu gerçek…
““Biz silah arkadaşıyız”, “Ortak düşmanlar”, “Biz bir aileyiz”, “TSK’yı yıpratmak istiyorlar” gibi temaları kullanarak sözde “korumacı bir yaklaşımla” hedef saptırmaya çalışıyorlar. “
Acaba kim hedef saptırıyor bu bilgileri geçekmiş gibi yayanlar mı yoksa senin veya sizler gibilere karşı durmaya çalışan ve de servis yaptığınız veya ileriki zamanlarda yapacağınız şeyleri önceden karşı istihbarat olarak içene sızamadığınız ve doruları gerçekleri açıklayan kurumu…
TSK bir büyük bir ailedir bu ailede doğan bu ailede ölür, yediğiniz rüşvetlerle genetik yapınız bozulmuş olan aile bireyi bile olsa bir cerrahi operasyonla o bozuk gen yok edilir..
Bu operasyonu adı ise eğitim zayiatı denir…
“Bu “sözde korumacı yaklaşım”la birlikte, gerçekleri bilen ve duyurmak isteyen personel de “korkutma ve sindirme” faaliyetleri ile susturulmaktadır.”
TSK politika yapmaz iş bitirir böyle korkutma yapıyor sindirme yapıyor sözleri hiç TSK uymaz, bunlar asıl hedef saptırmadır..
TSK yapacaksa yapar, yapmayacaksa susar…
Şeref ve haysiyet TSK ana prensibidir…
Yaşamak kadar ölmeği de bilir, korkusu olan TSK’nin arka kapısından bile giremez…
TSK’nin aldığı eğitim ve verdiği eğitim önce personelin korumak sonra saldırmaktır…
Emekli bile olsa personelini unutmayan yegana kurum TSK dır…
TSK’nin en büyük özelliği ihaneti hiç affetmez…
İşte TSK ve sen veya sizler…
Gizlice arkadan vuranları senin veya sizlerin ihanetinizi affetmeyeceği gibi ilerde bunların hesabını vereceğinizi de unutmayın çünkü TSK büyük bir ailedir…
“Bu şekilde birçok olay karşısında “kol kırılır yen içinde kalır” mantığı yürütülmektedir.”
Senin veya sizlerin bu tespitiniz bir yere kadar doğru…
TSK öyle büyük bir kurumdur ki kendi kendini tedavi edecek kapasiteye sahiptir, dışarıdan destek istemez, kısaca ihanet ederek ülkesini satmaz, satanlara yeri geldi mi en etkili biçimde hesabını sorar..
Bu sorgu sırasında kol kırılırsa düzetilir ya kol koparsa ne olur?..
Onu şimdi senin veya sizlerin korktuğu TSK bunu da planlamış ve yürürlüğe sokmak için emir beklemektedir…
İşi dünya barış ülkede barışı korumaya çalışan ve bu uğurda canını kanını veren bu kurumdan tabii ki korkulur, yalnız korkunu ecele faydası yoktur bunu da sen veya sizler unutmayın…
“Cuntanın pisliklerini içerde gizlemek durumunda kalan TSK’nın itibarı ise sürekli zedelenmeye devam etmektedir.”
Bak hala şerefli bir Türk subayı ve senin fikrinde oların Türk kanı taşıdığınıza ikna olmadım, sorarım cuntacı pislikler dediği kurumda niye duruyorsun amacın ve kime hizmet ettiğini bilmeme rağmen delikanlı gibi davranmıyor deliğikanlılar gibi davranıp kendini gizliyorsun niye çıkıp açık açık bunları halkınla paylaşmadın, ve bir ajan muhbir olarak mektupla servis yaptın?..
Siyasete atılmak istiyorsan pisliklerin bunduğu yere gidebilirsin, temiz insanların ve dürüst çalışan hayatını bu millet için adayan kişilerin arasında sana veya sizlere tavsiyem hiç durmamanız çünkü o temiz insanlar ve aileleri seni veya sizleri tükürükle boğarlar…
“Dört kurmay albay”
Kurmay titri nasıl alınır?..
Sen veya sizler bunu bile bilmiyorsunuz, bu titri almak için eğitim gerekir, ve bu eğitim sırasında her türlü temel eğitim verilir, eğitim bitmez askerlik ve emeklilik sefasında bile bir asıl vatansever kurmay subay verilen temel eğitimini teknolojik ve bilinçli yükseltmeye çalışır, bu yükseltme ölümüne kadar sürer…
“Ayrıca; 2007 yılı Eylül ayında dönemin Genelkurmay 2’nci Başkanı Org. ERGİN SAYGUN’un emri gereği, üniversiteden bir kısım akademisyen ve CHP yönetiminden bazı politikacıların desteği ile dönemin Genelkurmay Harekât Başkanı Korg. H. Nusret TAŞDELER’in himayesinde Genelkurmay Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nda şube müdürü olarak görevli kurmay albaylar Dursun ÇİÇEK, Sedat ÖZÜER, İlker Ziya GÖKTAŞ ve Fuat SELVİ tarafından kamuoyunu yönlendirme maksatlı çeşitli belgeler hazırlandığına tanık oldum.”
Aferin sen veya sizler çok akılı Org. ERGİN SAYGUN, üniversiteden bir kısım akademisyen ve CHP yönetiminden bazı politikacılar, Korg. H. Nusret TAŞDELER, kurmay albaylar Dursun ÇİÇEK, Sedat ÖZÜER, İlker Ziya GÖKTAŞ ve Fuat SELVİ aptal…
Maksatlı çeşitli belgeler hazırlandığına tanık olurken onlar senin veya sizlerin tanık olmasına müsaade ettiler ha ha ha…
Buna gülerim Maksatlı belgeler yayınlanırken sen ordaydın ha ha ha..
“Yukarıda isimleri geçen şahıslar, görev alanlarının dışındaki birçok konuyla ilgili olarak hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır.”
Bir asıl vatansever subay yukarıdaki şahıslar diye hitap etmez yukarıdaki komutanlar veya silah arkadaşlarım diye hitap eder sen veya sizler Türk subayı olamazsınız..
Sen veya sizler bazı kişilerden istihbarat olarak bu kişileri teşhis etmiş olacaksınız ki bu komutanların yaptığı görevden rahatsız olduğunuz kesin…
Yine sen veya sizler bu komutanların yanlarına bile yaklaşamadığınız görülüyor…
İşte bu nedenle sen veya sizler bu tür beyanatları medyaya vererek bu komutanlarımızı deşifre ediyorsunuz..
Sana veya sizlere bu bilgileri verenlere ve de bunları yorumsuz sanki geçekmiş gibi çarşaf çarşaf yayınlayanlara yazıklar olsun…
“Bu konuda örnek olması bakımından bahse konu cunta tarafından hazırlanmış bir çalışma EK-B’de sunulmuştur. EK-B’nin altında imza bulunmamasının sebebi evrağın elektronik ortamda gönderilmiş olmasından kaynaklanmaktadır.”
Sen veya sizler kendinizi akılı bizleri aptal zannediyorsunuz ama teknolojiyi sizden daha iyi biliyoruz ve ne yaptığınızı ve ne yapacağınızı önceden biliyoruz…
Burası Türkiye ve başka bir Türkiye’de yok…
Bu hafta başına gelelim size yazımın başında söz ettiğim ve bu konuya bağlı TRT de yapılan ve teknolojiyi kullanıp halkımızın beynini yıkayanlardan bahsedeceğim:
Görsel medyanın Türkiye’de kurucusu ve bir sürü şerefli veya şerefsiz sunucu ve muhabir yetiştiren ilk bizim vergilerimizle oluşan halkımızın sesi olması gereken televizyonumuz bakın ne hale geldi..
Üzülmemek elde değil..
Beni takip edenler bilirler her fikre açığımdır.
Düzgün yazılmış ve söylenmiş fikirleri dinlerim, beğensem de beğenmesem de fikrimi söylemek için herkesi dinlemem gerek olduğunu biliyorum, bakın size ufak bir anımı anlatarak başlamak istiyorum…
Sene 1967 ben 6 yaşındaydım babam o zamanlar parlamento muhabir idi beni bir gün aldı çalıştığı büroya götürmüştü…
Orada bir daktilo ve bir sürü gazete vardı bu benim dikkatimi çekti ve önce daktilo ile oynadın sonra tüm gazeteler bakmıştım…
Zaman geçti 1980 yılına geldik ben 19 yaşında okuyordum siyasi olaylara merakım ve ilgim vardı..
Bir gün OTÜ çıkışında polislerle dalaştım, azım burnum kan içinde eve geldim babam İstanbul’dan eve gelmişti, ben çok şaşırmıştım çünkü babam evde idi, bana sordu “yine ne yaptınız?..” ben “ Yok bir şey bildiri dağıtırken dayak yedim polislerden” dedim, babam bana gülerek sen mi kaleme aldın Cessur” dedi, bende “ ha ben ha arkadaşlarım ne fark edecek dayak yedik işte” dedim…
Babam gülerek “gel elini yüzünü yıkayalım” dedi ve beni banyoya götürdü hem elimi yüzümü yıkadım hem de babamı suçlu gibi dinledim…
“Bak koçum bende 27 Mayısta haber toplarken hukuk fakültesinde dayak yemiştim sebebi şu, polis beni çevirdi elimde yazılı kâğıtlar vardı…
Ben defalarca ben muhabirim gazeteciğim dedim karşıdan gelen cevap iyi ya biz hiç gazeteci dövmedik sende deneme yaparız dediler ve beni hastanelik yaptılar, dua etki sen eve geldin…
Armut dibine düşer, hatırlıyor musun seni iş yerime götürmüştüm ufakken sen nasıl gazetelere bakmıştın o zaman anlamıştım” dedi..
Bende gülerek “neyi anladığını bilmiyorum ama benim anlamadığım bir şey vardı orda niye o kadar gazete vardı orda” gülerek cevap vermişti “ ben yazılarımı yazmadan karşı görüşün yazılarını okurum da ondan benim görüşlerim ileri dönük olur” demişti rahmetli…
Şimdi teknoloji çağındayız ve görsel, işitsel medya ve bunu yanında internet var…
İşte ben ve grubum karınca kararınca internet de ve bazı yazılı basında yazı yazıyoruz, ve Tanzer GÜRSU’nun tavsiyesini diliyoruz karşı görüşü bilmeden yazı yazmamaya dikkat ediyoruz…
İşte öyle bir gün 02.11.2009 sabaha karşı 23:55 arkadaşlar ile birlikte TRT’u açtık orada ENİNE BOYUNA diye bir haber programı vardı 03.11.2009 00:13 sıralarında ki konuşmalar…
Hani siyaset yargıya müdahale etmeyecekti ya.
Geçiniz bir kalem…
Tutukları ekonomik yönden satılmış sözcüleri onlar yerine müdahale ediyor…
Onlara fikir özgürlüğü serbest onlar göre karşı görüşte olan bizlere yasak susturmak mubah…
SETA GENEL KOORDİNATÖRÜ TAHA ÖZHAN’IN sunduğunu yaptığı programda da ülkemizin ve dünya gündemine ait konuları Uzman Konukları ile değerlendiriyormuş bakalım nasıl değerlendirmiş satır aralarında verdiği mesajlar ne imiş..
Uzmanlar herhalde aynı görüşü paylaşmaz diye düşünürken şunu gördüm..
İlk vtr de söylenenler bakın neler söylendi:
Büyük puntolarla önce bu yazıldı: Siyasetin müdahale belgesi
Daha sonra fotoğraflar eşliğinde şunlar söylendi:
“İrtica ile mücadele planı kamuoyunda bilinen adıyla AKP Güleni bitirme planı ilk kez Taraf gazetesinin 12 Haziran 2009 tarihi sayısı ile gündeme geldi…”
Buraya kadar iyi gitti..
“Genelkurmay harekât başkanlığı bilgi destek dairesinde hazırlanan belgede 3. Bilgi destek şube müdürü kurmay Albay Dursun Çiçek’in paraf ve imzası bulunuyor…”
Beyin yıkama işlevi buradan başlıyor çünkü yargı aşamasındaki bir olgu böyle verilirse bu psikolojik istihbaratın hazırladığı bir metin ile karşı karşıya halkımızın bırakıldığını rahat rahat söylerim...
??
“Ve haberde belge ait fotokopiler yer alıyordu, Taraf gazetesini haberi üzerine Genelkurmay başkanlığını emri ile aynı gün Askeri savcılık tarafından olayla ilgili soruşturma başlatıldı, ancak Askeri savcılık belgenin sahte olduğunu belirti ve doğruluğu ortay konulamayan belgeyi üreten ve sızdıranla ve yayınlayanlar hakkında gerekli soruşturmanın yapılması amacıyla dosyayı İstanbul Başsavcılığına gönderdi, Askeri savcılık topu sivil yargıya atarak sahte belge üretenler bulunup yargılansın diyordu…”
Evet, bu bölümde de askeri savcılıkla sivil savcılığı bilgi ve beceri yönünde küçük düşürücü bir metin görüyoruz, çünkü asker ve sivil yargı tartışılırken sivil yargının daha önde olduğu vurgulanıyordu amaç Ergenekon davasındaki sivil yargılamayı desteklemekti, hatırlarsanız emekli komutanlarda Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanmıştı, bu tutuklamalara tepkileri azaltmak amacı ile bu tezgah kurulduğu kanaatini taşıyorum, çünkü ilerde olacak dalgalarda sivil yargı ne yapıyorsa doğru yapıyor imajı da beyinlere böylelikle kazınması ön görülen bir metin olduğunu kabul edebiliriz…
“Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ 26 Haziran 2009 düzenlediği basın toplantısında şu ifadeleri kullandı “Şu anda elimizde olan Hukuki anlamda bir kâğıt parsıdır. Bu durumda bu gün biz bu kağıt parçasının birileri tarafından TSK’yı yıpratma ve karalama amacıyla hazırlandığını değerlendirmekteyiz. Bu kağıt parçasının kimler tarafından ne amaçla hazırlandığının ortaya çıkarılması görevinin ise devletin istihbarat birimleri ile yargı organlarına düştüğünü bildiriyor ve bunu istiyoruz.”
Burada ise devlet televizyonu yolu ile Genelkurmay başkanını küçük düşürme tezgahının hazırladığı bir aşikardır, bu yolla hem TSK hem de başında bulunan en üst düzeydeki komutanlara güvenmemeyi açık olmasa da beyin yıkama yolu ile dış istihbarat ve iç istihbarat olanakları kullanarak bu metin psikolojik istihbaratın halka yaptığı baskının bir göstergesi olarak bu metin yazılıp yayınlanmıştır bence…
“Kumu oyunun aklı karıştı ve başka soru işaretleri de vardı, Albay Dursun Çiçek askeri savcılığa verdiği ifadesinde yıllardır kullandığı imzayı değil farklı bir imza atmayı tercih etmişti, örgüt üyeliği iddiası ile tutuklanan Çiçek hasdal askeri cezaevine konulması üzerinden 24 saat geçmeden avukatlarının itirazı üzerine tahliye edildi, bu sırada belgenin birileri tarafından üretilip ofise bırakıldığı iddiaları polisin kamara görüntüleri ile yalanlandı…”
Yalan üzerine yalan bakın olayla ilgisi olmayacak ama aylardır başka bir konuyu tartışan Türkiye vardı oda gündemi değiştirmek için kullanılan Münevver Karabulut Cinayeti orada da bu teknoloji sorgulandı kamera görüntüleri…
Yeniden konumuza bakalım…
Hani yargısız infaz olayını gündeme getirenler şimdi sizce dostlar devlet yolu ile yargısız infaz yapmıyorlar mı?...
Halkın kafası yıkanırken daha fazla olgu ile devamlı bir kurumu suçlayıcı metinler ortaya çıkmıyor mu, yukarıdaki satırlarımda anlattığım gibi fikir için nefsi müdafaa yok mu?…
Aklı karışan kamu oyunun psikolojik baskı unsurlarından bir olan görsel medya ile bu tür metinler yayınlanıyor…
Dahası da var…
??
Ve bugün Türkiye vatansever subaylar rumuzu ile sivil savcılığa gelen bir mektubu konuşuyor buna göre belge geçek imza ıslak ve var olan diğer deliler genelkurmay karargâhındaki bilgisayarlardan silindi…
Evet, vatansever subaylar rumuzu yazan bir devleti kullanan uşak, yazdıran birden fazla devletin içine sızmış ve konuşan uşaklar, bir taraftarda bulunan ve bunları açıkça reklamını yapan TRT bunun sebebini yukarıda anlattım ve bu vatansever sözcüğü sanki diğer subaylar vatanını sevmiyor anlamında TRT ekranlarında ima yolu ile söyleyenler…
Genelkurmay başkanı Başbuğ’a yanıltıcı bilgi verilerek kağıt parçası açıklaması yapması sağlandı, medyada dünya tersine dönse bir araya gelmeyecek kalemler konu üzerinde tam mutabakat sergiledi…
İşte şimdide karargah içinde oluşan hiyerarşik yapıyı sarmaya yönelik asimetrik psikolojik istihbarat oyunlarını TRT ekranlarından yapmak için hazırlanan programda Oktay EKŞİ, Ertuğrul ÖZKÖK, Hikmet ÇETİNKAYA, Fatih ALTAYLI, Fikret BİLA, gibi yazarların yazılarından bazen tamamı bazen yazıların arasından seçtikleri bölümleri örnekler vererek yayına başlayan şerefli vatansever bizim paralarımızla başkalarına uşaklık eden TRT…
Dostlarım,
İşte sizlere demek istediğim şimdilik bunlar, yazı, fikir, düşünce, söylem bakın kimler tarafından ne şekilde çekilip yönelme yolu ile halkımıza TRT tarafından veriliyor…
Bir sonraki ki yazımda uzman kişiler ile yayın yaptıklarını söyleyen TRT kurumunun bu yayındaki uzman konuklarının konuşmalarını beraberce irdelemeye çalışacağız, bu kişiler Cüneyt ÜLSEVER. Ali BAYRAMOĞLU, Nazlı ILICAK, Hatem ETE, olacak bakalım dört uzam neler demiş, yanılmıyorsam 09.11.2009 da bu akşam yeni bir projeleri var ENİNE BOYUNA programının…
09 Kasım 2009 şimdide ve yarın açılım için yeni bir senaryo yolda, ilk aşama Atatürk’ü kullanmak ve iktidar ve muhalefet sayınları yarın kavga etmelerini sağlamak, ek yardımcı senaryo olanları göstermemek için domuz gribi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder